Dünyadaki “Kurtarıcı” inancına bir bakış


Şimdiye kadar Mehdi’den bahsettim ama onunla ilgili bir tanımım yok. Kıyamet düşüncesi ile kurtarıcı düşüncesi paraleldir. Mehdi ya da Mesih olarak var olan inançlara değinmek istiyorum. Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünden Rıdvan Demir’in “Kuran’da Ve Kitabı Mukaddes’te Mesih Yüksek Lisans” Tezinden dünyadaki kıyamette kurtarıcı beklentisi ile ilgili aşağıdaki derlemeyi çıkardım.

 

Mesih inancının çıkmasını açıklayan iki görüş vardır. Birinci teoriye göre “beklenen kurtarıcı” inancı ilk defa Sümerlerde doğmuş, Babillilerde ve Mısırlılarda gelişmeye devam etmiş ve dünyaya bu iki kanaldan yayılmıştır. Bir başka teoriye göre ise her din ve ulusun beklediği Mesih kendi tarihi, psikolojik ve sosyolojik şartları içinde gelişmiştir.

Beklenen kurtarıcı inancının her dinin kendi tarihi, psikolojik ve sosyolojik şartlarına göre doğmuş ve gelişmiş olduğunu savunan ikinci görüşe göre ise, yeryüzündeki hemen bütün ilkel dinlerde bir kurtarıcı inancı gözüktüğü gibi geçmişin bütün büyük dinlerinde de bu inanca rastlanmaktadır.

Eski İran’da, Brezilya’da, Yeni Gine’de ve Azteklerde beklenen kurtarıcı inancına rastlanmaktadır. Örneğin eski İran’da Saoşyant (Sosiosh) ahir zamanda beklenen kurtarıcılardan biridir. Tanrı Ahura Mazda onu kendisine elçi olarak kıyametten önce gönderecek ve o, insanlığı dine döndürecektir. Mecusilik’te ise kurtarıcı bir şahsiyeti ifade eden kelime yardımcı, yardım eden anlamlarına gelen “Soaşyant” olup; bu, Ahir zamanda gelip yeryüzünde ilâhi adaleti hâkim kılacağına inanılan “Bahman Varjawandi” dir.

Zerdüştizmin mensuplarına göre Allah âlemi her bir dönemi iki ay olan “altı” dönemde yaratmıştır. Üzerinde yaşadığımız dünya her aya karşılık bin sene yani toplam “12.000” seneliktir. Zerdüşt “9.000” senenin sonunda doğmuştur. Ölümünden “3.000” sene sonra Zerdüşt’ün oğullarından birisi dünyada ortaya çıkarak insanlığın büyük kurtarıcısı olacaktır.

Zerdüşt dininde “Mithra” semadan dünyaya inecek, çok müthiş bir savaş sonucunda Ehriman ordularına karşı kesin bir zafer kazanacak, bu orduları cehenneme atacak, ölüleri gerçek şekilleriyle diriltecek, muhakeme edecek, günahkârları cehennem azabına gönderecek, iyileri cennete koyacak ve böylece “1.000” senelik barış ve sükûnet dönemi başlayacaktır. Kıyametten önce kurtarıcı peygamberin gelmesi Zerdüştizm’in inançları arasındadır. O, yeryüzünü zulüm ve haksızlıktan kurtarıp mutlu hükümranlığını kuracaktır.

Manheizm’in lideri “Mani”, Sasani imparatoru Behram tarafından öldürüldüğünde adaleti gerçekleştirmek üzere yeniden geleceğine inanılmıştır. Benzer bir inanç Mazdeklerde de vardır ve Mazdek’in yeryüzünü kötülüklerden temizlemek üzere geleceğine inanmaktadırlar.

Brezilya yerlileri ise deniz yoluyla gelecek bir kurtarıcıya inanmaktadırlar. Sosyologların “cargo cults” (gemi kültü) şeklinde ifade ettikleri beyaz adamın bir gemiyle geçip kendilerini kurtaracağı şeklinde ifade edilen bu inanç Güney Pasifik’te bulunan Melanizya’da da görülmektedir.

