Paralel Evrenler ve Süpersimetrinin anlamı

Kuantum kuramına göre; genel olarak bir cisim ne kadar küçükse, olasılık dalgası o kadar geniş bir yayılım gösterecektir. Biz elektronu temel alarak durumu anlamaya çalışalım. (Durum diğer parçacıklar için de aynıdır.)

Genel bir olasılık dalgası, her bir elektronun bulunması muhtemel olan konumlarına işaret eden birçok sivri yapıya sahip dalgaların birleşimidir. Durumu daha iyi anlayabilmek için şekil 1’de masanın üstündeki dalgalı yüzey, olasılık dalgasıdır. Olasılık dalgasının yüzeyi onu oluşturan dikey çizgilerin tepelerindeki platodan oluşur. Her çizgi ise şekil 2 b’deki elektronun dalgasının en yüksek yeridir. Şekil 2 b’deki olasılık dalgası tek bir elektrona ait dalgadır ve çöktüğünde en büyük olasılıkla en yüksek noktasının çökmediğini düşünebiliriz. (İlle en yüksek tepeye çökmez ama olasılık olarak en güçlü olasılıktır) İşte astral bölgesi bütün parçacıkların olasılık dalgalarının toplamından oluşur. Şekil 1’deki plato onların toplamıdır.

paralelvre1

Şekil 1 Genel bir olasılık dalgası, her biri elekronun bulunması muhtemel olan konumlarına işaret eden birçok sivri yapıya sahip dalgaların birleşimidir.

Elektron, geniş bir aralıkta olmasına rağmen, ona bakmaya kalktığınızda, belli bir konuma sıkışarak karşılık verir. Şekil 2 b’de bakılmadığı durumdaki elektronun olasılık dalgası görülmektedir. Eğer elektrona bakmaya kalktığınızda a’daki duruma çöker. Geniş bir aralıkta olan durum çok daha dar bir aralığa dönüşür. Elektrona değil de başka yere bakarsanız birden olasılık genişler. Tekrar bakarsanız olasılık dalgası tekrar çöker ve başka yerde olma olasılığını ortadan kaldırır. Fakat tipik bir elektron dalgasının şekil 2 b’deki gibi birden fazla konumda olma olasılığı yadsınamaz büyüklüklerde olabilir. İnsan gibi büyük kütleler ise a’daki gibi görünür. Yine olasılıkla %100 o aralıkta, % sıfır diğer aralıklarda olduğunu söylemek mümkündür. Yani büyük cisimlere baksanız da bakmasanız da olasılık olarak aynı yerdedir. Bu demektir ki kuantum denklemlerindeki bu gariplik büyük cisimler için geçerli değildir. Onun için büyük cisimleri her zaman aynı yerde görürüz.

paralelvre2

Şekil 2 Bir elektronun (a)’da çökmüş, (b)’de ise çökmemiş olasılık dalgası görülmektedir.

Bir elektrona baktığımızda ölçülen olasılık dalgasıyla, büyük cisimlerin olasılık dalgaları birbirine benzerdir. Yani şekil 2a’daki durum hem büyük cisimlerin hem de olasılık dalgası ölçülen (yani bakılan) bir parçacığın durumuna karşılık gelir.

Büyük kütleler her zaman aynı değere çökerken elektron gibi parçacıklar için Schrödinger’in kuantum denkleminin pek çok farklı çökmüş halinin olması gerekir. Durumu daha iyi anlayabilmek için Brian Greene’in Saklı gerçeklikte verdiği örneği vermek en doğrusu olacaktır.

Sayın Greene, Schrödinger’in kuantum denkleminden evrenimizin oluşumunu, şöyle örneklemiş: Sahnede dans eden bir dans topluluğunun bütün elemanları bir sahne gösterisi sırasında aynı anda yere çömelirken içlerinden birinin yanlışlıkla çömelmeyi unutup ayakta kalması gibi, bir durum yaşanmaktadır. Schrödinger’in kuantum denkleminde çökmeyen kısım (yani çökmeyi unutan dansçı) görülen evreni oluşturur. Bizim evrenimizde çöken oyunculardan biri, paralel evrenlerden birinde ayakta kalan kişi olacaktır. Böylece her paralel evrende başka bir dansçı çökmemiş olacaktır ama bu dansçıların hepsi aynı gurubun elemanlarıdır. Yani tek bir denklemin çeşitli görünümleri olacaklardır.

