Karadelik, Akdelik ve solucan delikleri hakkında…

https://www.youtube.com/watch?v=xBzOTytjJFg

Belgeselde anlatılan karadelik, akdelik ve solucan deliklerinin biraz farklı bir yorumunu yapmak istiyorum. Aslında bunlar farklı şeyler değiller. Karadelik, girişi; akdelik, çıkışı; solucan deliği ise karadelik ile akdeliği birbirine bağlayan yolu anlatır.

Karadelikler, her şeyi yutan ve ondan hiçbir şeyin kaçamadığı bir fenomen olarak bilinir. Teorik fiziğin bize sunduğu ilginç fenomenlerden en bilinenidir. Daha düne kadar hayal ürünü olduğu söyleniyordu. İşin ilginç yanı aynı teorik fiziğin öngördüğü akdelik (beyaz delik) ve solucan deliklerinin de kimileri tarafından hayal ürünü olarak görülmesi. Bu olgular Einstein’ın bize sunduğu izafiyet teorisinin öngörüleridir. Solucan deliğine Einstein-Rosen köprüsü de denilmektedir.

Einstein ve yakın çalışma arkadaşı Nathan Rosen’in karadelik tünellerini matematiksel olarak incelediler. Einstein ve Rosen, bu çalışmalarının sonucunda şaşırtıcı bir şey keşfettiler: Karadelik tünellerinin dibi yoktur. Burada, uçlarından birbirlerine bağlı iki huni söz konusudur. Birleştikleri nokta, tünelin ”boğaz” kısmını oluşturur. Dolayısıyla tünelin bir ucundan giren bir nesne, merkezdeki ya da boğazdaki olağan üstü çekimin etkisiyle, tünelin öbür ucundan dışarı fırlatılır. Fırlatılan yer, yeni bir evrendir, ilkinden tamamıyla farklı bir evrendir bu! İşte bu iki evreni birbirine bağlayan tünele Einstein-Rosen Köprüsü adı verilir. Einstein ile Rosen’in bu konuya ilişkin çalışmaları, üç boyutlu evrenimizde bu türden çok sayıda tünellerin bulunduğunu vurgular. Bu güne kadar çok sayıda karadelik bulunmuştur.

Einstein-Rosen Köprüsünü gözleme imkânımız yok ama akdelikleri gözlememiz mümkündür. Bunlar sıfır bir hacme inen ve öz yapısına dönen maddenin başka bir uzaya atılmasıdır ki! bu da bize öyle büyük bir enerji olarak görülmelidir ki! şaşırmalıyız.

anaevren

Şekil 1 Eğer akdeliği karadelik yutarsa solucan deliği bağlı olduğu evreni es geçerek bir alt evrene bağlanabilir. (Kesikli çizgiyle gösterilmiştir)

Evrenimizde böyle cisimler var. Kuasarların inanılmaz özelliklerine baktığımızda bunu görebilmekteyiz. Yayımladıkları korkunç radyasyonun, ışınımın kaynağı, üst evrenden yutulan maddeler olmalıdır. Boyutları güneş sisteminin on katı büyüklükte olmasına rağmen bir galaksiden 1000 kat daha güçlü radyasyon yayabiliyorlar. Buna parlaklıkları da dâhil. Evrenin en uzak cisimleri olmalarına rağmen inanılmaz parlaklar. Akıl almaz bir aydınlıkları var.

Belgeselde kuasarların merkezlerinde karadelikler olduğunu ve bu aktivitenin sebebinin ondan kaynaklandığı söylenmektedir. Eğer büyük enerjileri karadeliğe düşen maddeler yapıyor diye düşünülüyorsa; bu doğru olamaz. Çünkü karadelik, ona yaklaşan her şeyi yutar etrafa saçmaz. Yutma sırasında oluşan kaosun çok küçük bir kısmı uzaya kaçabilecektir. Dünyamızın merkezinde küçük bir karadelik olsa, biz onun varlığının farkına varmayabiliriz bile.

