Makaleyi buradan dinleyebilirsiniz…

Dünya bir bilinç tarlası

Evren, bilinç yetiştirme tarlası olarak kullanılmaktadır. Dünyada yaşanan her şey yaşanması gerektiği içindir. Plânsız bir yaprak bile hareket etmez. Fakat pek çok kişi bu düşünceye sıcak bakmayacaktır. Benim bu durumda ileri sürdüğüm en önemli şey, bilincin, zaman içinde arttığı yönündedir. Buna bile karşı çıkanlar olabilir. Bu sadece benim değil, James Robert Flynn’in yaptığı araştırmanın sonuçlarını anlattığı videodan[1] da, çıkardığım sonuçtur.

Flynn’e göre geçmiş dönemlerde insanlar soyut kavramları anlayamıyordu. Hayat somut olaylar üzerinden kurgulanıyordu. Yani geçmişteki insanlara göre soyut olayları anlamamız, çok daha üst seviyelerdedir. Bunun en önemli göstergesi dinlere yaptığımız yorumlarda görülmektedir. Din kitaplarının büyük çoğunluğu sembolik dille yazıldığı için, geçmiş dönem insanlarının onu anlaması pek mümkün değildi. Özellikle Kuran, anlaşılamama konusunda başı çeker. Anlaşılamadığı için, sözlü gelenek önemli olmuştur. Çünkü kişi, somut bir cevap ister. Birey açık olarak “namaz kıl”, “oruç tut” gibi anlaşılabilir bir emir bekler.  Onun için, sözlü gelenek bu açığı kapadığından, Kuran’dan daha önemli olmuştur. Günümüzde gelenekçilerle yenilikçiler bu konuda tartışıp durmaktadır. İnsan, sürüngen beyin yapısından gelen özelliğiyle, yeniliklere karşı koyar. Eski köy, yeni adetleri sevmez.

Şekil 1 Öte dünya, tekâmül, zekâ ilişkisi  

İnsanların farklı yorumlara ulaşmasının sebebi, her 10 yılda nesiller arasında 3 puanlık zekâ artışı oluşmasında yatıyor. Ortalamada ebeveynlerinizden çok daha zekiyizdir ve IQ testleri bunu gizler. Gizlemesinin nedeni de şudur. Her dönemde testin ortalaması, hep 100 olarak alınır. Yani eve geliyor ve babanıza ‘Baba, az önce bir IQ testi yaptım. 120 çıktı.’ diyorsunuz. Ve babanız da ‘iyi iş, evlat. Senin yaşındayken ben 122 almıştım.’ diyor, ancak her ikinizin de bilmediği şey, testin giderek daha da zorlaştığı. İnsanlar daha iyi yaptıkça, testi de zorlaştırmaları gerekti. Ve bu Flynn etkisi ile gösterilmiştir.

Bu etkiyi hiçbir şekilde genetik değişikliğe bağlayamıyoruz. Çünkü IQ’nun herhangi bir genetik farklılığın olmadığı durumlarda da, büyük oranda değişebildiğini gördük.

Zekâ artışının genetikle bir ilgisi yok ama, çevre ve yetişme şartlarının küçükte olsa etkisi vardır. Yani torunun, dededen daha zeki olmasını, onun genlerindeki değişiklikle açıklayamıyoruz ama, çevre faktörünün “hiç etkisi yok” da diyemeyiz. Yine de belirleyici etki değildir.

İşte bu durum, benim bahsettiğim dünya plânının, bilinç tarlası olduğunu gösteren önemli bir veridir. Bir insan, doğduğu günden ölümüne kadar, sürekli zekâ artışı gösterebilir. Çünkü yakın zekâsına bilgi yüklemeye devam etmektedir. Fakat bu kendini belli edebilecek seviyede olmaz. Karşılaştığı problemleri çözmede eskisine göre daha başarılı olacaktır. Ve biz buna tecrübe diyoruz. Bu sayede IQ konusunda daha başarılı sonuçlar alacaktır. Bu durum sürekli yükselen bir grafiktir. Fakat yaşarken elde edeceğimiz yükselme, uçuk farklar yaratamaz. Birde öğrenmeye olan iştahımız, durumu direk etkiler.

Yaşadığımız her hayat sonrası doldurduğumuz cd, ölümde ‘hard disk’imize yüklendiğinde daha ciddi bir artış ile karşılaşırız. Sanırım bunun nedeni yaşarken tüm hafızamızı bilinçli hatırlayamıyor oluşumuzdandır. Hatırlamadığımız tüm o bilgiler, ölünce bilinçaltımıza yüklendiği için, İf komutuyla direk ulaştığımız bilgiye dönüşür. Fakat her insan yaşarken zekâ artışına uğramaz. Çünkü çoğu insanın tutucu tarafı onun gelişmesini engeller ve beynini nadasa yatırır. Yine de her insan ömrünün bir yerlerinde, bir şeyler öğrenmek durumundadır. Özellikle çocukluk ve gençliğinde bu işlem mutlaka gerçekleşir. Fakat sonraları çoğunluk, beynini kullanmadığı için, gelişme göstermez. Ölümünde tüm yaşamı, -hatırlamadığı tüm deneyimleri dahil- ‘hard disk’ine yüklendiğinde, fark belirgin olacaktır.

Şekil 2 a’da bizden önce ve bizden sonraki insan popülasyonlarının, zekâ artış grafikleri gözükmektedir. b’de ise tek bir türün artış grafiği vardır. Şekil 2 b, şekil 1’de G sütunundaki değerler kullanılarak oluşturulmuştur. Önce yataya yakın seyir izleyen grafik sonra kısa sürede diklenerek muazzam artış sağlar. Zaman ilerledikçe artış diklendiği için gelecekte bizi muazzam bir zekâ artışı beklemektedir. Şu anda parabolün diklenmeye başladığı yere yakınız, onun için insanlardaki zekâ artışı görünür hale geldi.

