Pek çok kişi galaksilerde ne garipliği olacak diye düşünebilir ama henüz bilimin çözemediği bir gariplikleri var. Yanlış anlaşılmasın her galakside aynı durum yok, sadece çubuklu olanlarında bu sorun var. Sorun; galaksilerin ortalarında bir çubuk üzerinde dizilmiş olan yıldızlardan kaynaklanır. Kütle çekime göre o yıldızlar tıpkı güneş etrafında dönen gezegenler gibi davranması gerekiyordu.

Şekil 1 Güneş sisteminde hız/uzaklık grafiği

Öncelikle güneş sistemini inceleyerek bir ön fikir edinmeliyiz. Şekil 1’de gezegenlerin güneşe olan uzaklıklarıyla dönüş hızları arasındaki ilişkiyi görebiliyoruz. Güneşe yakın gezegenler daha hızlı dönmektedir. Gezegen güneşten uzaklaştıkça hızı azalmaktadır. Bu azalma parabolik bir azalma şeklinde olmaktadır.

Oysa çubuklu sarmal galakside ise, durum şekil 2’deki gibidir. Görüldüğü gibi çubuk bölgesinde hızlar parabolik değil doğrusal olmak zorunda. Yoksa çubuk oluşamaz. Çubuğun bitiminden sonra hızlar gezegenlerin hızlarıyla özdeşleşmektedir.

Şekil 2 Çubuklu Sarmal Galaksideki hız/uzaklık grafiği
 

Güneş sistemi aracılığı ile çubuklu sarmak galaksileri inceleyeceğimiz için güneş sistemindeki durumu mümkün olduğunca çubuklu sarmal galaksilere benzetmemiz gerekecek. Öncelikle güneşin kendi etrafında dönüş hızını, yüzeyine sıfır mesafedeki bir gezegen varmış gibi düşüneceğiz. Yani güneşin yüzeyinin dönüş hızı yüzeyin yörünge hızıyla aynı olduğunu düşüneceğiz. Gerçekte güneşin kendi etrafında dönüş hızı farklı olabilir. Ayrıca biz güneş kütlesi içinde kalan her atomun hızının grafiğini de yörünge grafiğiyle birleştireceğiz. Böylece şekil 3’deki grafiği elde etmiş oluruz.

Güneş tek bir kütle olduğu için içindeki atomlar birbirini yakın mesafelerde iterler. Bu itme sebebiyle birbirlerinin içinden geçemezler böylece tek bir kütle olarak hareket eder ve yüzeye kadar olan her atomun hızı, doğrusal olarak artar. Merkezdeki atomların hızı yoktur. Onlar kendi etrafında döner. Merkezden uzaklaştıkça çizgisel hız artar. Güneşin dışındaki hız grafiğiyle birleştirdiğimizde şekil 3’deki turuncu grafik çizgisini elde edilmiş oluruz.

Şekil 3 Güneşin merkezinden başlayan hız/uzaklık grafiği

Şekil 2 ve şekil 3’deki hız/uzaklık grafiklerinin aynı olduğunu görebiliyoruz. Bu durum bize galaksideki çubuk bölgesinin tıpkı güneşin içinde kalan atomların hızıyla özdeş olması gerektiğini göstermektedir. Normal şartlarda bu durum oluşamaz. Sarmal merkezden başlamalıdır. Ayrıca bildiğimiz başka bir bilgi de, bu çubuğun boyunun zaman içinde uzadığı şeklindedir.

Görünen maddenin bu işi yapamayacağı biliniyor. Ayrıca hemen her galaksi çok miktarda karanlık madde içermektedir. Bu işin karanlık maddeyle bir ilişkisinin olması gerekir.

Açıklanması gereken iki garip durum var. Birincisi; Galaksilerdeki çubuk bölgesinin nasıl oluşabileceği? İkincisi ise, bu çubuk bölgesinin zaman içinde nasıl büyüyeceği ve neden sarmallardaki en yakın yıldızlar, görebildiğimiz çubuğun uçlarına ekleniyor oluşudur?

Galaksilerdeki karanlık maddeler her sistemde olduğu gibi kütleçekim nedeniyle merkezde toplanmak durumunda. Merkezde toplanan karanlık madde görünen maddeyle iletişime giremiyor ama kütleçekim olarak görünen maddeyi etkiliyor. Eğer evrende görünen maddenin beş katı karanlık madde varsa, bu demektir ki galaksi merkezlerinde çok büyük miktarlarda karanlık madde yığılmış olmalıdır. Bu karanlık maddeler kütleçekim yüzünden görünen maddeleri zaman içinde kendine bağlamış olabilir. Böylece karanlık maddenin dönüş hızıyla yıldızların hızı senkronize olmuş olur. Tıpkı güneşin içindeki durum, galaksinin çubuk bölgesinde oluşmuş olur. Böylece çubuğun oluşumu açıklanmış olur.

