Kuran’da kıyamet inancı o kadar güçlüdür ki Allah inancı ile eşdeğerdir. Kuran baştan sona kıyametin önemini vurgulayan ayetlerle doludur. Kıyamet sürecini yaşamadan cennet ve cehenneme gidilemez.  Bu başlı başına düşünülmesi gereken bir durumdur. İnsanlar bir kere doğacak ve bir kere ölecekse kıyamete ne gerek var.  Kıyamette yeniden dirilmenin mantığı hesap gününün görülmesidir. Her ölen öldükten sonra hesabı görülüp gideceği yere gönderilebilir. Niye bir zaman bekleyip de bir curcuna içinde milyarlarca insanla uğraşmak gereksin. Şu anda cehennem boş gözükmektedir. Benim dediğim gibi olursa bir taraftan da işlemler hızlandırılmış olur. Her ölen bir daha bedenlenmeyecekse zaten kıyameti yaşamış demektir. Artık başka bir işi yoktur. Onun için defterler kapanmıştır. O zaman kıyamete kadar beklemesi çok gereksiz görülmektedir. Hem de dünyada şimdiye kadar yaşamış tüm insanlar aynı anda bedenlenecekse dünya yüzeyine sığmayacak kadar çok olmalılar. Tüm işlemleri yapabilmek içinde bir melekler ordusu gerekecektir.

Oysa Kuran ille de kıyamet olacak ve herkes zamanı belli olmayan bir zamanda hesaba çekilecektir. Demek ki belli bir süre beklemenin önemli bir sebebi var. Bu zorunlu beklemeden insanların tekâmüllerini tamamlamaları bekleniyor olduğunu anlıyorum. Kıyamette ancak insanlar belli bir seviyeye gelebildiğinde kopacaktır. Çünkü öte dünyada yaşamak tamamen düşünceye endekslidir. Onun için insanlığın belli bir düşünme kapasitesine gelmesi önemlidir. Yani insanlık gelişip düşünme yeteneğini kullanabilirse hazır olmuş olacaktır. İşte onun için ille de kıyamet gereklidir. Ayrıca şu anda dünya nüfusu yaklaşık kıyamette bedenleneceklerin nüfusuna yakındır. Öyle kargaşa falan yaşanmayacağı görülür. Çünkü geçmişte yaşayıp ölen insanlar da zaten bizlerdik. Onun için o kadar büyük nüfuslara ulaşılmaz.

Şu anda kıyamet konumuna gelmiş bulunmaktayız. İnsanlığın öte dünyada yaşabileceği duruma geldik. Henüz savaşlar ve gözyaşından kurtulamadık fakat bu çıkarcı mantık öte dünyada geçerli olmayacaktır. (Kıyametle birlikte hayvansal duygularımızı bırakacağımızı söylemiştim.)

Şimdi Kuran’dan kıyamette neler olacağına bakalım. Kıyamet konusunda Kuran çok iyi bir kaynaktır. Kuran’a inanan hiç kimse kıyametin kopmayacağı ile en küçük tereddüdü olamaz. Neler olacağı konusunda farklı farklı görüşler olabilir.

 

ARAF 25 “Orada yaşayacaksınız, orada öleceksiniz ve yine oradan (dirilip) çıkarılacaksınız!” dedi.

Kıyametin dünyada olacağının hiçbir tereddüdü yoktur. Kuran bu konuda çok açıktır.

 

KEHF 47 O kıyamet gününü hatırla ki, dağları yürüteceğiz ve yeryüzünü çırılçıplak göreceksin. Bütün insanları, mahşerde toplayacağız hiçbir kimseyi bırakmayacağız.

Kıyamette dünyada şimdiye kadar yaşamış herkes istisnasız bedenlenecek. Dünya nüfusu ilk yaratılan ruhların sayısına ulaşıldığında herkes bedenlenmiş olacak. Elbette ölüm ve doğum olayları devam ediyor. Kıyamet süreci bir saniyelik olaydır. O saniye içinde herkes dünyada bedenli olacaktır.

Kıyamette herkes yaşadığı tüm hayatlarındaki amellerine göre değerlendirilecek. Yani kıyamete kadar yaşadığı tüm hayatlarının kayıtlı olduğu bilgisayar diski (Hard-disk) açılacak ve tüm hayatlarını anımsayacak. Kuran buna amel defteri diyor.

 

İSRA 13 Her insanın amel defterini boynuna doladık, kıyamet günü açılmış bulacağı kitabı önüne çıkarırız.

İSRA 14 “Kitabını oku! Bugün hesap görücü olarak sana nefsin yeter!” deriz.

Bütün hayatlarında elde ettiği tekâmül seviyesi kendini gösterecektir. Kuran “orada kimse yalan söyleyemezKehf 49 O gün herkesin amel defteri ortaya konulmuştur. Ey Muhammed! Günahkârların, amel defterlerinden korkarak: 'Eyvah bize! Bu nasıl deftermiş ki, büyük küçük hiçbir şey bırakmadan hepsini saymış dökmüş' dediklerini görürsün. Onlar, bütün yaptıklarını hazır bulmuşlardır. Senin Rabbin hiç kimseye zulmetmez.” der. Sistem insanların kendilerine soru sorularak yapılmayacak. Onun için kimse yalan söyleyemez. Çünkü mevcut kayıtlar kişinin ruhunda kendini gösterecek. Kuran “Sana nefsin yeterİsra 14 'Kitabını oku! Bugün hesap görücü olarak sana nefsin yeter!' deriz”  diyerek insanın kendiliğinden göstereceği bir şey olduğunu anlatmaktadır. Her hayatımızda bir cd doldururuz. Kıyamette tüm cd’ler, ‘hard-disk’imizi oluşturacak. Yani kıyamette bakılacak olan şey tekâmül seviyemiz olacak. Eğer tekâmül seviyemiz öte dünyada yaşayabilecek kadar yüksek ise cehenneme değilse cennete alınacağız.

 

RAHMAN 41 Suçlular simalarından tanınır, alınlarından ve ayaklarından tutulur.

Cehennemlikler hemen tanınabiliyor. Onları aramaya gerek yoktur. Bu tekâmülün derecesini anlayabilmek için ruhun dalga titreşiminin hızına bakmak gerekecek. Dışarıdan bakan kişi dalga titreşimini renk olarak algılayacaktır. İşte belli bir seviyede olan ruhlar istenilen eşiği geçtiği için öte dünyaya gidecektir. Eşiği aşamayanlar ise dünyada biraz daha eğitim almaya devam edeceklerdir.

 

ARAF 41 – Onlara cehennemde ateşten bir yatak, üstlerine de (ateşten) örtüler vardır. Biz zalimleri işte böyle cezalandırırız.