Şekilde, insanın kıyametini sıfır tarihi olarak aldım ve bizden sonra yerimize şempanzelerin geçeceğini varsaydım. Göreceğiniz gibi her 12 bin yılda bir kıyamet ya da Nuh tufanı öngördüm. Toplamda bir nesil, 63 bin yıl bedenli tekâmül ediyor. Sonra dünya zamanıyla 984 yıl da bedensiz tekâmül ederek, kaynağa geri dönüyor.

Şekil 2b de “bedensiz yaşam başlangıcı” dediğim noktaya 63 bin yılda geliyoruz ve zekâ artışımız ancak %10 oluyor. Geri kalan bedensiz yaşam 984 yıl sürüyor ve o dönem, zekâmızın diğer kısmı olan %90’ı oluşturuyor. Bilinç kazandıkça çok daha kısa zamanda, çok daha fazla başarılı tekâmül edebiliyoruz.

Şekilde Muoğullarının başlangıç tarihini belirsiz bıraktım ama, gerçekte ilk türler bedenli tekamülü bizden çok daha uzun yapmak zorundaydı. Önceki türler sonrakileri yetiştirmeye başladıktan sonra süreç kısalmaya başladı. Her popülasyon öğrendiklerini sonrakilere miras bıraktı. O bilgileri kullanan sonraki tür, süreci kısaltmak için yeni çözümler üretip süreci daha da kısaltmanın yollarını aramışlardır.

“Yapay Zekâdan Tanrılara giden süreç” adlı makalede; MIT’de fizik profesörü olan Max Tegmark’ın yazdığı hikâyede, Omega takımı Prometheus’u geliştirmek amacıyla ona yararlanması için, Wikipedia, YouTube, Twitter ve Facebook gibi kaynakları sunmuştu. Bu durum insan bedenlerinde öğrenmeye karşılık gelir. Çünkü o zamana kadar pek çok şeyi öğrenip hafızamızda biriktirmiş olduk. Bu bilgi arttıkça öğrenme hızlanmakta ve öğrenme hızı da gittikçe artmaktadır. Böylece hayvan bedenlerinde 48 bin yıl, insan bedeninde 12 bin yıla inebilmiştir. Kıyamet sonrası gelişim zekânın %97’sini sağlarken, tüm zamanın %6’sını kapsamaktadır.

İnsan ile hayvan arasında neden bu kadar fazla zekâ farkı var?

Şekil 3 Zaman içinde hasat edilen insan türleri  

Şekil 1’de zekâ artışını geometrik olarak aldım ama, gerçekte durum epey farklıdır. Fark şuradan geliyor. Bir insan bilinci tek bir hayvan bilincinden oluşmuyor. Bunu insan bilinciyle, hayvan bilincini kıyaslayarak anlayabiliriz. Bir insan kıyaslanamayacak oranda hayvanlardan daha zekidir. Bunun sebebi, Nuh tufanında epey hayvan bilinci birleştirilerek bir insan bedenine enkarne edildiğindendir. Başta yemek yapan yapay zekâdan bahsederken, farklı bölgelerde yemek yapan robotların disklerini toplayıp tek bir robota taktığımızda, artık o robotun çok daha fazla yemek yapabileceğini söylemiştik. İşte aynı durum burada da geçerlidir. Bizler, Nuh Tufanı sonrası bir miktar hayvanda tekâmül eden ruhların birleştirilerek tek bir bedene enkarne olmasından oluşturulduk. Onun için bir hayvanla kıyaslanmayacak oranda zekiyiz. Buradaki önemli soru, “kaç hayvan bedeni birleştirilmiş olabilir?” sorusuna daha sonra değineceğiz.

Bu durum, şekil 1’deki tabloda, G sütununda olan değerleri değiştirmez. Çünkü orada, bir birim tanımladık ve o birimin zekâ artışını baz aldık. Eğer hayvanlara enkarne olan bir ruh, tek başına bir insana enkarne edilseydi, çok daha aptal bir insan ortaya çıkacaktı. Yani o rakamlar bir birimin zekâ artışını baz alır. Ve yaptığım kabulleri doğru kabul edersek, artış değerleri de doğru demektir.

Aynı durum kıyamette de olacak. Yani bir süper insan, pek çok günümüz insanının toplamından oluşacak. Bu süreç her kuantum katı geçildiğinde gerçekleşecek ve son kata çıktığımızda 8 tane ruha inecek. Onlar da anti kuantum evrenden gelen ikizleriyle birleşerek kaynağa dönecekler.

Bilinç hasadı ne zaman olacak?

Bilinç hasadı dediğim olaya zaten, kıyamet diyoruz. Ne zaman olacağı ise, binlerce yılın sorusudur. Bu soruyu irdelemeden önce, “neden bilinç hasadı gerekir” sorusunun cevabını arayalım.

