Müslümanlığın sözlü geleneğinde gelen Deccal, İsa, Mehdi üçlüsünün dönem ismi olduğunu söylemiştim. Bu konuyu buradaki makalemden okuyabilirsiniz. Bu makalede daha çok deccaliyet üzerinde duracağım. İçinde bulunduğumuz dönem deccaliyet dönemidir.

Deccal kelime anlamıyla; “yalancı, hilekâr; zihinlerde, iyi ile kötüyü, hak ile batılı karıştıran; bir şeyi yaldızlayıp gerçek yüzünü gizleyen; her yeri dolaşan kötü ve uğursuz kişi” gibi anlamlara sahiptir. Bu anlamların hemen hepsi doğrudur. Şimdi bu anlamlar açalım.

Öncelikle “bir şeyi yaldızlayıp gerçek yüzünü gizleyen” anlamıyla başlamak istiyorum. Çünkü en önemli ve gizli tanım bu kelimelerde saklıdır.

Yazılarımda hep yazdığım şey, içinde yaşadığımız dünyanın bir hologram görüntüsü olduğudur. Bu hologram görüntü gerçek yapımızı saklamaktadır. En büyük kandırmaca zaman ve mekânda yaşamaktayız. Hem zaman hem de mekân bildiğimiz gibi değildir.  Mış gibi bir dünyada yaşamaktayız. Örneğin atomun %99,997 oranda boş olduğunu hepiniz bilirsiniz. Yani aslında boşluktan oluşan varlıklarız. Varlık diyorum ama aslında gerçekte katı diye tanımladığımız bedenimiz tamamen dalgadan oluşur. Fakat hologram yapısı ve ona uyumlu oluşturulan beynimiz sayesinde evreni algılayışımız tamamen sanal bir yapı kazanmaktadır. İşte deccalın insanlığı kandırdığı en önemli konu burasıdır.

Elbette bunun çok çok önemli bir nedeni vardır. Geri zekâlı insanlığın zekâ geliştirebilmesinin –belki de- tek yolu bu yöntemdir. Kişi kendini madde dünyasında yaşıyor sanarak onun gereklerini yerine getirmeye çalışır.  İşte bu yaşam onun tekâmül etmesini sağlar. Hem de zorunlu tekâmül eder. Deccal insanlığı madde dünyasında yaşadığına ikna etmesinin yanında tek gerçekliğin bu madde dünyası olduğu şeklindeki ikinci bir yalanı vardır. Haliyle buna inanan kişi bu düzende en iyi yaşamı elde edebilmek için her türlü şeyi yapmayı mubah görür. Buna etik olmayan yöntemler bile dâhildir.

İnançlar insanlığa maneviyatla, madde arasında bir yaşam sunar. Bu durumu bu makalemde detaylı açıklamıştım. Ateizm ile Budizm’in bu konuda iki ucu oluşturduğunu yazmıştım. İşte deccalıyet bu işin madde tarafını temsil eder. Diğer taraf maneviyattır. Dinler ise bu iki aralıkta kendi belirledikleri yerde durur. Linkini verdiğim yazımda inançların sıralamasını görebilirsiniz.  Müslümanlık tam ortaya denk gelir. Hem maneviyata hem de maddeye yaklaşık eşit değer verir.

Maddeye önem vermek, insanlığın dünyada daha başarılı bir şeklide yaşanmasını sağlar. Örneğin bilim maddeye değer veren insanlar tarafından geliştirilmiştir. Sadece bilim değil tüm buluş ve icatlar aynı tür insanların elinden çıkmaktadır. Onun için bilimsel gelişmeler sırasıyla; ateist, Musevi ve Hıristiyan bilim insanlarının tekelindedir. Çünkü bu üç inanç, maddeye en büyük değeri veren guruptur. Linkini verdiğim yazıdaki sıralamada da madde tarafın ilk üç sırasını oluşturur. Onun için deccalıyet sistemi bu bilim insanlarının oluşturduğu dünya görüşünün adıdır. Bu görüş bilimsel deliller eşliğinde oluşturuluyor olmasına rağmen tamamen sanal bir görüştür.

