Geçmişte gelişmiş bir medeniyetin olmadığının düşünülmesinin en büyük sebebi “neden şehirlerini bulamıyoruz?” sorusudur. Oysa burnumuzun dibinde olan şeyleri göremiyoruz. Aslında teknolojik eserleri bulabilmemiz mümkün değildir. Çünkü zaman ve doğa 20-30 bin yılda geriye bir şey bırakmıyor. Bu konuda yayınlanan bir belgesel fikir verebilir. Belgeselin Türkçe yazılmış halini buradan okuyabilirsiniz. Fakat doğanın haricinde insanlar dünyayı terk ederken hususi olarak kendi eserlerinin gelecektekileri ters etkileyecek olduklarını yok ederler. Bunu özellikle insan kendini tek ve alternatifsiz görüp dünyaya çok daha iyi sarılsın diye yaparlar. Eğer dünya bizden önce Atlantislilerin var olduğunu ve kıyametle bir üst yaşama geçtiklerini bilse bilim bu kadar ilerleyemezdi. Bunu bir Budist’in dünya görüşü teyit etmektedir. Budist için en önemli şey tekâmül etmektir. Onu para, şan, şöhret hatta kariyer bile ilgilendirmez. Öyle görüşe sahip bir insanın teknoloji ve bilim üretmesi beklenemez. Yok edilen teknolojik eserler bizim ilk ve tek tür olduğumuzu düşünmemizi sağladı ve elimizden geldiğince bilimi geliştirmeye çalıştık.

machi tapınak

Machu Picchu kenti. (merkezdeki bina güneş tapınağı)

Başka bir yazımda uzak geçmişimizden kalan ve bilim tarafından görmezden gelinen bazı fosilleri incelemiştik. Bu yazımda da Antikitera makinesi gibi daha yakın bir zamandan günümüze kalan ama insan eseri olamayacak tarihsel kalıntıları inceleyelim. Bu konuda en önemli eserler taş duvarlardır. Piramitlerden tutun da Machi Picchu kentine kadar ya da maya piramitlerinden Ankor kentine kadar her şey antik insanın bilgi ve becerisini aşmaktadır. Piramitler çok incelendiği ve haklarında çok yazı yazıldığı için onlarla ilgili bu yazıda fazla bir şey yazmayacağım.

Öncelikle Machi Picchu kentinden başlamak istiyorum. Yalçın dağların arasında ve dar bir tepenin üstünde kurulu kenti kimlerin kurduğu belli değil ama İnka’lar tarafından restore edilerek kullanılmıştır. İnka’ların bu kenti kullanma amacı tanrılardan kaldığından olabilir. Yani İnka’lar için burası kutsal bir yerdi. Bir rahip gurubu yerleşip sonra çoğalmış olabilirler. Ekin ekebilmek için terasları onlar yapmışlardır. O kadar dar bir alandır ki sarp yamaçlara duvar yapılarak küçük, küçük bahçeler yapılmıştır. Şekil 1’de bahçe terasları gözükmektedir.

machu1

Şekil 2 Bu hassalıktaki bir duvarı bugün bizler yapamayız.

Şehir 2.360 mt yüksektedir. Bu yüksekliklerde elverişsiz yaşam şartları vardır. Benim büyüdüğüm Hamsiköy 1.200 mt yüksekliktedir ve tarım ürünlerimizin ne kadar verimsiz olduğunu iyi bilirim. Karadeniz’deki yapıya benzeyen ant dağları çok daha hırçındır. Aşılmaz dağ sıraları ile doludur. Köyümdeki ürünlerin özel olduğunu biliyorum. Geç kalkan ve erken yağan kar yüzünden kısa sürede olgunlaşması gereken tarım ürünleri kullanırız. Fakat bu durumda çok verimsiz bir ürün kullanmak zorunda kalmışızdır. Başka yelerde bir mısır koçanından elde edilen ürün bizim üç koçanımızdan bile fazladır. Fakat hayvancılık için uygundur. En büyük sorun kışı çıkaracak kadar hayvanlara besin stoklamaktır. Köyümün bir avantajı daha vardır. Zigana dağlarını aşan ipek yolu üstündedir ve yolcular yerli halk için epey gelir bırakmakta idi. Yeni yapılan yol köyden geçmeyince hemen herkes göç etti.