Kuran’da ateş, alev kelimeleri çoğunlukla enerji anlamında kullanılmaktadır. Öte dünyanın da aynı tür yapıda olduğunu anlıyoruz. Cehennemi tanımlayan kuran onun alev ve ateşten yapılı olduğunu söyler. İşte cehennemle kastedilen öte dünyadır. Yani cehennem denilen yer, öte dünyanın enerji yapısını vurgulamaktadır. Öte dünya yani cehennem madde beden için yakıcıdır ama enerjiden yapısı olan ruh bu ortamda yanmaz. Aksine tam yaşayacağı yeri bulmuş olur. Şekil 1’deki 1’den 7’ye kadar olan gök katlarının hepsi cehennemdir. Mevcut inanışa uymayan bu durum zor kabul görecek bir yapıdadır. Fakat aklıselim düşünen insanın, kendisini yaratanın cayır cayır yakacak olmasının mantıksızlığını anlayacaktır.

Sekil-321

Şekil 1 Kuran’a göre dünya ve öte dünyanın yapısı.

Cennetle kastedilen ise dünyadaki altınçağdır. Eğer Kuran’daki cennet anlatımına bakarsanız tam olarak dünyasal şeylerden bahsettiğini görürsünüz.

Ben, Kuran’ın kutsal olduğundan kendi adım kadar eminim. İşte ana çıkış noktam budur. O zaman biz insanları yönlendirerek bir yöne yöneltmelidir. İşte Kuran’ın insanları kıyamete hazırladığını görüyorum. Kuran’da üç tür ayet var.

-Sıradan insanların değerlendirdikleri ve anladıkları Kuran var. Mevcut dini oluşturan görüş.

-“Temiz akıllıların” anlayacakları ayetler var. Mevlana gibilerin o ayetlerle anladıkları ile tavan yapmaları gibi.

-Kıyamette “bilgilendirilenlerin” anlayacağı ayetler var. (Mümin 15O Refî'dir, dereceleri yükseltendir; arşın sahibidir. Buluşma günü hakkında uyarmak için emrinden olan Rûh'u kullarından dilediğine indirir. ayeti gereği)

Bunlar içinde dini oluşturan asıl kalabalık birinci şıktakilerdir. Kuran kıyamete kadar bu insanlara bir inanış oluşturmak için gönderilmiştir ve mevcut inanış oluşmuştur. İnsanlara Kuran’ın başka şeyler anlattığını Mevlana gibi temiz akıllılar anlatmaya çalışmıştır. Kıyamete geldiğimiz bu günlerde ise Kuran çok daha başka şeyler söyleyecektir. Özellikle cehennem kavramını biraz açmak istiyorum. Çünkü mevcut inanışta büyük sorunlar var.

Cehennemde insanın ateşte yanması tanımlanmıştır ama yanma dünyevi bir tanımdır. Çünkü derilerin yanmasından bahseder ve o deriler yandıkça yenileri ile değiştirilecek denmektedir. Bedenin içine üflenen ruhun yanması söz konusu olamaz çünkü ruh deriye sahip değildir.

 

NİSA 56 – Şüphesiz ki âyetlerimizi inkâr eden kâfirleri biz yarın bir ateşe atacağız. Derileri piştikçe azabı duysunlar diye, kendilerine başka deriler vereceğiz. Çünkü, Allah gerçekten çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.

Deriye sahip olmayan ruh ebedi yanmaya mahkûm edilmiştir.

 

MAİDE 37 – Cehennem ateşinden çıkmak isterler. Ama oradan çıkacak değillerdir. Onlar için devamlı bir azap vardır.

Burada çok önemli ipuçları vardır. Birincisi sonsuz azap ile başka bir şey anlatılmaktadır. Eğer düşünürsek, sonsuz azap neye karşılıktır? Kişinin yanlış yaşadığı 60-80 yıla karşılıktır. Bu kadar orantısız bir ceza olamaz. Böyle orantısız insafsızca ceza kutsal bir varlığa yakışmaz. Eğer Allah’ın cenneti genelev ve cehennemi cızbız mekânı olarak yaptığını düşünüyorsanız size söyleyecek hiç sözüm yok. Ben Allah’ın öyle zalim bir tanrı olacağını kabul edemem. Demek ki yakma işlemi sadece insanı yola getirme veya dünyaya tahammül edebilmesi için yani teselli için kullanmaktadır. Fakat bu teselliyi verirken de gerçekleri gizleyerek vermeyi ihmal etmez. Onun için ateş enerji ortamını temsil eder ve insan ruhu tam olarak yaşayacağı yer zaten enerji ortamıdır. Fakat bu enerji ortamına madde gidebilirse onu gerçekten yakar.

Kuran’ı incelediğimizde kimin inanıp kimin inanmayacağı Allah’ın tasarrufunda olduğunu görürüz. Fakat insanları kendi istediği yola getirmeye, pek gönüllü değildir.

 

HAC 16 – İşte biz onu (Kur’ân’ı) böylece, apaçık âyetler olarak indirdik. Şüphesiz Allah dilediğini doğru yola eriştirir.

(Bu ayetin benzeri Kuran’da çoktur)

Çünkü cehennemi cin ve insanlarla dolduracağına yemin etmiştir.

 

HUD 119 – Ancak Rabbinin rahmetle yarlığadığı kimseler başka. Onun içindir ki, onları yarattı. Ve Rabbinin “Andolsun ki cehennemi cinlerden ve insanlardan tamamen dolduracağım” sözü böylece tamam oldu.

Allah, cehennemi dolduracağı ile ilgili bir söz vermiştir ve bu sözü tutmuştur. Hatta daha ileri giderek istisnasız herkesin cehenneme mutlaka gideceğini söyler.

 

MERYEM 71 – İçinizden hiçbiri istisna edilmemek üzere mutlaka herkes cehenneme varacaktır. Bu, Rabbinin katında kesinleşmiş bir hükümdür.

Bu ayete göre cehennem istisnasız herkesin gideceği yerdir. Eğer sıra anlatımı doğru kabul ederseniz Allah’ın insan ve cinleri yakmaktan zevk aldığını düşünürsünüz. Benim mantığımla baktığınız zaman niye öyle olduğunu anlarsınız. Amaç ruhların yaşamaya ve tekâmül etmeye devam edecekleri bir yer oluşturmaktır ve cehennem bunu karşılamaktadır.

Allah’ın insanları doğru yola getirme gücü varken ille de cehennemi doldurma isteği bu mantıkla ancak anlaşılabilir olmaktadır. Fakat bu güne kadar anlaşılması gereken şekilde anlaşılması da sağlanmıştır. Mevcut inanışı biraz daha inceleyelim.

 

FATIR 36 İnkâr edenlere gelince, onlara cehennem ateşi vardır. Hüküm verilmez ki ölsünler, kendilerinden biraz azab da hafifletilmez. İşte biz her nankörü böyle cezalandırırız.

