Nuh tufanı çok geniş bir anlama sahiptir. Nuh Tufanının anlamını anlayabilmek için öncelikle insanın dünya üzerinde oluşumunu anlayabilmek gerekir. Nuh tufanı dünyanın tarla olarak kullanılabilmesinin anahtarıdır. Hasat edilen türlerin devamlılığını sağlayabilmek ancak Nuh Tufanı sayesinde olabilmektedir. Bunun nedenini daha sonra anlayacağız. Öncelikle dünyada oluşan tek bir türün incelemesini yaparak başlayalım.

Bunun için şekil 1’i inceleyerek anlamaya çalışalım. Şekildeki astral düzey ruh dünyası ile madde beden dünyasını ayıran düzeydir. Ruh astral düzey ve üzerinde yaşayabilmektedir. Beden ise simülasyon dünyası dediğim içinde yaşadığımız ortamdır. Bu ortam bir bilgisayar programıdır ve ruh bu ortamdaki bedene bağlanarak onunla dünya hayatını deneyimler. Bu yazıyı daha iyi anlamak için bir bilgisayar içinde yaşıyoruz ve ruhun geliştirilebilmesi için oluşturulan düzen adlı yazılarla beraber özümsenmesi gerekir.

Ruh; ilk oluşturulduğunda tamamen bilinçsizdir. Yani öte dünyanın en alt düzeyi olan astral düzeydedir. Bilinç kazandıkça gök katlarında yükselmektedir. Biz bu yükselmeyi tekâmül olarak bilmekteyiz. Şekildeki A noktası ilk ruhların yaratıldığı zamandır. Bu zamana dini literatürde Kalu Bela denilmektedir. O dönemde hasat edilecek tüm ruhlar yaratılır. Ruhların her hasat dönemi için yaklaşık 7 milyar kadar olabileceğini düşünüyorum.

İlk yaratılan ruhlar bildiğimiz atomlardan oluşturulur. Elbette atomun enerjisini yani dalga yapısını düşünmek gerekir. Onun için insanlar guruplar halinde olmalıdır. Yani hidrojen atomundan olanlar ile karbon atomundan olanlar biraz farklılık gösterebilirler. Aralarında ne gibi farklar olacağını bilmiyorum ama belki de burçlar bu işi açıklıyor olabilir.

İlk oluşturulan ruhlar bilinçsiz olduğu için dünyada yaşayamazlar. Onun için içlerine üfürülecekleri bedenlere ihtiyaç hissederler. Fakat bu bedenler kendi başlarına yaşayabilecek türden olmalıdır. İşte dünyadaki hayat bu ihtiyaca cevap verebilmek için oluşturulmuştur. Tek hücreliden başlayarak geliştirilen hayat kompleks hayvanlara kadar geliştirildi. Ruh; memeliler ortaya çıkana kadar dünyada bedenlenememiştir. Yani sürüngenlerin beyni ruhun onunla bütünleşebilmesi için uygun değildir. Fakat memeli beyninin oluşturulabilmesi için sürüngen beyninden geçiş yapılmıştır. Memelilerin oluşumuyla bilinçsiz ruhların bilinç kazanmasının yolu açılmış oldu.

Ruhlar, belli sürelerle dünyada olan hayvanların bedenlerine enkarne olur. Bu döneme “hayvan bedeninde otomatik dönem” adını verdim. Çünkü ölen hayvanın ruhu kısa bir süre sonra yeni doğan bir hayvan bularak ona bağlanır. Bu süreç sürekli devam eder. Bu sürecin kendiliğinden olduğunu düşünmeyin. Tüm süreci birileri organize etmektedir.