Aynı şartların daha kötüsü bu kentte vardır ama yine de benim köyümden çok büyüktür. Nasıl oluyor da böyle yaşanması çok zor olan bu yere bu binaları yaptılar. İnka’lardan değil ilk yerleşimcilerden bahsediyorum. İnka’lar tanrılarına saygı için olumsuz şartlarda yaşamaya razı olmuştur. Bu gün Budistlerin

machu3

Şekil 3 Üstteki duvarı İnka’lar yaptı ama alttakini kim yaptı.

yaptığı gibi… Çünkü eski şehrin duvarları ile İnka’ların yaptıkları duvarlar o kadar bariz ayrılıyor ki iki duvarı aynı ustanın yapmadığı çok belli.(Şekil 3) Birindeki teknoloji günümüzde bile yok. Kayaları sanki bıçakla peynir keser gibi kesip harçsız birleştirmişler. Benim aldığım resimler bu kente ait olmayabilir ama aynı özelliklerde ve aynı medeniyet tarafından yapıldığı için fark etmez. Şekil 2’deki tek bir taşın görüntüsü bile harika. İnternette çokça yerde bulabilirsiniz. Bu gün bu taşları bu şekilde kesebilecek teknik aletlerimiz yoktur. Biz taşları makinelerle istediğimiz gibi kesiyoruz ama mutlaka düz yüzey olmak zorunda. Buradaki gibi kırıklı kesme durumumuz çok zor üstelik şekil 3’deki bazı yüzeyler gibi kavisli bir şekilde kesinlikle kesemeyiz. Resimdeki taşı öyle kesebilmemizin yolu eski ustaların çekiç ve murçlarla kesmesidir ama düz yüzey olmadığı için bu kadar hassas bir işçilikle yapılamaz. Eğer düz bir yüzey olsa onu yapabilme imkânı var ama eğri iki yüzeyi bir milimetrenin onda biri kadar hassaslıkla yerleştirmek el becerisinin çok ötesine geçer. yapılan tek bir taş değil ki tüm kent sanat eseri ötesinde bir işçiliğe sahip. Bu gün en iyi heykeltıraşlarımıza bu işi versek yinede yapabileceklerine emin değilim. Yapılabileceğini düşünsek bile bir taş bitmeden diğerine geçilemeyeceği için çok çok uzun bir zaman gerekir. Resimdeki taşı bir haftada yapan bir usta çok harika iş çıkarmış olur. Merak ediyorum kim ve hangi amaçla bu kadar emek harcayarak yaşanması zor bu yere bu binaları yapmıştır. Üstelik National Geographic kanalındaki bir belgesele (06.23.2009) göre İnka’ların demir türü aletleri de yokmuş. Güya o duvarları başka taşları çekiç olarak kullanarak yapmışlar. Böyle bir şeyin olamayacağını bilmelerine rağmen ille de çözüm getirmek zorunluluğunda saçmalamışlardır. Villalarımızı süslemek için yaptığımız taş duvarlar İnka’ların kendi yaptıkları duvarlara özdeştir. Şekil 2’deki duvarlarla kıyaslanamazlar. Ona nispeten yaklaşacak olan duvar şekil 4’deki duvardır. Oradaki taşları fabrikalarda kesip dikdörtgenler prizması yapıp duvarda kullanabiliyoruz. Bu duvar bile pahalı bir duvardır ve Şekil 2’deki duvarla kıyaslanması asla mümkün değildir. Çünkü o duvarın her taşı yerinde kesilmiştir. Her taş ayrı ölçüdedir ve hiçbir kenarı dik açılı değildir.. Bizim duvarlarımızda beton olmazsa taşlar üst üste bile durmaz.  Bu kenti Tanrılardan miras olarak düşünen İnka kralı Paçakuti bulduğu harabeleri restore ederek bir tapınak kenti oluşturmuştur.

machu4

Şekil 4:Bu resimdeki duvarları yapanlar arasında on binlerce yıl zaman farkı olmasına rağmen bir fabrikanın reklam için yaptığı duvardan çok daha güzel. Sizce teknoloji farkı var mı?

Şekil 2’daki duvarda dikkatimi çeken bir şey daha var. Hemen her taşın alt yüzüne yakın olan kısmında iki çıkıntı var. Bu çıkıntıların hangi sebeple yapıldığı bilinmiyor. Ben şöyle bir senaryo oluşturmak istiyorum. Bugün CNC torna tezgâhları var. Yapılacak parçanın şekli hafızasına yükleniyor ve onu otomatik olarak yapıyor. Aynı şeyi büyük çelik kesme makinelerinde de uygulamaktayız. Bizler otomobil, uçak, büyük köprü veya gemi yaparken çizimleri tamamen bilgisayarda yapmaktayız. Bilgisayarda yapılan planlar sayesinde blokların kesilmesi için uğraşmıyoruz. Aynı programı yüklediğimiz elektronik CNC makinesi, bloku çevirip çevirip kesiyor, deliyor. Böylece hata olmadan en iyi verim alınmış oluyor. Bu duvarlarda da böyle bir işçilik görüyorum. Acaba diyorum bu duvarları yapanlar bizden farklı bir teknolojileri vardı da bizim blokları kestiğimiz gibi taşları kesebiliyorlar mıydı? O zaman bilgisayarda çizilen projeler sayesinde bu taşları kesmek mümkün olabilir. Kesicilerde kesilip numaralandırılıp istiflenen taşların yerine konulması kalmaktadır. Önlerindeki o çıkıntılar da yerleştirilecek taşın hem yönünü belirlemesi hem de tutunmak için yapılmış olmalıdır. O çıkıntılar sayesinde koca taşlar altlarına halat ya da fotklif sokulmadan duvara yerleştirilebilir. Çıkıntıların çoğunluğu yıpranmıştır ve elle kaldırılacak kadar küçük olanlara da yapılmamış olabilir.

