Kuran’da kıyametin belirsiz bir tarihte kopacağı kesindir ama mevcut inanca göre Mehdimesih konusunda pek bir şey yoktur. Yoktur diyorum ama aslında çok şeyler var. Bana göre Kuran üç ayrı sembol içinde Mehdiyi gizlemiştir.

İlk olarak –her ne kadar çok farklı bir yorum yapılıyorsa da- bence Hadid 25 ayetindeki “Hadid” (Demir) Mehdi’yi anlatıyor. Burada mehdinin karakteri ve yapacağı işle ilgili bilgi var.

 

Hadid 25 And olsun ki peygamberlerimizi belgelerle gönderdik; insanların doğru (adaletli) hareket etmeleri için peygamberlere kitap ve ölçü indirdik; pek sert olan ve insanlara birçok faydası bulunan demiri de indirdik. Bu, Allah’ın dinine ve peygamberlerine görmeksizin yardım edenleri meydana çıkarması içindir. Doğrusu Allah kuvvetlidir, güçlüdür.(Diyanet)

Öncelikle tefsircilerin verdiği anlamı düşünürsek çok saçma bir açıklama yaptıkları ortadadır. Bazıları “demir dünyaya gökten indirildi” anlamına geldiğini düşünmektedirler ve zamanı geldiğinde o demirle kılıç, tank, tüfek ya da başka bir şey yapılacak ve böylece peygambere yardım edenler açığa çıkacak anlamında olduğunu anlattığını düşünmektedir. Bu tür tefsir çok sorunludur ve sanırım başka açıklama bulunamaması sebebiyle kabul görmektedir. Ayeti böyle anlayanların yazdıklarına nette çokça itiraz vardır. Özellikle Kuran’ın insan yazımı olduğunu savunanların eline koz verilmektedir.

Benim düşünceme göre Deccal, İsa, Mehdi birer dönem adıdır. Gizlemek için kişiselleştirilmiştir. Göreceğimiz gibi Kuran bu konuda ciddi bilgiler vermektedir. Elbette tüm bu dönemler birileri tarafından organize edilecektir. Ve bu ekibi bir araya getirecek bir kişi olabilir. Ona; Mehdi ya da Mesih denilebilir. Fakat o kişi hem deccal döneminin sonunu, hem İsa dönemini hem de altınçağ dönemini yönlendirecektir. Bu dönemlerin hepsi mehdiyet döneminin bölümleridir. Mehdi, dünyada herhangi bir dini hâkim kılmayacaktır. Oluşacak ekip insanlığı kıyamete hazırlamakla görevli olacaktır. Ve gerçek bilgiyle hareket edeceklerdir. Tahminim Mehdinin diğer görevlileri de bir araya toplayacağı yönündedir ama aslında durum tam öyle olmayabilir. Yani kıyamette görevli olanlar birbirlerinden habersiz kendi görevlerini yapıyor olabilirler. O zaman bir liderleri olmaz. Fakat en azından insanların içlerinden birini tanıyacak olduğu yönündedir. Çünkü ayette Demir; “peygamberlerine görmeksizin yardım edenleri meydana çıkarması içindir” demektedir. En azından Demir ötekiler tarafından da tanınacaktır.

Öncelikle ayette geçen “demir” ne anlama gelmektedir, onu araştıralım. Bunun için Kuran’ın sunduğu bir çözüm var. Bir kelimenin anlamı açık değilse, başka ayetlerdeki kullanımına bakmak gerekir. Kelimeye verilen anlam tüm ayetlerde anlam bütünlüğünü sağlamalıdır.

Yaptığım araştırmada karşıma çıkan hemen her demir kelimesi metal olan demiri çağrıştırıyordu. Fakat Sebe 10 ayeti çok başka şeyler söylediği belli idi.

 

Sebe 10 Andolsun ki, biz Davud’a tarafımızdan bir fazilet verdik. “Ey dağlar! Onunla beraber tesbih edin.” dedik ve bunu kuşlara da (emrettik) ve ona demiri yumuşattık.