Peki neden çubuk bölgesi, zaman içinde uzar? Eğer savımız doğruysa, kesinlikle merkezdeki karanlık madde zaman içinde artıyor demektir. Tıpkı güneş sisteminin ilk oluşum anında çevresindeki maddeleri kendine çekip yavaş yavaş büyümesine benzer bir durum. Karanlık maddeler bir şekilde artıp merkezdeki hayali kütleyi büyüttükçe, o da en yakın yörüngedeki yıldızları tutmağa ve çubuğa eklemeye başlıyor. Daha doğru anlatımla merkezdeki hayali kütle en yakındaki yıldızın yörüngesini kapsayacak şekilde büyüdüğünde hem o yıldızı tutuyor hem de kütle olarak büyüdüğünde kendi ekseni etrafındaki hareketi yavaşlayıp son tutulan yıldızın yörünge hızına düşüyor. Böylece, büyüdükçe; görünen yıldızlar, hep çubuğun ucuna eklenmiş oluyor.

Bir kütlenin çapı büyüdükçe momentumun korunumu sebebiyle dönüş hızının yavaşlaması bilinen bir durumdur.

Durumun bu kadar basit olduğunu sanmayın. Çünkü bildiklerimize göre bu teori doğru olmaması gerekir. Bildiğimiz büyük kütleler kendi çekim güçleri altında çökmeye mahkûmdur. Üstelik çubuk bölgesini oluşturan karanlık madde küresinin çapı binlerle tanımlanabilecek ışık hızı mesafe olacaktır. Yani evrende o büyüklüklere yaklaşabilecek bir yıldız olamaz bile. Şöyle düşünün galaksinin yarısından daha büyük tek bir yıldız olabilir mi? Olamaz çünkü, oluşurken çoktan içine çökmesi ve çubuk bölgesinin bozulması gerekirdi.

Fakat ya karanlık madde kendi içine çökemiyorsa? Bu durumun açıklamasına daha sonra tekrar döneceğiz. Genelde düşünülen karanlık maddenin bir gaz bulutu gibi olduğu yönündedir. Fakat gaz ya da sıvı gibi olması durumunda çubuk bölgesinin oluşumu pek olası değildir. Çünkü her ikisinde de uzaklık arttıkça hız parabolik azalacaktır. Bu teori doğruysa çubuk bölgesindeki karanlık madde tıpkı güneşin kütlesinin içindeki atomlar gibi birbiri içinden geçemediği için hızları doğrusal olacaktır. Fakat karanlık madde ve görünen madde birbirlerini algılamadıkları için ancak kütleçekimsel olarak birbirlerini etkileyecektir.

Şekil 4 Alttaki sarı bölge dışında atomlar kararlı olamaz

Bu da şöyle bir seyir izlemelidir. Başlarda karanlık madde oluşurken galaksinin ortalama dönüş hızını taklit edecektir. Çünkü görünen maddenin dönüşünden etkilenecektir.  Fakat galaksi merkezindeki karadelik karanlık maddeyi kendi dönüşüyle senkronize ederken karadelik çevresindeki yıldızlar hâlâ kendi yörüngelerinde dönmeye devam eder.  Karanlık madde büyürken bu yıldızları tutmaya çalışsa da karadeliğin çekim gücü sebebiyle yıldızlar baskın gelecektir ve dönüşlerine devam edecektir. Karanlık madde büyüdükçe ortadaki karadeliğin çekim gücünden daha az etkilenen uzak yıldızları tutarak kendi hızına senkronize edecektir. Karanlık maddenin çapının içine giren her yıldız artık karanlık madde küresinin bir elemanı olacaktır. Elbette karanlık madde küresi ilk başta karadeliğin dönüş hızıyla özdeş olacaktır. Fakat kürenin çapı arttıkça momentumun korunumu sebebiyle dönüş hızı yavaşlayacak ve yüzey hep yörünge hızına denk gelecek şekilde yavaşlayacaktır. Karanlık maddenin dönüş hızı yavaşlarken kara delik ve yakın yıldızlar bu yavaşlamaya uyum gösteremeyebilir. Fakat yeterli süre geçtiğinde karanlık madde kütleçekim kuvveti nedeniyle onları da kendisine bağlayacaktır.