Mevcut inanışa göre cehennemde yanacak olanların Allah’a yalvarmaları da hiç önemli değildir. Zaten onların af dilemeleri kabul edilmeyecektir. Bu insafsız yapı o kadar ileridir ki cehennemliklerin bekçilerden kendileri için Allah’tan af dilemelerini bile yasaklamıştır. Yani yapılan bir suça kesinlikle milyar kere milyar misli ile bir ceza verilmektedir. Hem de o insanların kalpleri kilitli olduğu için gerçeği de göremeyecekleri halde.

 

BAKARA 6 – 7 Şu muhakkak ki inkâr edenleri uyarsan da, uyarmasan da onlar için birdir. Onlar inanmazlar. Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir.

ARAF 101 – İşte o ülkeler ki, sana onların haberlerinden bir kısmını anlatıyoruz Andolsun ki, peygamberleri onlara apaçık deliller (mucizeler) getirmişlerdi. Fakat önceden yalanladıkları gerçeklere iman edecek değillerdi. İşte o kâfirlerin kalplerini Allah böyle mühürler.

ENFAL  63 – Müminlerin kalplerini birbirlerine O ısındırdı. Yoksa yeryüzünde ne varsa sen hepsini harcasaydın yine de onların kalblerini (böylesine) ısındıramazdın. Lâkin Allah, kalplerini kaynaştırdı. Muhakkak ki, O azizdir, hakimdir.

MUHAMMED 16 – Ey Muhammed! Onlardan seni dinlemeye gelenler de var. Senin yanından çıktıkları zaman kendilerine ilim verilen kimselere alay yoluyla: “O demin ne söyledi?” diye sorarlar. İşte onlar Allah’ın kalplerini mühürlediği kimselerdir. Onlar sadece kendi heva ve heveslerine uyarlar.

MÜDDESSİR 56 – Bununla beraber Allah dilemedikçe onlar öğüt alamazlar. Koruyacak da O’dur, bağışlayacak da.

Bu ayetler gibi ayet Kuran’da çoktur. Bu ayetlere göre “Allah o insanları sırf yakmak için yarattı” mantığı ortaya çıkıyor. Böyle bir mantık ise Allah’ı sadist bir şey yapar. Bu hem yaratıcı formatına uymaz hem de kendinden daha merhametli kul yarattığı gibi saçma bir sonuç doğurur. Yani cehennemde yanacağız düşüncesi Allah’ı kazıklı Voyvoda’dan çok daha vahşi bir mahlûk yapar. “Allah Kuran’ı gönderdi iman etselerdi” gibi savunmalar geçerli olamaz çünkü kilitli kalpleri olanlar bu durumu nasıl görsün.

Kuran burada düşünenler için ipuçları oluşturmaktadır. Yaratıcının bu kadar orantısız bir ceza vermeyeceğini bilmemiz gerekir. Çünkü Kuran her fırsatta Allah’ın merhametinden bahseder. Bu nasıl merhamettir ki tek bir ömre ilelebet cezayı reva gördüğünü düşünebiliyoruz. Bu tam bir çelişkidir. Benim bu konudaki düşüncem çok farklıdır.

Aslında tüm insanların neye inanacakları bedenlenmeden bellidir. İnanacakları şey ruhuna yüklenerek dünyaya gönderilir. Böylece kişi Hristiyan, Budist ya da Müslüman olur. Kuran bunu “kalbi mühürlü” olarak tanımlamaktadır. Çünkü kişinin o hayatında alacağı en iyi tekâmül hesaplanmıştır. Örneğin Budist bir hayat deneyimi gerekiyorsa o kişiye öte dünyada Budizm empoze edilir. Bedenlendiğinde inanacağı şey ruhuna yüklenmiş olur. Böylece o kişi -ölümüne- inançlarına sarılır. Başkaları için saçma olan düşünceler onu rahatsız etmez. Bir kılıf bulup inanmaya devam eder.

Bu işi organize eden kutsal mekânlar dünyayı dinlerle parsellemiştir. Hristiyan yaşam deneyimi alacak kişiyi o inancın olduğu yerde bedenlendirir. Elbette istisnalar da vardır. Yani her şey planlar dâhilinde devam eder. Planlara göre cennette pek az insan olacaktır. Kuran, ne kadar insanın cennete gideceğini bilmektedir. İSRA 62 ayetindeki “pek azı hariç” sözü cennete gidecekleri, çok az olarak belirtir.

MERYEM 71İçinizden hiçbiri istisna edilmemek üzere mutlaka herkes cehenneme varacaktır. Bu, Rabbinin katında kesinleşmiş bir hükümdür. ayetinde “tüm insanlar cehenneme gidecek” demesi de bu mantık gereğidir. Yani cennettekiler de tekâmülleri yetecek kadar arttığında cehenneme gidecekler.

Burada önemli bir ayrıntı daha vardır. “Kesinleşmiş hükümdür” sözü bu olayın mutlaka gerçekleşecek olduğunu gösterir.  Herkes kendi rızasına bakılmaksızın mutlaka bu süreci yaşayacak olduğunu anlatıyor. Din ayrımı yapılmadan herkesin zorunlu olarak uyacakları bir kuraldır.

Kuran’ın hem bir din oluşturmak hem de kıyamette insanlığı uyandırmak gibi iki görevi vardır. İşte birinci görevini yerine getirebilmek için Meryem 71 ayetine düzeltme yapılması gerekmektedir. Çünkü mevcut dini inanışın oluşumunu engelleyen bir ayettir. Bu ayetten sonra gelen MERYEM 72Sonra Allah'dan korkup, sakınanları kurtaracağız ve zalimleri de toptan cehennemde bırakacağız. ayeti bu anlamı kamufle etmek amaçlıdır. Oluşturulmuş cennet ve cehennem kavramları ile uyuşmadığı için bir düzeltme yapılması için eklenmiştir. Zaten yapılan düzeltme ile bile çok geçerli bir neden oluşturulmamıştır.  Niye suçsuz olan birileri mutlaka cehenneme gitmiş olsun ki?

Mevcut Cennet ve cehennem düşüncesini biraz daha eleştirmek istiyorum. Düz mantıkla bakarsak cehenneme gidenlerin çok fazla ve cennete gidenlerinse çok az olması mantıklı değildir. Bir öğretmenin öğrencilerinden çoğu kalıyor ve pek azı geçiyorsa suçu öğretmende aramak gerekir. Çünkü öğrencilerini doğru eğitemediği ortaya çıkar. Ya seviyelerine inememiştir ya da kasıtlı yapıyordur. Her iki durumda da okul yönetimi öğretmeni uyarır ve eğer değişmezse görevine son verir. Aynı mantıkla Allah’ı yargılarsak bu kadar çok yanacak kişi olması onun başarısızlığını gösterir. Ya da insanları yakmaktan zevk alıyor olmalıdır.

