Kuran sembol diliyle yazılmıştır. Oysa mevcut inanç onun bir tarih kitabı olduğunu düşünür. Durumu anlayabilmek için Âdem üzerinden örnek vermek gerekir. Mevcut inanç; bir tarihler cennet denen bir yerde “Allah çamuru yoğurarak bir insan yarattı ve insanlık onun sayesinde var oldu” diye düşünür. Hem de bu insan bizim görünüşümüz ve bizim zekamızda…

 

Hİcr 28.   Rabbin meleklere: “Ben, kurumuş balçıktan bir beşer yaratacağım,

Hicr 29.   Onu uygun hale getirip, sonra da ona ruhumdan üfürdüğümde ona itaat edeceksiniz” demişti de,

Âdem: topraktan yani minerallerden oluşturulup içine ruh üflenerek kompozit olarak oluşturulmuştur. Ayetlere dikkat edilirse ruh üflenmeden önce beden yaratılmıştır. Âdem’in, Âdem olabilmesi için bedene ruhun üflenmesi şarttır. Yani sadece bedenden oluşan şeye Âdem denmez. Bu yaratma işlemi için ne kadar zaman geçtiğini ise;

 

İnsan 1.   Gerçek şu ki, insanın üzerinden, yaratılış amacına uygun hale gelene kadar, zaman olarak çok çok uzun bir süre gelip geçti.  

Ayetinden anlayabiliriz. İnsan oluşumundan önce çok uzun müddet geçmiştir. Bunun sebebi ruh üflenebilecek bir varlığın oluşumu için beklenmiştir. Bu gün insanın yapısına bakarak anlayabiliyoruz ki! İnsanı insan yapan beyindeki serebral kortekstir. Beynin gelişim safhasını takip ettiğimizde en dipte “beyin sakı” var. Buradan yürek atışı, soluma gibi temel biyolojik fonksiyonlar yönetilir. Onun üzerinde daha sonra gelişmiş olan bölge var. Burada “sürüngen davranışları” diyebileceğimiz davranışlar yer alır: saldırganlık, bölge sahiplenişi, sosyal hiyerarşi gibi. Onun da üzerinde memeli davranışları taşıyan ”limbik sistem” var. Burada karmaşık duygular, yavrulara duyulan sevgi ve onları koruma içgüdüsü vardır. Nihayet en üstte “serebral korteks” bulunur. Burası en gelişmiş işlevleri üstlenmiştir. Analiz yeteneği, hayal gücü, matematik ve müziğin yaratıldığı yer burasıdır. Görüldüğü gibi insanın insan olabilmesi için beynin gelişimini tamamlaması gerekmektedir. İşte İnsan 1 ayetinde bahsettiği zaman bu süreyi anlatır. Hatta bu süreyi evrenin oluşumuna kadar da götürmek gerekir.

Yani Âdem inanılanın tersine evrim sürecini beklemek zorundaydı. Geliştirilen primatın serebral korteksi yeterli gelişme seviyesine ulaştığında ona ruh üflenmiştir. Üflenme olayıyla ruhun beyne bağlanabilmesini anlamalıyız.  Ancak o zaman insan, insan fıtratına sahip olabilmiştir. Artık olayları değerlendirme, yorumlama yetisine kavuşmuştur. Çünkü insan ancak bu yetiler sayesinde tekâmül edebilecektir. (Hayvan bedenlerinde geçen süre de var ama Kuran insanla ilgilendiği için şimdilik Âdem’le ilgileneceğiz)

Hikâyenin devamını Araf süresinden takip edelim.

 

 Araf 10. Sizi yeryüzünde yaşatıyor ve orada ihtiyacınız olan her şeyi de yaratıyoruz, buna rağmen siz, bunun karşılığını dosdoğru vermiyorsunuz.

Araf 11. Sizi kesinlikle Biz yarattık, sonra sizi yaratılış amacınıza uygun olarak şekle sokup düzenledik ve sonra meleklere: “Âdem’e itaat edin” dedik. İblis’in dışında hepsi itaat ettiler. O, itaat edenlerden olmadı.

İnsanın kompozit yapısından bahsettik. Bu yapıda ruh asıl, beden ise bir program parçacığıdır. Ruh Kaynak tarafından oluşturulmuş, beden ise Yüksek Konseyin işidir. Her iki yapının kendi içgüdüleri vardır. Ruh, sevgi ve vicdan güdülerine sahipken geri kalan tüm güdüler bedenin yapısından gelir. Yani aslında beden oluşturulurken içine ego, üreme, annelik, kıskançlık, sahiplenme vb. gibi güdüler yerleştirilmiştir. Fakat insanın ruhu ne kadar gelişkin ise ruhsal güdüleri o oranda öne çıkar. Kuran, bedende olan bu güdülerin tümünü şeytan ya da iblis sembolüyle adlandırır.

