İçinde yaşadığımız bu sistem ruhlarımızın tekâmül etmesi için oluşturulmuş bir düzendir. Bu makalemde bu sistemin nasıl çalıştığını anlatmaya çalışacağım. Konuya başlamadan önce tüm bu sistemlerin bir program olduğunu bilmek gerekir. Bu sistemlerin program olması demek çok kolaylıkla yapılabilecek bir şeylerden bahsediyoruz demektir. Ayrıca bilmemiz gereken bir durumda “ruh”umuzun tekâmül ettiği bilgisidir. Ruh dediğimiz şey bilincimizi oluşturur. İki farklı kulvarda tekâmül eder. Öncelikle matematik zekâ dediğimiz IQ ve sosyal zekâ dediğimiz EQ yani kâmil insan olma yönüyle tekâmül eder. İkisinin ilerlemesi tekâmülün artması demektir.

Tekâmül eden ruhtur demiştik. Ruh dünya hayatına gelmez. Onun yerine avatar beden kullanır. Ruh öte dünyada bir makineyle bedenlere bağlanır ve elde ettiği deneyim ve tecrübeleri saklar. Akıl ruhta olduğu gibi hafıza da ruhtadır. Ruhun avatar bedenine bağlanması, dünya hayatını iliklerine kadar hissetmesini sağlar.  Ruh tek bir bedenlenmeyle Nirvana’ya eremeyeceği için defalarca dünyaya enkarne olur. Ruhlar belli bir seviyeye gelene kadar avatar bedenleri kullanmak zorundalar. Çünkü tekâmül etmek için ruhun arzu duyması gerekir. Zekâ özürlü ruh, bırak istek duymayı kılını bile kıpırdatamaz. Akılsız ruhtan tekâmül için emek beklemek materyallerin kendiliğinden bir araya gelerek bir robot yapmasını beklemeye benzer. İşte içinde bulunduğumuz sistem bu durumu çözebilmek için oluşturulmuştur. Kendiliğinden robot oluşturamayan materyallere öyle şartlar sunulur ki, o materyaller kendi emekleri olmadan robot oluşturmak için bir araya gelirler. Önemli olan materyallerin bir araya gelerek bir robot oluşturması, ondan sonrasını robot kendisi götürebilir.

Ruhumuzda tam olarak bu sisteme benzer bir durum yaşar. İlk oluşturulan ruh bildiğimiz ATOM’dan oluşturulur. Örneğin bir taşın içindeki demir atomu alınarak tekâmül sürecine sokulur. Fakat tekâmüle sokulan ruh artık dünyasal materyallerde yer almaz. Bu iş öte dünyada astral düzeyde yapılır. Bir gurup atom seçilir ve o atomlar tekâmül sürecine tabi tutulur. Elbette atom dediğimiz şey enerjidir. Kuantum dünyasında (öte dünyada) madde görünümünde hiçbir şey yoktur. Her şey olasılık dalgalarından oluşur. Tekâmüle sokulan atomda olasılık dalgası şeklindedir. Buradaki yazımda yazdığım gibi olasılık dalgalarının görünen evrene çökmüş haline bizler madde diyoruz. Yani madde diye tanıdığımız şey sadece tekâmül edebilmek için oluşturulan sistemin an alt düzeyinde vardır.

Dini literatürle söylersek Kalu Beladan Kıyamete kadar geçen süreç materyallerin bir araya gelerek robot yapma sürecidir. Ondan sonrası için ruhun dünyada bedenlenmesine gerek yoktur. Ruh kendi isteği ve emeğiyle tekâmül eder. Bu site; özellikle materyallerin bir araya gelebilmesi için oluşturulan sistemi anlatmak için oluşturulmuştur.

Bu bilgileri elde ederken hem dini hem de bilimsel bilgilerden yaralandığım için her iki kaynağı da kullanacağım. Fakat onların asla birbirine karşı ya da önemsiz olduklarını düşünmemelisiniz. Demeye çalıştığım şey Ateist biri dini bilgileri küçümser, dindar da tam tersini yapar. Tavsiyem asla at gözlüğüyle bakmamanızdır. Bilimsel verileri Kuran’daki bilgilerle yoğurduğum için harika bilgilere ulaştım. Eğer Kuran olmasaydı bu bilgilere bu anlamı veremezdim.