Her galaksinin merkezinde çok büyük bir karadelik olduğu bilinmektedir. Bizim galaksimizin merkezinde de çok büyük bir karadelik vardır. Fakat aktivitesi çok çok düşüktür. Oysa kuasarların merkezindeki küçük bir delikten ortalama bir galaksiden 1000 kat daha fazla bir enerji fışkırması söz konusudur. Bir karadelik, sadece yutmaya yönelik olduğu için, böyle bir enerji etrafa fışkırtamaz. Fakat öyle sanıyorum ki merkezdeki cismin ölçüleri onun bir karadelik olması gerektiği sonucuna götürmüştür. Oysa o ölçüler, karadeliğin arkası yani akdelik olabileceğini gösteriyor.

Belgeselde söylenen bir mevzuda akdeliğin uzun ömürlü olamayacağı düşüncesidir. Sanırım oluşturdukları kütlelerin kendi içine çökerek, tekrar karadeliğe dönüşmeleri gerektiğindendir. Doğru bir düşünce yapısıdır ama bu akdeliğin yok olmasını gerektirmez. Bir akdeliğin çevresinde bir sürü karadelik olabileceği gibi tüm karadelikler birleşerek tek bir karadelikte olabilir. Hem de bu karadelik, akdeliği de yutmuş olabilir. O zaman akdelik yok olmaz. Akdelik direk olarak o karadeliğe bağlanır ve bulunduğu evrenden algılanamaz olur. Şekil 1’de durumu göstermeye çalıştım. Akdelikle karadelik aynı yere gelirse solucan deliği bir alt evrene kadar uzanmış olur. Belki de bulunduğu evrenden koparak direk alt evrene bağlı bir solucan deliği bile olabilir. Şunu da belirtmeliyim ben her karadeliğin bir alt evrene bağlanan bir şey olduğunu düşünüyorum. Onun için her karadeliğin birim çekim gücü birbirine eşit olmalıdır. Yani biz evrendeki hangi karadelikten geçersek geçelim mutlaka bizim evrenimizin bir altında olan evrene çıkarız. Eğer farklı bir evrene ulaşırsak bu ancak dediğim gibi karadelikle akdeliğin aynı yere gelerek altevreni baypas etmelerinden ötürü olmalıdır. Hatta bu sayede çok daha alt evrenlere açılan karadelikler var olabilir. Bunu anlamamızın yolu ne kadar alt evrene ulaşırsak karadeliğin birim çekim gücünde o kadar azalma olmalıdır. Her karadeliğin çekim gücü açıldığı evren ve ona bağlı tüm alt evrenlerin toplam kütlesine bağlıdır. Eğer bir karadelik bir evreni baybas ederse o evrenin çekim gücü devreden çıkacaktır. Böylece onun daha alt evrene bağlı bir karadelik olabileceğini anlarız.

Bu bilgiler eşiğinde bizim tali bir evrende yaşadığımız anlaşılmaktadır. Yani bizler ilk evrende değiliz. Eğer biz tali evrendeysek karadeliklerin bilgiyi yok etmedikleri aksine her şeyiyle alt evrene gönderdikleri kesinleşmiş demektir. Yoksa bizlerin varlığı söz konusu olamazdı.

Henüz keşfedilmeden bir karadeliğin varlığını öngörmek matematiğin başarısıdır. Üstelik bu öngörünün yapıldığı dönemlerde kimse böyle bir şeyin olabileceğinin hayalini bile kuramıyordu.  Bu bize evrendeki her şeyin matematiksel olarak açıklanabileceğini gösterir.

Aslında bu durum iki şekilde olabilir. Bir evren karadelikle yeni bir alt evren oluşturduğunda o evrendeki bir karadelik yeni bir alt evren oluşturabilir. O durumda üç evren aynı anda var olmuş demektir. Bu durum sayısız alt evren şeklinde gidebilir. Buna karşılık alt evren yeni bir karadelik oluşturur ama yeni bir evren oluşturmaz. Alt evreni üst evrene bağlar. Böylece evrenler arasında bir gidiş, birde dönüş yolu olmuş olur. Bu durumda sadece iki evren olur ve karadelikler iki evren arasında madde transferi yapan araçlar olur. Böylece evrenler sürekli gençleşir. Karadeliklerin merkezlerinde ölmeye yüz tutmuş yıldızları başka bir evrende yıldız ve galaksilere dönüştürerek tazelenmelerini sağlarlar.

şakil 05

Şekil 2 Evren 10 milyar ışık yılı çapında kabul edildiğinde evrenin merkezindeki kuasar farklı uzaklıklarda gözükür.