İnsanlığa sunulan hologram görüntüsü insanların, olayları kıt zekâlarıyla daha iyi anlayabilmeleri için oluşturulan somut vakalardır. İnsanlık geliştikçe soyut olayları daha iyi anlayıp yorumlayabilmektedir.  İşte gelişen bilimde somut olaylara bakarak evreni tanımlamaktadır. Soyut olayları yok varsaymaktadır. Oysa evrenin gerçek yapısı tamamen soyuttur. Soyut olan evreni somut olarak tanımlamaya kalktığınızda sanal bir dünya elde edersiniz. Bilim insanlarının da elde ettiği tamamen budur. Geçmişte insanlık soyut olayları daha zor anlar ve yorumlardı. Soyut kavramı insanlığın gelişimiyle paralel olarak hayatımızda gittikçe daha çok yer almaktadır. Konu hakkında daha geniş bilgiyi buradan okuyabilirsiniz.

Deccalıyetin insanları kandırdığı en önemli konu, soyut dünyanın olmadığını söylemesidir. Haliyle böyle söyleyen bir sistem kendi doğrularını oluşturmak ve sunmak zorundadır. İşte; zengin olmak, başarılı olmak, meşhur olmak ya da ölümsüz olmak bu sistemin Nirvana’sıdır.

Haliyle deccal gerçekleri gizlediği için yalancıdır. Doğruyla yanlışı çarpıtır. Hak ile batılın yerini değiştirir. Sistemini allayıp pullayarak sunar. Bunu yaparken kişilerin egosunu kullanır. Ve bu sistem tüm dünyada hüküm sürer. Her ne kadar maneviyata önem veren inançlar bu işten uzak durmaya çalışsa da asla başarılı olamazlar. Çünkü insanın egosuna hitap eden deccalıyete karşı olabilmek, çok büyük irade gerektirir. Bunu da başarabilen insan sayısı yok denebilecek kadar azdır. İnsanlığı gerçeklerden uzaklaştırdığı için kötü olarak anılır ama aslında o olmadan tekâmül başlayamazdı, ya da en azından bu hızla gelişemezdi.

Buna karşılık, Mehdiyet maneviyatı anlatacağı için gerçek bilgiler verecektir. İnsanlık bu sayede gerçekleri öğrenecek ve uyuduğu gaflet uykusundan uyanacaktır. Fakat insanlığın gaflet uykusundan uyandırılma zamanı kıyamettir. Kıyamette nasıl uyandırılacağını bize, Kuran söylemektedir. Bize bırakılan iki ayrı kütüphane vardır. Bu kütüphanelerin açılmasıyla kıyamet süreci başlayacak ve insanlar ne olduğunu anlamaya başlayacaktır. Kütüphaneler Kuran’da Dabbe ve Yecüc Mecüc kelimeleriyle şifrelenmiştir. Kuran bu kütüphanelerin açılması anında olacakları şöyle söylemektedir.

 

Neml 82. Söylenen başlarına geleceği vakit, bunlar için yerden bir “dâbbe” çıkarırız ki bu, onlara insanların âyetlerimize kesin bir iman getirmemiş olduklarını söyler.

Enbiya 97. Ve gerçek vaad yaklaştığında, işte o zaman kâfir olanların gözleri beliriverir. “Eyvah bizlere! Doğrusu biz bundan gaflet içindeydik, hayır biz zalim kimselerdik.” derler.

Her iki ayette de olay kıyamette gerçekleşecektir. Neml 82’de dabbe ortaya çıktığında insanlara “doğru bilgilere inanmadıklarını”, Enbiya 97’de ise, Yecüc mecüc açıldığında “insanların gaflet içinde olduklarını anlayacaklarını” söylemektedir. Ayette kâfirlerden bahsetmektedir ama buradaki “kâfirler” sözü tüm insanları kapsamaktadır. Çünkü kâfir gerçeği gizleyen saklayan demektir ki bu bilgileri Müslümanlarda inkâr etmektedir. Onun için tüm insanlık kâfir kapsamındadır. Kısaca kıyamette gerçek bilgiler insanlığa açılacak ve insanlık sadece maneviyatın gerçekleri oluşturduğunu anlayacaktır.

