Kuantum dünyası gerçekliği

Yaşadığımız evrende zamanın akış yönü geçmişten geleceğe doğrudur. Bu geçmişten geleceğe doğru akışın madde üzerindeki etkisi bozulmaya yani yaşlanmaya sebep olarak gözükmektedir. Acaba bu düşünce yapısı doğru mudur? Yani zamanın gelecekten geçmişe aktığını düşündüğümüz, ikiz evrenimizde şartlar nasıldır. Belki de biz öyle şartlanmışız ki zamanın akışıyla maddenin etkilenmesini aynı şey olarak düşünüyoruz.

Görünen evrende zaman dediğimiz şeyin kuantum karşılığının mekân olduğunu söylemiştim. Yani zaman ve mekânın yer değiştirdiklerini artık biliyoruz. İşte aslında bizim inceleyeceğimiz şeyin mekân olması gerektiği açıktır.

Görünen evrende mekânın yapısını anlayabilirsek, kuantum dünyalarındaki karşılıklarını bir nebze anlayabiliriz.

Görünen evrende insanların, mekân üzerinde bir hâkimiyetleri vardır. Her istedikleri yöne doğru hareket edebilirler. Oysa zaman üzerinde hiç etkileri yoktur. Zaman onların tasarrufları dışında kendiliğinde akıp durur. İşte bu durum kuantum dünyasında ters dönmüştür. Orada mekân üzerinde kimsenin bir tasarrufu olmaz ama zaman içinde ileri ve geri hareket edilebilir.

İşte görünen evrendeki zamanın mekâna dönüşmesi ve tek yöne akmasının tam ayna görüntüsü karşı evrende vardır. Bizde zamanın geçmişten geleceğe akmasının karşılığı, karşıevrende gelecekten geçmişe doğru bir akış olmalıdır mantığını getiriyor.

Bizler maddenin entropisiyle zaman mevhumunu birbirine karıştırıyoruz. Maddenin entropisinin de bir yönü var ve bu yön her iki evrende de aynı tarafa bakabilir. O zaman entropi düzenden düzensizliğe doğru akıyor olabilir ve bu her iki evrende de sebep sonuç ilişkisinin aynı yöne baktığını gösterir. Yani bizim yaşlanmamız zaman değil entropiye bağlı bir süreç olmalıdır. Evrenimizde zaman geçmezseydi bile biz yine yaşlanacaktık. Entropinin akış yönü için bir enerji gerekmez ama tersi oluşacaksa mutlaka enerji olmak zorundadır. Issız bir evin zaman içinde eskiyip yok olması için enerjiye gerek yoktur. Fakat o evin düzenli olarak kalabilmesi için zaman zaman onarılması gerekir.

Bizim zaman dediğimiz şey mekânın bir tezahürü. Mekân ikiye ayrılması madde ve antimadde olarak oluşmuştur. Her iki evrende de atomlar aynıdır. (Sadece yükleri zıttır) Her iki evrende de tekâmül süreci aynı şekilde olmak zorundadır. Her iki evrende aynı evrime tabidir ve kesinlikle eşdeğerdir. Üstelik denge gereği anti evrende ne olup bittiğini biliyoruz. Çünkü evrenimizde ne oluyorsa aynısı orada da olmak zorundadır. Her iki evrendeki atom sayısı aynı olmak zorundadır. Her iki evren aynı zamanda yok olmak zorundadır. Yani her iki evrenin kaderi aynıdır ve aslında onlar bir elmanın iki yarısından başka bir şey değildir.

Biz matematikte hesaplar yaparken zamanın okunun yönü bir tercih üretmez. Yani zamanın oku her iki yöne de akabilir. Görünen evrenin zıttı olan evrende zamanın okunun ters olması olayların ters gerçekleşeceği anlamına gelmez. Olaylar bizdeki gibi akar. Çünkü olayların ya da evrenlerin entropisi zamanın okunun yönünden bağımsızdır. Zaman oku ne tarafa giderse gitsin entropi tek yöne gider. Yani sebep sonuç ilişkisi zamandan kaynaklanmaz. Bizim zaman dediğimiz şey zaten gerçekte mekândır. Mekânın akış yönü ise sadece atomun ters işaretinden başka bir şey değildir. Onun için karşıevrende insanlar yaşlı doğup genç ölmezler.

Belirsizlik ilkesi gerçekten belirsizlik midir?

Görünen evrendeki 3 boyutlu mekân, kuantum dünyalarında zamana dönüşür ve artarak devam eder. Yani 10 boyutlu kuantum dünyası dediğimizde bunun zamanda 10 boyutlu ama mekânda 1 boyutlu olduğunu bilmek gerekir. Kuantum dünyaları mekân olarak tekillikten oluşur. Yani kısacası kuantum dünyaları dediğimiz yer bir karadeliktir.

Bu durum kuantum parçacıklarının garip hareketlerinin nedeninin açıklar. Kuantum dünyalarında mekân tek boyutludur ve içindeki atom veya atomaltı elemanlar boyutsuzdur. Biz kuantum parçacıklarını incelediğimizde gördüğümüz şey tek boyutlu bir uzaydaki bir harekettir. Tek boyutlu uzaydaki hareketi üç boyutlu bir uzaydan izliyoruz. Yani aslında biz hologram görüntüsünü izleyebiliyoruz. Bir parçacığın aynı anda birçok yerde birden olabileceği, bu çok boyutluluk sebebiyledir. Tek yöne hareket eden bir parçacığa üç boyutta baktığımızda parçacığı bir boyut seçmeye zorluyoruz. Aslında parçacığın herhangi bir boyutu seçmesi için bir gerekçe yok. Onun için her yerde olabilir. Üstelik bizim parçacık diye gördüğümüz şey aslında tam olarak bir dalgadır. Dalga hologramın yapısı gereği bize parçacık olarak gözükür.

Konuyu daha iyi anlayabilmek için şöyle bir örnekleme yapmaya çalışayım. Bir borunun içini bir boyutlu mekân olarak düşünelim. Bu borunun içinden giden bir parçacık hayal edin. Bu parçacığın gideceği yer bellidir. Mutlaka borunun içindeki tek boyuttan gidecektir. Şimdi boruyu açarak bir yüzeye çevirelim. Tek boyutu iki boyuta çevirip bir çarşafa dönüştürelim. Şimdi bu parçacık çarşafın içinden nereyi tercih etmelidir. Tek boyuttan açıldığı için çarşafın her noktası onun için aynı önemdedir. Yani bir yeri tercih edemez. Fakat her noktada olmalıdır. Eğer parçacığa da boyut genişleme imkânı verseydik tüm çarşafın yüzeyine yayılıp gidecekti ve biz parçacığın hareketinde gariplik görmeyecektik. Oysa parçacık boyutsuz ve tek boyutta yaptığı hareketi çok boyutta gözlemliyoruz. İşte tek boyuta karşılık üç boyutlu uzayda sonsuz sayıda yol var. Biz buna belirsizlik ilkesi diyoruz. Aslında belirsizlik yok. Belirsizlik tek boyutlu bir uzaydaki hareketi üç boyutta seyretmekten geliyor. Tek boyuttaki tek alternatifin üç boyutta sonsuz karşılığı vardır.

