Müslümanlarda genel inanç;  Allah, din olarak önce Museviliği, arkasından Hristiyanlığı ve akabinde Müslümanlığı getirdiği yönündedir. Budizm, Hinduizm gibi inançlar ise zaten din değildir. Onlar Allah’la ilişkilendirilmez. Birilerinin uydurması kabul edilir.

Allah bir din getirdi, insanlar onu değiştirdi. Sonra başka bir din daha getirdi, onu da değiştirdiler. Allah tekrar başka bir din getirmek zorunda kaldı.

Bu arada Allah, dünyaya kendi istediği dini yaymaya çalışmasına rağmen Budizm, Hinduizm gibi başka dinler de bir yerlerde türedi. Hatta ateizm gibi Allah’ı yok sayan inançlar bile oluştu.

Başka bir gariplikte; şeytanın, Âdemi cennette Allah’a gözükmeden kandırmayı başarmasıdır.

Heyy! Müslüman kardeşim hiç düşünmez misiniz? Allah böyle aciz bir varlık mıdır? İnsanlar onun getirdiği dini değiştirebiliyor hatta ona küfür bile edenleri var. Şeytan kandırıp duruyor. Bu nasıl sonsuz, sınırsız, her şeyi gören, her şeyi bilen bir güçtür? Bu iki söylemden biri hatalı değil mi? Bunu niye görmezden gelirsiniz. Kafanızı kuma gömerek sorunları aştığınızı mı sanırsınız?

Anlayamıyor musunuz; bunların hepsi onun yolu, yöntemidir. Yani tüm bu inançlar oluşsun diye özellikle dizayn ettiğini akledemiyor musunuz?

Eğer işler sizin dediğiniz gibiyse dünyada tek dinin olması gerekmez miydi? Özgür iradesiyle insan ona inanıp inanmaması kişinin sınavı olurdu ama sonuçta Allah yapboz yapar gibi dinler üretmemeliydi. Hele Allah’ın arkasında olmadığı bir din hiç olmamalıydı. İnsan gibi aciz bir varlık kim oluyor da, Allah; peygamber göndermediği halde Budizm gibi bir din oluşturabiliyor. İnsanın haddine mi düşmüş?

Yanlış anlaşılmasın; insan, ateizmi ya da deizmi oluşturabilir. Çünkü onlar; ya dinlerin reddi, ya da onun kabul edilmeyen yönlerinin telafisi için olur ki! bunu makul görmek mümkündür. Oysa Budizm yeni bir öğretidir. Tanrının yerine birinin bu dini oluşturduğu anlamı taşır.  Üstelik Allah’a rağmen… Yani eğer Budizm’i oluşturan Budha ise, Allah kadar başarılı olmuş demektir. İnanç oluşturma yönünden Allah’ın rakibidir. Oysa Budha insandır. Zaaflarıyla bildiğimiz aciz bir insan. Allah, sınırsız güçleri olan bir şey ama Budha gibi biri onunla aşık atabiliyor.  Dünya nüfusunun %23’ü Müslüman ise %7’si de Budist’tir.

Başka bir açmaz ise İslam inancına göre ‘kelime-i şehadet’ getirmeyen hiç kimse cennete gidemeyecektir. Bu durumda dünya nüfusunun %77’si cehenneme gidecek demektir. Bu sonuç bize şunu gösteriyor; ya Allah başarısız oldu, ya da insanların ezici çoğunluğunu yakmak için yarattı. Sizce hangisi doğru?

Bence, her ikisi de doğru değil. Dünyada olan her inanç kutsal mekânların planları gereğidir. Dünyada onların bilgisi dışında bir yaprak bile salınmaz. Ancak onların izin verdiği şeyler dünyaya gelir ve yayılır. Yani Budha’yı da onlar bilgilendirmiştir. Tıpkı diğer peygamberler gibi. Einstein’a da onlar bilgi vermiştir. Onlar dünyadaki tüm bilginin ve inançların müsebbibidir. Çünkü dünya tekâmül alanıdır. Tekâmül çeşitlilik ister. Yedi milyar insan varsa yedi milyar farklı yaşama ihtiyaç var demektir. İşte inançlar, milliyetler, gelişmiş veya gelişmemiş bölgelerin hepsi, bu çeşitliliği sağlamak içindir. Her ruha farklı yaşam alanı gerekir ve hiçbirinin ki diğerininkiyle birebir örtüşmez.

Olayları bu mantıkla değerlendirdiğimizde Kuran’da hiçbir tezat ya da çelişki görülmez. Örneğin şeytanın Allah’a gözükmeden Âdem’i kandırmasının sembolik bir anlatım olduğunu görürüz.  İnsan tekâmül için dünya denilen ortama gönderilecektir. Fakat mevcut yapısıyla gönderileceği ortamda yaşama şansı yoktur. Onun için ona yeni bir elbise gerekmektedir. İblis ile sembolleştirilen bu elbise sayesinde insan, dünyada yaşamayı ve neslinin devamını sağlayabilecektir.  Kuran’da sembolleştirilen bu durum hem insanın hem de iblisin cennetten kovulması şeklinde anlatılmaktadır. Aslında her iki varlığın toplamı insanı oluşturmaktadır.