Konumuza dönecek olursak inceleyeceğimiz ilk şey beden ve ruhun ilişkileri olacaktır. Bunu dünya ve öte dünyanın yapısıyla kıyaslayarak durumu anlamaya çalışalım.

  • İnsan bedeni büyük kütleli bir varlıktır ve ruhun da bir kütlesi vardır ama ruhun kütlesi çok küçüktür. Ruh ilk olarak Atomdan oluşturulur ve tekâmül ettikçe alt parçacıklarına ayrılır fakat tüm o parçacıkların toplamı yine aynı ruhu oluşturur. Yani tüm kuantum katları boyunca ruhun kütlesi değişmez. Fakat bedenlenirken tüm enerjisiyle bedenlenmeyebilir.
  • Görünen evrende zaman genişlemesi yaşıyoruz. Aslında zaman konusu başlı başına bir konudur onun için o konuyu bu makalemden okumalısınız. Şimdilik yetecek kadarından bahsedersem; görünen evrende zaman genişlemesi yaşamaktayız. Astral düzey ile görünen evren arasında 1 güne 1000 yıl gibi bir zaman genişlemesi yaşanırken en üst kuantum katındaysa 1 güne 50 bin yıl zaman genişlemesi olmaktadır.
  • Her kütlenin bir dalga frekansı vardır. Büyük kütlelerde az, küçük kütlelerde çoktur. İnsan bedeni gibi bir kütlenin de dalga frekansı vardır ama çok küçüktür. Oysa atom ve atom altı parçacıkların frekansı insana göre çok fazladır. Parçacık küçüldükçe frekans artar.
Sekil-46

Şekil 1 Öte dünyanın yapısı ve görüne evrenle olan benzerliği.

 -Astral dünya düzeyi öte dünyanın sonudur. Öte dünya gerçek olan dünyadır. Kuantum dünyalar Atom ve atomaltı parçacıklardan oluşur. Atomdan oluşan ruh tekâmül ettikçe atom altı parçacıklara doğru gelişir. Böylece ruh, öte dünyada Kaynağa doğru yükselir.

-Astral dünya üzerinde olan dünyalar öte dünyadır ve her kat arasında boyut farkı vardır. Ruh tekâmül edip yükselirken her kuantum dünyası sonunda sıçrama yapar. Yani 4 boyutlu uzaydan 5 boyutlu bir dünyaya geçer. Geçtiği ortamda frekansı artar.

-İlk ruh astral düzeyde yaratılır ve en alt insan mekânına eğitime gönderilir. Ruh doğum ile “atom” düzeyinden “insan” düzeyine ve ölüm halleri ile “insan” düzeyinden “gök katlarına” sıçrar. Şekildeki  ATOM ile İNSAN düzeyleri arasındaki bölgeyi deneyimlemez. Zaten öyle bir bölge de yoktur. Ruh dünyasıyla madde dünyasının arasındaki ilişkiyi gösterebilmek için şekil öyle çizilmiştir. Kesikli çizgi ile gösterdiğim ve “İNSAN” ile tanımladığım çizgiye öte dünyadan gelip gelip döner. Beden olarak her bedenlenme hep orada olur. Fakat “atom” düzeyinden başlayan ruh geliştikçe öte dünyada yükselir. Aslen var olmayan “İNSAN” düzeyi sadece simüle edilir. (Matrix filmindeki gibi matriksin içine girip çıkmak, yada avatar filmindeki avatar bedene girip çıkmak gibi..)

  – İnsan bedeni öte dünyadaki ruh halinin çok altındadır ve Kuran bu yere “aşağıların aşağısı” demektedir. Bu söz çok harika bir anlatımdır. Normalde atom düzeyi yani astral dünya öte dünyanın en altıdır. İnsan bedeni ise onunda aşağısındadır. Aslında astral dünyadan daha aşağısı yoktur ama bir bilgisayar dünyası içinde her şey yapılabilir.

-m ile gösterilen kütledir. Gök katlarında ruhun, “insan” düzeyinde ise, insanın kütlesine karşılık gelir. Ruh astral düzeyde atomdan yapılır ve geliştikçe atom altı parçacıklarına ayrılır. Ruh tekâmül edebilmek için dünya ortamında insan bedenine enkarne olur. Bu deneyimi defalarca yaşar. Her gelip gitmede tekâmülü yükselir.

