Müslümanlarda genel inanç; Allah, din olarak önce Museviliği, arkasından Hristiyanlığı ve akabinde Müslümanlığı getirdiği yönündedir. Budizm, Hinduizm gibi inançlar ise zaten din değildir. Onlar Allah’la ilişkilendirilmez. Birilerinin uydurması kabul edilir.
Allah bir din getirdi, insanlar onu değiştirdi. Sonra başka bir din daha getirdi, onu da değiştirdiler. Allah tekrar başka bir din getirmek zorunda kaldı.
Bu arada Allah, dünyaya kendi istediği dini yaymaya çalışmasına rağmen Budizm, Hinduizm gibi başka dinler de bir yerlerde türedi. Hatta ateizm gibi Allah’ı yok sayan inançlar bile oluştu.
Başka bir gariplikte; şeytanın, Âdemi cennette Allah’a gözükmeden kandırmayı başarmasıdır.
Heyy! Müslüman kardeşim hiç düşünmez misiniz? Allah böyle aciz bir varlık mıdır? İnsanlar onun getirdiği dini değiştirebiliyor hatta ona küfür bile edenleri var. Şeytan kandırıp duruyor. Bu nasıl sonsuz, sınırsız, her şeyi gören, her şeyi bilen bir güçtür? Bu iki söylemden biri hatalı değil mi? Bunu niye görmezden gelirsiniz. Kafanızı kuma gömerek sorunları aştığınızı mı sanırsınız?
Başka bir açmaz ise İslam inancına göre ‘kelime-i şehadet’ getirmeyen hiç kimse cennete gidemeyecektir. Bu durumda dünya nüfusunun %77’si cehenneme gidecek demektir. Bu sonuç bize şunu gösteriyor; ya Allah başarısız oldu, ya da insanların ezici çoğunluğunu yakmak için yarattı. Sizce hangisi doğru? İsterseniz gelin bu durumu Kuran’dan takip edelim.
Allah insanların kalplerini Bakara 7 Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Gözlerinin üzerinde bir de perde vardır. Ve büyük azab onlaradır., Nisâ 155 Verdikleri sözden dönmeleri, Allah'ın âyetlerini inkâr etmeleri, haksız yere peygamberlerini öldürmeleri ve ‘kalblerimiz kılıflıdır’ demelerinden dolayı (başlarına türlü belalar verdik). Doğrusu Allah, inkârları sebebiyle onların kalplerini mühürlemiştir. Pek azı hariç onlar inanmazlar., Mü’min 35Onlar, kendilerine gelmiş bir delil olmaksızın, Allah'ın âyetleri hakkında mücadele ederler. Bu durum, Allah katında ve iman edenler yanında büyük bir buğzu gerektirir. İşte Allah, her böbürlenen zorbanın kalbini öyle bir tabiat ile mühürler., Câsiye 23 (Ey Muhammed!) Hevâ ve hevesini kendine ilâh edinen, Allah'ın kendi ilmi dahilinde saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürleyip gözüne perde çektiği kimseyi görüyor musun? Şimdi onu Allah'tan başka kim hidâyete erdirebilir? Hala düşünmez misiniz?, Muhammed 16 Ey Muhammed! Onlardan seni dinlemeye gelenler de var. Senin yanından çıktıkları zaman kendilerine ilim verilen kimselere alay yoluyla: ‘O demin ne söyledi?’ diye sorarlar. İşte onlar Allah'ın kalplerini mühürlediği kimselerdir. Onlar sadece kendi heva ve heveslerine uyarlar., Münâfikûn 3Bunun sebebi şudur: Onlar inandılar, sonra inkar ettiler, bu yüzden kalblerinin üzeri mühürlendi. Artık onlar anlamazlar., A’râf 100Önceki sahiplerinden sonra yeryüzüne vâris olanlara hâlâ şu gerçek belli olmadı mı ki: Eğer biz dileseydik onları da günahlarından dolayı musibetlere uğratırdık! Biz onların kalplerini mühürleriz de onlar (gerçekleri) işitmezler., A’râf 101İşte o ülkeler ki, sana onların haberlerinden bir kısmını anlatıyoruz Andolsun ki, peygamberleri onlara apaçık deliller (mucizeler) getirmişlerdi. Fakat önceden yalanladıkları gerçeklere iman edecek değillerdi. İşte o kâfirlerin kalplerini Allah böyle mühürler., Tevbe 87Onlar, oturanlarla beraber oturmaktan hoşlandılar. Kalblerine mühür vuruldu. Bundan dolayı onlar anlayışsızdırlar., Tevbe 93Kınamaya yol, ancak zengin oldukları halde geri kalmak için senden izin isteyenleredir. Bunlar