Dünyada iki türlü inanç sistemi oluşturulmuştur. Bunlardan biri doğu dinleri diğeriyse batı dinleri. Batı dinlerine ateizm de dâhildir. Yazılarımda bu iki sistemin zekânın IQ ve EQ yönlerini geliştirmek için olduğunu yazdım. Yani asıl amaç insanların ibadetleri değil zekâlarının gelişmesi gereken yönlerinin gelişmesini sağlamaktır. Yani dinlerle oluşturulan yaşam alanları onların tekâmüllerinin eksik yönlerini tamamlamak amaçlıdır. Anladığım kadarıyla kişi ne kadar maneviyatla ilgili bir ortamda bedenlenirse zekâsının EQ yönünü o kadar fazla geliştiriyor. Tersi durumda da yani maddeyle ilgileniyorsa zekâsının IQ yönünü geliştiriyor.

Bu durumda doğu dinleri zekânın EQ yönünü diğerleri IQ yönünü geliştirmek için oluşturulduğunu anlayabiliriz. Elbette bütün dinler bu zekâlardan sadece birini geliştirmek için değildir. Çoğunluğu aradadır. Yani her iki tür zekâ da gelişir. Müslümanlık her iki gurubun tam ortasındadır. İnançları IQ dan EQ ye doğru tahmini bir sıralama yaparsak söyle bir tablo ile karşılaşırız.

Ateizm

Musevilik

Hıristiyanlık

Müslümanlık

Hinduizm

Konfücyüzm

Budizm

Elbette başka inançlarda vardır. Onlarda bu aralıktadırlar. İki ana uç ateizm ile Budizm’dir. Müslümanlık zekânın hem IQ hem de EQ yönünü eşite yakın geliştirir. İslam inancındaki ana mantık “yarın ölecekmiş gibi öte dünyaya, hiç ölmeyecekmiş gibi bu dünyaya çalışmalısın” şeklindedir. Müslümanlığa en yakın Hinduizm’dir. Hindular Müslümanlardan daha fazla maneviyata önem verirler. Yani Hinduizm’de daha çok EQ gelişir ama ihmal edilemeyecek oranda da IQ geliştirir.

Bu iki gurup dinlerin en önemli ayrımı yeniden doğuş inancıdır. Çoğunlukla IQ geliştiren dinler yeniden doğuşu kabul etmez. Çünkü yeniden doğuşa inanmak demek tekâmüle inanmak demektir. Tekâmüle inanan birinin dünyasal değerlere önem vermesi zorlaşır. Dünyasal değerlere önem vermeyen biri, sistemin IQ gelişimini sekteye uğratır. Olayı anlayabilmek için hiçbir Budist’in herhangi bir sebeple kitap yazmadığını anlamak yeterlidir. Yani bir Budist para, şan, şöhret ya da kariyer için elini bile kıpırdatmaz. Dünyasal değerlere sahip böyle şeylerin ruhlarını kirleteceklerini düşünürler. Onun için Budizm hakkında yazılan tüm eserler, batılılar tarafından yazılmıştır. Bir Budist böyle bir kitabın yazılmasına vesile bile olmak istemez. Böyle bir şeye kalkması için kendisini görevli hissetmesi gerekir.

İnsanların dünyasal değerlere önem verebilmesi için maneviyatın mümkün olduğu kadar azaltılması gerekir. Bunun için ruhun tekâmülü ve yeniden doğuşun biraz gizlenmesi gerekir. O zaman kişi dünyasal değerlere önem vermeye başlayabiliyor. Dünyasal değerlere önem verdiği oranda da dünyasal refaha kavuşmaktadır. Bu duruma en güzel örnek Türkiye Cumhuriyetidir. Atatürk’le bir miktar maneviyattan vazgeçen Türkiye refah yönünden bir atılım yapabilmiştir.