Şeytan diye adlandırdığım bu güdülerin amacı; zor şartlar içine bırakılan insanın hayatta kalıp varlığını devam ettirebilmesidir. Çünkü ruh bu zor şartlarda gelişme gösterebilmektedir. İşte ruhun gelişme gösterebilmesi için insan, şeytanıyla beraber dünyada yaşamaya gönderilme hikâyesi, Âdem’in hikâyesini oluşturur. Ruhun gelişmesini sağlayan şey ise insanın tekâmül etmesidir. Tekâmül konusunu buradan okumalısınız.

Hikâyemizi Kuran’dan takip edelim.

 

Araf 12. (Allah) buyurdu: “Sana emrettiğim zaman, seni secde etmekten alıkoyan nedir?” (İblis): “Ben, dedi, ondan hayırlıyım; beni NAR’dan, onu ise çamurdan yarattın.”

 Araf 13. (Allah) buyurdu: “Öyleyse oradan in, orada büyüklük taslamak senin haddin değildir. Çık, çünkü sen aşağılıklardansın.”

İblis ile insanın ego gibi hayvani duyularının kastedildiğini söylemiştik. İblis işte bu ego yüzünden büyüklenir. Yani insanın en bariz hayvani özelliği büyüklenmesidir. Ayetlerde oluşturulan senaryoda İblisin isyanı onun cennetten kovulmasını gerekli yapmıştır. Buradaki anlatım aslında zaten pozitif tekâmül edemeyecek olan insana iblislik özellikleri verilerek dünya ortamına gönderilmesidir ki! aynı şeyi Âdem’in de meyveyi yemesi olayında görüyoruz. Aslında bu iki olay, tek olaydır. Yani Âdem’e iblis elbisesi giydirilerek dünyaya gönderilmiştir.  Tek olay, iki ayrı senaryoyla süslenerek anlatılmaktadır. Yalnız iblisin ateşten ya da enerjiden oluştuğu bir tezat gibidir. Aslında iblis dediğimiz etkiler insanda olan elektrik akımıdır. Yani güdülerimizi oluşturan şeyler bir program parçasıdır ve programın çalışabilmesi için elektrik akımı gereklidir. Aslında materyallerden yapılan beden de bir program parçasıdır ama bizler madde bedeni görüyor olmamıza rağmen iblisi göremeyiz. O bizim benliğimizin yapısı içindedir.

 

Araf 14. (İblis) dedi: “(Bari) bana kıyamete kadar süre ver.”

Araf 15. (Allah) buyurdu: “Haydi sen süre verilmişlerdensin.”

İnsanın negatif tekâmüle maruz kalacağı süre kıyamete kadar olan süredir. İblise onun için kıyamete kadar süre verilmiştir. Kıyametten sonra bedensiz yaşama geçecek olan insan bedeni gibi tüm bedensel duyguları da bırakacaktır. Yani negatif tekâmülün süresi kıyamette son bulacaktır. Aslında her öldüğümüzde iblisi bırakıp gideriz. Fakat yeniden doğduğumuzda tekrar iblis elbisesini giyeriz. İnsan için bu süreç kıyamete kadar devam eder.

 

Araf 16. “Öyleyse, dedi, beni azdırmana karşılık, onları sabit bulamayacaksın. Saptıracağım. Senin doğru yol dediğinden.”

Araf 17. “Sonra (onların) önlerinden arkalarından, sağlarından sollarından onlara sokulacağım ve sen, çoklarını şükredenlerden, bulmayacaksın.”

Araf 18. (Allah) buyurdu: “Haydi, sen, yerilmiş ve kovulmuş olarak oradan çık. Kimde sana tabi olursa cehennemi kesinlikle onlarla doldururum.”

İblis, kıyamete kadar görevini hakkıyla yapacaktır. İnsanlar tekâmül ederek tekâmüllerini tamamlayarak bedensiz yaşama geçmelerini sağlayacaktır. Tekâmülün kendine hizmet ile olması demek insanın kendi çıkarını ön planda tutması demektir. Bunu sağlayacak olan iblis sayesinde dünyada her türlü kötülük, kan, vahşet olacaktır. İnsanlar kendi çıkarları için başkalarına her türlü eziyeti yapacaktır. Yani iblis tüm gücüyle çalışacaktır. Fakat tüm bu vahşet onların tekâmüllerini sağlayacak ve cehennemde yerlerini alacaklardır. Çok azı tekâmüllerini bitiremediği için cennete gidecektir. Bedensiz yaşamın olacağı asıl yer (cehennem) öte dünyadır. Kuran: ateş, alev kelimelerini enerji anlamında kullanır. Buradan cehennemin enerjiden oluştuğunu anlıyoruz. Ruh da enerjiden yapılı olduğu için kıyametten sonra sorunsuz yaşayacağı yer, cehennem olacaktır. Yalnız tekâmülün bitmesi yanlış anlaşılmasın. Sadece öte dünyada yaşayabilecek ve pozitif tekâmülü yapabilecek kadar gelişmek için dünya hayatı oluşturulmuştur. Öte dünyaya gidince de pozitif tekâmül devam eder. Bitecek olan negatif tekâmüldür.