geri kalanlarla beraber olmayı tercih ettiler. Allah da kalblerini mühürledi. Onlar, artık başlarına geleceği bilmezler., Yûnus 74Sonra onun arkasından birçok peygamberleri kavimlerine gönderdik. Onlara açık mucizelerle geldiler. Fakat onlar bir defa yalan dediklerine sonuna kadar bir türlü inanmadılar. İşte biz, haddi aşanların kalblerini böyle mühürleriz., Nahl 108Bunlar, o kimselerdir ki; Allah kalblerini, kulaklarını ve gözlerini mühürlemiştir. Ve onlar, gafillerin ta kendileridir., Rûm 59 İşte bilmeyenlerin kalblerini Allah böyle mühürler. vb. ayetlerde kilitli olduğunu söyler. Ayetlerde görüldüğü gibi insanların kalpleri mühürlenerek Müslüman olmalarının önüne geçilmiştir. Bu durum İslam düşünürlerini sıkıntıya sokan bir durumdur. Onun için insanların kalplerinin hastalıklı olanlarının giderek daha da sapkınlığa doğru kaymaları ve belli bir noktadan sonra geri dönüşün olamayacağı şeklinde düşünelerek aşılmaya çalışılır. İşte kalbi mühürlü olanların bu insanlar olduğu söylenmektedir. Yani “insanın kendisinin sapkınlığa eğilimli olup o yönde gitmesi tamamen kendi isteği ve arzusu sonucudur” denmektedirler. Oysa bazı ayetlerde bunu çağrıştıracak şeyler olmasına rağmen, çoğunda direk olarak kalpler ve gözlerin mühürlendiği, isteseler bile bu mühürden kurtulamayacakları yazmaktadır. Yani Allah’ın bu işi bilinçli yaptığı anlatımı vardır.
Mühürlenme işini destekleyen başka ayetlerde vardır. Şeytanın Adem’e secde etmemesi sonucu cennetten kovulmasının sebebinin, Adem olduğunu anlıyoruz. İblis bu durumu içine sindirememiş olmalı ki İsrâ 62(Yine İblis) dedi ki: Şu benden üstün kıldığını gördün mü? Yemin ederim ki, eğer beni kıyamet gününe kadar ertelersen, pek azı hariç, onun zürriyetini kendi buyruğum altına alacağım., A’râf 16-17‘Öyleyse, dedi, beni azdırmana karşılık, and içerim ki, ben de onlar(ı saptırmak) için senin doğru yolunun üstüne oturacağım. Sonra (onların) önlerinden arkalarından, sağlarından sollarından onlara sokulacağım ve sen, çoklarını şükredenlerden, bulmayacaksın.’ gibi ayetlerde Adem’in çocuklarından hıncını alacağını anlamaktayız. Onları kandırarak çoğunluğun cehenneme gitmesini sağlayacağını görüyoruz. Allah da bu duruma engel olmuyor. İblisin intikam almasına ses çıkartmıyor. Böylece insanlığın çoğunluğunu cehenneme gideceği en başından beri bilinen ve planlanan bir durum olduğu görülmektedir…
Bazıları kimin cennete kimin cehenneme gideceğini bilemeyiz, onun için abartmaya gerek yok diye düşünebilir ama aslında durum öyle değil. Kuran’a göre cehennem dolacaktır. Örneğin Bakara 39 İnkâr edip âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, onlar cehennemliktir, onlar orada ebedî kalırlar ayetine göre Kuran’a inanmayan kimsenin cennete ebediyen gidemeyeceği açıktır. Her ne kadar Bakara 62Şüphe yok ki, iman edenler, yahudiler, hıristiyanlar ve sabiiler, bunlardan her kim Allah'a ve ahiret gününe gerçekten iman eder ve salih amel işlerse elbette Rabbleri katında bunların ecirleri vardır, bunlara bir korku yoktur, bunlar mahzun da olacak değillerdir., Mâide 69 Muhakkak ki inananlar, yahudiler, sabiiler ve hıristiyanlardan kim Allah'a ve ahiret gününe iman eder ve güzel amel işlerse, onlar için bir korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır. ve Hac 17 Şüphesiz o iman edenler, yahudi olanlar, sabiiler (yıldıza tapanlar), hıristiyanlar, ateşe tapanlar ve (Allah'a) eş koşanlar (yok mu?) Allah, kıyamet günü bunların arasını şüphesiz ayıracaktır. Çünkü Allah her şeyi hakkıyla görüp bilendir. gibi ayetlerde bazılarına ayrıcalık tanınsa da insanlığın çoğunluğu cehennemliktir.