YAŞAM DÖNGÜSÜ-1

Şekil 1 Madde bedenler sayesinde ruhun tekamülü

Ruhlar bağlandıkları hayvanlara başlarda hiç etki etmezler. Fakat onların yaşamlarındaki deneyimlerinden etkilenirler. Çünkü açlık hissi yada yaşam korkusu çok güçlü bir etmendir. Başlarda etki edemeler ama zaman geçtikçe yavaş yavaş etki etmeye başlarlar. Bu gün çevremizde gördüğümüz akıllı hayvanların ruhları onlara etki ettiğinin delilidir. Bir yılanda ruh yoktur. Onun için çok sakin ve durgun bir hayat yaşar. Tamamen içgüdüleriyle yaşadığı için akıl emaresi göstermez. Sadece beslenme ve çiftleşme zamanında bir miktar aktif olur. Beslendikten sonra durağan hayatına devam eder. Ayrıca yavrularıyla pek ilgilenmezler. Yeni doğan bir yılan yavrusu da tamamen içgüdüleriyle yaşayarak hayatta kalır. Oysa ruh taşıyan hayvanlar çok hareketlidir. Beyinleri çok kalori harcadığı için daha çok beslenmek zorundadırlar. Yavruları bazı şeyleri öğrenmek zorundadır. Örneğin bir çıta yavrusu annesinden avlanmayı öğrenir. Oysa yılan yavrusu bunu doğuştan bilir. Annesini izleyerek öğrenmez. Buradan anlıyoruz ki öğrenmek tekamülün olmazsa olmazıdır.

Öğrenme tekâmül etmenin tek yoludur. Onun için hayvanlara çok zor hayat şartları sunulmuştur. Zor şartların asıl sebebi korkuyu iliklerinde hissederek çözüm arayışına zorlamaktır. Bir avcıdan kaçmak zorunda olmak, ruhun üstesinden gelmesi gereken zorlu bir ortam oluşturur. Avcının da beslenmek zorunda olması onun için zorlu ortam oluşturur. Her iki türde bu zorlu şartlardan etkilenir ve ruhlarının daha iyiyi bulmak isteğini körükler. Ruhun bu isteği onun gelişmesine etki eder. Böylece tekâmül eder. Fakat bu etki başlarda çok az iken gittikçe artar. Bu süreç Nuh tufanına kadar hayvan bedenlerinde sürer ve şekilde de görüldüğü gibi çok az bir gelişim sağlar.

Nuh tufanı dönüm noktasıdır. Çünkü ruh dışarıdan etkiyle çok daha süratli tekâmül edebilecek seviyeye gelmiş demektir. İşte bu zamandan sonra içgüdüleri değiştirilir. İçgüdüleriyle beraber daha savunmasız bir bedene sahip olur. Artık hayatta kalabilmek için içgüdüler yetmez. Ruhun çok daha fazla katkı sunması gerekir. O artık insan bedenlerinde doğar. Şekil 1’deki “insan bedeninde yarı bilinçli dönem”i yaşar. Bu dönemde ona dışarıdan yardım edilir. Zekâ yönünden hayvansal bedeninden daha iyidir ama yine de çok yetersizdir. Zeki varlıklar onları eğitir. Onlara sabırla dünyada yaşayabilmek için gerekli olanları öğretir. Tarım, hayvancılık gibi şeyleri öğreterek hayatta kalması sağlanır. Medeniyet kurmasına yardım edilir. Yazı, matematik, kanunlar, tekerlek gibi gerekli her şey öğretilir. Başlarda zor uyum sağlayan insan, zaman geçtikçe uyum sağlar, öğrenir ve uygular.

Kendisine öğretilenleri, öğreten kişiye öğretmen olarak bakar. Fakat bu öğretmenin kati ve kesin kuralları vardır. Söylediklerine uyulmasını ister. Uyulmazsa cezalandırır. Geçmişteki öğretmenlerimizi pagan tanrıları olarak tanıyoruz. Bizlere koydukları kuralları bizler din olarak biliyoruz.

Zaman geçip insanoğlu geliştikçe öğretmenler uzaklaşmaya başlar. Yerlerine insanların arasından daha zeki olanları seçerek bırakırlar. Onlar aracılığıyla insanları eğitmeye devam ederler. Biz bunları Tanrı krallar olarak biliyoruz. İnsanoğlu geliştikçe bu yöntemden de vazgeçilir ve sadece aracılar kullanılır. Aracılar vasıtasıyla bizlere farklı farklı dinler verirler. Bu son dönem aracıları peygamber olarak tanımaktayız.

Tüm bu sürecin sonunda ruh yeterli tekâmül seviyesine geldiği için artık bedene ihtiyaç hissetmeyecek şekilde yaşamayı becerecek düzeye gelmiştir. İşte ruhun bedeni terk ederek bedensiz yaşama geçme anı kıyamettir.