Eski Amerika yerlileri olan Azteklerde “gelecek kurtarıcı”, tanrı “Quetzalcoalt” idi. Onlar bunun kendilerini düşmanlarından kurtaracağına, ilâhi adaleti gerçekleştireceğine inanırlardı.

Kuzey Amerika yerlilerinden Algonkinlerin, Montagnai kabilesinin müstakbel kurtarıcısı, efsanevi kült kahramanları “Tsekabec”dir. Bu isim sadece Montagnai kabilesinde kullanılır. Batılı araştırmacılar Kuzey Amerika yerlileri arasındaki kurtarıcı inanç ve hareketlerinin genel bir ifadesi olarak “Ghost-Danc” deyimini kullanmışlardır. Mayaların bekledikleri kurtarıcı ise “Kukulkan” dır.

Güneydoğu Asya’da gelecekle ilgili mitoloji hayli gelişmiştir. Özellikle Kalimantan, Nias ve Jawa’da kurtarıcı mesih inancına rastlanmaktadır. Onların kutsal kitabı Bharatayuddha’ya göre jayabovya isminde bir kurtarıcı beklenmektedir. 19.yy. edebiyatçılarından Rangawasıta’nın (ö.1873) eserlerinde bu fikir işlenmektedir. Bozuk ve çılgın dönemden sonra adaletli kral (ratu adil) dönemi gelecektir. Bu altın çağ beklentisi günümüz Jawa halkında hâlâ bulunmaktadır.

Budistlere göre “Budda”, Brahmanlara göre “Brahma” hâlâ hayattadır ve bir gün gelecektir. Hindulara göre henüz gerçekleşmemiş olan onuncu Avatara, bütün dünya için gerçekleşecektir. Bu Avatara saflık ve mükemmelliğin sembolü olan beyaz bir ata binmiş, elinde kılıçla tasavvur edile gelmiştir. Avataranın karanlık çağa son verip altın çağla yeni bir dönemi başlatması beklenir. Hindularda kurtarıcı kavramı çok gelişmemiştir. Ahir zamanda geleceğine inanılan muhteşem hükümdar kurtarıcı “Kalki” dir. Bazen “Kalkin” veya “Kalkih” olarak da telaffuz edilmiştir. Rama veya Krişna, Vişnu’nun geçmişteki avataraları olduğu gibi, Kalki de Vişnu’nun gelecek avatarasıdır.

Kurtarıcı bir Mesih’i bekleme inancı zenci Afrika, Güney Amerika ve Okyanusya’ da ezilmiş toplumların ümitle bekledikleri, sosyal bir protesto ve başkaldırı ile huzur dolu bir toplum arayışı arzularına dayanmaktadır. İlkel kavimlerden Yeni Gine halkı “Mensren” adında bir kurtarıcının zenginliklerle dolu bir gemi ile geleceğine ve kendilerini yabancı hâkimiyetinden kurtaracağına inanırlar.

Eski Ahid’e göre beklenen mesih, ahir zamanda Davud’un soyundan gelecek, tüm Yahudi halkını vadedilen topraklara yerleştirecek, Tanrı adına Kudüs’te Siyon dağında bir tapınak kuracak, Tanrı ile baba-oğul gibi yakın olacak, krallığı sonsuza dek sürecek, davranışlarının temelinde adalet ve sadakat olacaktır. Onun döneminde vahşi hayvanlar bile uysallaşacaktır. Aynı zamanda o, siyasî tarafı ağır basan kurtarıcı dini bir lider olacaktır.

 

Bana göre; Tevrat’ta dünyayı ilgilendiren Mesih haberi Koreş şahsiyetinde verilir. Diğer Mesih hikâyeleri Musevilere yöneliktir. Babil Kralı Nebukadnezar işgal ettiği Kudüs’ü yakıp yıktı. Hem Süleyman tapınağını yıktı hem de Musevileri sürgün etti. Daha sonra Bâbil Devletini Farslılar yıktı. Devrin Fars Kralı Yahudilerin Koreş dedikleri Keyhüsrev (Kyros) M.Ö. 538’de Babil’i aldı. Bu arada İsrail oğullarına da Kudüs’e dönmeleri için izin verdi. Yıkılışından yaklaşık yarım yüzyıl sonra İsrail oğulları yeniden Kudüs’e dönebilmişler ve mabedi ikinci kez inşa etmişlerdir. Mabedin inşasında Koreş’in epey rolünün olduğu anlaşılmaktadır. Fakat Mabet İsa’dan sonra 70’te Roma istilasıyla ikinci kez yıkılmıştır. Aynı zamanda Kudüs, Roma ordusu tarafından yerle bir edilmiştir.