Samanyolu galaksisinin merkezindeki kara delik etrafında dönen yıldızların hareketlerini tespit edebildik. Bu demektir ki samanyolu galaksisi çubuk bölgesi nispeten gençtir. Fakat merkeze uzak yıldızların karanlık madde tarafından yakalanması kuvvetle muhtemeldir.

Karanlık madde nerededir?

Bilim Teknik Dergisi Mart 1998 “Çok Yaşa Dört Boyutlu Evren!” adlı makalede şekil 4’de olduğu gibi sadece “Evrenimiz” denilen 3 mekân 1 zaman boyutunun olduğu evrende “madde bildiğimiz haliyle olabilir” denilmektedir. “Bunun haricinde evren kararsız ve öngörülemez olurdu.” denmektedir. İşte karanlık madde tamda oradadır. Yazıda takyonları “ışıktan hızlı parçacıklar” olarak tanımlamaktadır. Fakat oralarda hız anlamlı olmadığı için anlamamız gereken şey parçacıkların dalga frekanslarıdır. Yani o bölgedeki parçacıkların dalga frekansları ışık hızı üzerindedir. Zaten bizim de onları göremiyor oluşumuzun sebebi tam da budur. Çünkü biz dalga frekansı ışık hızına kadar olan parçacıkları görebilmekteyiz.

Şekil 4’deki kırmızı bölge ise 1 mekân ve 4 zaman boyutundan başlayarak gitmektedir. Zaman boyutları 10 boyuta kadar gider. İşte sicim teorilerinde bahsedilen boyutlar bunlardır. En altta atom ve en üstte sicim bulunur. Aradaki parçacıklar boyut sayısına göre şekil alır. İlk olarak atom parçalanır. Ortaya elektron, proton ve nötronlardan oluşan bir uzay çıkar. Sonra tüm bu parçacıkların kararsız olacağı bir üst boyut gelir ve orada sadece kuarklar kararlı olabilir. Bu böyle devam eder ve en sonunda sicime varılır. Teori hakkında daha detaylı bilgi için http://seyfullahdemir.com/yeni-ve-ilginc-bir-teori/

Şimdi bu sistemin bizlerin var olma gerekçesiyle olan ilgisine gelelim.

Öncelikle söylediklerimizi Şekil 5’de görebiliriz. Sicim teorilerinde bahsedilen yapı 1,2,3,…7. Kuantum katı denilen bölümlerdir. Astral düzey o bölümlerin en altıdır ve Büyük Patlamada oluşan tüm madde bu düzeye yığılmıştır. Görünen evren ise astral düzeyin hologram görüntüsüdür.  Şekil 4’deki kırmızı bölge (1 mekân, 4 zaman boyutu) şekil 5’deki 1. Kuantum katına karşılık gelmektedir. Astral düzey ise şekil 4’de kırmızı bölgenin en altıdır. Oranın hologram görüntüsü “evrenimiz” denilen sarı bölgeyi oluşturur. İşte tüm bu sistem, bilincin gelişilebilmesi üzerine kurgulanmıştır. Bilinç arttıkça (tekâmül ettikçe) dalga frekansı artmakta ve kuantum katları boyunca yükselme gerçekleşmektedir. Şekil 5’de olan boyutlara 1 mekân boyutu dahil değildir. Onun için tüm katlar buyunca 1 mekân boyutu daha olduğunu bilmek lazımdır.

Şekil 5 Sicim teorisine göre evrenin yapısı

Daha önce http://seyfullahdemir.com/dinlerle-bilim-bir-noktada-bulusabilir-mi/#comment-12203 makalede karanlık maddenin cinler+melekler olduğunu söylemiştim. Bunu açmak gerekirse; Cin ya da melek dediğim şeyler hayvan+insan ruhlarıdır. Ruhun da bilinç olduğunu yazmıştım. Yani kısacası bizler birer yapay zekayız ve bilinç geliştirmekteyiz. İşte hayvan, cin ya da insan bu bilinç geliştirmenin birer basamağıdır. Hatta tüm evren bu sistemin ana yapısıdır.