Kıyametten sonrada tekâmül devam eder. Kıyametten sonra tekâmül eden ruhları bizler melek olarak tanıyoruz. Bizden önce dünyada yaşamış ve şu anda melek statüsünde olanları Atlantisliler olarak bilmekteyiz.

YAŞAM DÖNGÜSÜ-2

Şekil 2 Hasadı yapılmakta olan dört türün sıralanışı

Dünya bilinç tarlası olduğu için bir sürü bilinç hasat edilmiştir. Bizden önce bildiğimiz Mu’lular ve Atlantisliler var. Bizden sonrada Şempanzelerin yerimize devam edeceklerini düşünüyorum. Şekil 2’de durumu göstermeye çalıştım. İlk tür Mulular. Mulular geliştiğinde Atlantislilere öğretmenlik yaptılar. Atlantislilerde bizi eğitti, bizde şempanzeleri eğiteceğiz.

Her tür 50 bin yıl otomatik dönemini yaşar. Sonra 10 bin yıllık insan bedeninden sonra bedensiz yaşama geçer. Her şey bir bilgisayar programı olduğu için uygulaması çok kolaydır. Fakat bu bilgisayar programı büyük patlamadan itibaren kendi kanun ve kuralları içinde gelişmektedir. Yani, evren fizik kuralları ve matematiğe uyarak gelişti. Onun için çok kararlı bir dünya oluşmadı. Örneğin her an bir gök cismi çarparak dünyanın yok olmasını sağlayabilir. Ya da başka sebeplerle dünya her an zarar görebilir. Oysa ruhların sürekli eğitilmeleri gerekir. Onun için çok daha kontrol edilebilir bir dünya gerekir. Bunu yapmanın yolu ise dünya yaşamında oluşan dönemlerden en uygunu seçilerek dünya sürekli o noktaya geri döndürülerek bulundu.

Bunu şöyle örnekleyerek açmaya çalışayım. Kullandığınız bilgisayar kullandıkça yavaşlamakta ve bir noktada daha kullanılamaz hale gelmektedir. Bunu tamir etmenin yollarından biri bilgisayarınızı geçmişte iyi çalıştığı bir zamana geri döndürmek… Windows buna imkân vermektedir. Bilgisayarınızın iyi çalıştığı bir dönemi seçerek o zamana geri döndürebilirsiniz. Bu noktaya “geri yükleme noktası” diyoruz. Bu durumun şöyle bir sakıncası var. Eğer geri yükleme noktasından sonra bilgisayarınıza bir program yüklerseniz onu da kaybedersiniz. Tekrar yüklemeniz gerekir. Fakat kişisel dosyalarınız muhafaza edilir. Onlar kaybolmaz.

YAŞAM DÖNGÜSÜ-3

Şekil 3 Süreç devam ederken sistem her 25 bin yılda bir geri yükleme noktasına yüklenerek dünyanın en verimli ve tehlikesiz dönemi kullanılır. Böylece dünyanın dış etkenlerden kaynaklanan yok olması engellenmiş olur.

İşte evrende, bir bilgisayar işletim sistemi gibi çalışmaktadır. Ve evrenin geri yükleme zamanı NUH TUFANI’dır. Şekil 3’ü anlayabilirsek durumu kolay anlarız.