Kuran’a göre cehennemin öte dünya olduğunu anladık. Cennetin ise dünyada olduğunu söylemiştim. Kuran Cenneti tanımlarken “altlarından ırmaklar akan” gibi dünyevi tanımlar kullanır. İstisnasız her tanım dünyasaldır. En olmayacak tanım bal veya şarap ırmaklarıdır. Bedene sahip olmayan ruh için dünyasal tanımlar anlamsızdır. Ben cennet tanımı ile altınçağ tanımlarını aynı gibi görüyorum. Çok benziyorlar. Mevcut inanışta sorunsuz ekmek elden su gölden misali yaşayacak olan insanlar altınçağda da aynı şekilde yaşayacaktır.  Altınçağda dünya nüfusu M.S.2150 kitabına göre 300 milyon kadar gözükmektedir. Ben ise 3 milyon kadar kişinin altın çağı yaşayacağını düşünüyorum. Bu rakam, şeytana izin verildiğinde cehenneme gideceklerin pek azı hariçİsra 62 (Yine İblis) dedi ki: 'Şu benden üstün kıldığını gördün mü? Yemin ederim ki, eğer beni kıyamet gününe kadar ertelersen, pek azı hariç, onun zürriyetini kendi buyruğum altına alacağım.' diyerek belirlendiği durumla örtüşmektedir. Yani cennete gideceklerin çok az olduğu gözükmektedir.

Önce Kuran’daki cennetin tarifini inceleyelim.

 

RAHMAN 46 Rabbinin makamından korkan kimselere iki cennet vardır.

RAHMAN 48 İkisinin de çeşitli ağaçları, meyvaları vardır.

RAHMAN 50 İkisinde de akıp giden iki kaynak vardır.

RAHMAN 52 İkisinde de her türlü meyvadan çift çift vardır.

RAHMAN 54 Astarları atlastan yataklara yaslanırlar. İki cennetin de devşirmesi yakındır.

RAHMAN 56 Oralarda gözlerini yalnız eşlerine çevirmiş dilberler var ki, bunlardan önce onlara ne insan ne de cin dokunmuştur.

RAHMAN 58 Sanki onlar yâkut ve mercandırlar.

RAHMAN 60 İyiliğin karşılığı, yalnız iyilik değil midir?

RAHMAN 62 Bu ikisinden başka iki cennet daha vardır.

RAHMAN 64 (Bu cennetler) yemyeşildirler.

RAHMAN 66 İkisinde de fışkıran iki kaynak vardır.

RAHMAN 68 İkisinde de her türlü meyva, hurma ve nar vardır.

RAHMAN 70 İçlerinde güzel huylu, güzel yüzlü kadınlar vardır.

RAHMAN 72 Çadırlar içerisinde gözlerini yalnız kocalarına çevirmiş hûriler vardır.

RAHMAN 74 Bunlardan önce onlara ne insan ne de cin dokunmuştur.

RAHMAN 76 Yeşil yastıklara ve hârikulâde güzel işlemeli döşeklere yaslanırlar.

Bu anlatım bana dünyada kurulacak dört adet altınçağ şehirlerini anlattığı izlenimi vermektedir. Bu şehirlerin çoğunluğunu kadınların oluşturacağı gibi bir anlam çıkarıyorum.  Yani kadın nüfusunun fazla olacağı gibi bir durum anlıyorum ama belki de hep kadın nüfusundan bile oluşabilir de. Cinsellik ne hikmetse çok kullanılan bir şeydir. Tüm eski yazılarda yemek yeme eylemi gibi cinsellik anlatılmaktadır. Zeus ve Enlil de hiçbir güzel kadını kaçırmazlar. Burada da insan bedeni ihtiyacı olan bu eylemi kullanıp bize mesaj verilmektedir. Sahiplenme ve kıskançlık duygularımızdan dolayı, sahip olduklarımızı başkaları ile paylaşamıyoruz. Ondan dolayı mal gibi gördüğümüz eşimize kimsenin dokunmasına tahammül edemiyoruz. Oysa yemeğimizi başkaları ile paylaşabiliyoruz. Normal düşünenler için arada fark yoktur. Bir eş bedensel zevkini başkasıyla gidermesinde bir sakınca yoktur. Her birey bağımsız bireydir ve kimsenin malı olamaz. Fakat bilgi olması açısından söylediğim bu mantık ancak altınçağda geçerli olacaktır. Çünkü aynı kıskançlık duyguları bende de var ve henüz zamanı gelmeden uygulanma şansı yoktur. Ayrıca mevcut inanışa göre zina olmuş olur. Bu söylediklerim sadece altınçağ için geçerlidir. Fakat gelişmiş ülkelerde de birçok kişi aynı düşüncelere sahiptir. Onlar tekâmülde o seviyeye çıkmışlardır. Yani şeytanca duygu olan sahiplenme veya kıskançlık duygularından nispeten kurtulmuşlardır.

İtiraz seslerini duyar gibi oluyorum. Fakat ben Kuran’ı okuduğumda anladıklarımı yazıyorum. Cehennem insanları cayır cayır yakan bir yer olamaz. Çok güzel bir anlatımla cezalandıracağını söylediği insanları çaktırmadan mükâfatlandırması mucizevî yönünden biridir.  “İki cennetin de devşirmesi yakındır”  sözü bize bazı cennetlerde insanların eşiği aşmaya daha yakın olduğunu söylemektedir. Bu sözü anlamak için Makro Felsefe mantığını bilmek gerekir. Makro felsefeye göre; insanlar tekâmül eder. Altınçağda tekâmül edeceklere 1′den 10′a kadar derece verilmektedir. 1 yeni başlayanlar için, 10 ise bedenini terk edebilecek seviyeye gelenler için kullanılmaktadır. İşte “devşirmesi yakındır” demesi bu yüzdendir. Altınçağı yaşayacak olanların hepsi aynı tekâmül seviyesinde olmayacaklardır. 10. dereceye daha yakın olanlar iki şehirde toplanacaklardır. Diğerleri de diğer iki şehirde yaşayacaktır. 10. dereceye gelenler geldiği an bedenlerini terk ederek öte dünyaya geçecektir.

 

BAKARA 25 İnanıp yararlı işler yapanlara, altlarından ırmaklar akan cennetlerin kendilerine ait olduğunu müjdele! Onlardaki herhangi bir meyveden rızıklandırıldıklarında: “Bu daha önce de rızıklandığımız şeydir” derler ve o rızık birbirinin benzeri olmak üzere, kendilerine sunulacak. Orada çok temiz zevceler de onların. Hem onlar orada ebedî kalacaklar.