-Şekilde v ile gösterilen ise gök katlarının dalga frekans hızıdır. Ruh tekâmül ettikçe daha üst dünyalara doğru yükselir. Kuantum katların en sonunda ruh ikiziyle birleşilerek Kaynakla bir olunur.

-R ile ruhun kudreti anlatılmaktadır. Ruh tekâmül ettikçe dalga titreşimini artırmaktadır. Dalga titreşimi arttıkça ruhun “ol” diyerek yaptırma gücü artmaktadır. Ruh kudreti maksimuma ulaştığında kaynakla bir olacaktır. Ruh kudretini biz zekâ ya da bilincin iş yaptırma gücü olarak adlandırabiliriz. İnsanın ruh kudreti çok çok azdır. Kuantum katların en sonuna gelen ruh çok yüksek ruh kudretine sahip olur. Kuran’da Yüksek Konsey olarak adlandırılan yapı sona gelmiş ruhların oluşturduğu ruh gücüdür ve insan için tanrısal güçler olarak algılanır. Bu yapı E=mc2 formülüne uygun hareket eder.

-t ile gösterilen ise zaman genişlemesidir. Zaman genişlemesi dünya ile astral düzey arasında 1 güne 1000 yıl olarak gerçekleşmektedir. Oysa kuantum dünyaların en üstünde 1 güne 50 bin yıl olarak gerçekleşir. Zaman genişlemesini anlamak için incepcion filmindeki minibüsün köprüden suya düşene kadar geçen süre içinde rüya görenlerin 40 dakikalık bir süre yaşamalarına benzer. Dünyada bin yıl geçtiğinde astral düzeyde (dünya zamanıyla) bir gün geçmiş kadar olur. Zaman genişlemesi dünyamızda zamanın geçmişten geleceğe akmasını ve ayrıca mesafeyi sağlayan mekanizmadır. Bu konu daha etraflıca zaman konusunda anlatılmıştır.

-Dikkat edilirse insan boyutunda kütle en fazla ve ruh kudreti en azdır. Aslında bizde ruhumuzun yapısına sahibiz ama yeteneklerin çok düşük olmasından ruhun yeteneklerinden yoksunuz.

-Simülasyon dünyası dediğim dünyamız öte dünyanın yapısındadır ama çok alt seviyededir. Dünyamız öte dünyanın yaşam olarak basitleştirilmiş halidir.

-Öte dünya imajinasyon dünyasıdır. Orada ruh düşünme becerisiyle her şeyi yapabilir. Atom altı dünya düşünceyle şekillenecek özelliktedir. Oysa dünyamız kaba maddeden yapılmıştır ve düşünceyle şekillenmez. Fakat hiç şekillenmez demek doğru değildir. Kısıtlı olmasına rağmen düşünce yine de çok az etki edebilmektedir.

-Görünen evrenin oluşturulmasının sebebinin tekâmül olduğunu söylemiştik. Ruhlar başkalarına hizmet ile tekâmül etmektedirler. Oysa yeterli seviyeye ulaşmayan ruh başkalarına hizmeti zül görür. Onun için dünyada tekâmül kendine hizmet şeklinde olmaktadır. Ruh, kendisine hizmet ile tekâmül eder. Negatif tekâmül diyebileceğimiz bu sistem sayesinde hayvan ve insanlar tekâmüllerini yapabilmektedirler. Bir insanı başkalarına hizmet için ikna etmek mümkün değildir ama kendi küçük bir çıkarı için başkasını öldürür bile…

Şekil 1’deki yapı öte dünya ile görünen evren (Simülasyon ya da hologram dünyası) arasındaki ilişkiyi göstermektedir. Şimdi öte dünya varken neden hologram dünyasının oluşturulmasını anlamaya çalışalım.

Ruh ilk olarak bilinçsiz atomdan oluşturulur demiştik. Bilinçsiz bir şeyin imajinasyon dünyası olan öte dünyada yaşaması söz konusu bile olamaz. Düşünce yetisi olmadığı için hiçbir faaliyette bulunamaz. Aslında aynı şey görünen evren içinde geçerlidir. Fakat görünen evrende düşünme yeteneği olmayan robotvari varlıklar yaşamayı başarabilirler. Oysa öte dünyada madde olmadığı için o tür bir varlık, bırak yaşamayı, var olmayı bile başaramaz. İşte görünen evren sırf bu robotvari varlıklar için oluşturulmuştur. Robotvari varlıklar görünen evrende dış yardıma gerek görmeden yaşayabilecek şekilde dizayn edilmiştir. O varlıklara eklenen programları, varlıklarını sürdürebilmek için yeterlidir. Fakat bu varlıklara sunulan yaşama şartları epey zordur.