Dolanıklık ne anlama gelmektedir?

Kuantum dünyasında eş parçacıkların birbirlerinden sonsuz uzaklıklara gitmeleri durumunda dahi eş hareket ettikleri görülmüştür. Yani birine yapılan bir etkiyi anında diğeri de algılayıp etkilenmektedir. Hatta Einstein ışıktan hızlı bir şeyin olamayacağı için bu durumun olamayacağını söylemiştir. Fakat günümüzde bu durum ispatlanmış bir olgudur.

Yine tek boyuttaki bir hareketin, üç boyutta sonsuz karşılığının olmasından gelen bir durumdur. Aslında eş parçacıklar tek boyutta hareket etmektedirler ve birbirlerinden ayrı değillerdir. Tek boyutta birbirlerinden ayrılacakları yer yoktur. Fakat biz onları üç boyutta seyrettiğimiz için her parçacık için gidebilecekleri sonsuz yol vardır. Yani aslında parçacıklar birbirinden ayrı değildir. Biz onları ayrı gibi görüyoruz. Üç boyutta sonsuz yol olmasına rağmen tek boyuttaki karşılığı tektir. İşte her parçacık bu tekillikte beraber olduğu için birine yapılan hareketi anında diğeri de hisseder. Zaten ayrı değiller. Ayrı olduklarını sadece biz görüyoruz.

Anlaşıldığı gibi biz atomaltı bir parçacıkla bir şey yaptığımızda onun olduğu uzayı da kullanıyoruz. Demek istediğim şey, aslında parçacık sadece kendi uzayını kullanıyor. Örneğin proton 1 uzay ve 4 zaman boyutu olan bir dünyanın elemanıdır. Bizler zaman boyutlarıyla sadece matematik olarak ilgileniyoruz. Oysa deney yaparken genelde mekân boyutunu kullanıyoruz. Biz parçacık hızlandırıcıların içinde parçacıkları istediğimiz gibi yönlendirebiliyoruz. Çünkü üç boyutlu uzayın her noktası parçacık için kullanılmaya uygundur. Onu, üç boyutlu bir yerde olmaya zorlamak onun kendi uzayındaki hareketlerini değiştirmez. O her zaman, tek boyutlu uzayında hareket eder. Bizim tercihlerimiz onun üç boyutlu uzayda nerede gözükmesi gerektiğini belirler. Tıpkı dalga parçacık ikiliği gibi…

Dalga-Parçacık ikiliği.

Dalga parçacık ikiliği de bu duruma benzer ama biraz daha farklıdır. Aslında parçacık olarak görünen bir yapı yoktur. Tüm atom ve atomaltı yapı dalga halindedir. Olasılık dalgası dediğimiz şey bu yapının bize yansımasıdır. Biz hologramda bu dalgaları görmeye çalışırız. İşte parçacık dediğimiz şey o zaman ortaya çıkar. Yani parçacık yapısı sadece hologramda vardır. Gerçekte parçacık diye bir şey yoktur. Biz hologramda dalgayı görmeye ya da algılamaya çalışınca onu parçacığa çökertiyoruz. Algılayıcı her şey dalgayı parçacığa çökertiyor. Bu, uzayın her yerinde olması gereken parçacığı bir yerde görmek için zorlamamıza benziyor. Hologramda dalga yapısını sevmez. O ille de onu parçacık gibi görmek ister. Mümkün olan her durumda onu parçacık gibi görmemizi sağlar. Fakat biz özellikle dalga görmek istersek ona da itiraz etmez.

Çift yarık deneyi paradoksu.

Çift yarık deneyini düşünürsek zaten bizim koyduğumuz ekran, dalga değil parçacık algılamak içindir. Yani zaten biz baştan bir parçacık gözleyeceğimize karar vermiş olmaktayız. Tek tek atış yaptığımızda bile aslında dalga gönderiyoruz. Yani ekrana çarptığı anda parçacık olan şey aslında dalgadır. Biz parçacığı bir ya da iki yarıklı bir engelin içinden geçmeye zorlarken aslında o kendi hep dalga olarak hareket etmektedir. Eğer deliğin birini kapatırsak gidebileceği tek bir yol ona bırakmış oluyoruz. Belirsizlik ilkesini epey yok ederek tek bir yola indirgemiş oluyoruz. Ekranda tek bir desen oluşmuş oluyor. Eğer iki yarık olursa bu sefer belirsizlik ilkesi gereği tüm uzayı kendine yol edinebileceğinden ikinci deliği de kullanacağı kesindir. Çünkü iki delik arasında bir tercih yapmaz. Zaten dalga yapısında hareket eden parçacık ekrana vurduğu yere kadar dalga olarak gider ve girişim deseni oluşturur. Ekrana değdiği noktada tekrar parçacık yapısına bürünür. Eğer biz bir şekilde olayı gözlemeye kalktığımız anda dalga yapısını değil parçacık yapısını gözlemiş olacağız. Yani hologram onu çökertecek. Eğer üç boyutlu uzayda onu gözleyecek ya da engelleyecek bir şey yoksa o dalga olmaya devam edecektir. Yoksa hologramdaki her etki onu parçacığa dönüştürür. Aslında onu dönüştürmez sadece öyle görmemizi sağlar. Yoksa o her zaman dalgadır. Bu anlattıklarımı ilk benim söylediğimi sanmayın. İşte size Hülya Xxanadu tarafından yazılmış ilginç bir yazı…

 

Evren bir Hologramdır

Bohm 1930’da Pennsylvania Devlet Kolejine başladığında kendisine meydan okuyan en yüksek zirveyi buldu, çünkü burada kuantum fiziğiyle ilk kez karşılaşmış ve büyülenmişti.

Kuantum gerçekliğinin Bohm’un özellikle ilgisini çeken yönü, birbirleriyle hiçbir ilişkisi olmayan atomaltı olguların arasındaki garip karşılıklı bağlantı olduğunu gösteren durumlardır.