Tevrat, Musevilere iyi niyetle yaklaşan Keyhüsrev kişiliğinde gelecek olan Mehdi ile ilgili bilgiler vermektedir. Yşa Bölüm 45’de[1] RAB Koreş’i över ve onunla ilgili ilginç kehanetlerde bulunur.

RAB, Koreş’i elinde tuttuğunu ve kralları silahsızlandıracağını söylemektedir. Fakat bizler hiçbir dönemde kralların silahsızlandırılmadığını biliyoruz. Belki güçlü bir kral nedeniyle silahlarını bir müddet gizlemiş olabilirler ama silahsız dünya hiç olmadı. Bence silahsızlandıracak olan kişinin kendisi de silahsız olmalıdır. RAB, Koreş’e yardım edeceğini söylemektedir. “Önün sıra gidip dağları düzleyecek, Tunç kapıları kırıp Demir sürgüleri parçalayacağım.”[2] Bu söz bana Kuran’da geçen ve Zülkarneyn peygamberin yaptığı “sed”di çağrıştırmıştır. Oda dağları düzleyip, demirden set yaptığını söylemiştir. Böylece Yecüc-Mecücün [3] çıkışını engellemiştir. Demek ki Koreş bu setti açacak olan kişidir. Koreş sözü gelecek olan Mehdi veya Mesih’i çağrıştırmalıdır. Bu ismin Mehdi ile bir bağlantısı olması gerekir. Ben bulamadım ama dil uzmanları bulabilir. Yşa 45:3 [4] ayetinde ise daha da ilginç bilgiler vardır. “Karanlıkta kalmış hazineleri, Gizli yerlerde saklı zenginlikleri sana vereceğim.” diyerek bir defineden bahsetmektedir. Herkes bu definenin altın ya da gümüş vari bir şey olmayacağını anlar. Yani RAB için para önemli değildir. O zaman bu define ne olabilir. Kutsal kitaba girecek kadar önemli olan define benim bahsettiğim yer altı kütüphanesi olmalıdır. O zaman anlamlı olur ve gerçekten dünyanın en değerli hazinesi olmuş olur. İşte Zülkarneyn peygamberin yeraltına sakladığı bilgiler mehdi tarafından gün yüzüne çıkarılacaktır. Yşa.45: 4-6[5] ayetlerinde Mehdinin Musevi hatta Yahudi olmadığı vurgulanmaktadır. Musevi olmayan biri dünyayı kıyamete hazırlayacak ve ona RAB yardım edecektir. Ayrıca kıyamette RAB bilgisinin dünyaya hâkim olacağı” söyleminin de bu yer altı kütüphaneleri ile ilişkili olduğu anlaşılmaktadır. Bahsedilen RAB bilgisinin sanıldığı gibi bir dinin bilgilerini kapsamadığı aksine dinlerin artık gerekmeyeceği ve gerçek bilginin hakim olacağı anlamında olduğu görülecektir.

Yeni Ahid’de ise Mesih inancı çok ileri seviyededir. İsa direk Mesih olarak tanımlanır. İsa’nın, öğrencileri İsa’nın Tanrı’nın oğlu mesih olduğuna iman edilmesi gerektiğini söyler. Yeni Ahid’de mesih inancı, Eski Ahid’deki mesih inancıyla bazı noktalarda benzerlik göstermesine rağmen epey farlıdır. Museviler ve Hıristiyanlar Mesih’i Davud’un soyundan gelecek bir kurtarıcı olarak beklemektedirler. Sözü yine Rıdvan Demir’e verelim.