Maneviyata önem vermeyen inançlarda büyük adalet sorunları meydana gelmektedir. Yeniden doğuş ortadan kalktığında adaleti sağlama imkânı da ortadan kalkmaktadır. İşte cennet ve cehennem inancı bu açığı kapamak için oluşturulmuştur. Tek bir hayat yaşayacak olan insanın yaptıklarının ceza veya mükâfatı öldükten sonra görülecek olması insanların bu sistemi kabul edebilmelerini sağlamak amaçlıdır. Yoksa bir yaratıcının yarattıklarını ilelebet cayır cayır yakması hiç mantıklı ve kabul edilebilir değildir. İnsanlar dünyasal değerlere yönlendirildiğinde, adaletsizliklerin çözümü sadece dünyasal argümanlara kalır. Fakat o zamanda gücü elinde bulunduran ya da kimsenin görmeyeceğini bilenler etik olmayan yöntemlere başvurabilmektedir. İşte bu durumları dengeleyebilmek için cennet, cehennem kavramları oluşturulmuştur. Yani cennet ya da cehennemin asıl amacı; ezilen, hakkı yenen insanı teselli etmek babındadır. Kişi öte dünyada hakkının verileceğine ve haksızlık edenin cezalandırılacağına inanırsa, dünya hayatına daha kolay tahammül edebilmektedir.

Fakat Kuran bu kelimeleri içi boş bir anlamda kullanmaz. Onlara sembol yükler. Kuran cehennemi anlatırken alev ve ateşten çokça bahseder. Bu anlatımdan cehennemin enerji ortamı olduğunu anlamaktayız. Yani öte dünya dediğimiz kuantum dünyalarını, cehennem olarak alır. Yani 7 gök katını cehennem kelimesiyle sembolleştirmiştir. Ruhun da enerjiden yapılı olması dolayısıyla orada yanmayacağı, aslında tek yaşayabileceği yer olduğu anlaşılır. Cennet tanımı ise; her şeyin bolca bulunacağı bir yer olarak tanımlanır. Fakat nimetlerin hepsinin maddesel olması dolayısıyla altınçağı anlattığın anlamaktayız. Atlas döşeklerde ki Huriler, ballar, şaraplar vs. hep madde bedenin ihtiyaçlarıdır. Dolayısıyla cennet, dünyadaki altınçağı anlatır. Kıyamette amel defterleri açıldığında, yani ruhların tekâmüllerine bakıldığında, öte dünyada yaşayabilecek kadar gelişenler cehenneme, gelişemeyenler cennete alınacak. Cehenneme alınanlar pozitif tekâmüle devam edecek. Cennete alınanlar da çalışmak zorunda kalmadan, bilinçli tekâmül ederek cehenneme alınacaklardır.

Zaten yukarıda ki sıralamaya bakarak dünyadaki bilim ve teknolojinin gelişmesine katkı eden insanların inançlarını anlayabiliriz. Bilim, Ateist ve Musevi bilim insanlarının tekelindedir. Onlara bir miktar da Hristiyan bilim insanları katkı sağlar. Müslüman bilim insanları ise çok azdır. İnanç ne kadar maneviyata kayıyorsa bilimle ilgisi o kadar azalmaktadır. Yani Müslüman bilim insanlarının olmamasının sebebi dinden kaynaklanmaktadır. Hem dini bütün bir insan olmak hem de bilimle ilgilenmek pek mümkün değildir. Birbirlerinin tersi durumdur. Geçmişte bu işi bağdaştırmış bir avuç insan olmuştur ama o kadar… Günümüzde Müslüman bilim insanları daha çok dini yok sayarak bilim yapabilmektedir… Budizm’den ise hemen hiç bilim insanı çıkmaz. Hristiyanlıkta reform ve Rönesans hareketlerinden sonra epey maddeye doğru kaymıştır. Böylece refahın merkezi durumuna gelmiştir. Fakat refahlarını başka insanların kaynakları üzerine kurdukları için etik bir gelişme göstermemişlerdir ama ne yazık ki madde yöne yönelmek, insanı; kendi çıkarını daha önde tutmayı gerektirir hale getirmektedir.

Seyfullah DEMİR