Maddeyi, yapımız dolayısıyla biliyoruz. Fakat madde diye tanıdığımız şey sanaldır, tamamen holografik görüntüdür. Maddeyi oluşturan asıl şey bizim göremediğimiz ve hakkında yeni yeni bir şeyler öğrenmeye başladığımız madde üstüdür.

Madde üstü ve madde ötesi kelimelerini tercih etmemin sebebi pek çok kişinin kullanmasından dolayıdır. Önüne gelen yalan yanlış bir şeyler söylemektedir. Bende bu kavramların ne olduğunu yazma gereği hissettim. Şimdi sıra ile kavramları masaya yatıralım.

Aslında size bir ipucu vereyim; her üçü de aynı şeyin görünüşleridir. Bu konuya tekrar döneceğiz ama şimdilik Enel-hak denilenle direk ilgisinin olduğunu bilin.

Madde: Atomlardan oluşur. Fakat atomların da boşluktan oluştuğunu düşündüğümüzde iş garip bir hal alır. Aslında atomun içinde olduğunu düşündüğümüz %0,1’lik kütlenin bile olmadığını, aslında elektrik akımı gibi bir şey olduğunu anladığımızda durum içinden çıkılmaz hal alır. Yani aslında olmayan bir şeyleri katı sıvı ya da gaz halinde görüyor ve algılıyoruz. Bu durum tamamen evrenin hologram yapısından kaynaklanmaktadır. İnsan beyni de hologramın sunduğu verileri işleyerek bize bilgi sağlar. Biz de o bilgileri tek gerçek olarak algılarız. Aslında çocukluktan öğrenerek dünyayı tanıyor olmasak sanırım büyük sorunlar yaşardık. Yavaş yavaş gelişmenin en önemli getirisi hafızamızdır.

İnsanoğlu gözüne gelen ışın demetlerini hafızasındaki bir şeyle kıyaslayarak görür. Eğer hafızasında bir eşdeğer yoksa Kızılderililerin gemileri görmediği gibi maddeyi göremez. Yani maddeyi görebilmemiz için onu karşılaştıracağımız bir hafıza kaydına da gerek vardır.

Kısacası;

Madde: Olmayan bir şeyleri, hafıza kayıtlarıyla kıyaslayarak bir şeylere benzetme olarak tanımlayabiliriz.

Madde Üstü: Aslında maddeyi anlatmaya çalışırken yapısından biraz bahsetmiş oldum. Madde üstü ile kastedilen şey kuantum dünyaları oluşturan maddedir. Fakat artık tanıdığımız maddeye benzemez. Bilim maddenin yapı taşının olasılık dalgaları olduğunu söyler. Atomun oluştuğu elektron, ya da çekirdek olasılık dalgalarından oluşur. Fakat kütle çekimine sahip olduğu için madde olarak tanımlarız.

Madde üstü her gök katında farklı enerji ve frekans değerlerinde olur. Sadece enerji olarak değil farklı boyut sayısına da sahiptir. Görünen evrene en yakın olan 1. Gök katı, biri mekân olmak üzere 5 boyutludur. Ben mekân boyutunu hesaba katmadığım için 4 boyutlu olarak değerlendireceğim. Üst katmanlara çıkıldıkça boyut sayısı birer artarak devam eder. En son 7. Gök katı 10 boyutludur.

zaman5

Şekil 1 Astral dünya, madde ve madde üstü ayrın noktasıdır.

Yazılarımda her gök katına karşılık gelen hâkim parçacığı yazmıştım. Şekil 1’de gök katlarına karşılık gelen parçacık isimleri ve olası frekans aralığı verilmektedir. Eğer parçacığın kütlesini bilirseniz E=mv2 formülünden enerjisini de hesaplayabilirsiniz. (v: parçacığın frekansı)

Şekilde de görüldüğü gibi atomdan sicime kadar 8 ana tür parçacık var. Bunlardan atom, proton, kuark ve sicim, bilim tarafından tespit edilmiştir. Diğerlerine ise, boyut sayısına göre isim verdim. Her gök katının, parçacıklar havuzu olduğunu biliyorum ama bir gök katındaki parçacıklar havuzunu, tek isimle temsil etmeyi uygun görüyorum.