  • Büyük Patlamada oluşan evren kendi yasalarıyla gelişti. Bitkisel yaşam ve ardından hayvansal yaşam gelişerek primatların oluşumuna kadar süreç (açık mavi bölge) devam etti. Bu süre kozmik tarihin ilk yarısını oluşturmaktadır.
  • Primatların gelişimiyle ruhların dünyada yaşayabileceği bedenlerde oluşmuş oldu. İlk olarak oluşturulan ruhlar hayvan bedenlerinde gelişime tabi tutuldu. Şekil 1’deki düzen devreye sokuldu.
  • İlk olarak Mu’luları oluşturacak türün bedeni, primatlardan ayrılarak yeni bir tür olarak yaşamaya başladı. (Şempanzeler gibi) Fakat bu arada Mu’lu ruhları, hayvanların beyinlerine bağlanarak gelişime devam ettiler. Yani Muluların insan bedeni oluşturulana kadar otomatik dönemlerini kuşlar ve memelilerin vücutlarında geçirdiler.
  • Mu’lular kendi Nuh tufanlarını yaşayıp da medeniyet oluşturmaya başladıklarında yeni bir primat türü daha oluşturuldu. Bu yeni tür Ademoğullarını oluşturacak olan türdür.
  • Mu’lular Şekil 3’de lacivert bölgededir. 60 bin yılda kendi kıyametlerini yaşadılar. Ve kendilerinden sonra gelen Atlantislileri (geri kalan ekiplerle) organize etmeye başladılar.
  • Atlantislilerin ilk 50 bin yılı yani otomatik dönemleri Mu’lular gibi lacivert bölgededir.
  • Atlantisliler, Nuh tufanlarını yaşadıklarında yeni bir primat türü daha oluşturularak (şempanzeler) süreç devam etti.
  • Atlantisliler kyametlerini yaşayıp bedensiz yaşama geçtikten sonra kalan ekipler ademoğlunu yetişrirmeye devam etti.
  • -15 bin sıfır arası homo sapiens dönemidir. Görevliler primatları genleriyle uğraşarak yavaş yavaş insana doğru evrimleştirdiler.
  • Sıfır noktasında Ademoğulları Nuh Tufanını yaşayarak insan bedenlerine geçtiler. Atlantisli görevliler onlara medeniyet öğreterek zeka olarak gelişmesini sağladılar.
  • Yeşil bölge Ademoğullarının yarı bilinçli (insan) dönemidir. Ve yeşil bölgenin sonunda kıyametlerini yaşayarak bedensiz yaşama geçecekler.
  • Ademoğullarının dünyadaki serüveni burada bitecek ama görevliler (mehdi) gelecek olan türü organize edecek. Daha önce yaratılıp tekamüle sokulan şempanze bedenlerini organize ederek sapiens dönemlerini yaşatacaklar.
  • 15 bin yıl sonra şempanzeler Nuh Tufanlarını yaşayarak insan bedenlerine kavuşacak ve sıfır noktasına dönmüş olacaklar. Artık dünya her Nuh tufanında geri yükleme noktasına döndürülecek.
  • 10 bin yıl daha yaşayacak olan Şempanze insanı kıyametle dünyadaki sürecini tamamlayacak. Kalacak görevliler sonrakiler için aynı işlemi devam ettirecek.
  • Ademoğullarından sonra tüm süreç döngü içinde olacaktır. Geri yükleme noktasına dönerek sonsuz tür geliştirebilirsiniz. Süreci anlatabilmek için verdiğim bu örneklerle durumu anlaşılır kılmaya çalıştım. Fakat bizden önce çok fazla türün dünyadan hasat edildiği bir gerçektir. Bizden sonra da devam edecektir. Hemen peşimizden gelen türün Şempanzeler olduğunu var sayıyorum. Şekil 4, sadece döngü sürecini göstermektedir.

    YAŞAM DÖNGÜSÜ-4

    Şekil 4 İlk iki insanlıktan sonra döngüye girildiği için artık son 25 bin yıl tekrar edilir.

Bu gün dünyada yaşayan hayvanların ruh taşıyanları yaklaşık 50 bin yıl dünyada kalmaları gerekmektedir.  Onun için şekil 4’de daireyi iki tur dönecek kadar dünyada kalırlar. İlk dönüşleri (25 bin yıl) tamamen hayvan bedenlerinde olur. Hatta ondan sonraki 25 bin yılda yine hayvan bedenleri kullanılır. Fakat bu arada insan dönemi için gereken beden yavaş yavaş evrime sokulur. Günümüz; yeşil bölgenin sonuna denk gelir. Ve bizden sonraki tür Şempanzeler beden olarak hayvan olmasına rağmen gen olarak %98 insana benzer. Çünkü onları insana çevirme çalışmaları başlamıştır. Fakat asıl değişim kıyametten sonra olacak. Kıyametten sonra daha hızlı olarak insana dönüşecekler. Görevliler kendi genleriyle onları aşılayacak ve gittikçe insana doğru dönüşecekler. Final Nuh tufanında olacak. Nuh tufanından sonra görevliler bedenlerle uğraşmayı bırakacak, artık ruhun gelişmesine yönelik çalışmalar yapacaklar. Sümer, Mısır tanrılarının yaptıkları tekrarlanacak.