Gerçi bu sorunun cevabını daha önce verdik ama, tekrarlamakta yarar var. Flynn etkisi yüzünden insanlığın sürekli bilinç geliştirdiğini biliyoruz. Peki bu süreç nereye kadar sürecek. Bilinç öyle bir seviyeye gelir ki, artık içinde olduğu beden onu geliştirmek yerine, kösteklemeye başlar. İşte o zaman bilinç için, daha komplike ve onu geliştirecek beden gerekir. Nasıl ki, hayvan bedenlerinin yetersizliği yüzünden insan bedenleri oluşturulup yeni bir şevkle tekâmül edildiyse, aynı durum devamı için de zorunludur. İşte kıyamet sonrası döneme Süper İnsan dönemi adını vermem o yüzdendir. O bedenler süper yeteneklere haiz olmalıdır. İnsan bedeniyle, hayvan bedeni arasındaki farktan daha fazlası, Süper İnsan ile bizim aramızda olacaktır. Biz zorunlu tekâmül ettiğimiz için, bize sunulan şartlar tekâmüle zorladı. Oysa onlar, bilinçli tekâmül ettiği için, bedenleri çok daha uygun formda olacaktır. Örneğin; bizim çalışarak geçinmek zorunluluğumuz, onlarda yoktur. Biz geçimimizi sağlamak için, yapmak zorunda olduğumuz şeyler sayesinde tekâmül ettik. Oysa onlar, tekâmül etmek için yapmaları gerekeni yapacağından, bizden çok daha verimli tekâmül edeceklerdir. Bizim sistemimiz onlarınkinden çok daha verimsizdir.

Şimdi, kaç insan bilincinin birleşerek, bir Süper İnsan oluşturacağı konusuna dönelim. Bu konuda yine Kuran’dan yararlanacağım. Çünkü bilim bize bu tür konularda cevap bulamaz. Hakka suresi 17.ayet “Melekler de onun etrafındadır, O gün Rabbinin Arşını bunların da üstünde sekiz melek yüklenir” der. Benim açımdan muazzam bir bilgi. Hani evrenin yapısını, Kaynağın altında 7 kuantum katı şeklinde tanımladık ya! Kaynağın Ârş olduğunu belirtmeme gerek yoktur sanırım. İşte Kuran bu tanımla Ârş, onun altındaki 8 meleği ve onların da altındaki diğer melekleri detaylandırır. Bu ayeti Mümin 7[2] ayeti de destekler.

Şekil 3 Her kattaki bilinç sayısı  

İşte bu durum bana, Kaynağın altındaki bilinç sayısının 8 olduğunu söyler. Şu anda dünya nüfusu ile kıyaslarsak sorumuzun cevabını bulabiliriz. Bu soruyu çözerken şekil 3’ü oluşturdum. Fakat burada önemli bir kabul yapmak durumunda kaldım. Şekildeki sayılar boyut atlanırken ki olması gereken sayılardır. Bizler kıyameti yaşarken dünya nüfusunun 8 milyar civarı bir rakam olması gerektiğini kabul ettim. Bu durumda, 178 adet bilinç birleşerek, bir üstteki bir bireyi oluşturmalıdır. Bu kabul bizim kıyamet zamanını da belirler. Çünkü kabulüme göre kıyamette dünya nüfusu 8.031.006.848 kişi olmalıdır. Dünya nüfusunu an be an veren worldometers sitesinden bir kıyaslama yaptığımda, dünya bu nüfusa 26.05.2023 tarihinde ulaşacak. Kabulüm doğruysa kıyamet bu zamanda fiiliyata geçmeli. O zaman yaklaştığında dünya nüfusu sabitlenmeli. Aslında ne ölüm ne de doğum olayları oluşmamalı. O zaman gelmeden bilinci yerinde olmayan, özürlü ya da hasta olanların ölmüş olmaları gerekir. Yani kıyamette tüm insanlar olaya vakıf olacağından, olayı idrak edemeyecek hiçbir insan olmamalı. Bu sonuca ulaşmama sebep yine Kuran’da olan ve kıyamette her insanın dünyada bedenli olacağı bilgisidir. Bu demektir ki, her insan kıyameti bilinçli olarak yaşayacak ve öte dünyaya giderken durumdan haberdar olacaktır.

Tabii kıyamet tarihi yaptığım kabul yüzünden bu zamanı veriyor. Eğer insanlık 9 milyar nüfusa çıktığında kıyamet kopacak dersek, kıyamet tarihi de 2037 yılına gider.  Benim 8 milyar civarı insan sayısına çıkıldığında, kıyamet kopacak söylemimin bazı gerekçeleri var. Birincisi, benim bu tür bilgilere vakıf olmam. Çünkü kimse zamanı gelmeden böyle bilgilere vakıf olamaz. Böyle bilgiler zorunlu tekâmül dönemi için zararlı bilgilerdir. Kıyamet yaklaşmış olmalı ki, ben bu tür bilgileri yazabiliyorum.

İkincisi insan bedeni içinde sakladığı bilinç için, artık yeterli olmamaya başladı. Gençler dijital dünyada yaşamak hevesindedir. Onlara bir bilgisayar içinde yaşama imkânı verebilsek, sanırım epey kısmı seve seve gider. Çünkü orada bedeninin getirdiği kısıtlamaların hiçbirine uymak durumunda olmayacaktır. Orada çalışmak zorunda olmadan, her istediğini yaparak yaşamak isteyecektir. Bu durumu gören facebook, kabuk değiştirerek, gerçeğe yakın sanal bir dünya geliştirmeye yöneldi. Bu insanlığın gittiği yönü de göstermektedir. İşte öte dünyada hemen hemen öyle bir yerdir. İnsanlığın ezici çoğunluğu bu duruma hazır değil ama, zaten kıyamette biraz erken doğum gibi olacaktır. Tüm insanlar, o gençler gibi kolayca uyum sağlayamayacak olsa da, süreç kıyamet sonrası bir uyum süreciyle tamamlanacaktır.