Bu robotvari varlıkların dünyamızda bulunan hayvanlar olduğunu anlamışsınızdır. Hayvanların kendi içgüdüleriyle var olabilmelerinin nedeni ona monte edilecek ruhun gelişmesini sağlayabilmesi içindir. Sona eklediğim belgeselde bir balığın kumlarla sanat eseri yapışı anlatılmaktadır. O balık bir sanat eseri yapmak derdinde değildir. O sadece içgüdülerinin ona söylediği şeyi yapmaktadır. Gördüğünüz gibi içgüdü dediğim şeyler bir balığa kum ile sanat eseri yaptırabilecek seviyede de olabilir. Bu balığa yüklenen bir program parçası sayesinde bu işi hayatının bir işi olarak yapmaktadır. Sanırım kimse balığın bu işi bilinçli planlayarak yaptığını iddia etmez. Ayrıca böyle bir içgüdü evrimsel süreç ile de gelişemez.

YAŞAM DÖNGÜSÜ-1

Şekil 2 Ruhların bedenden başlayarak kaynağa geri dönüşleri.

Konumuza dönersek, başlangıçta ruhun zekâ düzeyi sıfır olduğundan bedene hiçbir katkısı olmaz. Fakat içine girdiği bedenine sunulan zorlu yaşam şartları yüzünden, sürekli korku ve tedirginlik içinde olacaktır. Her an ölümle burun buruna yaşamaya mahkûm olması onu bir şeyler yapmaya zorlayacaktır. Ruh, bedeninin yaşadığı hayatta kalma mücadelesini iliklerine kadar hisseder. Bu zorlu şartlar ruhun zaman içinde gelişmesini sağlar. Zaman içinde artık bedene etki ederek kendine avantaj sağlamaya çalışır. Ruhun yaşamda kalma mücadelesi onun tekâmülünü sağlar.