Bu ayet Cennetin dünya gibi bir yer olduğunu açıkça söylemektedir. Daha öce rızıklandığımız yiyecekler cennette yine karşımıza çıkacaklar. Demek ki ruh olarak değil de, beden olarak cennete gideceğiz. Yoksa bir ruhun yemek yemesi gibi bir durum saçmalıktır.

 

BAKARA 118 Bilgiden nasibi olmayanlar da “Allah bizimle konuşsa ya, yahut bize de bir mucize gelse ya!” dediler. Bunlardan öncekiler de tıpkı böyle, bunların dedikleri gibi demişlerdi. Onların kalbleri birbirlerine benzedi. Gerçekten de yakîne ermek (hakikati bilmek) isteyen bir kavim için biz mucizeleri çok açık seçik gösterdik.

BAKARA 119 Şüphe yok ki, Biz seni hak ile rahmetimizin müjdecisi ve azabımızın habercisi olarak gönderdik. Sen, o cehennemliklerden sorumlu değilsin.

Bu ayet aklını kullanıp sorgulamak isteyenleri anlatmaktadır. Eğer bu sorgulama devam eder ve daha derinlere inilirse hakikate erişileceğini anlatmaktadır. Ayrıca bu tür insanlardan peygamberin sorumlu olmadığını onun sadece aracı olduğunu vurgulamaktadır.

İnsan esfeli sâfilîne atılırken (Tin 5 Sonra da çevirdik aşağıların aşağısına attık.) onun varolan durumunun çok daha altında bir duruma gönderildiği görülmektedir. Bu durum iki yönden geri gidildiğine işaret etmektedir. Biri Âdem’in cennetten kovulduğunda kaybettiği ayrıcalıklarıdır. İkincisi kaybettiği ayrıcalıkları yüzünden yaşamayı başaramayacağı ortama uyum için ona verilen yeni imkânlardır.

Âdemin kaybettiği en önemli şey “ekmek elden su gölden” misali yaşamdı. Artık kendi yiyeceğini kendisi bulmak zorunda ve yaşamasını sürdürebilmesi kendi uğraşlarına kalmıştı. Hayatta kalabilmek için ona verilen imkânlar yani içgüdüleri (iblis) onu aşağılık bir mahlûk yapacaktır. Kendi çıkarı için Bakara 30Bir zamanlar Rabb'in meleklere: 'Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım' demişti. (Melekler): 'A!.. Orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birisini mi yaratacaksın? Oysa biz seni överek tesbih ediyor ve seni takdis ediyoruz' dediler. (Rabb'in): 'Ben sizin bilmediklerinizi bilirim.' dedi.’da dediği gibi kan dökücü veya bozguncu olacaktır. Ruhun yeteneği olan sevgi ve vicdan yanında bu güdüler aşağıların aşağısı bir durumdur.

Fakat insanın kendi isteği dışında tekâmül etmek durumunda kalması istenmektedir. İşte hayvansal içgüdüler de dediğim iblis elbisesi Âdem’e bu yüzden giydirilip dünyaya gönderilmiştir. Bu hayvansal içgüdüler onun dünyada yaşayabilmesi ve eğitim alabilmesi için zorunludur. İşte bu zorunluluk dolayısıyla kötü olacağı bellidir. Kuran bu kötülüklerini şeytanla anlatmıştır. Kötü olması elinde değildir. İçindeki duygular onu sevk etmektedir. Hayatta kalmak için başkasının haklarını gasp eder. Gücü elinde bulunduran diğerlerini sömürür, yakar, yıkar, öldürür. Bunları yaşama ve sahiplenme duyguları dolayısıyla yapar ve Allah bunları yapacak olduğunu bilmektedir. Zaten planlar gereğidir. Yani insan, yapması gerekenleri yapmaktadır. Onun için cezalandırılması diye bir durum söz konusu olamaz. Fakat insanların korkacakları veya teselli bulacakları bir durumun da olması gerekmektedir. İşte cehennem kavramı yani cezalandırma bunu karşılamaktadır. Dünyada suç işleyen ceza görecek diye bir miktar korksun ve kendini engellesin diye önüne engel konulmuştur. Fakat asıl cehennem; ezilen, hakkı gasp edilenler için önemlidir. Çünkü bu dünyada hakkı yenen kişi öteki dünyada hakkı verilecek diye teselli bulmaktadır. Bu dünya hayatını daha rahat geçirebilmektedir. Daha kolay tahammül edebilmektedir. Yani mükâfat/ceza sisteminin asıl amacı dünya hayatına tahammülü kolaylaştırmak içindir.

İşte insan hayvansal duyguları yaşadığı biyolojik bedenini terk ettiğinde, iyi bir varlık olacaktır ve yaptığı kötülükler onun için birer yüz karası durumuna gelecektir. Fakat bu durumun da dengelenmesi için yaşadığı hayatları ona göre seçilmektedir. Yani bir hayatında ezen bir diktatör ise diğer hayatında ezilen bir mazlum olması sağlanmaktadır. Öte dünyada birinin sizi ezmiş ve kötülük yapmış olması sizi incitmez. Çünkü yaşayacağınız hayatı bilerek tercih etmiş olmanız olayı makul görmenizi sağlar. Ayrıca amaç tekâmül etmek olduğundan buradaki intikam alma duygularınız orada çok saçma bir hale gelir. Ayrıca bu dünyada çok yaşamak hiç arzulanılan bir durum değildir. Fakat tekâmül etmek için dünya hayatı şarttır. Kıyamette son bulacak olan kötülükler bizi teselli edebilir. Çünkü ondan sonra melek olacağız. Sistemin bekası için dünyada oluşturulan dinler sırf çeşitli yaşayış ortamları oluşturmak içindir. Yani ruhun farklı hayatları deneyimleyebilmesi için çeşitli ortamlar oluşturulmuştur. Eğer tanrı isteseydi herkes tek bir dine inanırdı. Böyle bir şeyin istenmediği Kuran’da açıkça yazmaktadır.

 

YUNUS 99 Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzünde kim varsa hepsi toptan iman ederlerdi. O halde insanları hep mümin olsunlar diye sen mi zorlayacaksın?

YUNUS 100 Allah’ın izni olmadıkça hiçbir kişinin iman etmesi mümkün değildir. Akıllarını kullanmayanlar üzerine Allah bir uğursuzluk yükler.

Kader konusunda bize ipuçları veren bir ayet… Aslında düz mantıkla bakınca kendisiyle çelişmektedir. “Rabbin dileseydi, yeryüzünde kim varsa hepsi toptan iman ederlerdi. O halde insanları hep mümin olsunlar diye sen mi zorlayacaksın?” sözüyle özgür iradeden bahsedildiğini Allahın kendisinin bile insanları etkilemediğini Peygambere “onları sen mi zorlayacaksın?” diyerek karşı çıktığı gözükmektedir. Sonraki ayette tam zıt bir düşünce yapısıyla Allah izin vermedikçe kimse özgür iradesiyle seçim yapamayacağını söylemektedir.