Başka bir örnekte Allah’ın cehennemi insanlarla dolduracağına yemin etmiş (Hud 119Ancak Rabbinin rahmetle yarlığadığı kimseler başka. Onun içindir ki, onları yarattı. Ve Rabbinin ‘Andolsun ki cehennemi cinlerden ve insanlardan tamamen dolduracağım’ sözü böylece tamam oldu.) olmasıdır. Normalde böyle yemin eden bir gücün insanları yakmak için yarattığını düşünmek gerek ama Müslümanlar bunun doğal olduğunu düşünür. Bir kibrit ateşine elini tutamayan kişi, bunu hiç düşünmez ve Allah’ın insanları ilelebet yakacağına inanır. Bu cezayı normal bir şeymiş gibi görür. Oysa burada anlatılan şey cehennemin enerjiden yapılmış olduğu ve bir bedeni gerçekten cayır cayır yakacağıdır. Fakat bir ruh da enerjiden yapılı olduğu için cehennem tam olarak yaşayacağı yerdir. Arka planda bu durum var ama ön planda cehennem, insanların yanacağı yerdir. Ben Kuran’ın iki görevi olduğunu söyleyip durmaktayım. İlk görevini yaptı. Şimdi ikincisini yapmaktadır.

Kuran’ın ilk görevi gelişmekte olan insanlara yeni bir tekâmül alanı oluşturmaktır. Müslümanlıkta tıpkı diğer dinler gibi tekâmül edilecek bir yaşam alanı oluşturur. Yani Müslümanlığın görünen yüzü ile Hristiyanlığın ya da Hinduizm’in bir farkı yoktur. Hepsi insanlara tekâmül etmek için yaşam alanı oluşturur. Bunu da çok güzel başarmışlardır. Yani İslam’ın bu günkü uygulanışı tamamen bu işin muazzam bir şekilde uygulandığını göstermektedir. Ve bu iş Kuran’dan uzaklaşan din sayesinde yapılmıştır. Yani sünnetler bu iş için kullanılmıştır. Dediğim gibi kutsal mekânların haberi olmadan bir toz zerresi bile uçamaz. Ve onlar bu işin böyle olmasını uygun görmüşlerdir.

Kuran’ın ilk görevi yeni bir yaşam alanı oluşturmaktır demiştik. İnsanlığın IQ ve EQ yönüyle tekâmül ettiğini yazmıştım. Tarihi süreç içerisinde bir noktada gelişen insanlık için yeni yaşam alanları ihtiyacı doğmuştur. Gelişen insanın IQ olarak geliştirecek yaşam alanı ihtiyacını karşılamak için hem ateizm yaygınlaştırıldı hem de Hristiyanlık Reform ve Rönesans hareketleriyle IQ tarafına kaydırıldı. Oluşan boşluğa da Müslümanlık yerleştirildi. Müslümanlık hem IQ hem de EQ zekâ gelişimine yaklaşık eşit düzeyde durur ama daha çok IQ tarafındadır. İşte bu ihtiyacı karşılayabilmesi için mevcut inancın yeniden doğuşu kabul etmemesi gerekirdi. O zaman insanlar adaleti sağlayamamak gibi bir durumla karşı karşıya kalacaktı. İşte cennet ve cehennem bu ihtiyaca yönelik mevcut haliyle oluşturuldu. Cennet ve cehennemin ikinci bir görevi de hakkı yenen insanın dünya hayatına katlanmasını sağlamaya yöneliktir. Kişi başka bir mekânda hakkının verileceğini bildiğinde haksızlıklara daha kolay göğüs gerebilmektedir.

Kuran’da görülen başka bir tezatta insanların kalplerinin mühürlenmesi olayıdır. (Muhammed 16İçlerinden bir kısmı seni dinler, sonra senin yanından çıktıklarında, kendilerine ilim verilmiş olanlara şöyle sorarlar: ‘Az önce ne söyledi?’ İşte bunlar, Allah'ın, kalplerine mühür bastığı kimselerdir, boş arzularının ardına düşmüşlerdir.) Kuran’da pek çok ayette insanların kalpleri ve kulaklarının mühürlendiği anlatılır. Hem o insanların doğruyu görmesi engellenmiştir hem de cehennemde yakılacaklardır. Bu durum adaletsizliğin en büyüğüdür ama Müslümanlar için sorun teşkil etmez. Allah’ın insanları yakmak gibi bir hakkının olduğunu düşünürler. Onun için bu durumu problem olarak görmezler. Oysa Kuran’ın anlattığı şey çok başkadır. Bir insanın, bir inanca kalbinin mühürlü olması demek, o kişinin en iyi tekâmülü o inanç içinde yapacağı anlamı taşır. Onun için doğmadan önce kişinin kalbi o inanca mühürlenir. Böylece dünyanın neresinde doğarsa doğsun suyun çatlağını bulması gibi mühürlendiği inancı bulacaktır.

Kuran’ın ilk görevinden bahsettim. İkincisi insanlığı kıyamete hazırlamaktır. Günümüzde bu görevini yerine getirmeye başladı. Şimdiye kadar iki görevinin olduğu anlaşılamamıştır. Bunun nedeni insanlığın seviye olarak o seviyeye çıkmamasıdır. Flynn etkisi sebebiyle soyut düşünmek insanlığın zorlandığı bir şeydi. Artık insanlar eskiye göre çok daha fazla soyut düşünebilmektedir. İnsanlıktaki bu gelişme Kuran’ın sembolizmini çözebilecek seviyeye yanaşmaktadır. Ben çözebildiğim sembolizmi yazmaktayım. Sanırım bu iş gittikçe artacak ve Kuran’ın bize çok başka şeyler anlattığını göreceğiz.

Seyfullah DEMİR