Bu görüş, kuantum fiziğinin kurucu babalarından biri olan Danimarkalı fizikçi Niels Bohr’a aitti. Bohr’a göre, eğer bir atom altı parçacığı yalnızca bir gözlemcinin önünde var oluyorsa, o zaman bir parçacığın gözlemlenmediği zamanki niteliklerinden ve belirleyici özelliklerinden söz etmenin anlamı yoktu. Bu görüş, birçok fizikçiyi rahatsız etmişti, çünkü bilim büyük ölçüde, fenomenlerin niteliklerinin anlaşılmasını temel alan bir disiplindi. Ancak gözlemleme eylemi gerçekte bu gibi niteliklerin yaratılmasına yardım ediyorsa, o zaman bu durum, bilimin geleceği konusunda neyi ima etmekteydi? Bohr’un görüşünden rahatsız olan fizikçilerden biri de Einstein’dı. Einstein, kendisinin kuantum kuramının oluşmasında oynadığı rol ne olursa olsun, bu acemi bilimin tuttuğu yoldan hiç memnun değildi. Bohr’un, gözlemlediği zaman bir parçacığın özelliklerinden söz edilemeyeceği yolundaki görüşüne özellikle karşı çıkıyordu, çünkü bu görüş, kuantum fiziğinin diğer bulguları ile birleştirildiğinde, atomaltı parçacıklar arasında, bir biçimde, karşılıklı bir bağlantı olduğuna işaret ediyordu ki, Einstein böyle bir olasılığa kesinlikle inanmıyordu.

Bu bulgu, bazı atomaltı süreçler sonucunda birbirine benzer ya da yakından ilişkili özellikleri olan parçacık çiftlerinin yaratılmakta olduğunu ortaya koyuyordu. Örneğin, fizikçilerin pozitronyum adını verdiği son derece değişken atomu düşünelim. Pozitronyum atomu bir elektron ve pozitrondan (pozitron, pozitif elektrik yükü taşıyan bir elektrondur) oluşur. Bir pozitron elektronun antiparçacık karşıtıdır, bu ikisi sonunda birbirini yok ederek iki ışık ya da iki ‘foton’ kuantasına ayrışır ve birbirlerine ters yönlere doğru uzaklaşır (bir parçacık biçimine girmek bir kuantumun yeteneklerinden yalnızca birisidir.) Kuantum fiziğine göre fotonlar birbirlerinden ne kadar uzaklaşmış olurlarsa olsunlar, her zaman aynı polarizasyon açısına sahiptirler.(Polarizasyon, fotonun doğduğu kaynaktan uzaklaşırken büründüğü dalga benzeri görünümün uzamsal yönelimidir.)

Einstein ve arkadaşları, hiçbir mantıksal gerçeklik tanımının böyle ışıktan hızlı bir bağlantının varlığına izin vermeyeceğini düşünüyorlardı, bu yüzden Bohr yanılıyor olmalıydı. Bu tartışma günümüzde Einstein-Podolsky-Rosen paradoksu ya ad kısaca, ERP paradoksu olarak bilinir.

Bohr, Einstein’ın tersine bir tür ışıktan hızlı iletişimin söz konusu olması yerine, başka bir açıklama önerdi. Atomaltı parçacıklar gözlemlenmedikleri zaman var olmuyorsa, ‘bağımsız nesneler‘ olarak düşünülemezlerdi. Böylece Einstein, ikiz parçacıkları birbirinden ayrı ‘nesneler‘ olarak görmekle bir yanılgıya düşüyor ve açtığı tartışmanın temelini bu yanılgı üzerine oturtmuş bulunuyordu. Oysa bunlar, bölünmez bir sistemin parçalarıydı ve bunları başka türlü düşünmek anlamsızdı.

Genç bir fizikçi olduğu yıllarda Bohm’da Bohr’un önermesini kabul etmiş ama Bohr’un ve takipçilerinin karşılıklı bağlantı konusuna fazla önem vermemiş olmaları onu şaşırtmıştı. 1947’de Pricteton Üniversitesinde, metallerdeki elektronların incelenmesi konusunda Berkeley’de yaptığı araştırmayı genişletti. Elektronların rastlantısalmış gibi görünen bireysel eylemlerle son derece örgütlü etkiler üretebildiklerini bir kez daha gördü. Berkeley’de incelediği plazma gibi, bunlar da artık birbirlerinin ne yapacağını bilen parçacığa ilişkin durumlar değildi, ama tüm bu parçacık okyanusu içindeki parçalardan her biri sanki sayısız trilyonlarca diğer parçacığın ne yapacağını biliyormuş gibi davranıyordu. Bohm, elektronların bu tür kolektif davranış biçimlerine plazmanlar adını verdi ve bu buluş onun dünya çapında bir fizikçi olarak tanınmasını sağladı.

İlginç bir anekdot ise, Bohm’un kafası Bohr’un kuantum kuramını yorumlayış tarzına daha çok takılmaya başlamıştı. Kendi anlayışını geliştirebilmek için bir ders kitabı yazdı ve kitabının birer kopyasını Bohr ve Einstein’a göndererek onların görüşünü almayı istedi. Bohr’dan hiç bir yanıt almadı, ama Einstein onunla ilişkiye geçti hatta ikisi de Princeton’da bulunması sebebiyle altı ay kadar süren esin verici görüşmelerin sonunda Einstein büyük coşku ile Bohm’a, kuantum fiziği kuramının bu denli açık seçik anlatımıyla ilk kez karşılaştığını söylemişti.

Einstein’la yaptığı konuşmalardan sonra Bohm, Bohr’un yorumuna alternatif olacak işe yarar bir yol aramaya başladı. Elektron türünden parçacıkların, bir gözlemci olmadığında da var olduklarını varsayarak işe başladı. Ayrıca Bohr’un dokunulmaz duvarlarını altında daha derin bir gerçeklik, bilim tarafından keşfedilmeyi bekleyen bir kuantum-alt düzeyi bulunduğunu da varsaydı. Bu önermelere dayanarak ve sadece, bu kuantum-altı düzeyde yeni bir alan bulunduğunu varsaymak suretiyle, kuantum fiziğinin bulgularını en az Bohr kadar açıklayabildiğini fark etti. Bohm bu öngörülen yeni alana kuantum potansiyeli alanı adını verdi ve bu alanın da tıpkı yer çekimi gibi uzayın tümüne egemen olduğunu tasarladı.

Bu yeni yaklaşıma karşı aldığı tepkiler genelde olumsuzdu. Bu saldırıların sertliğine karşı Bohm’un, Bohr’un görüşünün izin verdiğinden daha fazla gerçek lik olabileceğine olan inancı hiç sarsılmadı.

Kuantum potansiyelinin anlamını dikkatle inceledikçe, bu alanın, klasik görüşlerden daha köktenci bir biçimde ayırmakta olduğunu ima eden başka özellikleri olduğunu da fark etti. Bunlardan biri de bütünselliğin önemiydi. Klasik bilim, tüm bu sistemin durumunu, yalnızca parçaları arasındaki ilişkilerin sonucu olarak görüyordu. Oysa, kuantum potansiyeli bu görüşü tersine döndürüyor ve parçaların davranışlarının gerçekte bütün tarafından örgütlenmekte olduğuna işaret ediyordu. Ve bu durumda, Bohr’un atomaltı parçacıkların bağımsız “şeyler” olmayıp, bölünmez bir sistemin parçaları olduğu yolundaki görüşünü yalnızca bir adım ileriye götürmekle kalmıyor, giderek en önemli gerçekliğin bütünsellik olduğunu öne sürüyordu.