Çelişki gibi gözüken bu durum aslında tüm Kuran’da vardır. Bu durumu anlayabilmek için insanların derecelerle birbirlerinden altta ve üstte olduklarını anlamak gerekir. Hatta peygamberler bile derecelerle birbirlerinden farklıdır. Bu derecenin tekâmül yönünden olduğunu bilmek gerekir. Yani tekâmül olarak bazı insanlar diğerlerinden derece olarak ilerde veya geridedir.

Kuran bu tekâmül aralığında belli bir bölüme hitap eder. Onun hedefi olan insanları tekâmül ettirir. Aslında kimlerin Müslüman olacağı kutsal mekânlarca bellidir. Her kişi hangi dine inanacak ise kalbi o dine mühürlenir. Bu işlem bedenlenmeden önce yapılır. Yani Allah Yunus 99′daEğer Rabbin dileseydi, yeryüzünde kim varsa hepsi toptan iman ederlerdi. O halde insanları hep mümin olsunlar diye sen mi zorlayacaksın?  dediği gibi herkesin Müslüman olmasını istemiyor ve Müslüman olmayacakların kalpleri kendi inançlarına mühürlendiği için iman etmeleri mümkün değildir.

Bu mantık Müslüman âlimlerin baş ağrısı sebebidir. Bu konuya bir çözüm getirememişlerdir. Kuran, tekâmülü yetmeyen insanların bir kısmını kıyamete kadar hazırlamak amaçlıdır. “İman etmezler” dediği insanlar, zaten Müslümanlıktan alacakları bir şey yoktur. Onların tekâmül etmesi için farklı şeyler gerekmektedir. Kuran, bu kesimi peygamberimiz zamanında Müslüman olmayanları kastederek; tarifler. “Onların iman etmemelerini Allah istedi de onun için iman etmiyorlar” der. Aslında kastettiği o insanlara hitap etmeyen Kuran’a inanmayacaklarıdır. Bunu Allah’ın istemesinden çok, doğal süreç olarak düşünmek gerekir. Kalpleri mühürlü olmasının sebebi Kuran’ın onlara hitap etmemesidir.

Ayrıca bedenin öte dünyada yaratılamayacağı kesindir. Çünkü orası atom altı dünyadır enerji ortamıdır. İşte bu ortamda madde var olamaz. Fakat insan ruhu orada yaratılmıştır.

 

TİN 4 Biz insanı en güzel biçimde yarattık.

TİN 5 Sonra da çevirdik aşağıların aşağısına attık.

Bu ayetlerde ruhun öte dünyada yaratıldığı ve dünyaya bedenin içine üflendiği anlatılmaktadır. En güzel olan ruhun yapısıdır. Esfeli sâfilîne yani aşağıların aşağısı dünyamızdır. Bedenimiz sayesinde insan ruhu aşağıların aşağısında eğitime tabi tutulmaktadır. Kuran’ın sıra anlatımına uymayan bu tür ayetler daha sonra düzeltme ayeti Tin 6Ancak iman edip iyi işler yapanlar başka; onlar için kesintisiz bir ecir vardır.  sayesinde düzeltilmiştir. İyi bir Müslüman’ı aşağıların aşağısına atmış olmak yani diğer insanlarla bir tutmak mevcut inanış için sorun olacağı için düzeltilmiştir. Aynı yapı (Meryem 71İçinizden hiçbiri istisna edilmemek üzere mutlaka herkes cehenneme varacaktır. Bu, Rabbinin katında kesinleşmiş bir hükümdür. ) “tüm insanların mutlaka cehenneme varacak” olmalarını anlatan ayette de vardır. Orada da iyi Müslüman’ın mutlaka cehenneme varacak olması sonra gelen ayet sayesinde düzeltilmiştir  (Meryem 72Sonra Allah'dan korkup, sakınanları kurtaracağız ve zalimleri de toptan cehennemde bırakacağız. )

Şeytanın insanı cennette kandırıp yasaklanmış meyveden yemesi onun kısmi özgür iradesini, isyan etme duygularını anlatmaktadır. Yani insan bir melek değil şeytani duygulara sahip bir mahlûk olacağını söylemektedir. Aynı düşünce yapısı Bakara 30Bir zamanlar Rabb'in meleklere: 'Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım' demişti. (Melekler): 'A!.. Orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birisini mi yaratacaksın? Oysa biz seni överek tesbih ediyor ve seni takdis ediyoruz' dediler. (Rabb'in): 'Ben sizin bilmediklerinizi bilirim.' dedi.  ayetinde de gözükmektedir. Allah dünyada şeytanca duygulara sahip bir halife yaratacağını bilmektedir. Ondan beklediği iyi bir insan olmaya çalışmasıdır. Bu duygular sayesinde tekamül etmesi beklenmektedir.

 

EN’AM 165 Sizi yeryüzünün halifeleri yapan, size verdiği şeylerde, sizi denemek için, kiminizi kiminizden derecelerle üstün kılan O’dur. Şüphesiz Rabbin, cezası çabuk olandır ve O, bağışlayan, esirgeyendir.

Bu ayet olayı özetlemektedir. Yeryüzüne gelen insana verilen özellikleri kullanarak tekâmül etmelidir. Bu tekâmül etme işinde bazıları diğerlerinden daha başarılı olmaktadır.

Aslında insana verilen şeytanca duygular hep kötü olacak anlamında değildir. Örneğin; bir ayeti saçma bulup onu kabul etmemek şeytanca duygudur ama kötü değildir. İnsanın düşünmesi ve değer yargılarına göre sonuç çıkarması güzeldir. Fakat dediğim gibi düz mantıkla bakmamak bizi daha doğru bir sonuca götürür.

Ben insanın, kendi tercihi ile dünyaya gelmediğini onun için kurulan bu sistemin insana faydasından çok bir eksiği tamamlamak amaçlı olduğunu düşünüyorum. Öyle ya! Sırf insan var olsun diye insanın yaratılması çok mantıklı ve ilahi değildir. Biz Allah’ın ne düşündüğünü anlayamayız diyerek kenara çekilemeyeceğimize göre bu durumu cesaretle sorgulamak gerekir. Kuran’da Allah’ın insanı yaratma gerekçesini incelediğimizde iki ayrı durum görürüz. Biri;

 

ZARİYAT 56 Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.

İnsanın Allah’a ibadet etmesi ve onu tanıması için yarattığını söyler. Başka ayetlerde ise;

 

SAD 27 Hem o göğü, yeri ve aralarındakileri biz boşuna yaratmadık. O, kâfirlerin zannıdır. Onun için vay ateşe girecek olan kâfirlerin haline!