Deccal dönemi madde dönemini, mehdi dönemi ise maneviyatın hâkim olacağı dönemi anlattığını söylemiştik. İsa dönemi ise bu ikisi arasındaki geçiş dönemini sembolize eder.

İslam inancında deccal Yahudi kökenlidir. Bunu şöyle anlamalıyız. Yahudiler dünyasal değerlere çok önem verdikleri için deccalıyet döneminin hâkimiyeti onlarda olacaktır. Bu gün para, güç ve bilim onların tekelindedir. Bu durum neden İsrailoğullarının seçilmiş ırk olduğunu anlatır. Onlar deccaliyeti temsil etmektedirler. Deccaliyet ise insanlığın tekâmülünün IQ gelişiminin yapıldığı bölümdür. Fakat yanlış anlaşılmaması için her ruhun pek çok kereler mutlaka Yahudi olarak bedenlendiğini bilmeniz gerekir. Çünkü IQ gelişimini çok uzun dönem onlar sağlamıştır. Son zamanlarda bu gelişim daha çok ateistlerin tekeline geçmiştir. Onun için artık Yahudiler seçilmiş ırk olmaktan çıkmıştır. Çünkü IQ gelişimi için gereken beden sayısı Yahudi nüfusuyla karşılanamayacak seviyelere çıkmıştır. Bu açığı karşılamak için ateizm devreye sokulmuştur. Ateizmin devreye girmesiyle Yahudilerin seçilmiş ırk olma durumları sona ermiştir. Gerçi IQ gelişimine Hıristiyanlığın da katkısı var ama oda reform hareketlerinden sonra devreye girmiştir. Böylece IQ gelişimi için gereken beden sayısı her üç inanç tarafından karşılanır olmuştur.

Tevrat’ta, Çıkış Bab 32’de; Musa dağda Tanrı ile görüşürken halk, altın ve gümüşten yapılma buzağıya tapındığını anlatmaktadır. Üstelik  bir sürü mucizeler olmasına rağmen halkın hemen sapıtması garipsenmektedir. Fakat burada anlatılan şey İsrail-oğullarının maddiyatı (deccaliyeti) her zaman önde tutacağının anlatımıdır. Ve insanlık tarihi boyunca İsrail-oğulları deccaliyetin öncüsü olmuşlardır. Düzen hâlâ daha devam etmektedir.

Bu konuyu Kuran’da desteklemektedir.

 

Araf 148 Musa’nın arkasından kavmi, tutmuş süs takılarından böğüren bir buzağı heykeli edinmişlerdi. O buzağının kendilerine bir söz söylemediğini ve bir yol gösteremediğini görmemişler miydi? Fakat yine de onu tanrı edindiler ve zalimlerden oldular.

Musa’nın kavminin parayı tanrı edineceği önceden de bilinen ve planlanmış bir olgu olduğu görülmektedir. İsrail-oğullarının dünyaya yayılarak tüm dünyada maddiyatın (materyalizmin) kurulmasına ön ayak olmaları bunun içindir. Onlara biçilen rolü yerine getirdiler.

Eğer bu makalemdeki mantıkla deccal hakkındaki hadislere bakarsak, hadislerin daha anlamlı olduğu anlaşılır. Gerçi ben hadisleri çok muteber bir kaynak olarak görmüyorum. Fakat bu yazıma aldığım hadisler gerçekten durumu güzel açıklıyor. İçeriklerine bakarak doğru olma ihtimallerinin yüksek olduğunu söyleyebilirim. Bu hadisler doğru değilse bile, güzel bir anlatım oluşturmuşlardır. Deccaliyeti güzel bir şekilde anlattıkları için kullanacağım.

 

“Deccal, kâfirdir! O kısırdır, çocuğu olmaz! O Medine ve Mekke’ye giremez!”

Deccal’e İsbehan Yahudilerinden yetmiş bin kişi tabi olacaktır. Onların başlarında ve omuzlarında miğfer vardır.”