Kuantum potansiyelinin daha da şaşırtıcı başka bir özelliği, bir yer kaplama kavramı konusunda düşündürdükleridir. Günlük yaşam düzeyimizde nesnelerin belirgin yerleri vardır, ancak Bohm’un kuantum fiziğine getirdiği yoruma göre, kuantum-altı düzeyde, kuantum potansiyelinin geçerli olduğu düzeyde, bir yer kaplama olgusu ortadan kalkmaktadır. Uzaydaki herhangi bir nokta, diğer noktaların tümüyle eşitlenmektedir, bu yüzden de herhangi bir şeyin diğer herhangi bir şeyden ayrı olduğunu söylemenin bir anlamı yoktur. Fizikçiler bu özelliğe “mekânsızlık” adını veriyorlar.

Ve Bohm ve Pribram Birlikte

İki bilim adamının kuramları, yeni bir dünya tasarımı yaratmaktadır: Beyinlerimiz, temelde başka boyutlardan, uzay ve zamanın ötesindeki daha derin varoluş düzeninden yansıyan frekansları yorumlamak suretiyle nesnel gerçekliği matematiksel olarak oluşturmaktadır: Beyin, holografik evrenin içerdiği bir hologramdır.

Pribram açısından, “Bizim ötemizde” yalnızca engin bir dalgalar ve frekanslar okyanusu vardır ve gerçekliğin bize böyle somut görünmesinin nedeni yalnızca, beyinlerimiz bu holografik karmaşayı alıp onu taşlara, sopalara ve dünyamızı oluşturan diğer tanıdık objelere dönüştürme yeteneğine sahip olmasıdır. Başka bir deyişle, bir porselenin pürüzsüz yüzeyi ve ayaklarımızın altındaki plaj kumu, gerçekte yalnızca fantom organ sendromunun süslü bir çeşitlemesidir.

(Fantom Organ Sendromu : Bir organını yitiren kişilerin o organ yerindeymiş gibi duyumlar alması ve bu hastalıklı duyumların oluşturduğu belirtilerin tümü.)

http://www.xxanadu.org/hologram.htm

Görüldüğü gibi yazıda benim düşündüklerimin bir kısmı zaten söylenmiş. Benim bu tür düşüncelerde yaptığım en önemli değişiklik, kuantum dünyasıyla, görünen evreni ayırmamdır. Oysa bilim kuantum dünyasını incelediğinde elde ettiği sonuçları görünen evrene de uygulamaya çalışıyor. Oysa kurallar benzer olsa da aynı değildir. Onun için her şey moda mod uymaz. Bilim atomaltı dünyanın ayrı bir dünya olduğunu kabul etmemektedir. Oysa dinlerin öte dünya dediği yeri incelediklerini anladıklarında ne kadar şaşıracaklarını tahmin edebiliyorum. Aslında öte dünyayla atomaltı dünyasının aynı yer olduğunu da ilk kez ben söylemiyorum. Bir sürü insan bu konuda aklına geleni yazıyor. Fakat ciddiye alınacak veriler sunarak bilimin bu konuya dikkatini çekecek kimse olmadı. Zaten bilim ruhlara, meleklere karışmaktan ölesiye korkmaktadır. Onun için mevcut düzen bu güne kadar gelmiştir.

The following two tabs change content below.
Dünya denilen gezegende, resimde görülen beden içine sıkışmış bir varlık... Uyanmak için teskere bekleyen bir nefer... Tekamül denilen yolun ta! en başında olan bir yolcu... Kısacası HİÇ denecek kadar bile gelişememiş gariban... Ama yine de bu yola çıkmış olmaktan mutluluk duyan bir bilincim...

Latest posts by Seyfullah Demir (see all)

  • #1 Yazan: Murat
    yaklaşık 4 hafta önce

    Eğer bir yazıda evrim den bahsediliyorsa onu okumaya gerek bile yoktur. Dayanak noktası yanlış neyini okuyacaksın. Evrim bilim değil kanıtı yok tam tersine kainatın içinde ki düzen altın oran geometri matematiksel düzen ahenk renk uyumu hassas dengeler herşeyiyle beraber yaratılışı gösteriyor. 150 yıllık teori hatta hipotez ara form yok protein de kendi kendine olamıyor. Ne evrimi neyin evrimi. Akılsuz şuursuz atomlardan oluşan evren madde kendi kendine akıllı hareket edip insanı yaratamaz yada kuantum fiziğini yaratamaz. Ölçme problemini bile anlayan kendini bilim adamı sanan zavallılar. Eğer bie bilinç bakarken madde bakmazken basit tabirle dalga gibi hareket ediyorsa burada bilinçli bir müdahale vardır. Atom senin bakıp bakmadığını bilecek şuura sahip değil. Gerçeğiyle muhatap olmadığın bir ortamın içinde özel olarak yaratılıyosun. Beynim bedenim gözüm dediğin aynı evrene aynı kurallara tabi. Yani onlara biri bakmazken yok. Asıl konu bunu meydana getiren bilinç şuur yani Ruh tur. Ruhun meydana getirdiği imaja madde denir. Madde şuuru oluşturmaz, Şuur hayal his algı olan maddeyi meydana getirir.

    • #2 Yazan: Özgün Akçay
      yaklaşık 4 hafta önce

      Beğensen de beğenmesen de evrim bilimsel araştırma yapıldığında vardır, hem de bal gibi vardır. Yani “bilimsel teori”dir kendisi. Bazı insanlar hiçbir zaman anlayamayacak olsalar da bilimde “teori” kelimesi “sallama” kelimesi yerine kulkanılamaz. Buradaki “teori” kelimesi, şu an için deneyi (evrim sürecini) doğada kontrollü olarak tekrar ettirip, tekrar tekrar gözlemleme olanağımızın olmamasından ötürü kullanılan alçakgönüllü bir kelimedir. “Kanıta dayanmaz” diye düşünmemek gerekir bilimde “teori” kelimesinin anlamını.

      • #3 Yazan: Murat
        yaklaşık 4 hafta önce

        Evrimin ilk şartı ara geçiş formu olmasıdır bunu Darwin söylüyor Türlerin Orjiinin de. Eğer ara geçiş formu yoksa Teorim geçersiz diyor. Nerde ara form? 700 milyon fosil var hepsi kusursuz 1 tane bile patolojik fosil yok. 2.Protein kendi kendine olmaz mutlak yanında diğer başka proteinlerin olması lazım. 3.İndirgenemez kompleksliği de evrim açıklayamaz. Evrim tarihi değil de Yalanlar tarihi daha doğru olur. Java adamı piltdown adamı lucy Haeckel in sahte çizimleri, sanayi kelebekleri ve daha bir ton yalan. Bunlar şimdi bilim mi 🙂 evrim bilim değil putperest bir pagan dinidir. Hititler asurlar eski yunan mısır da bi inanç sistemidir. Darwinde bu dini bilim gibi göstermeye çalışmış. Galapagos da gitmiş hayvanları izlemiş atmış durmuş, bütün katmanlara baktım hipotezimi destekleyecek tek fosile rastlamadım diyor 🙂 bu bilim değildir, inanç tır. Bilimle alakası olması için bilim dünyası tarafından kabul edilen somut delillerin olması lazım aynı Bigbang in materyalizmi çökertmesi ve ara geçiş formumun olmamasının da Darwinizmi bitirmesi gibi. Yetmediyse yazın cevap vereyim. Siz ancak okumamış araştırmamış öğrenmemiş ordan burdan duyduğu zanlarla hareket eden cahil kitleleri kandırırsınız.