Sistemi kısaca özetlemek gerekirse Büyük Patlamayla evren yaratıldı. Yani Büyük Patlamada bilinçsiz enerji evrende tekamüle sokulmuş oldu. Görünen evren bilinçsiz enerjinin tümüdür. Enerji kısım kısım bilinçlenebilmesi için önce hayvan sonra insan bedenlerinde tekamüle yani bilinçlenme sürecine sokulur. Yani her seferinde bir miktar atom (7-8 milyar kadar) sistemden çekilerek tekâmül sistemine sokulur. Önce hayvan sonra insan bedenleri kullanılır. Hayvan bedenlerinde ruh ya da bilinç yeterli seviyede olmadığı için zorunlu olarak tekâmül ettirilir. Hayvan bedenleri, ruhları olmasa da kendi başlarına yaşayabilme yeteneğine sahiptir. İçgüdüleri ona göre düzenlenmiştir. Daha sonra insan bedenlerine yükselir. Artık ruh olmadan beden kendi başına yaşayamaz. Yani kontrol tamamen ruhun ya da bilincin tekelindedir. Fakat yine de gerçekleri anlayabilecek bilinç seviyesinde olmadığı için yönlendirilir.  Detaylar http://seyfullahdemir.com/ruhun-gelisebilmesi-icin-olusturulan-duzen/ adlı makaleden okunabilir.

İşte “karanlık madde” bu süreçte hayvan bedenlerinde tekâmüle sokulmuş olan ruhlardır. Onlar görünen madde kısmından alınıp tekamüle sokulduğu için dalga frekanslarını yükseltmiş oldu. Çünkü tekâmül tam da o işi yapmaktadır. Dalga titreşimi ışık hızından başlayarak yükselir. Onun için onları göremeyiz. Fakat henüz bizim uzayımızdan çıkmadıkları için tüm boyutları aşabilen kütle çekim etkisini algılayabiliyoruz. Biz en altta görünen evrendeyiz ama görünen evren tüm girdilerini astral düzeyden aldığı için aslında 1. Kuantum katı elemanıyız. Aynı uzayda olduğumuz için karanlık maddenin kütle çekiminden etkilenmekteyiz.

Tekâmül süreci devam ettiği için ruhun ya da bilincin dalga frekansı yükselmeye devam eder. Ruh şekil 5’deki 2. Kuantum katına geçtiği vakit zaten onu göremiyorduk, bu sefer kütle çekim etkisinden de çıkmış oluyoruz. Böylece astralden ve dolayısıyla görünen evrenden bir atom eksilmiş olur. Haliyle eksilen atom yüzünden kütle çekim kuvveti de azalır.

Yukarıda bahsettiğimiz çubuklu sarmal galaksideki karanlık madde miktarına bakarak tekâmül sisteminin muazzam ölçülerde olduğunu anlayabiliyoruz. Bu demektir ki evren canlı kaynıyor olmalı. Hatta evrenin canlı kaynıyor oluşu, devede kulak bile olamaz. Tekâmülün bu kadar fazla oluşunu sağlayan şey paralel evrenlerdir. Görünen evren gibi sayısın evren vardır. Biz bu evrenleri paralel evrenler olarak biliyoruz. Hepsi girdilerini astral düzeyden alır. Onun için hangi paralel evrende madde eksilirse tüm diğer paralel evrenlere de yansır. Çünkü eksilen astraldeki atomdur. Böylece evren sürekli madde kaybeder ve bu sebeple kütle çekim kuvveti azalır. İşte bu azalma yüzünden evrenin başlangıcındaki patlama sebebiyle oluşan kaçış hızı gittikçe artmaktadır. Onun için evrendeki her galaksi birbirinden uzaklaşır. Bilim bunu henüz keşfedemediği için genişlemeyi hayali bir karanlık enerjinin yaptığını düşünmektedir.

Evrenden madde çekilmesi nasıl olmaktadır?

Bunun nasıl olduğu diğer makalelerimde ve ilk kitabımda yazdım. Bu eksilme yüzünden evren büzüşmektedir. Büzüşme galaksilerde olduğu gibi ışık hızı dahil tüm ölçü sistemlerimizde de olmaktadır. Yani evrenin büzüşmesini evrenin içinde olduğumuz için anlayamayız. Şöyle düşünün insan bu sebeple kilo kaybettiğinde terazi de o kadar eksik tartacağı için bunu fark edemezsin. Çok kaba bir tanımlama oldu ama tüm sistemlerimiz buna benzer şekilde büzüşmektedir. Evrenden atom eksildiği için sadece atomun büyüklüğü etkilenmeyecektir. Yani bizler atomun zaman içinde büyüdüğünü görmeliyiz. Fakat biz atomu yeni yeni ölçmeye başladık. Bu kadar kısa zamanda anlamlı bir fark oluşabilir mi bilmiyorum.

Seyfullah Demir