Evrenin ve insanın boşuna yaratılmadığı gibi bir durum anlatılmaktadır. Aslında bu ayetler birbirleri ile çelişir.  Yani insanın tapınması için yaratılmış olması çok ilahi ve akılcı gözükmemektedir. Bu durum bize Allah’ın bazı duygularını tatmin etmek için bizi yarattığı anlamına gelir. Dünyadaki herkes Müslüman değil ve çok büyük bir kısım ibadet etmiyor. Acaba Allah kurduğu bu sistemden verim alamadı diye onu yok etmek isterse ne olacak. Çünkü bu mantığa göre Allah başarısız gözükmektedir. Çünkü Müslümanlar; dünya nüfusunun ancak 1/4’i ve bu Müslümanlarında en çok yarısı ibadet etmektedir. Bu demektir ki Allah yarattığı insanların ancak 1/8’inden verim almaktadır. İnsanları Cehennemde yakmak bu sorunu çözmemektedir. Eğer onu çözüm görürsek o zaman bu kadar insanı cehennemde yakmak Allah’ın zevki gibi görülür. Bu durumda başka bir mantık olması gerekir. İşte o ikinci mantığı anlamaya çalışalım. Bunun için Kuran’dan delilleri inceleyelim. İnsanların sırf “Allah’a ibadet etmesi için yaratıldı” mantığı sıra mantıktır ve günümüze kadar geçerliliğini korumuştur. Benim aradığım ise gerçek mantıktır. Arka plana gizlenen ama Mevlana gibilerin vakıf oldukları mantıktan bahsediyorum.

 

ENBİYA 16 Biz gök ile yeri ve aralarındaki şeyleri, boş bir eğlence için yaratmadık.

ENBİYA 17 Eğer bir eğlence edinmek isteseydik, elbette onu katımızdan edinirdik. Yapacak olsaydık öyle yapardık.

Bu ayetlerde “Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım” sözü ile çelişmektedir. Allah’ın hiçbir şeye ihtiyacı yoksa niye ibadet edilmesini istiyor. O zaman sanki insanların ibadetiyle eğlenmiş gibi bir çözüm çıkmaktadır. Oysa son ayette hiçbir şeyin boşuna yaratılmadığını söyler. Yani insan öyle ibadet için değil de daha önemli bir amaca hizmet etmelidir. Eğer eğlence isteseydi bunu kendi katında yapacağını dünyaya gerek olmadığını söylemektedir. Delilleri incelemeye devam edelim.

 

BAKARA 30 Bir zamanlar Rabb’in meleklere: “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” demişti. (Melekler): “A!.. Orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birisini mi yaratacaksın? Oysa biz seni överek tesbih ediyor ve seni takdis ediyoruz” dediler. (Rabb’in): “Ben sizin bilmediklerinizi bilirim.” dedi.

Bu ayette insanın bozguncu, vahşi olduğunu ama yine de yaratılması gerektiğini anlatmaktadır. İnsanın hayvansal özellikleri vurgulanarak tekâmülde en altta olduğu vurgulanmaktadır. Fakat Allah’ın ruh konusunu gizlemesi sebebiyle burada da gizlilik devam etmektedir. Bizim bilmediğimiz şeyler olduğunu vurgulamaktadır. İşte biz bu bilmediklerimizin ipuçlarını aramaya devam edelim.

 

EN’AM 32 Dünya hayatı, eğlence ve oyundan başka bir şey değildir. Ahiret yurdu ise, Allah’tan korkanlar için daha hayırlıdır. Aklınızı kullanmaz mısınız?

İnsanı dünyaya gönderen Allah aynı zamanda dünya hayatının önemli olmadığını asıl hayatın öte dünya olduğunu anlatmaktadır. Fakat yine de insanın ille de dünyada yaşaması gerekmektedir. Ebedi kalacağı dünya öte dünyadır ama bu dünyaya da mutlaka gelmek zorundadır. Demek ki daha önce anlattığım ruh yapısı gereği dünya eğitim yeridir. Yani dünyada eğitim alıp öte dünyaya öyle gitmesi gerekir. Bunun sebebi evrende her şeyin isteyerek veya istemeyerek O’na gitmesi ile direk ilişkisi var.

 

FUSSİLET 11 Sonra duman halinde bulunan göğe yöneldi. Ona ve yerküreye: “İsteyerek veya istemeyerek gelin.” dedi. Her ikisi de: “İsteyerek geldik” dediler.

 İnsan bu hayvansal özelliği nedeniyle şimdilik istemeyerek yani bilinçsizce O’na doğru gitmesi için ölüm ve yaşamı deneyimlemek zorunda bırakılmıştır. Bu süre ne kadar sürecektir diye baktığımızda Kuran’da çok önemle zikredilen kıyamet zamanını görmekteyiz. Bizler kıyamete kadar bilinçsizce gelişeceğiz. Kıyamette tekâmülümüz yeterli seviyeye çıktığında artık bu süreci bilinçli yaşayacağız. Bilinçlendiğimizde artık dünyada yaşamak zorunda olmayacağız. Öteki dünyaya gidebileceğiz. Fakat kıyamette çok az bir kısım insanın tekâmülleri yeterli olmayacak işte onlar gelişene kadar dünyada altınçağı yaşayacaklar. Tekâmülünü dolduranlar da bedenlerini terk ederek diğer ruhlara karışacaklar. Dünyayı da arkadan gelecek olan yeni tür insanlara bırakacaklar. Bu mantığı Kuran’da birçok yerde geçen “O’na döndürüleceksiniz” desteklemektedir. Tanrıya dönmenin yolu tekâmül etmekten geçer. Ayetteki “buyruğuma gelin” sözünü “bize döndürüleceksiniz” sözüyle aynı anlamda düşünmek gerek. Ayrıca neden tüm insanların cehenneme gidecek olmasının kesinleşmiş hüküm olduğu daha anlaşılır olmaktadır. Bu işin Müslüman kâfir ayrımı yapmadan tüm insanlar tarafından gerçekleştirilecek olduğu İnşikak 6’daEy insan! Kuşkusuz sen Rabbine doğru çaba üstüne çaba sarfetmektesin, nihayet O'na varacaksın.  söylenmiştir.  Burada dönülecek yerin “O” olduğu gözükmektedir. O dediğim kaynaktır.

İnsanın öte dünyaya tekâmül ederek gidecek olmasına delillerden biri de meleklerinde bir zamanlar insan olmalarıdır. (ENBİYA 26)Böyle iken dediler ki: 'Rahmân çocuk edindi.' Allah bundan münezzehtir. Doğrusu melekler (Allah'ın çocukları değil.) ikram olunmuş kullardır.  “İkram olunmuş kul” sözü tekâmül etmiş insan anlamındadır. Bu durum bir zaman sonra bizim de melek olacağımız anlamına gelir. Yani bizler Tin 5Sonra da çevirdik esfeli sâfilîne kaktık  ayetinde atıldığımız aşağıların aşağısından kendi uğraşlarımızla çıkacağız. Üste çıkan ruhlar özel görevler alarak alttaki ruhlara yardım ederler hem alttakilere yardım ederler hem de kendi tekâmüllerini yükseltirler.