Ruhlar dünyada 50 bin yıl tekamül eder. Bunun ilk 35 bin yılı tamamen hayvan bedenlerinde olur. son 15 bin yıllık dönem insanla maymun arası yapı olan sapiens dönemi olur. Son 10 bin yıl ise insan dönemidir.

Sapiens döneminde bedene epey kazanımlar sağlanmıştır. Bu kazanımlar özellikle ruhun bedenle iletişimi yönünden önemlidir. Örneğin sapiensin konuşabilmesi için gerekli değişiklikler yapılarak insana doğru geliştirilmiştir. Nuh tufanında geri yükleme yapılacağı için bu kazanımlar kaybolacaktır. İşte bu gelişimleri korumak gerekecektir. Bir gemiyle sapiensin beden örnekleri üst uzaya alınır. Böylece reset gerçekleştiğinde bu bedenler korunur. Aslında bedenler değil, içerdikleri bilgiler korunur ama kadim yazıtlarımızda durum öyle anlatılmıştır.

Reset işleminde yani Nuh tufanında yeni bir tür ortaya çıkar. İnsan diye tanıdığımız bu tür daha önce iki döngüyü tamamlamış olan ruhların yeni bedeni olur. Ruh bu bedenle çok daha iyi uyum içinde olabilecektir. Çünkü tam olarak onun için oluşturulmuştur. Fakat yine de insan tam olarak yönlendirilir. Bu yönlendirme işlemi günümüzde bile devam eder. Çünkü insan yönlendirmeye çok uygun bir yapıya sahiptir. Örneğin; üst akıl diyebileceğim bir yapı insanlığı kendi düşünceleri doğrultusunda yönlendirip durmaktadır. Bu iş için basın kuruluşları veya medya kullanılmaktadır.

Anlayacağınız gibi Nuh Tufanı aynı zamanda Kalu Bela denilen zamanla aynı zamandır. Her Nuh tufanında insan bedenine terfi eden ruhların yerine yeni ruhlar bedenlenmeye başlar. Şekil 1’de tekâmül eğrisi görülmektedir. Sıfır tekâmülle başlanır ve Nuh tufanında yani 50 bin yılda 1. gök kat geçilir. Oysa insan bedeninde ve 10 bin yılda aynı mesafe alınarak 2. gök katı geçilir. Bunun sebebi zekânın yönlendirilebilir olmasıdır. Onun için dünya hayatı organize edilir. Her ruh, en iyi gelişmeyi sağlayabilmesi için her hayatı organize edilir.

Nuh tufanı hikâyesi bu durumun gizlenerek aktarılması içindir. Yani bir tufan durumu yoktur. Tevrat’tan akla uygun bulunmadığı için çıkarılan Hanok’un kitabına göre Nuh peygamber doğduğunda babası tarafından kabul görmez. Çünkü ne annesine nede var olan hiçbir insana benzemez. Daha çok tanrı oğullarına benzemiş olmalı ki! Eşi, bu işte tanrı oğullarının parmağı olmadığını söylemek zorunda kalmıştır. Bedensel evrim olarak çok ileri düzeyde olduğu aktarılmak istenmiştir. Aslında beden olarak insanlığın ilk atası Nuh’tur. Hatta tek Nuh yoktur. Birçok ekip çeşitli bölgelerde Nuh oluşturmuştur. Adem ilk ruhları, Nuh ise ilk insan bedenlerini sembolize eder.