Benim düşüncem karadelikler paralel evrenleri birbirine bağlayan kapılardır. Bir evrenden madde yutan karadelik bir paralel evrende akdelik olarak maddeyi püskürtecektir. Tüm paralel evrenler bu şekilde birbirlerine bağlıdır. Hatta her karadelik yeni bir paralel evren bile olmuş olabilir. Fakat o durumda bir evrende tek bir kuasar olması gerekirdi. Eğer evren çok büyük değilse bu durumu test edebilme imkânımız vardır. Şekil 2’deki gibi bir durum yaşıyor olabiliriz. Aslında evrende tek kuasar olabilir ama biz o kuasarı evrenin pek çok yerinden görebilme imkânına sahibiz. Şekildeki daire evrenin sanal sınırıdır. Dünyadan yola çıkan biri ortadaki kuasara iki yolla gidebilir. İlk yolu 1,33 milyar yıl, ikinci yolu 8,67 milyar yıl sürer. (evren 10 milyar ışık yılı çapında düşünülmüştür) Şekilde a,b,c,d ile gösterilen iki yerde aslında aynı yerdir. Böylece kuasara en kısa yol sanal çizgilerin içinde kalan yoldur. İkinci kısa yol ise o yola zıt olan yoldur. Diğer yollar ise bunlardan daha uzun olan yollardır.

Evrenimizin büyük patlamayla değil de karadeliğin arkasında oluşan bir paralel evren olduğunu kabul ederek bir yorum yapmak istiyorum. Gerçi karadelikler bilgiyi ilettikleri için biz evrenin Büyük Patlamayla oluştuğunu hesaplarız ama gerçekte bir akdelik tarafından oluşturulmuş bir evrende olabiliriz. Tek bir akdelik varsa durum tam olarak şekil 1’deki gibi olur. Evrenin merkezinde tek bir akdelik vardır ve onu çok faklı yönlere bakarak görebiliriz. Baktığımız yöne göre mesafe değişeceği için kırmızıya kaymasını da farklı ölçeriz. En parlak olarak ise en uzaktayken göreceğiz. Çünkü o dönem evrenin oluşumuna yakın dönemi işaret eder ki o zamanlar karadeliğe yoğun maddelerin düştüğü dönemdir. Ana evrendeki karadelik büyük bir ihtimalle bir galaksinin merkezine yığılan maddelerin çökerek karadelik oluşturdukları zamana denk gelir. En yoğun madde yutma dönemidir. Zaman içinde madde yutma azalacağı için daha yakın döneme denk gelen bir yönden baktığımızda çok daha sönük bir kuasar görebiliriz ve bu iki görüntünün aynı kuasara ait olduğunu anlayamayız.

Gerçekte evrende pek çok akdelik olabilir.  Olabilir değil olmalıdır. Bu durumda, durum çok daha karmaşık olacaktır. Fakat bize en yakın ve çevresinde pek çok galaksi olan ama parlak olmayan bir kuasar bulup 180˚ zıddına bakıp çok daha uzakta çok daha parlak bir kuasar görebiliriz. Eğer evren benim tahmin ettiğim kadar küçükse bu iki kuasar aynı kuasar olacaktır. Böylelikle evrenin büyüklüğünü de anlamış oluruz.

Evrende madde eksildiğini söylemiştim. Bu şöyle bir durum doğurabilir. Eğer birbirine yakın iki cisim farklı kızıla kayma gösteriyorsa bunun nedeni birinde madde eksilmesinin daha fazla olmasıdır. Çünkü her cisimde canlı yaşamı yoktur. Canlı yaşamı olmayan galakside kırmızıya kayma sadece uzaklaşması oranında olacaktır. Oysa canlı yaşamı olan galakside kütle azalacağı için uzaklaşma hızı yanında bir de galaksi büzüşecektir. Bu büzüşme ilave kızıla kayma getirecektir.

Seyfullah Demir.

  • #1 Yazan: Nesrin
    yaklaşık 2 yıl önce

    Çok güzel anlatmışsınız, aklımda ne kadar soru varsa cevaplar nitelikte. Teşekkürler.
    Aynı zamanda bu anlattıklarınızın Kuran’da pek çok kez ifade edildiğine de şahit oldum. Selamlar…

*