İsa, Vali Pilatus’un önünde yargılanırken “sen Yahudilerin kralı mısın?” diye sorulması üzerine İsa: “Söylediğin gibidir” yanıtını vermiştir. Yeni Ahid’deki en meşhur yerlerden biri de hiç kuşkusuz Yuhanna bölümündeki Samiriyeli kadınla İsa’nın olayıdır. Karşılıklı uzunca bir diyalogdan sonra kadın İsa’ya, “Mesih denilen meshedilmiş olanın geleceğini biliyorum”, “o gelince bize her şeyi bildirecek.” der. İsa, “seninle konuşan ben, oyum” diyerek kendisinin Mesih olduğunu yineler.

Yani Hıristiyanlar İsa’nın kendisinin bizzat Mesih olduğuna ve kıyamette gelip insanlığı kurtaracağına inanırlar. Hatta bu inanç bir miktar, İslam inancında da vardır. Her ne kadar Mehdiye yardımcı olacak denmesine karşın dünyaya ineceğine inanılır.

Her ne kadar Kuran’da mehdi inancı yoksa da sözlü gelenekte (hadislerde) güçlü bir inanç olarak devam etmektedir.

İslam inancına göre kıyamet alametlerinin büyük alametlerinden başta geleni deccal, İsa ve mehdi üçlüsüdür. Hatta Birçok kişiye göre Deccal ve Mehdi şu anda yaşamaktadırlar.
Önce İslam inancına göre bu üçlüyü inceleyelim.

Deccal kötü karakterdir. İnsanlar arasında fitne çıkaracaktır. Yani Musevileri, Hıristiyanları ve Müslümanları ateizme yönlendirecek ve yoldan çıkaracaktır. Aslında diğer dinlere inananları da yoldan çıkaracaktır ama onlar zaten din dışı kabul edildiği için önemsenmemektedirler.

Deccal’ın bilgisi ve teknolojisi o kadar ileri olacaktır ki hiç kimse onunla boy ölçüşemeyecektir. Hatta bu bilgisini vurgulamak için ölüleri dirilteceği benzetmesi yapılmaktadır. Tüm dünya onun bilgisi önünde eğilmek ve boyunduruğu altına girmek zorunda kalacaktır.

İslam inancında Deccal’ın askeri olmamak için Allah inancına sıkı sıkı sarılıp diğer her şeye kulaklarınızı ve bilginizi kapatmanız öğütlenmektedir.

İşte bu Deccal daha sonra gelecek olan İsa peygamber tarafından önü kesilecek yani fikren öldürülecektir. İsa peygamber de Mehdiye tabi olacak ve dünyada Altın çağı yaşanmaya başlayacaktır. Altın çağı Mehdi organize edecektir. O zamanda insanlar çalışmak zorunda olmayacak barış ve sükûnet hâkim olacaktır. Hadislere göre Mehdiden bir şey isteyenler tane işi değil sayılamayacak kadar çok alacaklardır. Tevrat’a göre kurtla kuzu bir arada yaşayacaktır. Tibet inancına göre insanlar sihirli güçlere sahip olacaktır.

Deccal, İsa, Mehdi kelimeleri birer dönemi anlatmaktadır. Kıyamete kadar insanlığı Deccal ve İsa zihniyeti yönlendirecektir. Kıyametten sonra Altın çağ dönemindeyse Mehdi zihniyeti hâkim olacaktır.

Deccal zihniyeti bilginin ve teknolojinin dönemidir. Bu dönemde henüz savaşlar ve haksızlıklar sona ermiş olmayacaktır. Fakat Deccal hâkim oldukça azalacak ve İsa dönemine kadar bitmiş olacaktır. İsa dönemi barış ve sevgi dönemi olacaktır. Bu dönemde yanağına bir tokat atana diğer yanağını da uzatan zihniyet hâkim olacaktır.