      • #4 Yazan: murat
        yaklaşık 4 hafta önce

        Buraya Bilim dünyası tarafından evrimi teoriden çıkarmış bir gerçek haline getirmiş tek bir çalışma gönderin evrime inanıcam. Yanında proteinin kendi kendine olabileceği, ara geçişformu ve indirgenemez kompleksliği tesadüfle açıklayan bir çalışma gönderin ama kabul görmüş olacak evrime ima edicem söz bir Allah bir. https://www.youtube.com/watch?v=GI_JKkfaGbw&t=18s

    • #5 Yazan: Seyfullah Demir
      yaklaşık 4 hafta önce

      Benim insanlardan edindiğim izlenim şu! Biri “evrim yanlıştır” diyorsa onun evrim teorisini bilmediğini, kulaktan dolma bilgilerle oluşan dini hassasiyet yüzünden olduğunu düşünüyorum. Evrim teorisi günümüzde yaşamı açıklamaya çalışan tek teoridir. Yaratılış bir teori bile değildir. O bir inançtır. Evrim teorisinin açıklamadığı bazı yerler var ama çok fazla sorumuza onunla cevap verebiliyoruz.
      Dünyada evrim teorisine karşı çıkış Hristiyan Teologlar yüzündendir. Müslümanlar da evrime onların argümanlarını yüzünden karşı çıkar. Oysa Kuran ile İncil aynı şeyleri söylemez. Kuran’daki bilgileri kullanarak evrim teorisine karşı çıkabilirsiniz ama daha çok ayette evrimi destekler… Dinimizi bile kulaktan dolma bilgilerle öğrenen insan yığınıyız. Okuma özürlüyüz. İnandığı kitabı bir kere bile anlayarak okumadan onu bildiğini sanan garip bir milletiz…

      • #6 Yazan: murat
        yaklaşık 4 hafta önce

        https://www.youtube.com/watch?v=GI_JKkfaGbw&t=18s bu video sizlerin ufuklarınızın biraz daha genişlemesine vesile olur umarım.

        • #7 Yazan: Seyfullah Demir
          yaklaşık 4 hafta önce

          Murat Kardeşim,
          Evrim teorisi ismi üzerinde evrimi açıklar, ilk oluşumu değil. Evrim teorisi ilk oluşumu açıklamıyor diye yanlıştır demek saçma bir düşüncedir. Niye babana ya da annene benzediğini açıklaması onun doğruluğunu kanıtlar. Yaratılış neden babana benzediğini açıklamaz. Evrim, bir şempanzeyle insanın genlerinin neden %98 benzer olduğunu açıklayabilir oysa yaratılış kabul bile etmez. Allah öyle takdir etti gibi bir açıklama sana yetiyorsa kafanı bilime kapatmaya devam edebilirsin…
          Gelelim videodaki iddiaya! İlk hücrenin oluşma imkanının çok zayıf olması onun olamayacağı anlamına gelmez. Çünkü ortalama bir galakside 200 milyar yıldız var. Evrende ise 100-300 milyar galaksi olduğu düşünülüyor. Ayrıca bu rakamların çok daha üzerinde paralel evren var. Sadece bizim güneş sistemimizde 70’in üzerinde gezegen veya uydu var. İstersen bu rakamları çarp, iddia edilen olasılığın olması gerektiğini göreceksin. Hele buna birde yeteri kadar zamanı da eklersen pek çok yerde hayatın başlamış olması ihtimal dahiline girer… Videoda da hücrenin oluşma olasılığı üzerine konu şekillenmiş. Eğer bir ihtimal varsa ve bu ihtimal ne kadar zayıf olursa olsun yeteri kadar süre verildiğinde, her ihtimal gerçekleşebilir.
          Bu rakamlar, aslında evrende bir kum tanesi bile olmadığımızı da gösterir.

          • #8 Yazan: Murat
            yaklaşık 4 hafta önce

            İnsanla maymun arasındaki genetik benzerlik %98 midir?

            Evrimciler tarafından, insanla maymun arasındaki genetik benzerliğin %98 olduğu iddia edilmekte ve dolayısıyla maymunla insan arasında evrim bakımından bu yönüyle ilişki kurulmaya çalışılmaktadır. Bu, iddianın bilimsel dayanağı yoktur. İnsan ve maymun genlerinin %98 birbirine benzediği iddiası, yıllar önce evrimciler tarafından üretilmiştir ve devamlı olarak bir slogan gibi kullanılmaktadır. İnsanda ve şempanzede bulunan 30-40 civarındaki temel proteindeki aminoasit dizilimlerinin ayniliği, bu benzerlik iddiasına delil olarak ileri sürülmektedir.

            İnsanda yaklaşık 100 bin protein vardır. Bunların içerisinde 40 tanesinin benzer olması, insanla maymunun %98 benzer olduğunu göstermez. Böyle bir yaklaşım, bilimsel olmaktan çok, propaganda amaçlıdır. Kaldı ki, bu 40 proteinin DNA benzerliği konusu da tartışmalıdır. Bu çalışma 1987 yılında Sibley ve Ahlquist tarafından yapılmış ve Moleküler Evrim Dergisi (Journal of Molecular Evolution)’nde yayınlanmıştır.

            Ancak, bu verileri inceleyen Sarich, burada kullanılan metodun fazla güvenilir olmadığını ve elde edilen verilerin çok abartılarak yorumlandığını belirtmiştir.

            Kaldı ki, bu benzerlik iddia edildiği gibi %98 bile olsa, bu iki canlı grubu arasında evrimsel bir ilişki kurulamaz. Çünkü, türler çok hususi genetik şifrelere sahiptir.

            Temel proteinler, bütün canlılarda ortak hayati moleküllerdir. Dolayısıyla canlılar arasında bu yapılar bakımından benzerlikler fazladır. Çünkü bütün canlılar, aynı moleküllerden oluşmaktadır. Bu bakımdan genetik yapı temellerinin de benzemesi gayet normaldir. Temel yapıların benzerliği, evrimin değil, bütün varlıkların ustasının aynı olduğunun ve hepsinin aynı plan üzerine yaratılmış olmalarının delilidir. Nitekim, nematod solucanları ile insan DNA’ları arasında %75’lik bir benzerlik vardır.