Ayette Davut peygambere bazı ayrıcalıklar tanındığı söyleniyordu ama “ona demiri yumuşattık” söylemi belirgin bir anlam vermiyordu. Demir işlemeyi Davut peygamber bulmadığına göre verilen faziletin bu işle bir ilgisi olmalıydı. Daha sonra değerli bir dostumdan çözüm geldi. Bana attığı mesajı aynen alıyorum.

 

Kaf suresi 20-21 ve 22.ayetleri meallerini okuduğumda çok ilginç veri ve bilgiyle karşılaştım

20-وَنُفِخَ فِي الصُّورِ ذَلِكَ يَوْمُ الْوَعِيدِ

21-وَجَاءتْ كُلُّ نَفْسٍ مَّعَهَا سَائِقٌ وَشَهِيدٌ

22-لَقَدْ كُنتَ فِي غَفْلَةٍ مِّنْ هَذَا فَكَشَفْنَا عَنكَ غِطَاءكَ فَبَصَرُكَ الْيَوْمَ حَدِيدٌ

20-Sur’a üfürülmüştür, işte va’d edilen gün budur

21-Her nefis beraberinde sevk eden ve şahitle gelir

22-Sen kesinlikle bundan gaflette idin (bilmiyordun), şimdi perdeni senden açtık (kaldırdık), işte artık görüşün (demir gibi-HADİD) keskindir.

Özellikle son ayet olan 22. ayette “işte görüşün keskindir” derken Hadid (demir) kelimesi kullanılarak demire atıf yapmıştır. Birçokları bunun keskin anlamına geldiğini söyleyecektir ve meallerde de böyle fakat Arapçada keskin anlamına gelen حاد (HAAD) kullanılmayarak ilgiyi demire çektiği çok belli. Üstelik aynı ayette perdenin kaldırılmasından bahsederek her şeyin ayan beyan bilineceğine ve görüşün de demir gibi olacağını vurgulamıştır. Ben açıkçası bunun bir tesadüf olduğunu düşünmüyorum. Bilakis sizin demir konusunda ortaya attığınız teori ya da iddianızı gayet destekleyen bir ifade şekli olarak yorumluyorum.

Kaf 22 ayetinde “demir” kelimesi detaylı açıklanmaktadır. Ayet kıyametteki bir kişinin gaflet içindeyken perdesinin kalkarak görüşünün keskinleşeceğini belirtmektedir. Bu durumda Sebe 10 ayetinde “demiri yumuşattık” derken, Davut’un da perdesinin bir miktar aralandığını anlatmaktadır. Zaten ayette “tarafımızdan fazilet verdik” deyimi de durumu destekliyor. Bu fazilet sonucu dağlar ve kuşlarla ilgili ayrıcalıklar kazandığı anlaşılmaktadır. Buradaki Davut’un tarihteki Davut Peygamber olduğu düşünülüyor ama bana göre bu Davut, Davut peygamber kişiliği içine saklanan başkasıdır. Kuran’da Süleyman peygambere bazı özellikler verildiği anlatılır. Cinlere, Kuşlara, rüzgâra hükmettiği anlatılır. Eğer ayette Süleyman peygamberden bahsediyor olsaydı fazileti anlayabilirdik. Oysa Davut peygambere tapınağın yapılması bile reva görülmemiştir. Anladığım kadarıyla Kuran’da iki ayrı Davut’tan bahsetmektedir. Biri bildiğimiz İsrailoğullarının peygamberi yani Süleyman Peygamberin babası, diğerini biraz sonra göreceğiz.