Bu durum benim anlattığım evren modeliyle birebir örtüşmektedir. Şekil 3’de eş-zıt evren yapısını görmektesiniz. Bu yapı evrenin kompleks yapıya sahip olduğunu göstermektedir. Bu yapıya göre farklı evren tanımları yapmamız gerekir. Görünen evren ise bu kompleks yapı içerisinde bir bölümü oluşturan paralel evrenlerden bir tanesidir.

Bu yapıyı açmak gerekirse öncelikle mekân ve zaman genişlemesinin olmadığı bir menbran uzayından bahsetmek gerekir. Menbran uzayında çarpışan menbranlar kendi kabarcıklarını oluşturarak zıt yapıdaki kuantum dünyaları oluşturur. Şekil 3’de kuantum katları olarak adlandırılmaktadır. Madde oluşup astrale yığıldıktan çok sonraları paralel evrenler oluşturulmuştur.

Paralel evrenler oluşum şartlarını astralden aldığı için bütün paralel evrenler büyük kütleler açısından aynı şekilde görülecektir. Bu şu anlama gelir. Gökyüzünde gördüğümüz her yıldız, gezegen veya asteroit aynen paralel evrenlerde de vardır. Fakat elektron gibi küçük parçacıkların durumu aynı olamaz. Onlar olasılıkla başka başka yerlere çökmüş olmalıdır. İşte ruhsal olarak biz bu evrene çökerken başka evrene çöken kişi bizim ruh eşlerimizden biridir. Şekil 1’deki bir çizgi biz isek yanımızdaki ruh eşimizdir. Bizden uzaklaştıkça benzerliğimiz azalacak ve bir başka paralel evrende bizimle hiç ilgisi olmayan birileri olacaktır.

Olasılık dalgasının kaç farklı olasılığa çökebileceği paralel evrenlerin sayısını belirler. Bunun da sonsuz olamayacağı kesindir. Hatta görünen evren ile karanlık madde miktarları arasındaki orandan bile paralel evrenlerin sayısı anlaşılabilir.

Önceki makalelerimde evren kütle kaybediyor diye yazmıştım. İşte evrenin kütle kaybetmesi bu paralele evrenler sayesinde olmaktadır. Karanlık maddenin görünen maddeden 5 kat daha fazla olması paralel evrenlerin de muazzam bir sayıda olduğunu gösterir. Görünen evren, yaklaşık 1080 adet atom içeriyorsa paralel evrenler hakkında bir rakam belirleme imkânımız bile var. Aslında paralel evrenlerin sayısı evrenimizde ne kadar gezegende akıllı yaşam olduğuyla da yakından ilgilidir. Ne kadar çok gezegende tekâmül süreci yaşanırsa o kadar daha az paralel evrene ihtiyaç vardır.

Tek olarak dünyada akıllı yaşam olduğunu varsayarsak ve dünya nüfusunun 7 milyar olduğunu düşünürsek (Tekâmüle sokulan ruh sayısı olarak aldım) ve karanlık maddenin de beş kat kadar fazla olduğunu düşündüğümüzde yaklaşık 770 adet paralel evren olması gerekir. Bu rakam, evrende sadece dünyada akıllı yaşam olduğu durum için geçerlidir. Eğer başka gezegenlerde yaşam varsa, ona göre paralel evren sayısı da daha az olacaktır.

Paralel evrenlerin önemli bir özelliği var. Hepsi bizim görünen evrenin sahip olduğu şartlara sahiptir. Çünkü hepsi oluşum şartlarını astral düzeyden alırlar. Tüm paralel evrenlerde kütle çekim ya da güçlü kuvvet bizdeki gibidir. Hepimiz aynı şartlara sahibiz. Onun için oralarda da, en az bir tane bizim dünyamız gibi bir yaşamın olduğu kesindir.

Fakat şekil 3’de birde anti evren tarafı vardır. Oralarda da, bizdeki kadar paralel evren olmak zorundadır. Fakat o paralel evrenler kendi oluşum mekanizmalarını anti astral düzeyden aldıkları için bizlerin ayna görüntüsü şeklinde var olurlar. Yani bilimin bahsettiği eşizimiz anti evrenimizdedir. Orada sizin yaptıklarınızı aynen yapan sizinle aynı düşüncelere sahip ve şu anda bu yazıyı okuyan bir eşiziniz vardır. Paralel evrenlerdeyse sizin aynınız olamaz ama çok benzeriniz vardır. İşte ruh eşi, ruh ikizi denilen kavramlar bunlardır. Anti evrende olan sizin ruh ikizinizdir ama paralel evrenlerde olan ancak sizin ruh eşiniz olur.