Neden çoğunluğun cehennemlik olması istenmiştir diye baktığımızda Hûd 119Ancak Rabbinin rahmetle yarlığadığı kimseler başka. Onun içindir ki, onları yarattı. Ve Rabbinin 'Andolsun ki cehennemi cinlerden ve insanlardan tamamen dolduracağım' sözü böylece tamam oldu., Secde 13Eğer biz dilemiş olsaydık her nefse hidayetini verirdik. Fakat benden: ‘Bütün insanlar ve cinlerden cehennemi elbette dolduracağım.’ sözü hak olmuştur., Sâd / 85Andolsun ki, cehennemi mutlaka senden ve onların sana uyanlarından, topunuzdan tıka basa dolduracağım. gibi ayetlerle cehennemi doldurmak için, böyle davranıldığı anlaşılmaktadır. Yani Allah insanların cehenneme gidebilmesi için ne gerekiyorsa yapmaktadır. Çünkü cehennemi dolduracağına dair bir söz vermiştir.
Bu durum kimse tarafından garip gözükmez. Çünkü kimse kendini çoğunluğun yerine koymaz. Ne hikmetse tüm Müslümanlar kendilerini cennete gidecek azınlığın içinde sayar. Oysa Müslümanların da pek çoğu cehenneme gidecektir. Yani kısacası cehennem tıka basa dolacaktır.
Müslüman olmayan birileri için bu sadist bir düşünce yapısıdır. Fakat Müslümanlar bu durumu doğal görür. Gerçi çoğunun Kuran’da ne yazdığından haberi bile yoktur. Hocaların onlara anlattıklarını din sanırlar. Hocalar da birbirlerinden kopya çeker ve hiçbiri bu gibi durumları gündem dahi yapmaz…
Eğer işler hocaların dediği gibiyse dünyada tek dinin olması gerekmez miydi? Özgür iradesiyle insan ona inanıp inanmaması kişinin sınavı olurdu ama sonuçta Allah yapboz yapar gibi dinler üretmemeliydi. Hele Allah’ın arkasında olmadığı bir din, hiç olmamalıydı. İnsan gibi aciz bir varlık kim oluyor da, Allah; peygamber göndermediği halde Budizm gibi bir din oluşturabiliyor. İnsanın haddine mi düşmüş? Birileri Budha’da peygamberdi diye savunma yapabilir ama ben mevcut İslam inancına bakıyorum. Mevcut inançta üç ilahi din vardır. Onlar harici olan her din batıldır. Onun için Budha bir peygamberdir sözü kişilerin kendi inançlarından daha ileri bir anlam ifade etmez.
Yanlış anlaşılmasın; insan, ateizmi ya da deizmi oluşturabilir. Çünkü onlar; ya dinlerin reddi, ya da onun kabul edilmeyen yönlerinin telafisi için olur ki! bunu makul görmek mümkündür. Oysa Budizm Hinduizm başka bir öğretidir. Tanrının yerine birinin bu dini oluşturduğu anlamı taşır. Üstelik Allah’a rağmen… Yani eğer Budizm’i oluşturan Budha ise, Allah kadar başarılı olmuş demektir. İnanç oluşturma yönünden Allah’ın rakibidir. Oysa Budha insandır. Zaaflarıyla bildiğimiz aciz bir insan. Allah, sınırsız güçleri olan bir şey ama Budha gibi biri onunla aşık atabiliyor. Dünya nüfusunun %23’ü Müslüman ise %7’si de Budist’tir.
Tüm bu durumların çok makul ve mantıklı bir açıklaması var. Dünyada olan her inanç kutsal mekânların planları gereğidir. Dünyada onların bilgisi dışında bir yaprak bile salınmaz. Ancak onların izin verdiği şeyler dünyaya gelir ve yayılır. Yani Budha’yı da onlar bilgilendirmiştir. Tıpkı diğer peygamberler gibi. Einstein’a da onlar bilgi vermiştir. Onlar dünyadaki tüm bilginin ve inançların müsebbibidir. Çünkü dünya tekâmül alanıdır. Tekâmül çeşitlilik ister. Yedi milyar insan varsa yedi milyar farklı yaşama ihtiyaç var demektir. İşte inançlar, milliyetler, gelişmiş veya gelişmemiş bölgelerin hepsi, bu çeşitliliği sağlamak içindir. Her ruha farklı yaşam alanı gerekir ve hiçbirinin ki diğerininkiyle birebir örtüşmez.

Olayları bu mantıkla değerlendirdiğimizde neden birilerinin kalbinin mühürlü olduğu gayet anlamlı olur. Çünkü o insan en iyi tekâmülü hangi inançta yapacak ise kalbi o inanca mühürlü olur. İnsanlar, inançları yüzünden cezalandırılmazlar. Aksine o inançları sayesinde tekâmül ederler.