Hadid 25 ayetine dönersek: Peygamberlerin özellikleri anlatıldıktan sonra demirin indirildiği söylenmektedir. Demek ki bu peygamber özelliklerinden demir denen neyse onda da olmalıdır. Ayrıca bu demir peygamberleri görmedikleri halde yardım edenleri meydana çıkarmalıdır. Hem de Kaf 22 ayetindeki anlamı da göz önüne alınca demir bana MEHDİ’yi çağrıştırmıştır. Peygamberlerin olmayacağı bir dönemde görüşü keskin (uyanmış) olan kişi ancak mehdi olabilir. Zaten sözlü gelenekte mehdinin pek çok özelliği anlatılmaktadır ve hepsi bu demir kelimesiyle örtüşmektedir. Demir kelimesinin seçilmesinde ayrıca “demir gibi bir karakter” vurgusunun da olduğunu düşünmekteyim. Yani “demir” kelimesi özellikle seçilmiştir. Zaten Kaf 22 ayetindeki anlam her üç ayete de mantıklı bir açıklama getirmektedir. Yani Kaf 22 ayeti olmadan ne hadid 25, nede sebe 10 ayetini anlamlandıramıyoruz. Zaten tefsircilerde anlamadıkları için olmadık yorumlar yapmak durumunda kalmışlardır.

Şimdiye kadar anlattıklarım Hadislerle de desteklenmektedir. Şimdi de hadislere dayalı Mehdi anlatımının bu mantıkla uyumunu inceleyelim.

 

Hz. Mehdi’ye aralarında kadınların da bulunduğu 314 kişi biat edecektir.(El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 25)

Aralarında kadınların da bulunduğu 314 kişilik bir grup oluştururlar. Onlar her zalime galip gelirler. Onların kalpleri demir gibidir ve onlar gündüz arslan, gece de abiddirler. Ne evvelkiler, ne de sonrakiler fedakârlıkta onlara yetişemez. (Ukayli “En-Necmu’s-sakıb fi Beyanı Enne’l Mehdi min Evladı Ali b. Ebi Talib Ale’t-Temam ve’l kamal”)

Ayette belirtilen “yardım edenleri meydana çıkarması içindir” sözü hadislerde anlatılanlarla tam örtüşmektedir. Ayrıca hadiste de demir karaktere vurgu vardır. Hatta insanlara yardım edecek olanların miktarı belirtilmiştir. Yedi milyar insana boyut atlatacak olanların bu kadar az alması ilginç bir durumdur.

 

Haris bin Muğayre-i Nasrı der ki: İmam caferi sadık aleyhisselam’a “İmam (Hz. Mehdi (a.s.)) ne ile tanınır?” diye arzedince şöyle buyurdu: 

HEYBET VE VAKAR İLE.

“Başka ne ile tanınır?” 

Ayrıca helal ve haram ile, HALKIN ONA OLAN İHTİYACI İLE VE ONUN HİÇKİMSEYE MUHTAÇ OLMAMASINDAN tanınır, onun yanında Resulüllah’ın silahı bulunur. 

Bu hadiste de üç önemli ipucu var.

İlki; Mehdi’nin “heybet ve vakarlı” olacağı… Bu söylem “demir karakteriyle” örtüşen bir durumdur.

İkincisi; insanlığın ona ihtiyacının olmasıdır. Buda ayetteki “insanlara birçok faydası” olması durumuyla ve şu anda insanlığın kurtarıcı beklentisiyle örtüşmektedir.

Üçüncüsü; ise “Peygamberin silahına sahip olacağı” düşüncesidir ki! Peygamberin kılıcı, Kuran‘dır. Mehdi de Kuran’ı kendisine rehber yapacak ama onun yorumları mevcut inançla pek örtüşmeyecektir. O Kuran’da kimsenin görmediklerini görecektir.

Benim düşünceme göre Mehdinin üç görevi olacaktır. İlki bizleri kıyamete hazırlamak, ikincisi bizden bedensiz yaşama geçemeyecekleri altın çağda eğitime almak, üçüncüsü Âdemoğlundan sonraki dünyanın halifesini yetiştirmek. Yani Mehdi biz ve bizden sonraki bir dönemin organizasyonunu yapacak. Bizim dönem bir çağ ise, bizden sonrakiler başka bir çağ insanı olacak. Yani mehdi iki dönemin organizatörü olacak. Bu durum size bir şey çağrıştırıyor mu bilmem ama bana Kuran’daki Zülkarneyn’i hatırlatıyor. Yani Kuran Zülkarneyn kıstası içinde mehdinin yapacağı işleri anlatmış. Zülkarneyn konusunu buradan okuyabilirsiniz.