Ruh ikiziyle her şey olarak -eletriksel olarak zıt olmak kaydıyla- aynısınız. Onunla bir elmanın iki yarısı gibi birbirinizi tamamlarsınız. Özellikle frekansınız tam olarak örtüşür. Oysa paralel evrenlerdeki ruh eşiniz bir elmanın yarısı gibi sizi tamamlamaz. Daha çok benzer başka bir elma gibi size benzer. İki elma ne kadar benzese de çok küçük farklılıkla biraz ayrıdır. Schrödinger’in kuantum denklemindeki, sizin çökmediğiniz evrenin içinde zaten siz yaşıyorsunuz. Hemen yanınızda çöken biri, ama başka bir evrende çökmeyen kişi sizin ruh eşinizdir. Onunla aranızda çok az bir farklılık vardır. Kaç tane ruh eşinizin olduğu konusunda da bir fikir yürütebiliriz. Kuantum denkleminde hemen yanınızda olan kısım sizin ruh eşlerinizi oluşturur. Bu sayının ne olabileceğiyle bir fikir almak için şekil 2b’yi anlamak gerekir. O şekildeki en yüksek tepe noktası siz iseniz, hemen çevreniz ruh eşlerinizle çevrilidir. Tepe noktasından uzaklaştıkça ruh eşinizin benzerliği de o oranda azalacaktır. Size tam olarak benzeyen ruh eşiniz, size dokunan en yakın olanlarıdır. Fakat tepe noktasını oluşturan tüm ruhlar sizin ruh grubunuzu oluşturur.

“Ruh eşi”, “Ruh ikizi” kelimelerini seçmemin sebebi, o adla tanınıyor olmalarındandır. Yoksa onlarla aranızdaki ilişkinin cinsellikle ilişkisi eğer eş olarak bedenlenirseniz olur. Yoksa gerçekte ruh eşlerinizle cinsellik ilişkiniz yoktur. Onlar sizin dostunuzdur. Beraber bedenlenme durumları çok az olur. Fakat bedenlendiğiniz kişiler ağırlıklı olarak ruh grubunuzdur. Eğer ruh eşinizle, eş olarak bedenlenmişseniz dünyada yaşayabileceğiniz en büyük hazzı onunla yaşarsınız…

Evrende ruhların tekâmüle başladıkları zaman evrenin kozmik tarihinin ikinci yarısıdır. Bunu şuradan anlıyoruz; Evren ilk 7 milyarlık süreçte beklendiği gibi genişlemesi giderek yavaşlayarak olmuştu. 7 milyardan sonra süreç değişti ve evren hızlanarak genişlemeye başladı. Bilim bunun neden olduğu konusunu henüz bulamadı. Ben bunun sebebinin evrenin kütle kaybetmeye başladığı için olduğunu iddia ediyorum.

Kütle kaybetmenin sebebinin de tekâmülle ilişkisini başka yazılarımda anlatmıştım. Kısaca tekrarlarsak; her ruh astral düzeyde bir atoma karşılık gelir. Ruhun tekâmül etmesi demek atomun frekansının artması demektir. Frekans artımı enerjinin artışını getirir. Atom belli bir seviyeye kadar frekans artırır. Belli bir seviyeden yukarı çıkabilmesi için parçalanır ve bir üst boyuta çıkar. İşte bu artışın evrenin kütle kaybetmesiyle direk ilgisi var. 1. kuantum katının en altından başlayan ruh, en küçük bir tekâmülde astralden ayrılır. Oysa görünen evreni oluşturan şey astraldir. Böylece ruh görünen evrende görünmez olur ama aynı katta olduğumuz için kütle çekimini algılarız. İşte bu maddelere karanlık madde diyoruz. Ve o parçacıklarda süpersimetrik parçacıklar olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bilim, elektronun ya da kuarkın bir benzerinin olduğunu düşünmektedir. Fakat kimse böyle parçacıkların varlığından emin değil. Ben ise bu parçacıkların tekâmüle sokulmuş ruhlar olduğu konusunda eminim. Yani evrende tespit edilen karanlık madde bu parçacıklardan oluşmaktadır. Onları parçacık hızlandırıcılarda elde edemeyiz. Çünkü onlar 1. kuantum katında serbestçe var olabilmektedirler. Onlar atom düzeyini aşmışlardır. Oysa parçacık hızlandırıcılarda elde edilen parçacıkları atomdan elde etmekteyiz. Yani atomun içindeki elektronu ya da protonu elde edebilmekteyiz.