Önemli bir ayrıntı da tüm parçacıkların kökeni 7. Gök katındaki sicimlerdir. Yani her parçacık farklı sayıdaki sicimlerin birleşmesinden oluşur. Elbette bu oluşum sıra ile olmaktadır. İlk olarak büyük patlamayla sicimler oluştu. Dört tür sicim oluşmuştur. Evren genişlerken ısısı düşmüş ve buda 7. Gök katının enerjisini düşürmüştür. Sicimler ise belli bir enerji aralığında varlıklarını sürdürebilirler. Enerji azalması sonrası sicimlerin tek başlarına varlıklarını sürdüremeyecekleri bir süreç yaşandı. Birkaç sicim birleşerek yeni bir parçacık oluştu. Oluşan yeni parçacık hem enerji hem de frekans olarak daha düşük seviyede varlığını sürdürmek zorundaydı. Böylece yeni parçacık 10 boyutlu 7. Gök katını terk ederek var olabileceği 9 boyutlu 6. Gök katına atladı. Evren genişlemeye devam ettiği için bu süreç bildiğimiz atomların oluşumuna kadar devam etti. Atom bu sürecin en altıdır. Daha alt seviye olmadığı için evren genişlemeye devam ediyor olmasına rağmen başka parçacık oluşamıyor. Enerji kanunları buna olanak tanımıyor.

Hep parçacık diyorum ama bu sizi yanıltmasın çünkü hiçbiri parçacık yapısında değildir. Hepsi olasılık dalgası halindedir. Yani enerji yapısındadırlar. Sadece alışık olduğumuz kelimeleri kullanmak durumunda kaldığımdan farklı anlaşılmak istemem.

İşte yedi gök katındaki tüm parçacıklar, bahsettiğimiz madde üstünü oluşturur.

Madde Ötesi: Sicimlere kadar olan kısma madde üstü dedik. Peki! Sicimler neden oluşmuştur. İşte madde ötesi dediğim şey sicimlerin oluştuğu şeydir. Sicimlerin Büyük Patlamayla oluştuğunu söylemiştim. O zaman Büyük Patlamaya sebep olan neyse sicimlerde ondan oluşmaktadır.

M kuramcılarına göre Büyük Patlama iki zarın ya da menbranın çarpışmasından oluşmuştur.  Demek ki sicimler de bu menbranlardan oluşur. Ben bu konuyu şöyle anlıyorum.

11 boyutlu uzayda iki farklı menbran var. Bu menbranların yapıları madde antimadde yapısı gibi birbirine terstir. Bir şekilde menbranlar dalgalanarak birbirlerine değdiklerinde Büyük Patlamayı gerçekleştirmiş oldular. Büyük Patlamada olan şey, madde-antimadde birleşmesinde ne oluyorsa onun tersidir. Öyle sanıyorum ki menbranların çarpıştıkları bölgede frekans ve enerjileri düşmüştür. Böylece enerji kaybeden menbranlar 10 boyutlu uzayda sicimleri oluşturmuştur. Bu çarpışmada her iki menbrandan da sicim oluşmuştur. Bu sicimlerin biri bizim evrenimizi, diğeri ise karşı evreni oluşturmuştur.

İşte madde ötesi dediğim şey bu menbranlardır. Bu konuyu dini açıdan incelediğimizde menbranların yaratıcıya denk geldiğini görürüz. Yani aslında evreni dolayısıyla da insanı oluşturan şeyin yaratıcı olduğuna hükmedebiliriz. Sanırım Enel-Hak diyenler de, Vahdeti vücut diyenlerde, Tanrı her yerdedir diyenler de bir yönüyle haklıdır. Yani evrende olan her şey yaratıcının enerjisidir. Onun farklı frekanslardaki görünüşleridir.

 

Seyfullah Demir