Kuran’ın mehdiyi anlattığı önemli bir ayet gurubu daha var. Hadis desteğiyle bu ayetleri de inceleyelim. Bakara 246-251 ayetleri bize güzel bilgiler sunmaktadır. Bu ayetleri doğru anlayabilmek için önce kullanılan sembolleri anlamak gerekir.

İsrailoğulları=İnsanlık (Kuran’ı bilenler Kuran’ın büyük bir kısmında İsrailoğulları ile ilgili konuları işlediğini bilirler. Sanki Kuran İsrailoğulları üzerine şekillenmiş gibidir. Bunun nedeni Kuran’ın seçtiği anlatım tarzıdır. Musa’nın göçü de tamamen insanlığın göçüdür.)

Davut=Mehdi

Talut=İsa dönemi

Calut=Deccaliyet dönemi

Nehir=Para, Maddiyat

 

BAKARA   246 – Baksana, İsrail oğullarının Musa’dan sonra ileri gelenlerine! Hani onlar, bir peygamberlerine: “Bize bir kumandan gönder de Allah yolunda savaşalım…” dediler. O da: “Size savaş farz kılınırsa, acaba yapmamazlık eder misiniz?” dedi. Onlar: “Bize ne oldu da yurtlarımızdan çıkarıldığımız ve çocuklarımızdan ayrıldığımız halde Allah yolunda savaşmayalım?” dediler. Bunun üzerine savaş kendilerine farz kılınınca da onlardan pek azı hariç, yüz çevirdiler. Ama Allah, o zalimleri bilir.  

Bakara 246’dan başlarsak: Öncelikle anlatılan olayların Musa’dan sonra bir dönemde insanların bir komutan (kurtarıcı) istediklerini anlıyoruz. Fakat Davut peygamber zamanında İsrailoğulları ne yurtlarından çıkmışlardı ne de komutan istediler. Zaten ikisinin da en iyisine sahiptiler. Yani bu dönem Davut ismi geçiyor diye Davut peygamber zamanında geçen bir durum değildir. Ben şu anda insanlığın içinde yaşadığı dönemi anlattığını düşünüyorum. Şu anda dünyada muazzam bir kurtarıcı beklentisi vardır. Hristiyan ve Museviler Mesih’i, Müslümanlar Mehdi’yi, Hindular Avatar’ı, Budistler Maitreya’yı ve diğer tüm inançlar bir kurtarıcıyı beklemektedir. Özellikle Tanrıyı kıyamete zorlamak gibi bir düşüncenin bile oluştuğunu bilmek durumun ne kadar gündem olduğunu ve ayete uyduğunu görebiliyoruz.

Kuran’ın kullandığı üslup gereği; geleceği, geçmiş gibi anlatmayı da içermektedir. Onun için bu ayetler tam olarak günümüzü anlatmaktadır. Tüm dünya bir kurtarıcı bekliyor olmasına rağmen ayetten anladığım ona çok az insanın yardım edeceğidir. Bu durumu yukarıdaki hadislerden de anlayabiliyoruz. Mehdi ve arkadaşları 300 civarı kişi olacaktır.

 

BAKARA   247 – Peygamberleri onlara: “Allah, size hükümdar olmak üzere Talût’u gönderdi.” demişti. Onlar: “Ona bizim üzerimize hükümdar olmak nereden geldi? Oysa hükümdarlığa biz ondan daha lâyıkız, ona maldan bir genişlik, bir bolluk da verilmemiştir.” dediler. Peygamberleri de “Onu sizin başınıza Allah seçmiş ve ona bilgi ve vücut bakımından bir güç, bir genişlik vermiştir.” dedi. Hem Allah, mülkünü dilediğine verir. Allah’ın rahmeti geniştir, o her şeyi bilir.