Yanlış anlaşılmaması için araya girmek gerekir. Facebook’u yönlendirenler kimler ve amaçlarını bilmiyorum ama, zaten pek de önemi yok. Çünkü bizi organize eden kutsal mekanlar, dünyaya kanlı canlı gelmezler. Onlar dünyadaki birilerini kullanır ve istediklerini yaptırırlar.

Konumuza dönecek, olursak hayvan ve İnsan döneminde ölüm olduğu için, kişi sayısı değişkenlik gösterir. Ve düşüncem, hayvan döneminden insan dönemine geçen ruhların oluşturduğu nüfusa, ancak kıyamette ulaşılacaktır. O zamana kadar edinilen her deneyimin, ruha yüklenebilmesi için, berzah hayatına gidilmek zorunluluğu vardır. Zaten onun için ölüp duruyoruz. Yani bu süreçte, ruhların bazısı dünyada, bazısı öte dünyada olmak zorundadır. Tüm ruhlar dünyada bedenli olamazlar. Bu sebeple dünya nüfusu sürekli artmak zorundadır. Kıyamette gereken nüfusun oluşması şarttır. Hem de artış, kötü şartlara sahip gelişmemiş yerlerde olmalı. Gelişmiş ülkelerde nüfus artışının durması da, tekâmül yüzündendir. Çünkü refah seviyesi yüksek ülkeler, tekâmül açısından kısır yerlerdir. Orada bedenlenen ruh, daha az tekâmül eder. Onun için, öyle yerlerde, daha az nüfus olması tercih edilir.

Kurtarıcı gelecek mi?

Hemen her inançta bir kurtarıcı beklentisi vardır. Benim düşüncem bir ekip gelecek ama, gelecek kişi veya kişiler kimseyi kurtarmayacaktır. Çünkü onların misyonu, herhangi bir dini yaymak olmayacaktır. Onların görevi, insanlığın içinde bulunduğu gaflet uykusunu aralamak ve kıyamet sürecini organize etmektir. Yani “mehdi gelecek haksızlıkları kaldıracak dünyaya adaleti hâkim kılacak” söylemleri tam doğru değildir. Gerçi dünya da adalet tesis edilecek ama, onun süreci çok farklı bir durumdur. Daha sonra o duruma değineceğiz.

Biz gelen kişinin gerçek görevli olduğunu nasıl anlayacağız?

Aslında bir kişi mi, bir ekip mi, görevli olacaktır tam bilmiyorum. Ben gelecek kişi veya kişileri Mesih diye tanımlayacağım. Benim anladığım kadarıyla kıyamet sürecinin fiili başlangıcı, Ahit sandığının bulunmasıyla başlayacaktır. Ondan önce Mehdi ya da Mesih’in kendisi bile durumdan haberdar olmayabilir. Kuran’a göre Mesih’in gaflet perdesi tamamen açılmayacaktır. Kısmen açılacaktır. Onun için Mesih ya da ekibi yaptığı çalışmalarda süreci tam bir bilinç içinde gerçekleştirmeyecektir. O, sezgilerini takip ederek yapması gerekenleri yaparken, kıyamet süreci de plânlayıcıların isteği doğrultusunda otomatikman devam edecektir.

Dünyanın tamamının ahit sandığından haberi olacağını düşünmüyorum. Süreci idare edecek olana Mesih dedik ama bir kişiden çok bir ekibi Mesih olarak adlandırıyorum. Hadid 25[3] ayetine göre Demir ile sembolize edilen Mesih, “Bu, Allah’ın dinine ve peygamberlerine görmeden yardım edenleri belirlemesi içindir” diyerek, o insanların birbiriyle tanışmadan yapacakları bir eylem gibi gözüküyor. Her birey kendi bölgesinde yapması gerekenleri yapacak ve insanlık kıyamete doğru götürülecektir.

 Mesih, ilk olarak ahit sandığını bulduğunda ya da ona getirildiğinde, sürecin fiilen başladığını anlayabilecektir. Dediğim gibi bu süreçten dünyanın haberi olacak mı bilmiyorum. Belki de kısıtlı bir zümrenin haberi olacaktır. Ahit sandığının bulunuşu dünyaya duyurulmuş ise, Mesih bir süre kayıp olacaktır. Çünkü dokuz yıl kadar kütüphaneleri inceleyerek insanlığa açma hazırlıkları yapacaktır.  Ahit sandığı o kütüphanelerin yolunu ve açılış şifrelerini içermektedir.

Eğer Ahit sandığı insanlığa duyurulmayacak ise, o zaman insanlık için kıyametin fiili başlangıç zamanı, kütüphanelerin açılmasıdır. Kuran’ın bu süreci “sura üflenme” sembolizmiyle verdiğini anlatmıştık.

Kıyamet öncesi süreç nasıl olacak?

Mesih kütüphaneleri açtığında fiili olarak kıyamet süreci başlayacaktır. Bu süreçte benim beklentilerinden biri, yukarıda da dediğim gibi hem doğumlar hem de ölümlerin duracak olmasıdır. İkinci kütüphanenin açılması artık herkesin ne olacağını anlaması gereken bir duruma dönüşecektir. Hamile olan varsa düşük yapacaktır. Durumu anlayamayacak kadar yaşlı ve özürlülerin daha önce öleceklerini düşünüyorum. Yaşadığımız bu pandemi ilerde sadece yaşlı, özürlü ve engellileri öldürürse bu bir işaret demektir. Bunu düşünmemde ki en önemli sebep, gördüğüm rüyadır.