Deccal kâfirdir yani gerçeği örtendir. Kısırdır çünkü dönemini doldurduğunda ortadan kalkacaktır. Ayrıca Müslümanlık içinde tam olarak faaliyet gösteremeyecektir. Bu gün -hemen hemen- hiç Müslüman bilim insanı olmaması durumu gayet güzel açıklar. Sadece geçiş döneminde İslam kökenli birkaç bilim insanı olmuştur ama onlarda çok az bir kesimdir. Yukarıda da açıkladığım gibi bilim Yahudiler sayesinde gelişmiştir.

  

Deccal; ‘ben sizin Rabbinizim’ der. Siz ölünceye kadar Rabbinizi göremezsiniz! O, tek gözü kör biridir. Sizin Rabbiniz kör değildir! Onun iki gözünün arasında kâfir yazılıdır. Okuması olan yahut olmayan her mü’min o yazıyı okur.

Deccalın kâfir yani gerçeği örten olduğunu ancak gerçeğe vakıf olanlar görebilir. Onların haricindeki herkes onun boyunduruğunda olacaktır. Bu kaçınılmaz bir durumdur. Bu gün bu durum, fiili olarak yaşanmaktadır. İnsanlar tanrı yerine maddiyata tapmaktadır. Hemen herkesin hayali zengin olmaktır. Oysa bu durum gerçeklerle tam ters bir durumdur. Onun için deccaliyet gerçeği örtüp insanlığa boş şeyleri hedef olarak göstermektedir. Tek gözlü olmasının anlamıysa; sadece maddeye önem verip maneviyatı dışlamasındandır. Maddiyat ve maneviyat yönüyle iki gözlü olan dünyamızda deccaliyetin manevi gözü kördür.

 

Rüzgârın yönlendirdiği yağmur gibidir. Deccal bir kavme gelir, onları davet eder. Onlar da davetine icabet edip ona iman ederler. Bunun üzerine Deccal semaya emreder onlara yağmur yağdırır, yere emreder onlara nebatat bitirir. O kavmin otlağa çıkmış hayvanları akşam olunca zirveleri en yüksek, böğürleri daha geniş ve memeleri sütten dopdolu olarak dönerler.

Bu anlatımları günümüzden örnek vererek açıklamak daha kolay bir yol olduğu için o yolu seçeceğim.

Maneviyattan uzaklaşan ve Deccaliyete tam olarak tabi olan batı tüm dünya zenginliklerini ele geçirmiştir. Hem bilim hem de para olarak tüm dünyanın kaynaklarını ellerinde tutmaktadır. Böylece dünyanın her yerindeki kaynakları hoyratça sömürebilmektedirler.

 

Sonra Deccal başka bir kavme gelir, onları davet eder. Onlar Deccal’i reddedip iman etmezler. Deccal onları bırakıp gider. O kavim kuraklığa ve kıtlığa uğramış olarak sabahlar, malları ellerinden gider.

Maddeye tamah etmeyen Budizm gibi dinler dünya zenginliklerinden nasip alamamıştır. Budizm ile Ateizm arasında sıralanan her inanç maneviyata kaydığı oranda maddiyattan uzaklaşmıştır. Böylece batının ulaştığı refah seviyesine ulaşamamıştır. Gelişmekte olan ülkeler inançlarının getirdiği maneviyatı bir miktar köreltebilen toplumlardır. Maddiyata kayabildikleri oranda refaha da yaklaşmışlardır. En bariz örnek; Cumhuriyetle dini devletten uzaklaştıran Türkiye, refah seviyesini biraz yükseltebilmiştir.

 

Deccal bir harabeye uğrar ve ‘hazinelerini çıkar’ der. Bunun üzerine o harabenin hazineleri, arıların arıbeyinin arkasından takip etmesi gibi onu takip ederler.

Ancak deccaliyete tam olarak biat edenler dünya nimetlerinden bolca yararlanabilir. Hadisdeki anlam tam olarak şudur: Eğer fakir bir toplum; inanç olarak manevi yönü bırakıp, madde yöne yönelirse zengin bir toplum olur. Günümüzde bu durumu gerçekleştiren batı güzel bir örnektir.

