Hahamlar tarafından saçma bulunup Tevrat’tan çıkarılan Enok’un kitabına göre Nuh’un hikâyesi çok ilginçtir. O hikâyeyi Eric Von Daniken’in kaleminden okuyalım. Aynı hikâye Kumran yazıtlarında da vardır.

 

Nuh’un babası Lamek, güzel bir günde evine dönünce, görünüşü bakımından aileye hiç uymayan bir oğlanla karşılaşır. Bunun üzerine karısı Bat-Enoş’u çağırır ve çocuğun kendisine ait olmadığını söyler. Bat-Enoş bildiği bütün kutsal şeyler üzerine yemin ederek tohumun ondan, yani Lamek’ten geldiğini, bu işte ne bir askerin ne bir yabancının ne de ‘tanrı oğullarının’ parmağı olduğunu anlatır. Bununla birlikte Lamek karısına inanmaz ve babası Methuselah’ın öğütlerini almak üzere yola çıkar. Babasının evine varınca olayı olduğu gibi anlatır ve çok üzüldüğünü söyler. Methuselah dinler ve çocuğun nereden geldiğini anlamak için bilge Enok’a başvuracağını, bunun için de çok uzun ve yorucu bir yolculuk gerektiğini söyler. Ama ailenin bu çocuğa tepkileri öyle büyümektedir ki, sonunda yolculuğa çıkmaya karar verir.

Enok, Methuselah’ın ailede birdenbire ortaya çıkan ve ne saçı, ne gözü, ne de derisi kendilerine benzeyen bu çocuğu anlatmasını dinler ve yaşlı adamı çok üzücü bir haberle birlikte evine yollar: Pek yakında dünya, insanlık ahlâksızlık ve alçaklık suçundan yargılanacaktır. Ailedeki çocuk, büyük evrensel yargılamadan kurtulacak olanların dedesidir. O bakımdan Lamek’in çocuğu kabul etmekten ve Nuh adını koymaktan başka çaresi yoktur!

(Tanrıların arabaları kitabından alıntı)

 