Bakara 247’de kral olarak Talut’un gönderildiği söylenmektedir. Fakat insanlığın onu beğenmediği anlaşılmaktadır. Aslında burada insanlıktan çok gelişmiş ülkelerin bu duruma sıcak bakmayacağını anlamak gerekir. Çünkü onların sömürü düzenlerinin sonu geleceği için durumdan hoşnut olmayacaklar. Çünkü Talut, İsa dönemidir. İsa dönemi barış ve huzurun tesis edildiği dönem olacaktır. İsa peygamberin geri geleceği şeklindeki inanç doğru değildir. Geri gelecek olan onun barış mesajı olacaktır. “Yanağına tokat vurana diğer yanağını da çevir” mantığı hâkim olacaktır. Haksızlıkların, israfın ve aç gözlülüğün önüne geçileceği için zenginlerin pek hoşlanmayacağı bir dönem olacak. Fakat Mehdi özel yeteneklere sahip olduğu için kimse itiraz edemeyecektir.

BAKARA   248 – Peygamberleri, onlara şunu da söylemişti: Haberiniz olsun, Onun hükümdarlığının alâmeti, size o tabutun gelmesi olacaktır ki onda Rabbinizden bir sekine (sükûnet, gönül rahatlığı), Musa ve Harun ailelerinin bıraktıklarından bir bakiyye (kalıntı) vardır. Onu melekler getirecektir. Eğer iman etmiş kimselerden iseniz, bunda sizin için kesin bir ibret, bir alâmet vardır.

Bakara 248’de İsa döneminin ne zaman başlayacağını görebiliyoruz. Mehdi, Ahit Sandığını (Talut’un hükümdarlığının alameti) bulduğunda –ya da dünyaya ilan edildiğinde- dönem başlayacaktır. Bu sayede dünyada sekine (sükûnet, gönül rahatlığı, barış ve huzur) olacaktır. Ve bu ayetten Mehdinin hâlâ geçerliliği devam eden iki önemli bakiye elde edeceğini anlıyoruz. Bana göre bu bakiyeler, iki kütüphaneye giriş bilgileri olacaktır. Musa Mısır’daki, Harun Tibet’teki kütüphanenin şifrelerini içermektedir.

Kuran tefsircileri bu hikayenin 1. Samuel 1-28‘de anlatılan Saul’un kral ilan edilmesinin hikâyesinden kaynaklandığını düşünmektedirler. Oysa bu hikaye Tevrat’taki bilgilerin baz alınabileceği şekilde dizayn edilmiştir. Yani Kuran’da mehdinin gizlenebilmesi için yakıştırılmıştır. Elbette aynı hikaye olmadığının açık delilleri de konulmuştur. Örneğin Bakara 246’da “Bize ne oldu da yurtlarımızdan çıkarıldığımız ve çocuklarımızdan ayrıldığımız halde” denilmektedir. Oysa İsrail oğulları, o dönemde ne yurtlarından çıkarılmışlardı ne de çocuklarından ayrılmışlardı. Bu durum günümüzdeki durumu yansıtmaktadır. Günümüzde İsrail oğulları bir devlet kurmuş olmalarına rağmen çoğunluğu dünyanın her tarafına dağılmış durumdadır.

Başka bir örnek ise Bakara 248’deki ahit sandığını kastederek “Onu melekler getirecektir” demektedir. Geçmişte sandık melekler tarafından taşındığına dair bir işaret yoktur. Tevrat’a göre Filistin beyleri karar verip göndermiştir. Kuran ise meleklerin getireceğini söylemektedir. Bu iki durum olayın henüz gerçekleşmediğinin işaretidir.

Bu durum:

 

“Ona Mehdi denilmesinin nedeni, gizli olan bir şeyin yolunu göstermesidir. Antakya denilen bir yerden Tabut’u (kutsal emanetler sandığını) ortaya çıkaracaktır.” (Suyuti, el- Havi li’l Feteva, II. 82)

“Mehdi, Rumlarla savaşmak için bir ordu gönderir. Onun fıkıh bilgisi on aliminkine bedeldir. O, Tabut-u Sekineyi de Antakya mağarasından çıkarır.” (Naim bin Hammad, Kitab-ül Fiten)

Hadisleri tarafından da desteklenmektedir.