Ya da şeytanın Allah’a gözükmeden Âdem’i kandırmasının sembolik bir anlatım olduğunu görürüz. İnsan tekâmül için dünya denilen ortama gönderilecektir. Fakat mevcut yapısıyla gönderileceği ortamda yaşama şansı yoktur. Onun için ona yeni bir elbise gerekmektedir. İblis ile sembolleştirilen bu elbise sayesinde insan, dünyada yaşamayı ve neslinin devamını sağlayabilecektir. Kuran’da sembolleştirilen bu durum hem insanın hem de iblisin cennetten kovulması şeklinde anlatılmaktadır. Aslında her iki varlığın toplamı insanı oluşturmaktadır.
Cehennem ruhun yaşayacağı yerdir. Onun için Cehennemin doldurulacağı üzerine söz verilmiştir. Çünkü tekâmül eden her insan cehennemdeki yerini alacaktır. Oraya yanmak için değil daha üst seviyelere çıkmak için ihtiyacı vardır.
Kuran’ın ilk görevi gelişmekte olan insanlara yeni bir tekâmül alanı oluşturmaktır. Müslümanlıkta tıpkı diğer dinler gibi tekâmül edilecek bir yaşam alanı oluşturur. Yani Müslümanlığın görünen yüzü ile Hristiyanlığın ya da Hinduizm’in bir farkı yoktur. Hepsi insanlara tekâmül etmek için yaşam alanı oluşturur. Bunu da çok güzel başarmışlardır. Yani İslam’ın bu günkü uygulanışı tamamen bu işin muazzam bir şekilde uygulandığını göstermektedir. Ve bu iş Kuran’dan uzaklaşan din sayesinde yapılmıştır. Yani sünnetler bu iş için kullanılmıştır. Dediğim gibi kutsal mekânların haberi olmadan bir toz zerresi bile uçamaz. Ve onlar bu işin böyle olmasını uygun görmüşlerdir.
Kuran’ın ilk görevi yeni bir yaşam alanı oluşturmaktır demiştik. İnsanlığın IQ ve EQ yönüyle tekâmül ettiğini yazmıştım. Tarihi süreç içerisinde bir noktada gelişen insanlık için yeni yaşam alanları ihtiyacı doğmuştur. Gelişen insanın IQ olarak geliştirecek yaşam alanı ihtiyacını karşılamak için hem ateizm yaygınlaştırıldı hem de Hristiyanlık Reform ve Rönesans hareketleriyle IQ tarafına kaydırıldı. Oluşan boşluğa da Müslümanlık yerleştirildi. Müslümanlık hem IQ hem de EQ zekâ gelişimine yaklaşık eşit düzeyde durur ama daha çok IQ tarafındadır. İşte bu ihtiyacı karşılayabilmesi için mevcut inancın yeniden doğuşu kabul etmemesi gerekirdi. O zaman insanlar adaleti sağlayamamak gibi bir durumla karşı karşıya kalacaktı. İşte cennet ve cehennem bu ihtiyaca yönelik mevcut haliyle oluşturuldu. Cennet ve cehennemin ikinci bir görevi de hakkı yenen insanın dünya hayatına katlanmasını sağlamaya yöneliktir. Kişi başka bir mekânda hakkının verileceğini bildiğinde haksızlıklara daha kolay göğüs gerebilmektedir.
Kuran’ın ilk görevinden bahsettim. İkincisi insanlığı kıyamete hazırlamaktır. Günümüzde bu görevini yerine getirmeye başladı. Şimdiye kadar iki görevinin olduğu anlaşılamamıştır. Bunun nedeni insanlığın seviye olarak o seviyeye çıkmamasıdır. Flynn etkisi sebebiyle soyut düşünmek insanlığın zorlandığı bir şeydi. Artık insanlar eskiye göre çok daha fazla soyut düşünebilmektedir. İnsanlıktaki bu gelişme Kuran’ın sembolizmini çözebilecek seviyeye yanaşmaktadır. Ben çözebildiğim sembolizmi yazmaktayım. Sanırım bu iş gittikçe artacak ve Kuran’ın bize çok başka şeyler anlattığını göreceğiz.

Seyfullah DEMİR

The following two tabs change content below.
Dünya denilen gezegende, resimde görülen beden içine sıkışmış bir varlık... Uyanmak için teskere bekleyen bir nefer... Tekamül denilen yolun ta! en başında olan bir yolcu... Kısacası HİÇ denecek kadar bile gelişememiş gariban... Ama yine de bu yola çıkmış olmaktan mutluluk duyan bir bilincim...

Latest posts by Seyfullah Demir (see all)