Tufanın sorumluları

Her çağda olduğu gibi, yerleşik hayatın bilincini dönüşüme uğratacak bilgilerin sahipleri cezalandırılmıştı. Suçları büyüktü: Maddenin kullanılması, kadınlara makyajı, seksten nasıl zevk alacaklarını ve herkesle ilişkiye girebileceklerini, -İbrani öykü anlatıcılarının gözünde ‘tanrısızlık’
olarak görülen büyük bir küfürdür bu
– meteoroloji gibi bilgileri getirmişlerdi. Bu günahkar toplumu yok etmenin tek yolu vardı: Nuh tufanı!
Collins, Gözleyenler ve bugüne kadar gelen kültürel uzantıları hakkındaki incelemesini Patrik Hanok’un kitabından yola çıkarak oluşturmuş. İ.Ö 2. yüzyılın ilk yarısı süresince oluşan Hanok kitabında ve 1947′de bulunan Lut Gölü parşömenleri, yeryüzüne günah sayılacak bilgileri getiren insan – melek figürünü içeriyor.
Colins, bu figürün yok edilmesinin nedenlerini ortaya koyuyor. Tevrat’ta Tanrı’nın yanına alınan kişi olduğu belirtilerek, özel bir anlam yüklenmesine karşın, bu fikrin kaynağı olan Hanok (özdeşi Hz. İdris’tir) ve kitabı gözden düşürüldü. Çünkü melek gibi dinsel varlıkların ete kemiğe bürünmesi fikri, teolojik düşünce için bir tehditti, sapıklıktı. ‘Din dindi, mitoloji de mitoloji!’ Böylece, bu mirası devralıp bugüne getiren Yezidi, Yaresan gibi topluluklar bugün dört dörtlük sapıklar olarak görülüp her fırsatta katledildi.
‘Meleklerin Küllerinden’, mitolojik öykülerin çözümlemesi yapıldığında, Gözleyenlerin aslında bir topluluğa işaret ettiği ve onların devamcılarının, kültürel uzantılarının bugün varolduğu yolundaki bilimsel şüphecilikle yol alıyor. Sumer sözcüğü ‘gözcünün ülkesi’ anlamına geliyor. İbranicede ‘Nefilim’, eski Mısır’da ‘Neter’ olarak adlandırılan,
‘Gözleyenler’ bütün eski kültürlerde anılıyor. İnsan – melekler ve onların çocukları dehşet uyandıran dev, kuş,
yılan şekilleriyle anlatılıyor.
Bu yasaklanmış ırkın mirasının izleri, bugün izole hayat süren bazı ‘melekçi’ topluluklarda bulunuyor. Collins, Kürdistan’dan Mısır’a Gözleyenler ya da Nefilim’in mirasını taşıyan bu toplumları arıyor. Ortadoğu’nun mitolojik labirentinde bunu belirlemek güç, ama Kürdistan dağlarında yok edilmek istenen Yezidi ve Yaresan topluluklarında çok belirgin izler var: Yezidilerin en yüce varlığı, meleklerin başı Meleke Tawus’un ilk ismi, Gözleyenlerin liderlerinden biri olduğu bilinen, Arapça Azazel’in döştüğü bir biçim olan Azazil. Tabii ki bu mirası taşımanın faturası da ağır oldu Yezidiler için. Diğer bir gizemli toplum Yaresanların da insana çok benzeyen melekleri var. Kürtçenin Goranice lehçesini kullanan Yaresanların yaratılış mitleri Gözleyenleri içeriyor. Azazel, Adem ve Havva’yı günaha kışkırtmak için Cennet’e girmeden önce, yılan ve tavusun hizmetinde çalışıyor. Cennette yakışıklı bir meleğe dönüşen Azazel, bereketin simgesi buğdayı (Elma’yı değil!) yemesi için Adem’i (Havva’yı değil!) kandırmaya çalışıyor. Anadolu’da Kızılbaşlar ve Yahudi Kürtlerini de inceleyen Collins, insan – meleklerin aslen Mısır’dan gelmiş olabileceğini ve Büyük Sfenks’i ve diğer devasa yapıtları kurmuş olabileceklerini söylüyor.

Nuh’un doğumu

Nuh’un büyük – büyük babası olduğu anlatılan Hanok’un Habeşistan’da (Etiyopya) bulunan kitabındaki İbrani kökenli öykü şöyle:
“Geçen birkaç günden sonra oğlum Metuşelah, oğlu Lamek için bir kadın aldı ve kız ondan gebe kalıp bir oğul doğurdu. Çocuğun vücudu kar kadar beyaz, gül kadar kırmızı idi; kafasındaki kıllar beyaz yün gibiydi, demdeması (uzun dalgalı saç) çok güzeldi; gözlerine gelince, gözlerini açtığında tüm ev güneş gibi parladı… Ve babası Lamek ondan korktu ve kaçıp babası Metuşelah’ın yanına geldi; ve ona dedi; ‘Acaip bir oğlum oldu. O sıradan bir insan değil ama cennet meleklerinin çocuklarına benziyor, biçimi değişik, bizim gibi değil… bana öyle geliyor ki o bizden değil, meleklerden….
Aramca parşömenlerdeki öykü ise şu: İşte, o zaman düşündüm ki gebelik Gözleyenler’den Kutsal Varlıklar’dan… ve Nefilim’den… ve kalbim bu çocuk yüzünden sıkıntıya düştü…
Hanok, bu varlıkların yeri ve kimliği konusunda da bilgi veriyor: İkiyüz Gözleyen Eski Filistin’in bölgesinde yer alan Cebel eş Şeyh’in üçlü zirvesine özdeş, mitolojik bir yer olan Hermon Dağı’nın doruğu Ardis’e iner. İnsanlığa yeni bilgiler getiren bu grubun önderleri Şamyaza ve Azazel’dir.
(Kitaptan)