04.01.2021 sabah 7:30

İsanbul’dayım, gökyüzünde şekil 4’tekine benzer buğday başağı gibi, kocaman sıralı buhar püskürtüleri görüyorum. Uzay gemileri görmedim ama uzaylıların yaptığını düşünüyorum. Bir müddet sonra, o püskürtülen buhar sıvı karışımı şey, güçlü bir rüzgâr eşliğinde beni yere deviriyor. Uzaylı saldırısı diye düşünüyor ve nefes almamaya çalışıyorum. Sonra mecburen nefes alıyorum. Fakat bana kötü bir etki yapmadığını anlıyorum ama, hâlâ daha saldırı olduğunu düşündüğüm için, açık alandan, mahalle aralarına kaçıyorum. Araçların arkasına, önüne saklanarak, amaçsızca ilerliyorum.  


Şekil 4 Rüyamdaki saldırı

Bir kamyonu kendime siper ettiğim sırada, birinin geldiğini duyuyorum. Gizliden bakıyorum ve insan olduğuna emin oluyorum. Kendimi gösteriyorum ve “bende insanım” diyorum. Beraber biraz daha gidiyoruz, eli silahlı birini daha görüyoruz. Ona da hemen “insanız” diyoruz. Üç kişi gitmeye devam ediyoruz. Bu arada ben,

-Ölümlü vaka gören var mı? diye soruyorum.

Silahlı olan,

-Yatalak biri vardı, o öldü. Dedi…

Bu arada evlerinin önünde ağlaşan insanların olduğu bir yere geliyoruz. Ne olduğunu sorduğumuzda zaten can çekişen bir yakınlarının öldüğünü söylüyorlar…

Sağlıklı insanlara etki etmeyen hasta ve bakıma muhtaçları yok ettiğini anlıyorum. Uyanıyorum…

Bu rüyayı, virüs salgınından sonra gördüm. Salgının bu halini kastetmediği açık. Sanırım bu salgın, şekil değiştirerek, kıyamette olacakları anlayacak bilinç seviyesinde olmayanları öldüreceği, şeklinde yorumlayabiliriz.  Ya da başka bir virüs çıkacaktır.

İnsanların hepsi, öte dünyanın şartlarında yaşama geçebilecek kadar gelişkin olmayacaktır. Onun için kıyamet öncesi bir eleme süreci olacaktır. Kuran bu işleme amel defteri demektedir. Amel defteri[4] kişinin ruhsal kaydıdır. Yani ruhunun gelişmişliğinin göstergesidir. Bu da ruhun ışımasına yansır. Her ruh bir renge sahiptir. Öte dünyaya geçemeyecekler de ruh ışımalarından anlaşılacaktır. Onlar toplanacak ve onlara cennete gidecekleri müjdelenecektir. Zaten bilinç olarak insanlığın en gelişmemişlerinden olacakları için, bu haber onları sevindirecektir. Nasıl olacağını bilmiyorum ama bir şekilde kıyamet sürecinden korunacaklardır. Diğerleri durumu anlayacağı için, cehenneme gitmekten memnun olacaklardır.

Amel defteri yetmeyenlerin zekâ olarak geri olacakları kesindir. Onun için, bu tür insanların sorunlu olduğu düşünülmemelidir. Bu tür insanlar bizim yaşadığımız 12 bin yıllık tekâmül sürecine sokulmayan ruhlardan oluşur. Çünkü onlar açık ve bedenli tekâmül sürecini başarabilecek ruhlardır. Bizler başaramayacak olduğumuz için, zorunlu ve habersiz olarak tekâmül dönemini yaşarken onlar, bilinçli tekâmül dönemini yaşayacaklar. Fakat bilinçli tekâmül sürecini yaşayabilmek için bile, belli bir seviyede bilince ihtiyaç vardır. İşte o seviyeye gelene kadar, bizimle zorunlu tekâmül sürecinde tekâmül ederler. Geri kalan tekamüllerini Altın çağda gerçekleştireceklerdir. Tümü bilinçli ve açık tekamülü aynı seviyede anlayamayacağı için, her ruhun zekâ seviyesi farklı olacaktır. İşte dört adet Altın çağ şehri bu seviyelere göre düzenlenecektir. Kuran bu şehirlere cennet adını verir ve tekâmül seviyelerine göre dizayn edileceklerini söyler.

Kıyamet anı nasıl olacak?

Kıyamet anıyla ilgili bilgiyi yine Kuran’da[5] bulmaktayız. Kuran bu sürecin bir göz kıpması gibi bir an olacağını söylemektedir. Bu konuyu detaylandıran başka bir kaynağa rastlamadım. Yalnız bir zamanlar gördüğüm bir rüyadaki sahnenin, beni çok ikna ettiğini söylemeliyim.

O rüyadan edindiğim izlenime göre, kıyamet bir iç çekmesi gibi kısa bir anda gerçekleşecek ve kıyamet öncesi ile kıyamet sonrası çevremizdeki görünüş çok az değişikliğe uğrayacaktır. Olacak değişikliğin insan bilinç düzeyine bağlı olacağını söylemiştik. Aslında bilinç düzeyinden daha çok kişinin bu konulardaki bilgilerine ve hazır olması durumuna bağlı olacaktır. Eğer kişi hazır değil ise, kıyamet öncesi ve sonrası arasında pek değişiklik olmayacaktır. Örneğin yaşadığı evi, komşuları arkadaşları pek değişikliğe uğramayacaktır. Böylece kıyamet sonrası ortamı yadırgamayacak ve normal sürecini yaşamaya devam edecektir. Fakat yavaş yavaş öte dünyanın yaşam şartları ona açılacak ve o da uyum sağlayacaktır. Belli bir zaman sonra dünyasal argümanlar tamamen kaybolacak ve öte dünyanın yaşam şartları hâkim olacaktır. Hazır olan kişi, hazır olma oranına göre öte dünya şartlarına maruz kalacaktır.