Evrende bulunan karanlık madde şu anda dünyada yaşayan hayvan bedenleri ve insan bedenlerinde tekâmüle sokulmuş ruhlardan oluşmaktadır. Hayvan ruhları süperproton, insan ruhları ise süperkuark düzeyindedir. Yani hayvan ruhları 1. kuantum, insan ruhları 2. kuantum katındadır. Daha yukarıda olan ruhlar dünyada bedenlenmez. Onları melek olarak biliyoruz. Tüm bu ruhlar karanlık maddeyi oluşturur.

Paralel evrenlerde tekâmüle sokulan ruh eşlerimizin kuantum denkleminde hemen yanımızda olan “dalga bölgesi” olduğunu söylemiştik. Yani benzerlik ruh olarak olmak zorundadır ama beden olarak benzer olup olmadığımızı söylemek o kadar kolay değildir. Çünkü dünyada yaşanan evrimsel süreç her paralel evrende aynı şekilde sürmeyebilir. Durumu örnekleyebilmek için bakteriler üzerinde yapılan bir deneyi incelemek gerekir.

 

”ABD’deki Rice Üniversitesinde, sıcaklığa dayanamayan bir bakteri türü, çoğaltılırken her gün sıcaklığı da yarım derece artırılıyor. 1500 neslin oluştuğu süre içinde bakteriler birbiriyle baskınlık için yarışıp duruyor. Bu arada mutan bakteriler azalıp çoğalıyor. Düşünüldüğü gibi milyonlarca mutasyon gerçekleşiyor. Yüksek sıcaklıkta gelişme ve üremeyle ilişkili protein, yalnızca belli bir gen bölgesinde yapılabildiği için evrimsel gelişmenin ölçülmesi kolayca yapılabildi. Belli bir sıcaklığın üstüne çıkıldığında bir kısım bakteriler ölüyor. Değişim sağlayanlar yaşamaya devam ediyor. Sıcaklık artırıldıkça ortaya çıkan yeni mutan genler sonuçta bir neslin yaşamasını sağlıyor. İşin ilginç yanı, deney her tekrarlandığında aynı tür mutan genlerin ortaya çıkması… Bu da moleküler uyum süreçlerinin benzer koşullar altında tekrarlanabilir olup değişim eğilimi göstermediklerini ispatlıyor. İlginç sonuçlardan biri de yaklaşık 20 milyon nokta mutasyonun baskınlık için birbiriyle mücadele eden yalnızca 6 popülâsyona yol açmış olması.” (Bilim Teknik Dergisi, Haziran 2006, Sayı 463)

Deneyde bir bakteri türü için, 6 popülasyonun oluşumu, evrimsel sürecin de sonsuz olmadığın gösterir. Fakat bakteri için 6 olan bu sayı, insan için çok büyük rakamlara çıkması demektir. Fakat yine de pek çok paralelin olduğu düşünülürse beden olarak da bir yerlerde çok benzerimizin olması mümkündür.

Bir insanın beden olarak ikizinin olması hiçbir şey ifade etmez. Şöyle düşünün bedeninize bir şarkıcının ruhunu enkarne ettiklerinde, siz şarkıcı olmazsınız. O ruh bedeninizden çıktığında sizde bir değişiklik olmaz. Sadece dışardan görenler bir yanılgı yaşar. Onun için bedensel olarak paralel evrenlerde benzeriniz olması, onları sizin ikiziniz yapmaz. Sadece ruhsal benzerliğin bir değeri vardır…

Seyfullah DEMİR

Not: * Şekil 1 ve 2 Brian Greene’in Saklı Gerçeklik kitabından alınmıştır.

*Eğer paralel evrenlerin yapısını anlayamadıysanız, adı geçen kitabı okumanızı öneririm.

Henüz yorum yapılmamış

*