machu5

Şekil 5:Yöre o kadar dik ki ancak böyle bir merdivenle bir yere tırmanmak mümkün.

Bizim kullandığımız CNC gibi makineler beş yüzü kesebilecek şekilde çalışmaktadır.  Bıçağın işlemeyeceği ön yüz, ayrı olarak işlenerek çıkıntı yapılır ve o yüzden makineye bağlanır. Böylece 6 yüzü işlenmiş bir taş ortaya çıkar.

Bu taş kesme teknolojinin bir benzeri icat edilme aşamasındadır. Bir belgeselde seyrettiğim bir alet sert mermerleri çok kısa zamanda ve mermere dokunmadan delmiştir. Dönen veya hareket eden parçası olmayan alet tamamen ışınla mermerleri delebilmiştir. Çok kısa zamanda ve çok düzgün bir yüzey elde eden alet sanırım gelecekte bu işi yapabilecektir.

Aslında bizim böyle bir fabrikamız olsa bile çözmemiz gereken bir zorluk daha var. Kentin altında bulunan yerli kayalar duvarların devamı gibi kullanılmıştır. Girinti ve çıkıntılar hazırlanan taşa milimetre hassaslığında işlenmiştir. O zaman bu taşların yüzey yapısını bilgisayar aktarmamız gerekmektedir. Fakat bugünkü teknolojimiz taşları kesemese bile bu işi yapabilmektedir.

O yol bulunmayan ve sarp dağların arasına teknoloji harikası bir eser yapmak için çok geçerli bir sebep olması gerekir. Oralara yürüyerek gitmenin ne kadar zor olduğunu anlamak için şekil 5 fikir verebilir. O insanlar bu yolu yapabilmek için bile tonlarca kaya kesmişlerdir. Düşünsenize o insanlar bu zor şartlarda hayat boyu yaşıyorlardı. Yoksa bu rampanın başında bir motor olabilir mi? Yani asansör gibi bir cihaz olursa bu rampaları çıkmak zor olmaz ama ancak tanrıların ulaşacağı teknolojidir. Garibim İnka yerlileri tüm bu yolları yürümüşlerdir.

Sacsayhuaman

Şekil 6:Bu taşlar hangi teknolojiyle bu hassaslıkta yapılabildi.?

Bu eserler sadece Machi Picchu’da yok. Peru’nun birçok yerinde aynı harika duvarlar var. Hem de vinçlerin kaldırmakta zorlanacağı kadar büyük kayalar. Çok harika işlenmişler. Sanki eski insanlar için taşları kesmek sıradan bir işmiş gibi. Ayrıca ellerinde vinçlerinin de olduğu görülmektedir.

Daha da ilginç olan şey ise bazı kayalarda bu gün mermer kesme makinelerinin kestiği gibi kesikler olduğu. Hatta matkapla delikler yapıldığı görülmektedir. Bu kesiğin veya deliklerin bu kadar düzgün ve sıralı elle yapılabilmesi mümkün değildir. Şekil 6’daki bu kayalar Amerika’da Tiwanaku şehrindedir. Baskın görüşe göre MÖ.1500-1200 arasında ama günümüz araştırmacıları köklerini 12.000 yıla dayandırmaktadırlar. Titicaca gölünün güneyinde kurulan şehir gölün zaman içinde kuruması ile sahile 12 km uzaklıkta kalmıştır.

BAALBEK

Şekil 7:Ürdün’deki Baalbek kentindeki devasa boyutlarda duvarlar kim tarafından yapıldığı belli değil. Daire içindeki insanların boyları bir fikir verir.