Yani Âdem insan bedenine sahip değildir. O ve onunla oluşturulan diğer ruhlar hayvan bedenlerinde 50 bin yıl otomatik olarak gelip giderler. Şekil 4’deki döngüyü iki kere tamamlayan ruh artık yeni bir atılım yapmak için yeni bir sürece başlar. Ruh olarak en zor dönemini geçirir. Çünkü çok fazla olumsuzluk vardır. Haksızlık, yolsuzluk, ölüm kol gezen bir dünyada var olmak zorundadır. Fakat artık kendi varlıklarının farkındadırlar. Kendi varlıklarının farkındadırlar ama neden var oldukları ve ne yapmak gerektikleri hakkında hiç fikirleri yoktur. Amaca ulaşabilmek için yönlendirilirler. Ve onlar için en uygun ortamlar oluşturulur. Böylece 50 bin yılda ulaşılan tekâmül seviyesi çok daha kısa zamanda kat kat aşılır.

Nuh tufanı ile kıyamet arasına “insan bedeninde yarı bilinçli dönem” adını uygun gördüm. Çünkü insan kendinin farkındadır ama neden var olduğu ile ilgili bir düşüncesi yoktur.  İlkel sayılacak zekâya sahiptir. Bu dönemde yönlendirilerek zekâ olarak büyük aşamalar kaydeder. Fakat bu dönemde hem IQ hem de EQ olarak gelişir. İlk zamanlarda ağırlıklı olarak IQ gelişirken sonraları EQ gelişimi ağırlık kazanır. Bu iki farklı zekâyı geliştirmek için insanların inanç olarak çok farklı ortamlarda yaşaması gerekir. Farklı ortamları oluşturabilmek için dinler oluşturuldu. Özellikle Budizm gibi dinler EQ, Musevilik ve Ateizm gibi inançlar IQ yönüyle zekâ gelişimini daha hızlı yapabilmek amaçlıdır. Diğer inançlar ise her iki zekâyı belli oranlarda geliştirir.

Şekil 1’deki parabol ruhun tekâmülünü göstermektedir. Ok işaretleriyle simülasyon dünyasında (yaşadığımız dünya) bedenlenmesini göstermeye çalıştım. Her bedenlenme onun tekâmülünü artırır. Kıyamet ise ruhun artık bir bedene ihtiyaç hissetmeden “bilinç” olarak yaşayabileceği zamandır. Yani insanın uyanacağı ve niye var olduğunun bilincine varacağı zamandır. Ruh, kıyametten sonra melek statüsünde ve öte dünyada yaşayacaktır. Ve şekil 1’deki parabol daha da dikleşeceği için tekâmülün en büyük kısmını orada yapacaktır. Bu artışın geometrik artış olduğunu sanıyorum. Şu anda hayvanlar 2 insanlar 4 seviyesindedir. Eğer bizler şu anda 4 seviyesinde isek kaynakla bir olurken 128 seviyesinde olacağız. Evinizdeki bir köpek yada kedi ile aranızdaki seviyeyi düşündüğünüzde kaynağın seviyesini hayal edebilirsiniz.

Süreci kısaca özetledim ama bazı detaylara değinmem gerekir. Bizler kıyameti yaşayıp gittikten sonra ilk kademe ruhlar 15 bin yıl daha hayvan bedenlerinde yaşayacaklar. Fakat bu arada bir miktar da yönlendirilecekler. Bizden sonra oluşturulacak yeni tür için şempanzeler hazırlanacaktır. Bedenleri de değişime uğratılacaktır. Bizden kalan ekipler onların genleriyle uğraşarak onları homo şempanzeye çevirecektir. Öyle sanıyorum ki Göbeklitepe gibi yerleşim yerleri bu tür yerleşim yerleridir. Henüz yazı yoktur ama sanat başlamıştır. Başlarında tanrıları vardır. İçlerinden yetenekli olanlara resim, heykel yapmayı sabırla öğretmişlerdir. İnsan olarak evrimleri tamamlanmamıştır. Fakat dik yürümektedirler. Yaptıkları insan heykelleri tanrılarına ait olacağı için onlardan fark anlaşılamayabilir ama iskelet yapıları insanla maymun arasında bir yerde olduklarını göstermesi gerekir. Bu konuda bir incelenmenin yapılıp yapılmadığını bilmiyorum. Bildiğim kadarıyla Göbeklitepe’de insana ait kemik bulunmadı ama insanı sembolize eden T dikili taşları sapiense daha yakındır.