 

Sonra Deccal, gençlik dolu bir adamı çağırır, ona kılıçla vurup iki parçaya ayırır. Her bir parçayı ok atımı mesafesinde uzaklaştırır. Sonra onu çağırır, o genç güler halde yüzü parlayarak gelir.

Deccaliyet o kadar bilimi geliştirecek ki ölüme çare bulmaya yaklaşacaktır. Ortalama ölüm yaşının bu kadar yükselmesi deccaliyet sayesindedir. Maddiyatın insana sunduğu şey ölümsüzlüktür. Onun için o yönde büyük araştırmalar yapılır.

 

Deccal bu şekilde iken Allah, Meryem oğlu İsa’yı gönderir. İsa, Dimeşk’in doğusunda “Beyaz Minare” denilen mevkide herd ile boyanmış iki parça elbise içinde ellerini iki meleğin kanatlarına koymuş bir halde iner. Başını öne eğse su damlatır, yukarı kaldırsa inci tanesi gibi su bulunur. İsa’nın nefesinin rüzgârını hisseden hiçbir kâfir yaşayamaz! Onun nefesinin rüzgârı göz alabildiğincedir. İsa, Deccal’i arar, nihayet ona Lüdd kapısında yetişir ve onu öldürür.

Bu süreç ancak kıyamete kadar sürecektir. Kıyamete yakın dönemde İsa dönemi yaşanacaktır. Bu dönemde paraya, egoya, sömürüye dayalı savaşların sonu gelecektir. Bir dönem (tahminim kısa bir süre) dünyada savaş olmayacak ve insanlar huzurlu bir dönem geçirecektir. Böylece deccal öldürülmüş olacaktır.

 

Sonra Meryem oğlu İsa’ya Allah’ın Deccal’den koruduğu bir kavim gelir. İsa, onların yüzünü sıvazlar ve cennetteki derecelerini onlara söyler. Onlar bu durumda iken Allah, İsa’ya:

−‘Bana ait bir takım kullar çıkardım ki onlarla savaşmaya kimsenin kudreti yoktur! Sen kullarımı Tur dağında muhafaza et’ diye vahyeder. Bunun üzerine Allah, Ye’cuc ve Me’cuc kavmini gönderir. Onlar her tepeden süratle inerler. Onların ilkleri Taberiye gölüne uğrar ve içmeye başlarlar. Onların sonları göle uğradıklarında:

−Andolsun ki bir zamanlar burada su vardı, derler. Allah’ın Nebisi İsa aleyhisselam ve ashabı, Tur dağında mahsur kalırlar. O zaman onlardan birinin yiyecek olarak bir sığır başı olması, sizden birinin şu anda yüz dinarı olmasından iyidir. Sonra Allah’ın Nebisi İsa aleyhisselam ve ashabı, Allah’a dua ederler. Bunun üzerine Allah Ye’cuc ve Me’cuc kavminin boyunlarına negaf denilen kurtlardan gönderir. Hepsi de tek bir kişinin ölmesi gibi ölü olarak sabahlarlar.

Deccalin ölümünün ardından kütüphanelerdeki bilgiler insanlığa açılacak. Yecüc mecüc ve Dabbe insanlığı doğru bilgilere gark edecek. Bu bilgiler çok kısa bir sürede tüm dünyada duyulacaktır.  Hemen akabinde insanlar bedensiz yaşama alınacaktır. Fakat bedensiz yaşamda yaşayamayacak olanlar dünyada yaşamaya devam edecekler. Bu insanlar kütüphanelerdeki bilgileri anlamayacaktır. İşte Tur dağında mahsur kalanlar onlardır. İsa, o insanları cennetteki derecelerine yani tekâmül seviyelerine göre tasnif edecektir. Böylece birbirine yakın olanlar aynı şehirlere alınacaktır. Bu insanlar kıyametten önce bir miktar dünyada yaşayıp tekâmül ettiği için seviyeleri farklı olacaktır. Kimisi bedensiz yaşama geçmeye epey yaklaşmış kimisi yolun başında olacaktır.