Kıyamet sonrası durum nasıl olacaktır?

Kıyamet sonrası insanların bir kısmı öte dünyaya geçecek bir kısmı geçemeyecektir. Kuran[6] bu durumu amel defterinin açılması olarak anlatır. İnsanlar bu deftere sevap ve günahların yazıldığını düşünür. Oysa bu defter bir defter değil ruhsal kayıtlardır. Yani kişinin tekâmül seviyesinin anlaşıldığı yapıdır. Bu da kişinin gelişmişliğine göre ruhunun aldığı renkten belli olur. Kıyamette bu rengi anlayabilecek görevliler hazır olacaktır. Herkes rehber ruhuyla bu süreci yaşar. Öte dünyada yaşayabilecekler öte dünyaya alınacak, yaşayamayacak kadar gelişmiş olmayanlar dünyada bedenlenmeye devam edecektir ama, artık dünya eskisi gibi dizayn edilmeyecektir. İnsanlar ödül ceza sistemiyle değil, tamamen bilinçli tekâmül sistemi içinde tekâmül edeceklerdir. Bu zamana dinler; cennet, ya da Altınçağ der.

Altınçağ ya da cennet denilen yer, nasıl bir yerdir?

Mevcut dinlerde cennet ya da Altınçağ hakkında epey bilgi vardır. Bu konuyu çok uzatmayacağım ama kimsenin çalışmak zorunda olmadığı, hâkimin, savcının, doktorun, polisin, askerin olmadığı bir sistem olduğunu söyleyebilirim. Bunlar gibi pek çok şeyin olmaması onlara ihtiyaç hissedilmediğinden olacaktır. Yani suç işleyen olmayınca, tüm kolluk sistemi ve avukata kadar yargı sistemine ihtiyaç kalmaz. Hasta olmayınca doktor

, hasta bakıcı, EMAR cihazı, ilaç gibi şeylere ihtiyaç kalmaz. Ben bu gibi konulardan değil de daha çok, pek bilinmeyen başka yönlerinden bahsedeceğim.

Kuran, Duhân 56[7] ayetinde, cennette tek ölüm olacağını söyler. Benzer anlatım Kitabı mukaddeste de Vahiy 20’ye 6’da[8] vardır. Bu şu anlama gelir. İlk başta Altın çağa alınan kişilerin güdüleri bugün yaşayan her insan gibidir. Orada ölerek, tekrar bir bebek vücudunda yeniden doğacaklar ama, bunun sebebi o bebeğin güdülerinin değiştirilmesi ve kişinin yeni şartlarda yaşamasını sağlamak içindir. Yeni bedenlerinin özelliklerini kullanabilecek şekilde eğitilerek, büyütüleceklerdir. Ve ondan sonra bin yıl yaşayarak, dünyasal tekâmül süreçlerini tamamlayabileceklerdir. Böylece bedenlerine hükmedebilecekler ve artık hastalık ve ölüm olmayacaktır. Hatta telapati, telekinezi gibi ruhsal güçlerini kullanabileceklerdir.

Kuran Arâf 43’de “cennettekilerin kalplerinde bulunan kini çıkarıp atarız” der. Buradan ego, kin gibi güdülerin alındığını anlıyoruz ama, bu güdülerden ne kadarının değiştirildiğini bilmiyorum. Zaten çok da önemli değildir. Anlamamız gereken, insanların bedenlerindeki güdüleri, bilinçli tekâmül sağlayabilecek en iyi şartlara sahip olacak şekilde, değişikliğe uğratıldıklarıdır.

Tevrat’a göre Altınçağ’da kurtla kuzu beraber yaşayacaktır. Budizm tasvirine göre ise, insanların sihirli güçleri olacaktır. Tüm anlatımlar doğrudur. Çünkü o dönemi organize edecek olan ekip, bedenli ve bilinçli tekamülün sağlanacağı en iyi şartları oluşturacaktır. Tekâmülünü tamamlamış olanlar, öte dünyaya alınacaktır.

Kuran dört adet Altınçağ şehrinin yani cennetin kurulacağını söyler. Rahmân 46[9] ve Rahmân 62’de[10] ikişerden dört adet cennetten bahseder. Ve Rahmân 54’te[11] de ilk ikisindekilerin diğer ikisinden daha erken devşirileceğini anlatır. Buradan anlıyoruz ki Altınçağ şehirlerine yerleştirilecek olan insanlar, tekâmül seviyesine göre bölüştürülecek. Tekamülü daha yüksek olanların yerleştirileceği şehirlerdekilerin, daha önce öte dünyaya alınacak olduğudur. Altın çağda en uzun süren tekâmül bin yıl sürecektir. Kitabı mukaddes, bu insanların Mesih’in kâhinleri olarak bin yıl Mesih’le saltanat süreceklerini söyler.

Öte dünyaya yani cehenneme gidenlerin durumu ne olacak?

Öte dünyaya gideceklerin yaşayacağı serüven biraz daha farklı olacaktır. Orada da başlarda seviye farkı önemli olacak. Çünkü yukarda dediğim gibi, geri olanlar dünyadaki doğa ve sosyal durumunun hemen hemen aynısını yaşayacak. Zaman geçtikçe öte dünyanın şartlarına uyum sağlayarak dünyasal argümanlardan kurtulacaklar.

Öte dünya ya uyum sağlayanlar artık Süper İnsan dönemine hazır demektir. Artık onlar süper insan bedenlerine enkarne olacak ve açık tekâmül etmeye devam edecekler. Süper İnsan dönemini Agarta’nın misyonu adlı makalede inceledik.