  • Şekil 2’de astral düzeyin altı madde dünyasını temsil etmektedir. Şekilde hologram dünyası olarak gösterilmektedir. Astral dünya üstü ise öte dünyadır.
  • Ruh astralde tekâmüle başlar ve sürekli yükselir. Tekâmülün nirvanası Kaynakla bir olmaktır.
  • Madde beden dönemi 2 bölümdür. İlk kısım hayvan bedenlerinde geçen dönemdir ki o döneme “otomatik dönem” demeyi uygun gördüm. Çünkü ruhlar berzah hayatı yaşamadan bir bedenden diğer badene çok az bir süre bekleyerek geçer. Kısa süre beklemenin gereği elde edilen tekâmül sürecinin ruha yüklenmesidir.
  • Madde bedenin ikinci dönemini insan bedenlerinde “yarı bilinçli dönem” olarak adlandırmaktayım. Bu dönemde insan, varlığının farkındadır ama “neden vardır?” sorusunun yanıtını bilmez. Madde hâkimiyetli bir bilgi ile donatılmıştır. Manevi yön ve gerçek bilgi kısıtlı ve parça parça verilir. Yarı bilinçli dönemde de tekâmülün değeri çok az bilinir ve tekâmülün ihtiyacına göre bilgi ortamları oluşturulur.
  • Ruh, zorunlu tekâmüle devam eder. Hayvan bedenlerinde olan durum biraz daha yumuşatılmıştır ama yine de zorunlu şartlar devam eder. Ruhun içine sokulduğu beden, pek çok ihtiyaca sahip olacak şekilde dizayn edilmiştir. Beden hem ihtiyaçlara sahiptir hem de çok kırılgandır. Kolaylıkla hasta olur. Ruh bedenin gözleriyle görüp onun içgüdüleriyle yaşadığı için her olumsuzluktan etkilenir. Böylece ruh kendi olumsuz durumunu düzeltmeye çalışır. İşte daha iyi ve sağlıkla yaşama isteği ve uğraşısı ruhun tekâmülünü sağlar.
  • Ruh 1. Kuantum katını hayvan bedenlerinde 2. Gök katını insan bedenlerinde geçer. Kıyameti yaşadıktan sonra bir daha bedenlenmez.
  • Ruh şekildeki A noktasında astralde yaratılır demiştik. A noktasından Nuh Tufanında kadar hayvan bedenlerinde geçirir. Bu süre 50 bin yıl sürer. Beden öldüğünde kısa süre berzahta kalır ve tekrar doğmakta olan bir beden bulur ve dünyaya döner.
  • Hayvanlardan memeliler ve kuşlar ruhun içine girebileceği bedenlerdir. Aslında rüya gören hayvanların tespit edilmesiyle hangi hayvanların ruh taşıdığı tam olarak anlaşılabilir. Benim anladığım kadarıyla ahtapot ve mürekkep balığı da ruh taşır. Balıkların ruh taşıdığına dair bir veri görmedim. Yunus, balina ve fok ruh taşır. Zaten onlar memelidir.
  • Ruh, yarı bilinçli döneme alınırken sadece maymundan evrimleştirilen insan bedeni kullanılmıştır. Daha önce ruhun girebileceği her hayvan kullanılırken, artık sadece insan bedeni kullanılmaktadır. Bunun nedeni medeniyet kurdurulacak varlığa elleri olan bir beden oluşturabilme zorunluluğudur. Onun için sadece maymun evrimleştirilmiştir.
  • Ruh, Nuh tufanından Kıyamete kadar insan bedenlerinde bedenlenir ve bu süre on bin yıl kadar sürer.
  • İnsan bedeni, otomatik dönemde oluşturulur. Seçilen bir maymun türü yavaş yavaş insana doğru evrilir… Nuh tufanına gelindiğinde epey insana benzeyen bir varlık oluşur ama ancak Nuh tufanı sonrası insan bedeni tam olarak oluşur.
  • Ruh, elli bin yılda geçtiği aşamayı insan bedeninde on bin yılda alır. Çünkü insan bedeninde belli bir zekâ geliştirdiği için yönlendirilerek tekâmülü hızlandırılır. İlk medeniyetler bu tür çalışmaların ürünüdür.
  • Kendine hizmet ve bedenli tekâmül kıyamet ile son bulacaktır.
  • Şu anda dünyada 3 ayrı zamanda tekâmüle sokulmuş ruhlar tekâmül etmektedir.

-İnsan bedenlerinde tekâmüle sokulmuş olan ruhlar bedenli süreçlerini bitirmiş ve kısa süre sonra bedensiz yaşama geçecektir.

-Hayvan bedenlerinde 2 farklı zamanda tekâmüle sokulmuş ruhlar var. Önce sokulanlar sonrakilerden epey daha zekidir. Onun için hayvanların bazısı çok zekiyken bazısı zeki değildir. Tekâmüle önce sokulan ruhlar 35 bin yıldır dünyaya gelip gitmektedir. Sonra sokulanlar ise 10 bin yıldır tekâmül etmektedir. 35 bin yıl önce tekâmüle sokulan ruhlar 15 bin yıl sonra, bizim yerimize insan bedenli yaşama geçecekler. 10 bin yıl önce tekâmüle sokulanlar ise 40 bin yıl sonra insan bedenlerinde tekâmüle geçecektir.

Bu işleri kimin yaptığını ilk makalemde yazmıştım. Kısa bir özet yapmak gerekirse: Bizden önce bedensiz yaşama geçen son tür olan Atlantisliler bizi organize etmektedirler. Kendi kıyametlerini yaşadıklarında geriye ekipler bıraktılar. İşte o ekipler ilk olarak genlerimizle uğraşarak bizi insana çevirdiler. Nuh tufanında ırklarımızı oluşturdular ve dünyanın her tarafına dağıttılar. Bu dağıtma sırasında ırklarımızı oluşturdular. Nuh tufanı sonrası medeniyetler kurmamızı sağladılar. Önceleri insanları, insanların arasında yaşayarak eğittiler. Pagan tanrıları olarak tanıdığımız bu tanrılar bizlerin öğretmenleridir. Daha sonraları kendileri çekildi ve yerlerine krallar bıraktılar. Bu kralları desteklediler. Tanrı kral olarak tanıdığımız bu krallardan da, daha sonra ellerini çektiler. Krallık döneminden sonra peygamberlik dönemi başlamıştır. Dinlerde anlatılan Musa ile Firavunun mücadelesi bu dönemleri sembolize etmektedir.