 

Araf 19 Ve ey Adem, zevcenler birlikte cennete yerleşin, dilediğiniz yerden yiyin şu ağaca yaklaşıp da zalimlerden olmayın!” dedi.

Araf 20 Derken şeytan, kendilerine örtülmüş olan ayıp yerlerini açmak için ikisine de vesvese verdi ve: “Rabbiniz size bu ağacı yalnızca birer melek olmamanız yahut ölümsüzlüğe kavuşmamanız için yasak etti.” dedi.

Araf 21 Ve onlara: “Elbette ben size öğüt verenlerdenim.” diye de yemin etti.

Önceki ayetlerde İblis dünyaya gönderilmişti. Şimdi sıra Âdem’in dünyaya gönderilme senaryosunda. Daha öncede söylediğimiz gibi, şeytan ya da iblis; Âdem’in hayvansal dürtüleridir. Yani egosudur. Ego insana her şeyi yaptırma potansiyeli taşır. İnsanın, egosuna karşı koyması pek mümkün değildir. Onun için insan dünya hayatına gönderilme senaryosu gereği cennetten kovulmuştur. Kısacası insan, hayvani yönünün farkına varmıştır. İblis her zaman kişinin çıkarına karar vermeye çalışır. Karşı tarafın lehine karar veren şey, sevgidir ve bu ikisi sürekli çatışır. Aslında karşı tarafın lehine değerlendirmeyi vicdan muhasebesi olarak görmemize rağmen bunu oluşturan şey koşulsuz sevgidir. İnsan geliştikçe melek yönü, şeytan yönüne üstün gelmeye başlar. Bu üstünlüğün oranına göre iyi insan olunur.

Bu ayetlerde iblis insanın içinden ona seslenmektedir. İnsanın, iblis yapısı gereği yasakları çiğneme özelliği öne çıkarılmıştır. “Bir yerde yasak varsa o yasak çiğnenmek içindir” felsefesi gereği, ağaca yaklaşılmıştır. Ayrıca en güçlü iblis güdülerimizden biri de cinselliktir. Ağaç; soyu sembolize eder. Aslında yasak olan şey cinsel birleşmedir. Çiğnenen yasakta budur. Böylece Âdemin nesli oluşmaya başlamıştır.  Üreme ölümlü insan bedenini ölümsüz yapmaktadır. Bu sayede tekâmül edebilecekleri bedenler bulup melek olacaklardır.

Güzel ve sembolik bir anlatım… Aslında cennetten kovuldukları için hem melek hem de ölümsüz olacaklardır. Çünkü tekâmül edebilmeleri için dünyada iblis elbisesiyle yaşamak zorundadırlar. Yani aslında iblis onları kandırmıyor. Cennette kalsaydılar tekâmül edemeyeceklerdi…

 

Araf 22. Bu şekilde onları kandırıp sarktırdı. Bunun üzerine o ağacın meyvesini tattıklarında, ikisine de ayıp yerleri açılıverdi ve üzerlerini üst üste cennet yapraklarıyla yamamaya başladılar. Rableri onlara: “Ben size bu ağacı yasaklamadım mı, haberiniz olsun bu şeytan size açık bir düşmandır, demedim mi?” diye seslendi.

Âdem hayvansal yönünü fark ettiğinde bu yönünün etik davranmadığını da fark etti. Kötü yönü fark eden şey; ruhunun vicdan muhasebesidir. Bu vicdan muhasebesi yüzünden kötülük yapabildiğini gördü. Ve vicdanı bu kötülüğü engellemeye çalıştı. Ayrıca gönderilen dinlerle de bu kötülüklerin önüne geçilmeye çalışıldı. Allah’ın, şeytanın düşman olduğunu söylemesi, dünyadaki tüm dinler tarafından söylenen bir olgudur. “Söylememiş miydim” sözü bu uyarının hep yapılmış olduğunu gösterir. Yani sadece tek bir din kastedilmez.

 

Araf 23. Dediler ki: “Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik, eğer bizi bağışlamaz ve bize rahmetinle muamele etmezsen muhakkak ziyana uğrayacaklardan oluruz!”