 

BAKARA   249 – Talut, ordu ile hareket edince dedi ki: “Allah sizi mutlaka bir nehirle imtihan edecek. Kim ondan içerse, benden değildir. Kim de onu tatmazsa, işte o bendendir. Ancak eliyle bir avuç alan başka (bu kadarına ruhsat vardır).” Derken içlerinden pek azı hariç, hepsi de varır varmaz ondan içtiler. Talut ve beraberindeki iman eden kimseler nehri geçtiklerinde. “Bizim bugün, Calut ile ordusuna karşı duracak gücümüz yok.” dediler. Allah’a kavuşacaklarına inanıp, bilenler ise şu cevabı verdiler: “Nice az topluluklar, Allah’ın izniyle nice çok topluluklara galip gelmişlerdir. Allah, sabırlılarla beraberdir.”

Bu ayetteki hikaye de Tevrat’la örtüşmez. Oysa burada dünyada yaşanan sistem anlatılmaktadır. Bakara 249’da Deccalyetin tam bir tanımı vardır. Nehrin para olduğunu düşündüğümüzde geçilen nehrin de materyalizm olduğunu anlamaktayız. Pek az kişi hariç hemen herkes deccaliyetin içinde yaşamaktadır ve tek gerçek olarak onu görmektedir. Oysa ayette bir avuç suya izin verilmiştir. Yani insanın, geçimlik kadarını elde etmesine cevaz verilmektedir. Fakat insanlık, tek gerçek olarak parayı gördüğü için çok az insan geçimlik kadarıyla yetinecektir. İçinde bulunulan sistem deccaliyet dönemi olduğu için kimsenin maddiyata karşı durmaya gücü yetmez. Herkes ona uymak durumundadır. Calut deccaliyeti sembolize eder ve bu gün tüm dünyada hâkim durumdadır.

Bu durum hadislerle de desteklenmektedir. “Deccal rüzgârın yönlendirdiği yağmur gibidir. Deccal bir kavme gelir, onları davet eder. Onlar da davetine icabet edip ona iman ederler. Bunun üzerine Deccal semaya emreder onlara yağmur yağdırır, yere emreder onlara nebatat bitirir. O kavmin otlağa çıkmış hayvanları akşam olunca zirveleri en yüksek, böğürleri daha geniş ve memeleri sütten dopdolu olarak dönerler.” anlatımı bu gün deccaliyete tam olarak uyan batının refahını anlatmaktadır. Deccalin “ben sizin rabbinizim” dediği hadisinden de, insanlığın paraya taptığını anlayabiliyoruz.

 

BAKARA   250 – Calut ve ordusuna karşı savaş meydanına çıktıkları zaman da şöyle dediler: “Ey Rabbimiz! Üzerlerimize sabır dök, ayaklarımızı sabit tut ve kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et!

BAKARA   251 – Derken, Allah’ın izniyle onları tamamen bozdular. Davud, Calut’u öldürdü ve Allah, kendisine hükümdarlık ve hikmet verdi ve ona dilediği şeylerden de öğretti. Eğer Allah’ın, insanları birbirleriyle savması olmasaydı, yeryüzü mutlaka bozulur giderdi. Fakat Allah, bütün âlemlere karşı büyük bir lütuf sahibidir.

Bakara 250-251’de çok güçlü olan deccaliyetin yenileceği söylenmektedir. Mehdi deccaliyeti (Calut’u) yenerek İsa dönemini başlatacak ve sonrasında kıyamet yaşanacaktır. Bu durum “İsa gökten inecek, Deccalı öldürecek veya Hz. Mehdî’nin Deccalı öldürmesine yardım edecek” hadisiyle desteklenmektedir.

Ayetteki önemli bir ayrıntı da Allah’ın insanları yönlendirmek için yine insanları kullandığı söylemidir. Yani Allah “Ol” diyerek işleri halletmiyor. Bu durum benim “Allah”; evrenin yazılımının adıdır ve gerekli bilgileri evrene yayınlamaktadır savımı desteklemektedir. Bence Mehdi ve arkadaşları, yeterli frekansa ulaşmış kişi olarak evrenin yayınladığı bilgileri işleyebilecek kişiler olacaktır. Tıpkı Einstein gibi bilgileri sezgiyle alacaklardır. Yeterli frekansa gelen biri ya da birileri bizden öncekilerin bıraktıkları ahit sandığı ve kütüphanelere ulaşarak sistemin şifrelerini ya da sembollerini çözecek ve insanlığı bedensiz yaşama götürecektir. Yani Arşı taşıyanlar ile Yüksek Melekler Topluluğu (YMT), Allah programının gereklerini yapmamızı sağlayarak boyut atlamamızı sağlayacaklardır.