            Bu demek değildir ki, solucanla insan arasında benzerlik %75’tir. İki canlı türündeki genetik yapı farklılığı %1 bile olsa, bu fark, o iki canlı türünün tamamıyla farklı özelliklere sahip olması manasına gelmektedir. Burada göz önünde tutulması gereken önemli bir husus, canlı vücutlarında bulunan bir genin, birden fazla özellik üzerinde etkili olmasıdır. Bir başka deyişle, bir özellik birden fazla gen tarafından kontrol edilmektedir.

            İnsana benzerliği olan canlılar sadece maymunlar da değildir. Anatomik yapısı itibariyle maymun, zeka itibariyle at, konuşma yönüyle papağan, sanat yönüyle bal arısı, sosyal yaşayış itibariyle karıncalar, yavrularına gösterdiği şefkat yönü itibariyle penguenler, insana diğer canlılardan daha yakındır. Kaldı ki, insanı diğer canlılardan ayıran sadece anatomik yapı, ya da birkaç özellik değildir. İnsanın muhakeme etmesi, akletmesi, vicdan sahibi olması, muhakemesi ve yargıda bulunması, hayali, hafızası, muhabbetti, konuşması, düşünmesi ve inanç sahibi olması en önde gelen vasıflarıdır.

            Selamlar

            • #9 Yazan: Seyfullah Demir
              yaklaşık 4 hafta önce

              Murat kardeşim,
              Hâlâ evrim teorisinin yanlışlarını bulma ispatlama derdindesin. Sende bir solucanla aynı kökten geldiğimizi kabul etmiş gözükmektesin. %75 benzer olmamız aynı kökten geldiğimiz gösterir. Yani bütün canlılar DNA üzerine şekillenmiş… Bu durum evrim teorisini destekliyor, oysa ben senden yaratılış delillerini bekliyorum…

              • #10 Yazan: Murat
                yaklaşık 4 hafta önce

                Hocam yanlış bulma derdim yok evrim zaten 150 yıldır ispatı olmadığı için çökmüş durumda. Darwin zaten bunu itiraf ediyor ara form yoksa evrimde yoktur diyor. Bulunan bütün fosiller kusursuz dünyada 1 tane ara form fosili yok. Paleontolog lar tarafından bütün katmanlar incelendi olsa çıkardı. Hemde 1 tane değil bu ara formlardan milyonlarca milyarlarca olması lazımdı. DNA ya kod ekleyip çıkaramazsın kapalıdır. Akılsız şuursuz atomlar bunu yapamaz. Kambriyen patlamasında bütün flumlar bir anda ortaya çıkmıştır bunu bilim söylüyor araştırma incelemeler söylüyor. Dün yok ertesi gün birdenbire hepsi ortaya çıkıyor kambriyen budur. Ayrıca Proteinin kendi kendine olamayacağı evrimci bilim adamları tarafından kabul ediliyor Richard Dawkins de bunu kabul etti şimdi de işi uzaylılara vuruyor 🙂 madem teoriye güveniyodunuz neden sahte düzmeceler yapıldı 150 yıldır. Bazı ülkelerde hala Haeckel in itiraf ettiği sahte çizimler evrim varmış gibi okutuluyor 🙂 heryerden batmış bu teori daha çıkar çıkmaz batmış. Yaratılış delilleri heryerde. canlılarda ki Altın oran geometrik matematik düzen simetri renk uyumu heryerin birbiriyle uyum içinde düzen içinde olması yaratılışı ispat eder. Ayrıca bilinci maddenin içinde bulamazsınız. Sizin farkında olmadığınız bişey söyleyeyim siz şu an gözünüzlemi gördüğünüzü sanıyosunuz? Gözün görme olayını bi inceleyin. Her insan beyninin içinde yaşar ve etrafınızdaki cisimlerin hiçbiriyle doğrudan muhatap değilsiniz. Yani aslı gerçeğinin ne olduğunu bilmediğiniz bir yerde yaşatılıyosunuz. https://www.youtube.com/watch?v=B_h8_PB6ZDQ&t=28s

                • #11 Yazan: Seyfullah Demir
                  yaklaşık 3 hafta önce

                  Hep aynı terane, Kardeşim başkasının teorisini çürütmekten başka bir teziniz yok mu? Siz teorinizi ortaya koyun bende ona göre sana birşey diyeyim. Kardeşim evrim herşeyi açıklamıyor dedik zaten. Açıklayamadığı yerler var. Bana göre ilk hücrenin oluşumu, gözün oluşumu, aklın oluşumu gibi şeyleri açıklamaz. Ama bu onun açıkladığı diğer şeyleri çöpe atmamızı gerektirmez. Ben dünyada bu konuları açıklayan bir başka teori görmedim. Varsa açıkla kanun ve kurallarını koy bende seni ciddiye alayım. Çünkü evrim teorisini çöpe atsak yerine koyacak bir teori yok. Yaratılış bir teori bile değil. Sen inanıyorsun diye doğru olmaz. Benim için anlamsız bir şey. Kuran bile evrimi dışlamazken sizin dışlamanızı anlayabilmiş değilim.
                  Ayrıca ara fosil yok demeniz sizin evrim teorisini Adnan Oktar’dan öğrendiğinizi gösterir. Kardeşim ara fosil diye birşey olmaz. Her canlı aynı zamanda ara fosildir. Bu günkü canlılar zaman içinde değişecek ve gelecekte oluşacak canlılar için ara fosil hükmünde olacaklar. Ayrıca sahtekarlar olması teorinin suçu değil. Unutma o sahtekarları ortaya çıkaranlarda yine evrimcilerdir.
                  Evrimin ispatı olmadığı için çökmüş durumda diyorsun. Nerede yaşıyorsun bilmiyorum. Adnan Oktar’dan ancak o tür bilgiler edinirsin. Oysa en azından Bilim teknik dergisini okusan ne kadar delilleri olduğunu anlardın…
                  Bilim Teknik Dergisinden alıntı yapayım. “Bilimsel bir kuramın ispat edilmesi söz konusu değildir. Bilimin yöntemleriyle biyologlar, evrim kuramını, sayısız deney ve gözlem yaparak 130 yıldır çürütemediler.” Bilimsel araştırma nedir bilmeden google’dan video paylaşarak kuram çürütülmez. Deney ve gözlem gerekir. Bir kuram ispatlanmaz sadece çürütülür. Çürütemediğin sürece geçerliliğini devam ettirir. Ha bazı şeyleri açıklayamıyor diye de çürümüş olmaz… Nasıl ki Einstein, Newtonun getirdiklerini çürütmediyse. Her iki teoride gayet güzel çalışıyor. Newtonun açıklayamadığı yerleri de Einstein açıklayabildiği için daha ileri bir teori oluyor ama henüz her ikisi de ispatlanmış değiller. Sadece gözlem ve deneylere uydukları için doğru olduklarını düşünüyoruz… Evrim teorisinden sonra gelecek teori de evrim teorisinin açıkladığı herşeyi açıklamalı ve ayrıca evrimin açıklayamadığı şeyleri de açıklamalıdır. Varsa öyle bir teorin tarihe geçersin… Yoksa susmayı bilmek gerek…