Tur dağı koruma altına alınan bir yer olmalıdır. Çünkü kıyamet anında tüm insanların ruhları bedenlerini terk etmek zorundadır. Tur dağında olanlar ise bedenlerinde kalacaktır. Onlar bedensiz yaşamda yaşayabilecek kadar tekâmül edememiş ruhlar olduğu için bedenleri korunacaktır. Ayrıca bu insanlara cennete gidecekleri müjdesi verileceği için mutlu olacaklardır. Kendilerini şanslı sanacaklardır.

 

Sonra İsa ve ashabı yeryüzüne inerler. Yeryüzünde onların cesetlerinden ve pis kokularından dolmamış bir karış dahi yer bulamazlar. Sonra İsa ve ashabı yine Allah’a dua ederler. Allah develerin boyunlarına benzeyen kuşlar gönderir. Kuşlar onların cesetlerini Allah’ın dilediği bir yere taşırlar. Sonra Allah bir yağmur gönderir, balçıktan ve kıldan yapılan hiçbir ev kalmaz, hepsi dümdüz olur. O yağmur yeryüzünü yıkar, hatta ayna gibi yapar.

Kıyamet sonrası dünyada bulunan 7 milyarı aşkın insan bedeni ortalıkta kalmıştır. Sanırım çürüyen bedenler dünyada kötü manzara oluşturmuştur. Fakat bu işin bir şekilde çözüldüğü anlaşılmaktadır. Büyük bir ihtimalle çürüyen bedenler programdan silinerek ortadan kaldırılmıştır. Hadis bedenlerin çürümesinden bahsediyor ama bence çürüme olmadan bedenler programdan silinecektir.

İsa peygamberin yeryüzüne ineceğinin söylenmesi bana bu insanların bir araçla alınarak korunduğu izlenimi vermektedir. Zaten öncesinde bu insanların amel defterlerine bakılarak seçilmeleri gerekmişti. Tekâmülü belli bir seviyenin altında olanlar ya da defteri sağdan verilenler bu araçla koruma altına alınmıştır. Ayrıca bu amel defteri insanların hangi cennette yaşayacaklarını da belirleyebilecektir.

 

‘Meyvelerini, nebatatını bitir bereketlerini getir’ denilir. O vakit, bir topluluk, cemaat tek bir nar meyvesinden yerler ve onun kabuğunda gölgelenirler. Sütler de bereketlenir. Sağmal bir devenin sütünden büyük bir kalabalık içerler, sağmal bir ineğin sütünden bir kabile içer, sağmal bir koyunun sütünden bir oymak içer. Onlar bu şekilde iken Allah-u Teâlâ tatlı bir rüzgâr gönderir. Bu rüzgâr onların koltuk altlarından girer, her mü’min ve Müslümanın ruhunu kabzeder ve insanların en şerlileri kalır. Onlar eşeklerin ilişkiye girmesi gibi insanların gözü önünde ilişkiye girerler.

Tekrar dünyaya gelindiğinde altın çağın yaşanacağı şehirler kurulmaya başlanacaktır. Yani cennetler kurularak insanların açık tekâmülü başlayacaktır. Bu şehirlerde yaşam açık olacak ve ilişkiler aleni yaşanacaktır. Kimse kimsenin malı olmayacak ve her şey makro felsefe mantığına uygun olacaktır. Kurulacak şehirlerdeki insanların tekâmülleri farklı olacaktır. Her şehre yaklaşık aynı seviyede olanlar yerleştirilecektir. En alt kademe hayvan dönemini yeni bitirmiş ruhlardan oluşacaktır ki onlar hayvani davranışlarından henüz kurtulmuş olmadıkları için hadis onlara “en şerlileri” demektedir.

Aslında mikro bakış açısı serbest ilişkiyi abes gördüğü için kötüleme eğilimindedir. Oysa makro felsefe mantığında evlilik kurumu yoktur.

En üstte olanlar kısa süre sonra devşirilecektir. Altın çağda en uzun kalanlar, tekâmül olarak en altta olan “en şerliler” olacaktır.  Fakat en uzun bin yılda tüm ruhlar bedensiz yaşama geçmiş olacaktır.

Seyfullah DEMİR