Bu dönemleri biri ya da birileri gerçekleştirecektir. Öncelikle bu kişi ya da kişiler ilk olarak Deccal zihniyetini yayacaktır. Önce dinlerin boyunduruğu kıracak ve bilimin tavan yapmasını sağlayacaktır.  İnsanlar yavaş yavaş onun direktif ve öğütlerini dinlemeye başlayacak. Bu sayede insanlar arasındaki adaletsizlik ve savaşlar engellenecektir. Fakat bunu yaparken dindarlar mevcut dini inanışlarını bırakmamak için Deccal’e saldıracaklardır. Bahsedilen bu savaşlar silah savaşı değil fikir savaşı olacaktır. Deccal karşısında hiçbir şansı olmayan dinlerin hepsi ortadan kalkacak ve gerçek bilgi hâkim olacaktır. Gerçek bilgi hâkim olduğunda İsa zihniyeti hâkim olacak ve insanların yeterli düzeye gelmiş olanları kıyamette bir üst düzey yaşam alanına geçeceklerdir. İsa dönemi tam bir barış dönemi olacak ve insanlar birbirlerine yardım etmek için yarışacaktır. Sana bir tokat atana diğer yanağını da dönme dönemi yaşanacaktır.

Ruhsal düzeyleri yeterli olmayanlar ise dünyada yaşamaya devam edecek ve Mehdi zihniyetiyle Altın çağı yaşamaya devam edecekler. Orada Makro felsefe ile açık tekâmül edecekler ve 1000 yıl içinde hepsi dünyadaki tekâmüllerini bitirip bir üst yaşam alanına gideceklerdir. Anlamanız gereken Deccal, İsa, Mehdi isimleri birer dönemi anlatıyor. Bu dönemleri organize edecek biri veya birileri olacaktır. Bu konularda bize Kuran bir ipucu vermektedir.

HADİD 25 Andolsun biz peygamberlerimizi açık delillerle gönderdik ve insanların adaleti yerine getirmeleri için beraberlerinde kitabı ve ölçüyü indirdik. Biz demiri de indirdik ki onda büyük bir kuvvet ve insanlar için faydalar vardır. Bu, Allah’ın dinine ve peygamberlerine görmeden yardım edenleri belirlemesi içindir. Şüphesiz Allah kuvvetlidir, daima üstündür.

Bu ayette indirilen “demir” bildiğimiz demir değildir. Burada bahsedilen demir insanlara faydalar sağlayacak olan bir güçtür. Bildiğimiz demir ile diğer madenler arasında fark yoktur. Bir bakır veya uranyum insanlığa demirden daha az katkıda bulunmamaktadır. Demirin özel olması için bir gerekçe yoktur. Burada bahsedilen demir iradesi kuvvetli bir kişilik olmalıdır. Ayrıca bu satırlarda indigo ve kristal çocuklarından da bahsedilmektedir. “Allah’ın dinine ve peygamberlerine görmeden yardım edenleri belirlemesi” sözü adı geçen demirin bu çocuklarla insanlığın faydasına büyük şeyler yapacak olduğu anlatılmaktadır.

Ben, hem mehdi hem de Mesih kelimesini aynı anlamda kullanmaktayım. Bana göre dünyaya bir kurtarıcı gelecektir ve herkes istediği ismi verebilir. Yani Müslümanlıktaki mehdi inancı tüm diğer dinerdeki gelecekte dünyayı kurtaracak olan birisi ile aynıdır. Hıristiyanlar için İsa ne anlama geliyorsa Müslümanlar için de mehdi o anlamdadır.

Ortak inanışlardan biri; “kişi hangi dine inanıyorsa kurtarıcı tüm dünyaya o dini hâkim kılacaktır” kabulü bulunmaktadır. Örneğin Hıristiyanlara göre İsa tekrar geldiğinde İncili yayacaktır. Oysa Müslümanlara göre Mehdiye tabi olacaktır ve Mehdi ise Kuran’ı hâkim kılacaktır. Aslında verilen ipuçlarından tam o anlam çıkmaz ama her din sahibi canı da öyle istediğinden öyle kabul eder. Musevilerde gelecek kurtarıcı RAB bilgisini yayacaktır ama Rab bilgisi denilen şey Tevrat’tadır diye düşünmektedirler. Aynı düşüncenin benzeri İslam’da da vardır. Müslüman inancına göre mehdi geldiğinde tüm diğer dinleri kaldırıp dini aslına döndürecektir. Yani hakiki İslam’ı yayacaktır. Sanırım diğer inanışlarda da buna benzer bir inanç vardır. Burada Rab bilgisi ile Din aslına dönecektir sözleri benzerdir ve bana göre aynı şeyi söylemektedirler. Kesin ve doğru olan bilgi yayılacaktır ama bu bilgi bir din içermeyecektir.