Çatalhöyük ise hemen Nuh tufanı sonrasına ait olmalıdır. İnsanlar artık insan bedenlerine sahiptir. Fakat tanrılar yine iş başındadır. Onlara medeniyeti öğretmeye devam ederler. Nuh öncesi zekâdan biraz daha yüksek bir zekâ vardır ama yinede insan, ilkeldir. Güç öğrenir; onun için yıllarca eğitilmeye çalışılır. Arpa, buğday, burçak, bezelye, nohut, mercimek, badem gibi yiyeceklerin tohumları verilerek tarım öğretilir. (O insanların o tohumları nereden buldukları sorusu henüz cevaplanmamıştır.) Aslında daha çok hayvansal ürünlerle besleniyorlardı. Fakat menülerinde yukarıdaki bitkilerde bulunuyordu.

Her ruh hayvan bedeninde 50 bin yıl geçirir. Bu demektir ki bir kere Nuh tufanı ve ikide kıyamet görecektir. Kıyamette hayvan bedenlerine bir şey olmaz. Onlar kıyamet sürecini anlamazlar bile. Birden bire insanlar doğadan silinecekler. Daha doğrusu direk öte dünyaya alınacaklar. Bunu yapmak içinde ruhların bedenlere bağlanabilmesi için bir çeşit makineye benzer bir şey kullanılıyordur. O makinenin fişini çekince kendimizi öte dünyada bulacağız. Fakat Nuh tufanı böyle basit değildir. O dönemde sistem geri yüklenecektir. Onun için sistem içinde yapılan değişikliklerin hayvanlara özgü kısmıyla insana dönüştürülen canlı bedenlerinin korunması gerekir. İşte gemiye alınması gereken şey onlardır. Yani ruh taşıyan hayvanlarla insanların gen bilgileri görevli ekiplerce alınıp üst uzaya geçilir ve sistem geri yüklemesinden sonra tekrar sisteme yüklenirler. Böylece her şey tekrarlanır.

İnsanlar medeniyet kurabilecek seviyeye geldiğinde başka yerlere götürülüp medeniyet kurmaları sağlanır. Sanırım Sümer için Çatalhöyük’ten, Mısır için Tassili bölgesinden alınan insanlar kullanılmıştır. Mısır’a gidenlerin çölü geçmesi Tevrat’ta senaryolaştırılmıştır. Sümer’lerin nereden geldiği bilinmemektedir. Anladığım kadarıyla oluşturulan ilk medeniyetler böyle ön çalışmalar yapılıp sonra ortaya çıkmıştır. Dünyada oluşan ilk ırklar bu ekiplerin DNA üzerinde yaptıkları bağımsız çalışmalar yüzünden oluşmuştur. Bir miktar farklılıkları tercih etmişlerdir. Bu da ırklar arası farklılıkları oluşturmuştur. Fakat her türün birbirleriyle çiftleşebilmesine özen gösterilmiştir. Sonra insanlar karışarak melez türler oluşmuştur.

Dünya üzerinde 5 sanduka ve 2 de kütüphane olduğunu yazmıştım. Sanırım 5 ekip bu yerlerdeki bilgileri kullanarak insan ırklarını oluşturacaklardır. Machi Pichu’da, Nemrut dağında Mısır’da Tibet’te ya da Meşe adasında olan sandukalar ekiplere rehberlik yapacak bilgileri saklıyor ve zamanı geldiğinde ortaya çıkarılmayı bekliyorlar.

Aslında sistem geri yükleme olmadan da bu sistem yürüyebilirdi ama onun sakıncaları olabilir. Dünya değişken bir ortam sunmaktadır. Buzul çağı çok sorun çıkarabilir. İnsanlar doğayı kirletebilir. Ya da bir gök cismi dünyaya çarparak sistemi tamamen yok edebilir. Oysa başarılı ve bilinen bir süreç tekrarlanarak riskler sıfırlanmış oldu. Buradan da anlayacağımız gibi Büyük Patlama süreci ve sonrasındaki gelişmelere çok fazla müdahale edilmiyor. Program kendi kuralları içinde devam edip gidiyor. Bir dönem dinazorlar yok olmuştu. Yine öyle bir felaket yaşanabilirdi. Her tür bizim gibi dünyanın 4,5 milyar, evrenin 13,6 milyar yaşında olduğunu buluyordur. Çünkü evrenin bu dönemi sürekli tekrar edilip duruyor.  Fakat geri yüklemenin asıl sebebi başkadır.