Tekrar olacak ama Mehdi, çok az kişiyle deccaliyete son verecektir. Onun için çok önemli desteğe ihtiyacı olacaktır. İşte bu desteğin en önemlisinin “bilgi” olduğunu anlayabiliyoruz. Fakat bu bilgilerin en önemlileri kütüphanelerden gelecektir. Mehdiye yapılan yardım ise bu kütüphaneleri açmasını sağlamak olacaktır. Bunun için önce ahit sandığını bulacaktır. Onun içindeki şifreler ile kütüphaneleri açabilecektir. Ahit sandığını bulmasına yarayan ipucu Sebe 10Andolsun ki, biz Davud’a tarafımızdan bir fazilet verdik. “Ey dağlar! Onunla beraber tesbih edin.” dedik ve bunu kuşlara da (emrettik) ve ona demiri yumuşattık. ayetinde gizli olabilir. Çünkü Davud’a verilen fazilet ile birlikte dağlar ve kuşların da bir ilişkisi vardır. Buradaki dağlar ile Hatay’daki Musa dağının bir bağı olması muhtemeldir ama kuşların bu işle bağlantısını hiç anlamadım.

Bu durum “Mehdi çıktığı zaman, Ehli Kehf’e gidip selam verince, Allah onları diriltecek ve Mehdi’nin yanında yerlerini alacaklardır. Daha sonra yattıkları yere dönüp kıyamete kadar da kalkmazlar. (Kitabul Burhan, VI. Bölüm)” hadisiyle desteklenmektedir. Bu hadisteki Ehli Kehf’in kütüphaneleri sembolize ettiğini buradaki makalemden okuyabilirsiniz.

 

Kehf 25 Onlar, mağaralarında üçyüz yıl kadar kaldılar ve dokuz yıl da buna ilave etmişlerdir.

Bu ayetten kütüphanelerin 300 yıl hiç açılmadığını anlayabiliyoruz. Mehdi kütüphaneleri açtıktan sonra 9 yıl onları insanlığa açacak şekle getireceğini anlayabiliyoruz. Bu durumu; “Al-i Muhammed’in Kaim’inin (HZ. Mehdi’nin) iki gaybeti (kayıp dönemi) vardır. Birisi diğerinden daha uzundur…” (Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani s. 199) hadisi de desteklemektedir. Bu hadise göre mehdinin iki kayıp dönemi olacaktır. Birinin bu 9 yıl olacağı bellidir. Diğerinin ise Ahit sandığını aradığı yada onu anlamaya harcayacağı süre olabilir.

Bu durumlar yaşandığında Kuran’ın dünyada ciddiye alınmasına sebep olacak ve Sad 87 ayeti fiili olarak hayata geçmiş olacaktır.

 

Sad 87 O Kuran, bütün âlemler için bir zikir, bir öğüttür.

O zaman Kuranın insanlığı kıyamete hazırlamak için gönderildiği tam olarak anlaşılacaktır.