Lübnan’da bulunan Baalbek kentindeki devasa ölçüler ne anlama gelmektedir. Yerliler bu duvarları devlerin yaptığını söylemektedir ama içindeki merdivenler normal insan boyutlarına göre yapılmıştır. Şekil 7’de insan boyundan kıyaslarsak bir taşın yüksekliğinin 1,5 mt’yi geçtiği görülmektedir. Bu kentin kimler tarafından ve hangi teknoloji ile yapıldığı bilinmiyor. İnsanların (Şekil 7’de daire içine alınmış gurup) üzerinde yürüdükleri platformun ölçüleri devasa… Bu şehrin yakınında kesilip getirilmiş ama orta yerde duran 1050 ton ağırlığında yekpare kaya bulunmaktadır. Söylenenlere göre dünyada kesilmiş yekpare en büyük kayadır. Ayrıca bu binanın temellerinde bulunan ve tanesi 1000 ton ağırlığa ulaşan üç adet kayanın hangi teknolojiyle taşınıp yerine konulabildiği bir muammadır. Eğer bizim teknolojimize sahip bir teknoloji yoksa bu taşları nasıl taşımış olabilirler.

Yunanistan’da bulunan Parthenon tapınağı da tam bir mühendislik harikasıdır.  Granitten yapılan tapınağın hiç bir çizgisi düz, hiçbir açısı dik değildir. Günümüz mühendislerine göre görsel bir güzellik sağlamak için düz çizgi yerine 1500 km yarıçaplı bir çemberin bir parçası kullanılmıştır. Tercih edilen bu sistem yüzünden her taşın yeri özeldir. Yani yontulan hiçbir taş bir diğerinin yerine uymaz.  Böyle bir sistemi bilgisayar olmadan uygulayabilmek ya da çözebilmek mümkün değildir. Ayrıca düz çizgiyle arada milimetre ölçüsünde fark vardır ve bu farkın o kadar önemli olduğunu nasıl öğrenebilmişlerdir.  Hem de tonlarca kayaları o kadar hassas nasıl yontabilmişlerdir.

Bu kadar büyük taşları dünyanın her yerinde sıradan bir işmiş gibi kullanan atalarımız taşları bizden daha iyi işledikleri kesin. Acaba geçmişte yaşamış olanlar bizim gibi büyük vinçler ve çok tekerli çekicilere sahip olmuş olabilirler mi?

TİANAKU1

Şekil 8:Bu taşlar bir fabrikada mı yapıldı?

Kamboçya’da antik Ankor kentinde de taşlarla yapılan bir şehir var. Orada da kayaların işlenmesinin hiç sorun olmadığı görülmektedir. Harika heykeller ve binalar sadece kayalar kullanılarak yapılmıştır. Modern bir kent görüntüsünden daha ileri bir şehircilik anlayışı vardır. Yapay göller ve su kanalları ile ileri bir uygarlığın olduğu anlaşılmaktadır. Doğayı bozmayan ve insanları üst üste yığmayan bir şehircilik anlayışı olduğu görülmektedir. Bu şehri başka yazılarımda da inceledim. Ben bu kentin Sokrates’in bahsettiği Atlantis olduğunu düşünüyorum. Benzerlik çok barizdir. En önemli fark tapınak çevresindeki su havuzlarının dairesel değil de kare olması ve bir adada olmamasıdır. Onun haricindeki benzerlik kayda değerdir. Herkül sütunları da Himaliyalar olmalıdır.

Bu kentteki taş işçiliği Peru’daki gibi olağanüstü değildir. Yani bu gün yapmak istersek yapabileceğimiz bir seviyedir. Fakat yine de çok harika bir iş çıkarılmıştır. Şehirdeki her şey taştan yapılmış ve modern bir kent görünümündedir. Su çok kullanılan bir süsleme aracıdır ve büyüklü küçüklü birçok havuz bulunmaktadır. Ormanın işgal ettiği kent çok bakımsız olmasına rağmen zamanında en modern Avrupa kentinden bile daha modern olduğu görülebilmektedir. Video görüntüleri sizlere iyi bir fikir verebilir.

ankordino

Şekil 9 İki farklı dinozor var ama alttaki hiç bir şüpheye yer bırakmayacak yapıdadır.

Bilim insanları Ankor şehrinin, Khmer krallarından Suryavarman II (1113-1150) tarafından kurulduğunu iddia ederler. Ben bu tezin hatalı olduğu görüşündeyim. Bence Suryavarman bulduğu kente yerleşip onu restore ederek kendi kültürüyle harmanladı. Bunun en büyük kanıtı o şehirdeki sanat ve işçilik, o tarihlerde asla yapılamayacak kadar üstün olmasııdır. Daha önemli kanıt ise, şekil 9’daki dinozorlardır. İlk dinozor iskeletleri 1900’lü yıllarda bulunduğu için Ankor şehri mimarları, dinozorların nasıl göründüğünü bilemezdi. Resimde 2 taşın birleşim çizgisi de gözükmektedir. Bu kadar hassas işçilik ancak ileri teknoloji ürünü aletlerle yapılabilir.

Seyfullah Demir

PETRA

ANKOR WAT

PUMA PUNKU

BALLBEK

PİRAMİTLER

NEMRUT DAĞI TÜMÜLÜSÜ