İnsanın kötü olacağı ve her türlü melaneti işleyeceği görülüyor. Fakat ona rağmen yine de yaratılmasından vaz geçilmemiştir. Aynı anlatım “(Melekler):”A!.. Orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birisini mi yaratacaksın?”  (Bakara 30) ayetinde de vardır. Çünkü çok önemli bir görevi vardır. Hatta bu görevini yerine getirebilmesi için zorunlu olarak kötü olacaktır. Her ne kadar kötü olduğunun farkında olup ta vicdanı onu dizginlemeye çalışsa da başarılı olamayacaktır. Bu insana verilmiş o kadar büyük bir yüktür ki! Kuran bu görevi dağların ve taşların bile kabul etmediğini söyler.(Ahzâb 72) Özellikle insan öldüğünde hayvansal güdülerinden kurtulduğu için vicdanıyla baş başa kalır ve yaptıklarının muhasebesini yapar. Sadece sevgiden oluşan ruh, tüm bu yaptıklarından utanır. Fakat hepsinin olması gerektiği, ona anlatılır.

 

Araf 24. (Allah) buyurdu: “İnin, bazınız bazınıza düşman olarak dünyaya. Bir müddet istikrar bularak faydalanmak için.”

Araf 25. “Orada yaşayacaksınız, orada öleceksiniz ve yine oradan (dirilip) çıkarılacaksınız!” dedi.

Araf 26. Ey Ademoğulları, Biz size, umulur ki düşünür de öğüdü alırsınız diye, kötülük yönünüzü örtecek bir elbise, hem de tavus tüyü kadar güzel ve sizin için en hayırlı olan Takva Elbisesi’ni indirdik, ki işte o, Allah’ın ayetleridir.

Artık Âdem ile anlatılan hikâyenin tüm insanlığı kapsadığını anlıyoruz. İnsanlık dünyada tekâmül edebilmek için belli bir vakte kadar kalacaktır. Hayatta kalmak için verilen mücadele kıyamete kadar sürecektir. Bu süre içinde birçok kereler ölüp dirilecektir. Her insan birbiriyle mücadele ederek tekâmüle devam edecektir. Ve tekâmül ettikçe kâmil insan olma yolunda ilerleyecektir. Çünkü tekâmül ettikçe melek yönü şeytan yönünü dizginleyecektir. İşte takva elbisesi dediği şey bu durumu anlatır.

Araf 26’daki takva elbisesinin “Allah’ın ayeti” olması önemli bir şeye vurgu yapar. Takva elbisesi ruhun getirisidir. Yani insanın sevgi güdüsüdür ve melek yönüdür. Bu özelliğin “Allah’ın ayeti” yani delili olması, Allah’ın tamamen sevgiden oluştuğunun göstergesidir.

 

Araf 27 Ey Âdemoğulları! ebevenlerinizin çirkinliklerini kendilerine göstermek için Şeytan Cennetten çıkardığı gibi, sakın sizi de belâya uğratmasın, çünkü o ve kabilesi sizi, sizin kendilerini göremeyeceğiniz cihetten görürler, biz o Şeytanları o kimselerin velileri kılmışızdır ki imana gelmezler.

İblis insanın içgüdüleri olduğu için bizler onu göremeyiz. Onu kendimiz sanırız. Ona uyduğumuz için de o bizim velimiz, dostumuzdur. İşte iblisin önderliği sayesinde Bakara 30’da denildiği gibi dünyada bozgunculuk yapar, kan dökeriz.

Görüldüğü gibi Âdem’in cennetten kovulması tamamen sembolik bir anlatımdır. Yani tarihin bir sahnesinde bu olay vuku bulmuştur ama bire bir yaşanmamıştır. Âdem ile kastedilen insanoğludur. Tekâmül için dünyaya gönderilmiştir. Süreç henüz sona ermemiştir.

Kuran’ın bu yeni yorumlama şekli -bana göre- kıyamete yakın oluşması gerekir. Çünkü tekâmül insanlıktan gizlenen bir süreçtir. Ancak kıyamete yakın duyurulması gerekir. Onun için kıyametin yakın olduğunu düşünüyorum.

Bu tür bir yorumu yalnızca benim yaptığımı sanmayın. Pek çok insan benim bu anlatımıma çok yakın şeyler söylemektedir. Geçmişteki âlimler sembolik anlatımı anlamadıkları için benim bu söylediklerimi söyleyebilme imkânları yoktu. Onun için Kuran kıyamete yakın kendi üzerinde reform yaparak tüm dünyada dikkate alınan bir şey olacaktır.

Seyfullah DEMİR