Bizler hâlâ daha Atlantislileri Tanrı olarak bilmekteyiz. Etik olmayan bu durumun gerekçesini bu yazımda açıkladım. Amaç en kısa sürede tekâmülü sağlamak olduğu için oluşan olumsuzluklar göz ardı edilebilmektedir.

Düşüncelerime göre şempanzelerin Nuh tufanını yaşamalarına yaklaşık 15 bin yıl daha var. Bizler kıyametimizi yaşayıp gittikten sonra kalacak ekipler şempanzenin evrimi ile uğraşacaklardır. Bu uğraş sonucu Şempanze gittikçe insana doğru evrimleştirilecektir. 15 bin yıl sonra tufan zamanı geldiğinde şempanzelerin bedeni tam olarak insan bedenine dönüştürülecektir. Ondan sonra insan bedeninde çok küçük değişiklikler olacaktır.

Her 25 bin yılda bir, şempanze gibi maymun türü oluşturuluyor ve insana dönüşerek yok oluyor. Her tufandan sonra insan bedenlerinde tekâmüle başlayan ruhların yerine yeni ruhlar tekâmüle sokuluyor. Böylece yeni ruhlar taşıyan hayvanlar zekâ olarak sıfır olmuş oluyor. Daha önce tekâmüle sokulmuş olanlar ise zeki hayvanlar olarak yaşamaya devam ediyor.

Nuh tufanı olayı, tufan şeklinde olan bir olay değildir. Ben de Nuh tufanı deyimini kullanacağım ama o olayın detaylarını buradan okumalısınız. Yani tufan diye bir olay yoktur. Daha çok bilgisayarda reset çekmek gibi bir durum yaşanacaktır.

Nuh tufanı esnasında Nuh’un gemisi bir şekilde koruma altına alınıyordur. Sistemden otomatik olarak silinen diğer bedenler gibi Nuh’un bedeninin de silinmesi beklenirdi. Demek ki gemi bir şekilde bu otomatik süreçten korunmuştur. Sümer kayıtlarındaki anlatıma göre bu işi organize edenler bile kendilerini korumak zorunda kalmıştır. Gılgamış destanında “Tanrılar bile tufandan korkarak geri çekildiler. Ve göğün en yüksek katına kadar çıktılar. Tanrılar, orada bir köpek gibi kıvrılmışlardı. Göğün en son eteklerinde büzülüp yatıyorlardı. İstar çocuğuna ağlayan bir ana gibi bağırıyordu. Tanrıların ecesi, güzel sesiyle âh ediyordu” diye yazmaktadır.

Yazılarımda dinlerde yazan şeylerin bire bir yaşanmadığını, sırf bize bilgi ve inanış oluşturulmak için sembolik anlatım yapıldığını yazmaktayım. İşte Nuh tufanı da tam olarak böyledir. Gerçekler bize şifreli verilmektedir. Ayrıca bizim tam olarak yönlendirildiğimizi de söylemiştim. Nasıl düşünmemiz isteniyorsa o düşünceyi destekleyen verilere ulaşmamız sağlanıyor. Sadece o verilere ulaşmamızla kalınmıyor yorumlamamız da istenilen gibi olması sağlanıyor. Böylece dünyada tam olarak onların istediği gibi düşünüyoruz.

Dünyada iki önemli dönüm noktası vardır. Bunlardan biri Nuh tufanı diğeriyse kıyamettir. Nuh tufanı kıyametten çok daha kapsamlı bir şeydir. Nuh tufanında sistem geri yükleme yapılıyor. Oysa kıyamette sadece insan bedenlerindeki ruhlar bedensiz yaşama geçiyor. Fakat o sırada şempanzeleri organize edecek ekiplerin bedenlerinin de altınçağı yaşayacak olanların bedenlerinin de korunması gerekmektedir. Kıyamet anında amel defterlerinden tespit edilen bu insanlar bir araca ya da bir gemiye alınarak korunacaklardır. Hatta Kuran’a göre orada bir miktar sıkılacak olan o insanlar serzenişte bulunacaktır.

Seyfullah DEMİR