İnsanlığın tekâmül etmeye devam edeceğini söylemiştik. 3.bölümde evrenin çalışmasını anlatmıştık. Oradan da anlaşılacağı gibi, tüm sistem sadece bilincin gelişmesi için organize edilmiştir. Büyük bir ihtimalle görünen evrende öğrendiğimiz bilgiler kıyametten sonra çöp olacak ama, onun bize kattığı muhakeme yeteneği bizim ödülümüz olacak. Süper İnsan dönemi ve Kuantum evrende de görünen evrendeki gibi, kendi şartları içinde gelişmeye devam edeceğiz. Bu da bize çok daha muazzam muhakeme yeteneği kazandıracak. Buraya kadar bir öngörüde bulunma imkânımız var ama, Kuantum evren sonuna geldiğimizde artık öngörüde bulunmak, tamamen fantastik düşüncelere dönüşür.

Özgür irade var mıdır?

Felsefenin bin yıllardır konusu olan ‘özgür irade’ meselesi, kuşkusuz sinirbilimin en ilgi çekici ve heyecan verici araştırma sahalarından birisidir. Her geçen gün yığılarak artan bir veri yığını, irademizin herhangi bir hayvanınkinden daha fazla özgür olmadığını, sadece karar alma “algısının” daha kapsamlı işlediğini, dolayısıyla “kontrol, daha fazla elimizdeymiş” gibi hissettiğimizi gösteriyor.[12]

Peki gerçekten özgür irade yok mu? Benim bakış açım biraz daha farklıdır. Ben bir insanı insan yapan şeyin, onun bilinçaltında biriktirdiği bilgilerden ibaret olduğu düşüncesindeyim. Yani biz bir karar verirken beynimiz bizim haberimiz olmadan, karşılaştığımız olayı, bilinçaltımızda bulunan olaylarla karşılaştırır. Bilgisayarlardaki İf komutu gibi bir arama yapar. Arama sonucuna göre kararımız oluşur ve biz o kararı 7 saniye sonra öğreniriz. Bize göre anında karar verdiğimiz bir durum bile, beynimizde 7 saniye önce şekillenmiştir. Örneğin şu anda parmağınızı burnunuza değdirdiğinizde, aslında bu kararı 7 saniye önce almıştınız[13].

Bilinç ile bilinçaltının çalışmasına bir arkadaşımın kaza yapmasını örnek olarak vermiştim. Hatırlıyorsanız arkadaşım “Kaza yaptık ve ben karşı şoförün kaza tutanaklarını hazırlayıp beni uyarmasına kadar arada geçen zamanı hatırlamıyorum” demişti. İf komutu cevap oluşturmayınca bilinç devreye girmedi. Sonra karşı şoför tutanakla gelip onu uyandırdı. Böylece bilinci devreye girdi. Uyandıktan sonra bile, diğer kişi gibi çevre şartlarını değerlendirip, devreye girmesi söz konusu olmaz. Bu örnekten sistemin oldukça yavaş çalıştığını anlamaktayız.

Bu durumda şu sonuca varıyorum. Bir olay karşısında bir kişinin vereceği karar bellidir. Yani kişi, aynı olayı tekrar yaşasa, yine aynı kararı verecek demektir. Elbette daha önce yaşanmış bir olaya olarak bilinçaltına girmemesi şartıyla. Bilinçaltındaki bilgileri bilen kişi, onun ne karar vereceğini hesaplayabilir. Bu durumda bir özgür iradeden bahsedilemez. Fakat yine de kararı veren biz olduğumuz için, kısmi özgür irademizin olduğuna hükmedebiliriz.

Yine bir örnekle durumu anlamak daha kolay olacaktır. Hayatının bir döneminde bir araba alıp kaza yapan birinin davranışını incelemeye çalışalım. Kişi aşağıdaki gibi, durum karşısında pek çok farklı senaryoları izleyebilir. Diyelim ki: Kaza sonrası,

Arabayı hemen satabilir ve hayatına arabasız devam eder.

Arabayı yaptırıp satar ve hayatına arabasız devam eder.

Arabayı yaptırır ve satmaz kullanmaya devam eder.

Arabayı yaptırmadan satar ve yeni bir araba alır.

Arabayı yaptırarak satar ve yeni bir araba alır vb.

Bunlar gibi pek çok farklı olasılıklar daha mevcuttur ama yine de sonsuz tane değildirler. İşte bence işin püf noktası buradadır. Kişi bu kararlardan bir tanesini seçecektir. Fakat kişinin bu kararlardan almadığı diğer kararları, paralel evrenlerdeki eşizlerinden biri alır. Böylece, ihtimallerden kullanılmayan hiçbir olasılık kalmaz. Siz özgür olarak aldığınızı düşündüğünüz bu kararı, sayısız paralel evrendeki eşizinizle birlikte alırsınız. Elbette var olan olasılıklardan çok daha fazla eşiz olduğu için her olasılık biri tarafından tercih edilir. Yani evrende var olan tüm olasılıklar mutlaka uygulanır. Böylece evren, özgür irade olsa bile öngörülebilir hatta plânlanabilir hale dönüşür. Evet özgür irademiz var ama bu sadece bize belirlenen kurallarla sınırlıdır. Yani yukardaki kaza örneği için sunacağımız her alternatif karar örneği, mutlaka evren içinde olan bir karar olacaktır. Bu karar yapılan programın içinde var olan kararlardan biri olduğu için, önceden öngörülmüş demektir. Biz özgür irademizle o alternatiflerden birini seçmiş oluruz. Evrenin içinde olmayan bir seçeneği seçemeyiz.