 

TARIK 4 Hiçbir nefis yoktur ki başında bir denetleyici bulunmasın

 EN’AM 61. O, kullarının üstünde yegâne kudret ve tasarruf sahibidir. Size koruyucular gönderir. Nihayet birinize ölüm geldi mi elçilerimiz (görevli melekler) onun canını alırlar. Onlar vazifede kusur etmezler.

Bu iki ayette her insanın bir rehber ruhu olduğunu göstermektedir. Bu rehber ruh konusu birçok başka kaynakta da vurgulanmaktadır. Özellikle Michael Newton kitaplarında çok önemle vurgulamaktadır.

 

İSRA 71 Kıyamet günü bütün insanları önderleriyle çağıracağız. O gün, kimin amel defteri sağ eline verilirse, işte onlar kitaplarını okuyacaklar ve en küçük bir haksızlığa uğratılmayacaklar.

Bu ayette de ona rehberlik eden ruh önder olarak sunulmaktadır.

Mümin 7Arşı taşıyanlar ve onun etrafındakiler, Rablerinin hamdiyle tesbih ederler ve O'na inanırlar. İman etmişler için de şöyle bağışlanma dilerler: 'Ey Rabbimiz! Rahmetin ve ilmin her şeyi kuşatmıştır. O, tevbe edip senin yoluna uyanları bağışla, onları cehennem azabından koru.' ayetindeki “Arşı taşıyanlar” sözü hem bu hem de öte dünyayı yönlendirenler anlamındadır. Bu güçler bu görevlerini yaparken aynı zamanda tekâmül (tesbih eder) ederler. Kuran tekâmülü “tespih etmek”, “zikretmek”, “Allah’a döndürülmek” gibi kelimelerle tanımlar. Ayrıca ruhların yapacakları iş olarak da belirtir.

 

Secde 5 O, gökten yere, (yukarıdan aşağıya) işleri düzenler, sonra da o işler, sizin saydıklarınızdan bin yıl kadar olan bir günde O’na yükselir.

Ayette işlerin önce yukardan aşağıya düzenlendiği, sonrada aşağıdan yukarıya yükseldiği görülmektedir. Yukarıdan aşağıya düzenlenme işi Büyük patlamadan görünen evrene oluşumuna kadar olan süreci göstermektedir. Bu süreç kendiliğinden oluşmaktadır. Fakat gökten yere işlerin özellikle düzenlendiği görülmektedir. Yani görünen evrenin oluşumu bir plan dâhilinde gerçekleşmiştir. Görünen evrenin ana program içinde bir alt program olarak planlandığı anlaşılmaktadır. Ancak, görünen evren oluştuktan sonra insan, aşağıların aşağısına atılabilmiştir. Ayette belirtilen “sonra da o işler, sizin saydıklarınızdan bin yıl kadar olan bir günde O’na yükselir” sözü aşağıların aşağısına atılan insanın kendi uğraşlarıyla tekâmül ederek bin yılda geri dönmesini anlatır. Buradaki bin yıl insanın dünyada bedenli kaldığı toplam süreyi gösterir. Yani insan ortalama 50 yıllık 20 bedenlenmeyle dünyada alması gereken tekâmülünü bitirmiş olur.

Bu durum bize Âdem peygamberin neden 1000 yaşında (Tevrat’a göre 930) öldüğünü de açıklar. Bize anlatılmak istenen o insanların dünyada yaşadıkları toplam süredir. Nuh peygamberinde 950 yıl yaşadığı düşünülürse; demek ki insanların tekâmülü için gereken süre; ortalama bin yıl ama bazısı daha az bazısı daha çok zamanda tekâmül edebilir. Peygamberlerin yaşlarının bin yaşın altında olmaları onları iyi tekâmül eden tür insanlardan olduğu anlamı taşır. Bizim gibi sıradan insanlar için bu süre bin yılın üstündedir.

 

ŞURA 5 Nerde ise gökler O’nun azametinden tâ üstlerinden çatlayacak gibi titreşiyorlar. Melekler Rablerini hamd ile tesbih ediyorlar ve yeryüzünde bulunan kimseler için mağfiret diliyorlar. İyi bilin ki Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.

Tekâmül etmenin fiziksek karşılığı, ruhun frekansının yükselmesidir. Kuran’da ise frekans titreşim olarak sembolize edilmektedir. Ve en yüksek frekans Kaynak’tadır. İnsanlar da frekanslarını yükselterek O’na dönmeye uğraşmaktadır. Ayette O’na yakın bölgelerin en yüksek frekansa sahip olduğu ve meleklerin (hamd ve tesbih) hem tekâmül ettiklerini hem de dünyadaki insanlara öncülük ettiklerini görmekteyiz. Zaten pozitif tekâmülün oluşmasını sağlayan şey başkalarına hizmet olduğunu söylemiştim. Ayrıca burada anlatılan tekâmülün Mearic 4’deMelekler ve Ruh miktarı ellibin yıl süren bir gün içinde ona çıkar.  (dünya zamanıyla) elli bin yıl sürdüğünü anlamaktayız. Öyle sanıyorum ki dünyada bedenli geçen bin yıl da bu zamanın içindedir.

 

MUTAFFİFİN 21 O’na yakınlaştırılmış olanlar şahit olurlar.

O’nun azametine yakın olan melekler vardır. İşte onlar O’nun varlığını bilirler. O’na yakınlaşan melekler yani Yüksek melekler Topluluğu tekâmülde son aşamaya gelmiş ve O’na dönmek üzere olanlardır. Ve evrenin O’na dönmesini sağlamak için her şeyi yaparlar.

 

ENBİYA 35 Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak kötülük ve iyilikle deneyeceğiz. Hepiniz de sonunda bize döndürüleceksiniz.

Dünyada eğitilmeye gönderilen insan en sonunda O’na dönecektir. Genel kanı olarak öteki dünyaya gitmek O’na dönmek olarak düşünülüyor ama doğru değildir. Çünkü öte dünya O’nun mekânı değildir. Öte dünya ile bu dünya aynı şeydir. Dünya ve ahret aynı düzenin birer parçasıdır. Sadece kademe farkı vardır. Onun için öte dünyaya gitmek O’na dönmekle özdeş değildir. Öte dünyada tekâmülünü bitiren melekler O’na dönmüş olurlar. Bu ayette dünyadaki hayatın önemli olduğu ve ölüm olayının kaçınılmaz olduğu gerçeği vurgulanmaktadır. Hem ölüm hem de yaşam O’na dönebilmek için gereken araçlardır.

Seyfullah DEMİR