                  • #12 Yazan: Murat
                    yaklaşık 3 hafta önce

                    Seyfullah bey, ben genelde Nette yazan bir insan değilim, konuşacağım insanı da seçerim aklına mantığına vicdanına bakarım. Siz hem evrimcisiniz hem materyalist, Allah a da inanmıyosunuz ama Kuran da evrim var diyip, inanmadığınız din hakkında konu çıkarım yapıp kendi dininizin de eleştirilmesine de kaptmışsınız kendinizi. Burda Demokrat olmak nerede? 🙂 şimdi konunuza gelelim. Zaten kendi ağzınızla evrimi bitiriyosunuz siz ama inanacak başka bişeyiniz olmadığı için zorlada olsa yapışıp kalmışsınız. Evrimin şartı ara fosildir o da yok evrim buradan zaten biter. Evrim zaten kendi kendine olduğu mantıksızlığıyla hareket eder. Proteinin kendi kendine olamayacağını Bilim zaten kabul ediyor. Eğer kendi olamıyorsa zaten tek seçenek var yaratılmıştır. Siz evrimin ara fosil mantığını da bilmiyosunuz size anlatayım. siz tek hücre kendi kendine oldu çoğaldı ilk canlılar balık vs maymun evrimleşti en son insan oldu diyosunuz. Peki bu türler evrimleşirken olması gereken arda ki patolojik canlılar ve onlara ait fosiller nerede?

                    ” Her canlı aynı zamanda ara fosildir. Bu günkü canlılar zaman içinde değişecek ve gelecekte oluşacak canlılar için ara fosil hükmünde olacaklar.” diyosunuz da burda büyük bir mantık hatası var. Bugünki canlılar değişecek diyosunuz da değişirken arada değişken canlılar olmadan nasıl değişecek? sizin mantığa göre konuşuyorum. Bu gün ki bizlerin bu hale gelmeden önce ki değişime uğramış halleri nerede? yok sa ki yok o zaman ne eskiden değişme vardı ne şimdikiler değişecek böyle bir konu yok buna güler bilim insanları. Bir arabanın kendi kendine olması proteinin kendi kendine olmasından daha kolaydır olasılık hesaplarına vurursak. Protein mükemmel bir yapıdır ve kendi kendine olması imkansızdır. Şimdi Kuran a bakalım. Kuran da Hz.İsa as ın çamurdan kuşa benzer bişey yapıp bunun bir an da kuşa dönüşmesi, Hz Musa as ın asasının yılana dönüşmesi evrimle olmamıştır biran da olmamıştır. Cinler melekler şeytan cennet evrimle yaratılmamıştır. Hem bunlara inanmayıp hemde Kuran da evrim var demek büyük çelişki ve mantık hatası.

                    “Bilimsel bir kuramın ispat edilmesi söz konusu değildir. Bilimin yöntemleriyle biyologlar, evrim kuramını, sayısız deney ve gözlem yaparak 130 yıldır çürütemediler.”

                    Nasıl da süslü cümlelerle kendi inancınızı eleştiriye kapatmışsınız. Ben çıkıp bir teori sunayım delili olmasın sonra da onu zorla kabul ettirmek için bu bilimsell kuram ispatına da gerek yok diyim! bu zırvalık komedi bilimle alakası yok bunun. siz buraya bu kadar boş yazana kadar 1 tane delil yazın delil yok bilimsel kuram zaten ispata gerek yok 🙂

                    “Nasıl ki Einstein, Newtonun getirdiklerini çürütmediyse. Her iki teoride gayet güzel çalışıyor. Newtonun açıklayamadığı yerleri de Einstein açıklayabildiği için daha ileri bir teori oluyor ama henüz her ikisi de ispatlanmış değiller. Sadece gözlem ve deneylere uydukları için doğru olduklarını düşünüyoruz”

                    Newton un maddeci materyalist getirileri kuantumla çökmüştür. zaten kendiniz de demişsiniz gözlem ve deneylere uydukları için doğru kabul ediyoruz. Peki evrim hangi gözlem deneye uymuş?

                    Yaratılış gerçek. Sizin makaleler de anlatıp da üzerinde düşünmediğiniz çift yarık deneyi, kuantum mekaniği evrenin gerçek olmadığını hayal olduğunu maddenin olmadığını anlatıyor. Beynin içinde gözü olmadan gören, bütün algıları hisseden bedeni olmayan bir varlık var evrim bunu açıklayamaz. Evreni heran yaratan ve yaratmaya devam eden varlık var. Rüyada evren güneş ay dünya insanlar mekanlar nasıl bir anda yaratılıyosa burada da yaratılış o şekildedir. sadece sebep zinciri vardır onun da bir sebebi var durduk yere değil. Siz buraya yazarken bilgisayarınızın içinde ona bakan biri yokken herhangi bir donanım yok yani direk yaratılıyor bu doğrumu evet doğru kuantum fiziğine göre. İşte bunu bir yaratan va ona bakmazken farklı bir hale çeviren bir güç akıl var.