Barışın tesis edilmesi konusunda Musevilerin harika anlatımları var. Rıdvan Demir’in tezinden bu konuyu anlatan bir paragraf almak istiyorum. “Musevilerin Altın çağdaki beklentilerine göre kurtla kuzu bir arada yaşayacak, parsla oğlak birlikte yatacak, buzağı, genç aslan ve besili sığır yan yana duracak, onları küçük bir çocuk güdecek. İnekle ayı birlikte otlayacak, yavruları bir arada yatacak. Aslan sığır gibi saman yiyecek. Emzikteki bebek kobra deliği üzerinde oynayacak, sütten kesilmiş çocuk elini engerek kovuğuna sokacak. Kutsal dağımın hiçbir yerinde kimse zarar vermeyecek, yok etmeyecek. Çünkü sular denizi nasıl dolduruyorsa, dünya da Rab’bin bilgisiyle dolacak.” Görüldüğü gibi kurtarıcıdan beklenti öyle güçlü ki hayvanların bile barış içinde yaşayacağı düşünülmektedir. Elbette bir kurdun veya parsın otçul olması beklenemez ama beklentiye kattığı kesinlik dolayısıyla güzel bir anlatım oluşturmuştur.

Aslında Altın çağ, kurtarıcı ile ilişkilendirilir ama ne hikmetse kıyametle pek ilişkilendirilmez. Yani altın çağın kıyametten sonra yaşanacağı bilgisi açık değildir. Sanki tüm insanlık altın çağı yaşayacakmış gibi anlatılır. Oysa altın çağ, kıyametten sonra dünyada kurulacak ve makro felsefenin uygulanacağı bir dönem olacak.

[1] YŞA.45: 1 Rab meshettiği kişiye, sağ elinden tuttuğu Koreş’e sesleniyor. Uluslara onun önünde baş eğdirecek, kralları silahsızlandıracak, bir daha kapanmayacak kapılar açacak. Ona şöyle diyor.

[2] YŞA.45: 2 “Senin önün sıra gidip dağları düzleyecek, tunç kapıları kırıp demir süngülerini parçalayacağım.

 [3] KEHF 96 -97 “Bana, demir kütleleri getirin.” Nihayet dağın iki ucunu denkleştirdiği vakit: “Ateş yakıp körükleyin” dedi. Demiri bir ateş koru haline getirince. “Bana erimiş bakır getirin üzerine dökeyim” dedi. Artık Ye’cüc Me’cüc bu seti ne aşabildiler ne de delebildiler.

[4] YŞA.45: 3 Seni adınla çağıranın ben Rab, İsrail’in tanrısı olduğumu anlayasın diye karanlıkta kalmış hazineleri, gizli yerlerde saklı zenginlikleri sana vereceğim.

 [5] YŞA.45: 4 Sen beni tanımadığın halde kulum Yakup soyu seçtiğim İsrail uğruna seni adınla çağırıp onurlu bir unvan vereceğim.

YŞA.45: 5 Rab benim, başkası yok, benden başka tanrı yok. Beni tanımadığın halde seni güçlü kılacağım.

YŞA.45: 6 Öyle ki, doğudan batıya dek benden başkası olmadığın herkes bilsin. Rab benim, başkası yok.

 

The following two tabs change content below.
Dünya denilen gezegende, resimde görülen beden içine sıkışmış bir varlık... Uyanmak için teskere bekleyen bir nefer... Tekamül denilen yolun ta! en başında olan bir yolcu... Kısacası HİÇ denecek kadar bile gelişememiş gariban... Ama yine de bu yola çıkmış olmaktan mutluluk duyan bir bilincim...

Latest posts by Seyfullah Demir (see all)