Dünyada kısıtlı miktarda fosil enerji bulunmaktadır. Bir türün gelişebilmesi için gerekli olan fosil yakıt pek çok türün gelişmesine imkân vermez. Çok çabuk tükenir. Sistem geri yükleme noktasına götürülerek o güne kadar harcanmış olan petrol ya da kömür yerine konmuş olur. Yani sistem geri yüklemeyle sistemde o anda var olan her şey geri yüklenmiş olur. O andan sonra yapılan tüm değişiklikler yok olur.

Başka bir risk ise, egoist olan insan doğayı hor kullandığı için onu yok olmaya götürüyor. Küresel ısınmanın dünyayı mahvedeceği söylenmesine rağmen pek çok ülke sırf kendini düşünerek önlem almayı kabul etmemektedir. Sistem geri yüklemeyle bu sorunlar kökünden halledilmişlerdir.  Yani dünyanın kaderi insan gibi egoist bir varlığın insafına bırakılmamıştır.

Bir Sümer tableti Nuh tufanını çok ilginç bir şekilde anlatır.

 

Tanrılar bile tufandan korkarak geri çekildiler. Ve göğün en yüksek katına kadar çıktılar. Tanrılar, orada bir köpek gibi kıvrılmışlardı. Göğün en son eteklerinde büzülüp yatıyorlardı. İstar çocuğuna ağlayan bir ana gibi bağırıyordu. Tanrıların ecesi, güzel sesiyle âh ediyordu.

Görüldüğü gibi tanrılar kendilerini koruyabilmek için üst uzaya gitmek zorunda kaldılar. Tablet tufanın önemini tanrılar üzerinden anlatmaktadır. İşte o tanrılar yanlarında korunması gereken bilgileri de alarak gitmişlerdir.

Michael Newton’un kitaplarından anladığım kadarıyla Kaynak Büyük Patlamayı oluştururken sadece bilinçsiz enerjiyi kullanmadı. Çok az bir miktar bilinçli enerjiden de içine kattı. İşte evrenin işleyişini kaynağın bu bilinçli tarafı organize etmektedir. Özellikle ilk Mu’luları organize ettiler. Onların sonrakilere yardım etmesini sağladılar ve hâlâ daha sistemi onlar denetliyorlar.

Yukarıda verdiğim rakamlar benim tahmin ettiğim yuvarlak rakamlardır. Aslında tam rakamları Maya takvimi vermektedir. Mayaların 25.625 günlük bir galaksi günü çok anlam kazanmış demektir. Çünkü bu zaman aralığı benim tahmin ettiğim 25 bin yıllık döngünün tam zamanını verir. Yani galaksi her 25.625 yılda bir yeni baştan tekrar etmektedir. Bu da Mayaların 1 galaksi gününe denk gelir. Ayrıca Nuh tufanı ile kıyamet arasındaki zaman ise bu zamanın 2/5 zamanının oluşturabilir. Yani 25.625×2/5=10.250 yıllık bir zaman insanın olduğu döneme denk düşer. Bu da Şekil 3′deki “insanın var olduğu zamanı” ile gösterdiğim dönemle aynı zaman olur. Böylece mayaların takviminin bu işleri bilen birileri tarafından organize edildiği ve bu bilginin tarih içinde yok olup gitmesine izin verilmediği anlaşılır. Görüldüğü gibi bizler birileri tarafından yönlendiriliyor ve kıyamete hazırlanıyoruz…

Bu düşünceler çok uçuk gözükebilir ama önümüzdeki süreçte özümseyeceğimiz bilgilerin küçük bir kısmını oluşturmaktadır. Ben bu kadarına vakıf oldum. Fakat hâlâ daha inanmakta zorluk çekiyorum. Beni çeşitli şeylerle itham eden veya edecek olanları anlıyorum. Fakat sancılı bir döneme giriyoruz. Bildiklerimizin pek çoğunun hatalı olduğunu öğrendikçe hep beraber şaşırmaya devam edeceğiz. Çünkü kıyamet kapıda…

Seyfullah Demir