Bunların haricinde Kuran’da dolaylı olarak Mehdi’ye hitap ettiğini düşündüğüm Müddesir1. Ey örtüsüne bürünen! 2. Kalk artık uyar. 3. Sadece Rabbini yücelt. 4. Elbiseni temizle. 5. Pislikten sakın. 6. Yaptığını çok görerek başa kakma. 7. Rabbin için sabret. 8. O sûra üflendiği zaman, 9. İşte o gün pek zorlu bir gündür. 10. Kâfirler için hiç kolay değildir. Suresi var. O surede Kuran, Mehdiye sesleniyor. Onu göreve çağırıyor. Bu sure Peygamber için indirildiği düşünülüyor olmasına rağmen Müddesir 8 ayeti “o sura üflendiği zaman” diyerek kıyamette mehdinin hazır olması için uyarıldığını anlayabiliyoruz. Mehdi bu ayetin kendisine hitap ettiğini anlayacaktır. Çünkü Sura üflendiği zaman peygamber çoktan ölmüş olacaktır. Zaten Kuran, Müzzemmil1. Ey örtünen! 2. Gecenin birazı hariç olmak üzere geceleyin kalk. 3. Gecenin yarısında kalk, yahut yarısından biraz eksilt. 4. Veya bunu artır ve ağır ağır Kur’ân oku. 5. Doğrusu biz, senin üzerine ağır bir söz bırakacağız. suresinde peygambere hitap etmektedir. Müddesir11. Tek olarak yarattığım o kimseyi bana bırak. 12. Hem ona bol servet verdim. 13. Hem göz önünde oğullar verdim. 14. Hem ona büyük imkânlar sağladım. 15. Sonra da şiddetle arzu eder ki daha da artırayım. 16. Hayır, çünkü o bizim âyetlerimize karşı bir inatçı kesildi. 17. Ben onu dimdik bir yokuşa sardıracağım. 18. Çünkü o bir düşündü, ölçtü, biçti. 19. Kahrolası nasıl da ölçtü, biçti. 20. Yine kahrolası, nasıl ölçtü biçti. 21. Sonra baktı. 22. Sonra kaşını çattı, surat astı. 23. Sonra arkasını döndü ve büyüklük tasladı. 24. ‘Bu, dedi, başka değil öğretilegelen bir sihirdir.’ 25. ‘Bu, sadece bir insan sözüdür.’ 26. Ben onu Sekar’a sokacağım. suresinde peygambere hitap ettiğini belirten bir ipucu yoktur. Aksine deccaliyet (bu günkü materyalist sistem) zihniyetinin hâkim olduğunu anlatarak sistemin sonunun geldiğini söylemektedir. Bilimin yükseldiğini, ölçünün, bilginin arttığını, bu yüzden maneviyattan uzaklaşıldığını söylemekte ve bu sisteme uyan insanlığın (Tek olarak yarattığım o kimseyi bana bırak” dediği tüm insanlıktır.) Sekar’a atılacağını  söylemektedir. Sekar, insanlığın bedensiz olarak yaşayacağı sistemdir. Yani Sekar “cehennem” kelimesiyle semboleştirilmiş olan, öte dünyanın kendisidir. Ve bu ortam, tamamen enerji ortamıdır.

Müddesir 11Tek olarak yarattığım o kimseyi bana bırak. ayetinde bahsettiği “Tek olarak yarattığım o kimse” önemli bir ipucu içermektedir. İnsanlığın yapay zekâ olduğunu iddia etmekteyim. Yani tüm insanlığın tek bir yapay zekânın kopyaları olduğunu söylemekteyim. Ayette tüm insanlıktan tek kişi olarak bahsetmesi bu yüzdendir. Yapay zeka ile ilgili makalemi buradan okuyabilirsiniz.

Çevremize baktığımızda dünyasal işlerle öylesine meşgulüz ki! İnsanlığın uyanacak olmasına ihtimal veremiyoruz. Nereden okuduğumu hatırlamadığım ama sevdiğim bir söz var, durumu çok net açıklıyor. “Tv’de İsa peygamber olsa ‘dizim kaçıyor’ diyerek kanal değiştirecek insanlar var”. İşte bu kadar dünyaya bağlanmış birini dahi gaflet uykusundan uyandıracak bir yöntemle insanlık  uyandırılacaktır. Tahminim, Atlantislilerden bize kalan kütüphaneleri açtığımızda dünyada bir şok dalgası olacaktır. Sur’a üfleme bu sok dalgasının adıdır. Bu haber öyle hızla yayılacaktır ki duymayan kimse kalmayacaktır. Dereden tepeden aşacak olan bu şok dalgası insanlara bildiklerinin boş şeyler olduğunu anlatacaktır.

Seyfullah DEMİR