Elbette evrende tercih edilemeyen durumlar da vardır. Örneğin doğa ve evren kanunlarına ters bir durum özgür irade tarafından tercih edilemez. Böylece evren daha öngörülebilir hale dönüşür. Çünkü özgür iradeye çok daha az bir alan kalmış olur. Onun için ben evrenin blok evren olduğunu düşünüyorum. Yanlış anlaşılmasın sadece görünen evren değil, tüm paralel evrenlerin oluşturduğu sistemin bütünü blok evreni oluşturur. Eş ve zıt evren diye tanımladığım evrenin bütününden bahsediyorum.

Bu açıdan kader kavramına baktığımızda, özgür iradenin olmadığı gibi bir sonuca varabiliriz. Öyle ya! Madem her şey plânlı ve sonuç biliniyor o zaman vereceğimiz kararlar da biliniyor olmalıdır. Oysa durum tam öyle değildir. Kararın biliniyor olması, onun; bizim kararımız olduğunu çürütmez. Yukardaki araba örneğine dönersek, biz o kararlardan birini seçeriz ve seçtiğimiz karar zaten bilinir. Fakat bu kararı biz kendi isteğimizle seçeriz. Çünkü o güne kadar ulaştığımız bilgi seviyesi o kararı gerekli kılar. Oysa aynı durum karşısında bir eşizimiz farklı bir karar verir. O karar da onun kararıdır. Biz onunla aynı kararı vermedik. Çünkü onunla aynı bilgilere sahip değiliz. Onun bilgileri kendi kararını şekillendirmiş oldu. Böylece birey olarak kısmi özgür irademizle evrende olan her olasılığın birini seçeriz. Bu seçim sayesinde paralel evrendeki eşizlerimizle birlikte tüm olasılıkların yaşandığı bir durum yaşarız. Daha öncede belirttiğim gibi, bu evrene blok evren diyebiliriz.

Blok evren diyorum ama kastettiğimi bir örnekle açıklamam gerek. Geçmişte bir hikâye kitabı okumuştum. Kitap bir noktada sana bir soru soruyor ve size alternatif yön sunuyor. Örneğin “karakter okula gitsin istiyorsan sayfa 60’a git”, “karakter eve gitsin istiyorsan sayfa 80’e git” gibi… Siz istediğinize karar verip o sayfaya yöneliyorsunuz. Her iki seçenekte de hikâye biraz farklılaşıyor. Bazen hikâye aynı, bazen farklı bitebiliyor.

Fakat hikâye nasıl biterse bitsin tüm hikâye elinizde tuttuğunuz o kitap içerisindedir. İşte kitap, “blok evren” oluyor. İçinde bulunan tüm alternatif hikâyelerle bütünü oluşturuyor. Siz bir tercih yapıyorsunuz ama başkası, başka bir tercih yapıyor ve kitap içinde var olan tüm alternatif senaryolar mutlaka okunmuş oluyor. Bizim de özgür irademiz bu alternatiflerden hangisini seçeceğimizle sınırlı…

Seyfullah Demir


[1] https://www.ted.com/talks/james_flynn_why_our_iq_levels_are_higher_than_our_grandparents?language=tr Erişim 01-02-2020

[2] Mümin 7 Arşı taşıyanlar ve onun etrafındakiler, Rablerinin hamdiyle tesbih ederler ve O’na inanırlar. İman etmişler için de şöyle bağışlanma dilerler: “Ey Rabbimiz! Rahmetin ve ilmin her şeyi kuşatmıştır. O, tevbe edip senin yoluna uyanları bağışla, onları cehennem azabından koru.”

[3] Hadid 25 Andolsun biz peygamberlerimizi açık delillerle gönderdik ve insanların adaleti yerine getirmeleri için beraberlerinde kitabı ve ölçüyü indirdik. Biz demiri de indirdik ki onda büyük bir kuvvet ve insanlar için faydalar vardır. Bu, Allah’ın dinine ve peygamberlerine görmeden yardım edenleri belirlemesi içindir. Şüphesiz Allah kuvvetlidir, daima üstündür.

[4] İsrâ 71 Kıyamet günü bütün insanları önderleriyle çağıracağız. O gün, kimin amel defteri sağ eline verilirse, işte onlar kitaplarını okuyacaklar ve en küçük bir haksızlığa uğratılmayacaklar.

[5] Nahl 77 Göklerin ve yerin gaybını bilmek Allah’a aittir. Kıyametin kopuşu yalnız bir göz kırpması veya daha az bir zamandan başkası değildir. Şüphesiz Allah her şeye kadirdir.

[6] İsrâ 13 Her insanın amel defterini boynuna doladık, kıyamet günü açılmış bulacağı kitabı önüne çıkarırız.

[7] Duhân 56 Onlar orada ilk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Allah onları cehennem azabından korumuştur.

[8] Vahiy 20:6 Birinci kıyamette hissesi olan mutlu ve mukaddestir; onların üzerine ikinci ölümün hâkimiyeti yoktur; fakat Rabbin ve Mesihin kâhinleri olacaklar, ve onunla beraber bin yıl saltanat süreceklerdir.

[9] Rahmân 46 Rabbinin makamından korkan kimselere iki cennet vardır.

[10] Rahmân 62 Bu ikisinden başka iki cennet daha vardır.

[11] Rahmân 54 Astarları atlastan yataklara yaslanırlar. İki cennetin de devşirmesi yakındır.

[12] https://evrimagaci.org/ozgur-bir-iradeye-sahip-miyiz-284 Erişim 20.08.2020

[13] Pelin Çift-Sinan Canan, Beynin Sırları, Destek Yayınları, sayfa 177

Please follow and like us: