Kütleçekim, uzay ilişkisi

Yazılarımda da belirttiğim gibi uzayı oluşturan şey maddedir. Daha doğrusu maddenin kütle yapısıdır. Kütlenin de bir elektriksel yük olduğunu söylemiştim. İşte bu yapısından yararlanarak uzayın yapısını açıklamaya çalışayım.

Şekil 1’de tek bir noktada olan maddenin oluşturduğu uzayı göstermeye çalıştım. Şekildeki çizgiler tıpkı manyetik alan çizgileri gibi düşünülmelidir. Fakat manyetik alan çizgileri ayrı ayrı çizgidir. Kütleçekim çizgileriyse tüm uzaydır. Yani çizgi değil uzayın kendisidir. Onun için ayrı çizgi şeklinde gözükmezler ama yapısı manyetik alana benzer. Fakat ben anlatım kolay olsun diye kütleçekim çizgisi olarak kullanacağım.

uzay1

Şekil 1 Tek bir noktada olan maddeyle uzay oluşumu. Mavi çizgi uzayın sanal sınırıdır.

Şekildeki durum, ilk Büyük Patlamanın ilk anında oluşmuştur. Oluşan kütleler, çevrelerinde oluşturdukları kütleçekim çizgileri sayesinde, bir uzay oluşturmuşlardır. Kütleler birbirlerinden uzaklaştıkça uzay da büyümüştür. Boşluk olarak tanımladığımız şey tamamen kütle çekim çizgilerinin oluşturduğu yerdir. Zaten başkada bir şey yoktur. Kütle çekimin sınırlarının sonsuz olduğunu düşünürüz, aslında sonsuz değiller. Uzay onlardan oluştuğu için uzayın heryerinde olmak zorundadırlar. Yani onlar varsa uzay yada boşluk vardır.

Çoğu insan uzayın dışında ne var diye sorar. Bu soru, bizim yapımızın getirdiği bir sorudur. Oysa Büyük Patlama, bildiğimiz uzayın olmadığı bir yerde başlamış ve kendi uzayını da oluşturarak büyümüştür. Yani gerçekten hiçlikten başlamıştır. Genişleyen bir kabarcık gibi büyümüştür. Fakat kabarcık, var olan bir uzayda büyür onun için sınırları vardır. Oysa uzayın olmadığı bir yerde büyüyen Büyük Patlama kabarcığı, uzayı kendisini oluşturduğu için sınır olabilecek bir şey yoktur.

Sınırsızlığı anlamak zor değildir. Şekil 1′e bakarak sınırsızlığı anlatmaya çalışayım. Şekilde ayrı ayrı gösterilen A noktaları aynı yerdir. Aynı şekilde B noktaları da aynı yerdir. Ortadaki kırmızı noktayı büyük patlama anında oluşan kütle olarak düşünün. Çizgiler ise kütle çekim çizgilerini göstermektedir. Tıpkı bir mıknatısın oluşturduğu manyetik alan çizgileri gibidir. Aradaki tek fark, kütle çekim tek kutupludur. Oysa mıknatıs, çift kutupludur. Oluşan uzay, dördüncü boyut tarafından bükülen, üç boyutlu bir küredir. Yani görünen evren, eğri ama sınırları yoktur. Sınırları olmamasına rağmen sınırlı bir hacme sahiptir. Bir topun yüzeyi de üçüncü boyut tarafından bükülen iki boyutlu bir şeydir. Sınırları yoktur ama alanı hesaplanabilir. Görünen evren, bu durumun bir ileri versiyonudur. Görünen evrenin küre olduğunu yazdım ama bu kürenin dünya gibi, kutuplarından basık olma ihtimali yüksektir.

Kütleçekim çizgilerinin kaynağı kütledir ve ulaştıkları yere kadar bir uzay oluştururlar. Onların ulaştıkları yer uzayın sınırlarını oluşturur ama bildiğimiz anlamda bir sınır yoktur. Şekil 1 deki A noktasında duran bir gözlemci, sağa doğru baktığında, ortadaki maddeyi soldan görür. Gözlemci, sola doğru bakarsa, bu sefer maddeyi sağdan görür. Yani uzayın dışı diye bir yer olmadığından şekildeki maddeden yola çıkan biri sonunda yine aynı maddeye ters yönden ulaşır.

uzay2

Şekil 2 Uzayda bu görüntüdeki gibidir. Yeterince uzağa bakabilirsek sonuçta kendi galaksimizi görebiliriz.

Eğer boyutları 2 boyuta indirgersek ne demek istediğim daha iyi anlaşılır. 2 boyutlu bir evren düşünelim. Bu evreni dünyanın yüzeyi gibi düşünmek gerek sadece yüzey vardır. Dış uzaya veya dünyanın merkezine doğru olan boyut yoktur. Bu durumda, içinde yaşayan kişi bir yöne doğru gittiğinde sonunda başladığı noktaya döner. İşte Macellan da dünyanın yuvarlak olduğunu bu şekilde ispatlamıştır. Şekil 2’deki görüntü daha kolay anlamayı sağlayabilir. Hubble uzay teleskopunun çektiği ultra derin alan fotoğrafındaki galaksilerden birinin bizim galaksimiz olması muhtemeldir.

Şekil 1’de çizdiğim kütleçekim çizgilerinin, iki doğrultuda ki gösterimi var. Oysa gerçek durum çok daha karmaşıktır. O çizgilerin her yöne olduğunu düşünmek gerek. Ayrıca uzayı oluşturan kütle, çok daha fazladır. O zaman bu çizgiler, çok daha karmaşık bir hal alırlar. Şekil 3’de bir fikir vermesi, için bir gösterim yaptım. Dediğim gibi bu çizgilerin her yöne doğru olduğunu ve her kütlenin katkı yaptığını düşünmek gerek. O zaman, şekil 4’dekine benzer bir durum oluşur. Fakat bu şekilde tam değildir. Çünkü çizimle gerçek durumu gösterebilmek mümkün değildir. Şekil 4’de olan ve ortadaki cismin altında toplanan çizgiler, cismin merkezinde toplanır. Ayrıca burada da iki boyutlu gösterim vardır. Oysa gerçek durum üç boyutludur ve onu akılda canlandırabilmek oldukça zordur.

İzafiyet teorisine göre kütle çekimi bir kuvvet değildir. Uzayın geometrisiyle ilgilidir. Yani bir uydunun, ana cismin çevresinde dönmesi tamamen uzayın yapısından kaynaklanmaktadır. Bu düşünce Newton’un Kütleçekim formüllerinin açıklayamadığı durumları da açıklar.

Dikkatimi çeken bir söylem var. Einstein ömrünün sonuna kadar dört temel kuvveti birleştirebilmek için uğraşıp durmuş. Oysa izafiyet teorisi, kütle çekimi bir kuvvet olarak kabul etmez. Demek ki Einstein’da bu durumdan çok emin olamamış. Oda, kuvvet olması gerektiğini düşünmüş.

uzay3

Şekil 3 İki kütlenin olduğu bir durumda oluşacak muhtemel uzay. Burada da A noktaları aynı yerdir.

Ben de kütleçekimin bir kuvvet olduğunu düşünüyorum ve “11. boyuttaki menbranın atom aracılığıyla diğer atomları çekmesi” şeklinde yorumluyorum. Şekil 5’de Astral düzeyde olan atomların birbirlerini etkilemeleri gösterilmiştir. 1. kuantum katında bulunan protonun da atomu çektiği görülmektedir. Bunun asıl sebebi astral düzey ve 1. kuantum katı aslında aynı düzeyde olmalarıdır. Astral düzey 1. kuantum katının en altıdır ve görünen evreni de oluşturur. Atom ancak bu düzeyde kararlıdır. 1. kuantum katının içinde ise kararlı parçacıklar protonlardır. Aynı ortamda olmaları sebebiyle birbirlerini çekerler. Bizler karanlık madde olarak tanıdığımız bu protonları göremeyiz. (protonu temsili parçacık olarak kullanmaktayım) Fakat kütleçekim olarak varlığını hissederiz. Madde ile kütleçekim ilişkisi olduğu için galaksilerle aynı ortamları paylaşırlar. Fakat bağları sadece Kütleçekim ile olduğu için çok katı bir bağ yoktur. Hareket eden bir galaksiyle beraber hareket eder ama galaksi aniden durursa karanlık madde harekete devam eder. Fakat gittikçe yavaşlayarak sonunda yine maddenin olduğu yere gelir.

uzay4

Şekil 4 Kütleçekim dalgası uzayı oluşturduğu için kütlelerin olduğu yerlerde uzay eğridir.

Şekil 5’deki parçacıkların atomun içine doğru olduğunu hayal etmelisiniz. Yani en dışta atom ve onun içinde proton, daha içte kuark ve bu 11. boyuta kadar gider. Ayrıca izafiyet teorisinin kütle çekimi uzayın geometrisi olarak kabul etmesi ve doğru sonuç vermesi anlaşılabilir. Zaten uzay dediğimiz şey kütleçekim dalgalarıdır ve kütlelere yakın yerlerde deforme durumdadır.

uzay5

Şekil 5 Kütleçekim, menbranın atomdan dışarı çıkarak tüm uzayı etkilemesi olarak karşımıza çıkar.

Dikkat edilmesi gereken başka bir durum şudur. Eğer astral düzeydeki bir atom parçalanırsa daha gözükmez ve görünen evrende bir atomla temsil edilmez. Ancak o zaman karanlık madde olarak adlandırılır. Oysa her atomun içinde proton bulunur ve atomun içinde olduğu sürece etkinliği yoktur. Etkin olan son katmandaki atomdur. Yani parçacıklarda var olan en son katman durumu belirler. Bu son katman, parçacığın titreşim olarak olabileceği aralığı ve enerji durumunu da belirler.

Henüz yorum yapılmamış

*