                    Düşünmeyi bilmek gerek…

                    • #13 Yazan: Seyfullah Demir
                      yaklaşık 3 hafta önce

                      Merhaba Murat Bey,
                      -Aslında cevap vermemem gerekir. Çünkü siz bilimi kendi inançlarınızla sınırlamışsınız. Size vereceğim son cevap olacaktır.
                      İlk hatanız benim materyalist olduğum savınızdır. Evrimi savunuyorum diye materyalist olduğumu düşünmeniz sizinde popüler kültürdeki yanılgıya batmış olduğunuzu gösterir. Kuran kimsenin tekelinde olmadığı için bende oradan anladıklarımı paylaşma derdindeyim. Hatırlatayım ki Kuran kutsal mekanlarca bize gönderilmiş bir fizik kitabı olduğuna inanan biriyim… Onun için tüm yazılarımda ondan yararlanmaktayım.
                      -Her canlı bir ara fosildir. Ara fosil evrim teorisini bilmeyenlerin aradığı bir materyaldir. Gerçi Darwinde ara fosil olması gerektiğini düşünmüştü ama sonra bilim ilerledikçe durum daha anlaşılır oldu. İnsan için ara fosil diye düşüneceğin şey Cro magnon, neandertal veya pek çok hominit türü seni bilmem ikna eder mi? Ondan öncesi de zaten primat. Tabii ki sen onlar kendi başlarına türlerdi diye itiraz edeceksin ki bende zaten onu anlatmaya çalışıyorum. Her tür kendine yeterli donanıma sahiptir. Sen gözü insana ayağı maymuna benzeyen bir tür beklediğin için yanılırsın. Türlerin içlerinden küçük bir kısmı farklı bir yola sapıp insana dönüşmüş olması mümkündür. (Bende bu noktalara müdahale edildiğini düşünmekteyim) Evrim teorisi bu değişimleri belgeliyemez. Çünkü çok kısa zamanda oluşmuşlardır. Fakat o konuda yazdığım makaleyi okursan benim düşüncelerimin nasıl olduğunu görürsün.
                      Bilimsel bir kuramın ispat edilmesi söz konusu değildir. Bilimin yöntemleriyle biyologlar, evrim kuramını, sayısız deney ve gözlem yaparak 130 yıldır çürütemediler.” bu benim değil bilimin söylemidir. İşine gelmiyor diye küçümseme hakkına sahip değilsin. Çünkü bilim hiçbir teoriyi ispatlamaya çalışmaz. O teorinin doğaya ne kadar uyduğunu test eder. Eğer teoriyi yanlışlayabilirlerse ondan vazgeçerler. Değilse senin kabulüne bakmazlar… Ha! bu demek değildir ki hakkında delil yoktur. Aksine takip edilebilen bir günlük ömrü olan bakteri veya sinek gibi böceklerle yaptıkları deneyler evrimin varlığını kesin yapar ama sizin o tür yazıları okumanız pek olası değildir. Ayrıca bilim insanları benim gibi sizin bu düşüncelerinizi muhatap alıp cevap bile vermezler. Ben bilim insanı olmadığım için ve bloğuma yazdığınız için nezaketen cevap veriyorum…
                      Newton un maddeci materyalist getirileri kuantumla çökmüştür. zaten kendiniz de demişsiniz gözlem ve deneylere uydukları için doğru kabul ediyoruz. Peki evrim hangi gözlem deneye uymuş?” Newtonun materyalist düşünceleri kuantumla çökmüştür sözünüzü irdelemek istiyorum. Kastettiğinizin materyalist düşünce olduğunu kabul ederek bende sizinle aynı şeyi düşündüğümü söyleyebilirim. Yoksa Newtonun bilimi çökmedi. Çünkü ben üniversitede onun oluşturduğu bilgiler sayesinde mühendis oldum. Hâlâ daha onun verilerini kullanarak mühendislik yapıyorum. Onun sayesinde dünyanın çevresine uydu atabiliyoruz. Ama onun verilerini kullanıp “Tanrı yoktur” sonucu çıkaranları Kuantum çürütmüştür.
                      Makalelerimi okumadığınız için benim düşüncelerimi anlayabilmiş değilsiniz. Onun için yaptığınız bazı değerlendirmelerin benimle ilgisi yok.
                      Emekleriniz için teşekkür ederim…

                  • #14 Yazan: Murat
                    yaklaşık 3 hafta önce

                    Şunu da unutmayalım, öğrenmiş olmamız gereken en basit kavram ; Eğer gözlemler ve bilgiler test edilen teori ile çakışırsa, teorinin düzeltilmesi yada terkedilmesi gereğidir. Ama bunu günümüz de bu modellere uygulamak yerine bilgileri alıp evrim teorisine uydurulmaya çalışılıyor! bilimde böyle mi olur. Teori mi bilgiye uydurulmaya çalışılır, yoksa teori delili varsa bilim olarak mı kabul edilir?

                    • #15 Yazan: Seyfullah Demir
                      yaklaşık 3 hafta önce

                      Murat bey bilim insanlarına haksızlık yapıyorsunuz. İnanın gerçek bilim insanları evrim teorisinin gerçek yada yalan olmasıyla hiç dertleri yok. Onların tek derdi bilgi dağarcığını genişletmek. Fakat onların bulduklarını değerlendiren bazıları dinleri çürütmek için kendini görevli sanır. Sizde onların gazına geliyorsunuz. İnanın evrime karşı çıkmak Hristiyanlığın derdidir. Çünkü evrimi kabul ederlerse İncil’in yanlış olduğu ortaya çıkıyor. Oysa Kuran’da öyle bir durum yok. Bizdeki bazıları da (Adnan Oktar gibileri) yanlı yayınlar yaparak evrimin Kuran’a ters bir durummuş gibi sundular. Oluşan bu kanının kırılması gerekir. Yoksa bilim her zaman kendini kurtarır. Bilim kendini kurtardığında biz ondan sonra Kuran’da da var diyerek işten sıyrılmaya bakacağız. Sırf birilerinin yanlış yorumu yüzünden bu duruma düşmemeliyiz.
                      Sayın Sinan Cananı dinlemenizi öneririm…

          • #16 Yazan: Murat
            yaklaşık 4 hafta önce

            “Eğer bir ihtimal varsa ve bu ihtimal ne kadar zayıf olursa olsun yeteri kadar süre verildiğinde, her ihtimal gerçekleşebilir.” siz bilime değil körü körüne inanmayı seçmişsiniz. evrenin yaşı, bigbang le ortaya çıktığı hesaba alınırsa o kadar zamanınız malesef yok. Hatta üzerine sayamayacağınız kadar zaman ekleseniz bu rakamlar imkansız olduğunu gösteriyor.

  • #17 Yazan: Ozgun
    yaklaşık 2 yıl önce

    Hocam yani şimdi Allah var mı yok mu? Sen ne çıkartıyosun bu sonuçlardan?

    • #18 Yazan: Seyfullah Demir
      yaklaşık 2 yıl önce
    • #19 Yazan: Murat
      yaklaşık 4 hafta önce

      Seyfullah bey şu yazdıklarınızla tam kendi düşünme açınızı bilinç altında kendi düşünce sistemini yani kendinizi açıklamışsınız. Kulakdan dolma bilgilerle hareket edenler evrimi savunanlardır. Tek bir tane bilim adamları tarafından kabul görmüş evrimi ispat eden delile dayalı çalışma yok. Yapılan çalışmalar hep çökmüş. Meyve sineklerinde olduğu gibi. Mutasyon bir canlıya asla yeni bir özellik katmaz geliştirmez. %99 u zararlı bozucu %1 i etkisiz ama zamanla onunda yıkıma uğradığı görülmüştür. Evrim 150 yıldır bilimle açıklanamamış dayanak noktası ara form bulamamış oyunlarla filmlerle rekontriksüyonlarla insanları kandırıp durdunuz. Yaratılış teori değil bir gerçektir. Madde denen şey atomlardan oluşur ve atomların %99.999999 u yani tamamı boş. Bu bilimdir. Bilim adamları maddeyi bulamıyor. Ama bilinç şuur somut gerçektir. Beynin için de gözü olmadan gören kulağı olmadan duyan bir bilinç var gerçek olan ve Evrimin asla açıklık getiremeyeceği konu budur. Leninin de asla insanlara anlatmayın dediği ruh konusu gerçektir. Delille gelin boş bilim olmayan cümlelerle değil.

  • #20 Yazan: Özcan
    yaklaşık 2 yıl önce

    Kuantum mekanigi icin verdiginiz boru örnegi acaba 1000 yili askindir süre gelen tasavvuf ilminde NOKTA ve hersey o noktanin projeksiyonu dur dige anlatilmis.Bunada Hologramm demek… Tekerlegi yeniden kesfetmek midir ?