Spencer Wells insanlık için bir soyağacı oluşturuyor


00:12
Jambo, bonjour, zdraveite, trayo bunlar son altı hafta içinde biraz konuştuğum dillerden birkaçı. Yaptığım bu akıl almaz turda sanırım 17 kadar ülkeye gittim ve yaptığımız bu projeyi farklı yönleriyle inceledim ki bu konuya daha sonra değineceğim. Ve bazı inanılmaz yerleri ziyaret ettim. Moğolistan, Kamboçya, Yeni Gine, Güney Afrika, iki kere Tanzanya gibi; Bir ay önce de buradaydım.

00:46
Bu şekilde dünyayı dolaşabilmek bir çok nedenden dolayı son derece ilginç. İnanılmaz şeyler görüyorsunuz. Ve dünyanın her yerindeki insanlar arasında kıyaslama yapabiliyorsunuz ve bundan asıl çıkardığınız yüzeysel olarak bundan çıkardığınız hepimizin bir olduğu değil, gerçi bundan da basedeceğim, aksine ne kadar farklı olduğumuz. Dünya üzerinde o kadar çok çeşitlilik varki. Farklı renklerde, görünümlerde 6,5 milyar insan tarafından konuşulan 6.000 farklı dil. Büyük bir şehirde yolda yürürken insanlardaki çeşitliliği görerek hayrete düşüyorsunuz.

01:27
Bu çeşitliliği nasıl açıklarız? İşte bugün konuşacağım konu, genetik materyalleri kullanarak özellikle popülasyon genetiği, nasıl bu çeşitliliği oluşturduğumuz ve ne kadar zamanda oluştuğu. Şimdi, insan çeşitliliğiyle ilgili problem bütün önemli bilimsel sorunlarda olduğu gibi bu tarz bir şeyi nasıl açıklayacağınız. Alt sorulara bölebilir ve bu alt sorularla araştırabilirsiniz.

01:53
İlk soru orijinimizle ilgili. Gerçekten de aynı soydan mı geliyoruz? Aynı ise, sanırım bu odada ki herkesin varsaydığı da bu, ne zamana dayanıyor? Soyumuz ne zaman oluştu? Ne zaman birbirimizden farklılaştık?

02:07
Ve ikinci soru ilkiyle bağlantılı ama biraz farklı. Eğer ortak bir kaynaktan geliyorsak nasıl oldu da dünyanın her yerine yayıldık ve bu süreçte dünyadaki farklı yaşam tarzları, farklı görünümler, farklı diller nasıl oluştu?

02:22
Biyolojideki bir çok soruda olduğu gibi soylarla ilgili olan da bir asırdan fazla zaman önce Darwin tarafından cevaplanmış görünüyor. ”İnsanın Türeyişi” kitabında Darwin Dünyanın her bölgesinde yaşayan memeliler aynı bölgedeki nesli tükenmiş türlerle yakın akraba. Bundan dolayı Afrika’da önceleri goril ve şempanzelerle yakın akraba olan nesli tükenmiş maymunların yaşamış olmaları olası. Ve bu iki türün şimdi insanın en yakın akrabası olması dolayısıyla erken atalarımızın başka yerden ziyade Afrika’da yaşamış olmaları daha olası.

02:47
Böylece soyumuzla ilgili olayı çözdük, artık eve gidebiliriz. Tam olarak değil. Çünkü Darwin uzak atalarımızdan, maymunlarla olan ortak atalarımızdan basediyor. Ve maymunların Afrika kıtasında ortaya çıktığı gayet açık. 23 milyon sene öncesine ait fosil kayıtlarda görülüyor. Afrika aslında o dönemde diğer kara parçalarından ayrıydı ve Hint Okyanusu’ndaki levha hareketlerinden dolayı 16 milyon yıl önce Avrasya’yla çarpıştı ve o zaman ilk Afrika’dan göç başladı. Afrika’dan ayrılan maymunlar Güneydoğu Asya ulaştı evrimleşerek jibon ve orangutan oldular. Ve Afrika’da kalanlar evrimleşerek goril, şempanze ve insan oldular. Yani evet, eğer maymunlarla ortak atamızdan bahsediyorsak fosil kayıtlara bakarak buradan yola çıktığımızı kesin olarak söyleyebiliriz.

03:31
Ama benim sorduğum soru aslında bu değil. İlk insan atamızı soruyorum. Bizden sayacağımız birileri. Bu odada oturuyor olsalar ve size gözlerini dikseler bu şekilde sıçramayacağınız kişiler. İlk insan. Çünkü eğer yeterince geriye gidersek, Dünya üzerinde yaşayan her canlıyla aynı köklere sahibiz. DNA hepimizi birbirimize bağlıyor, yeterince geriye gidersek bir milyar yıldan fazla, göreceğiz ki barakuda, bakteri ve mantarlarla aynı köklere sahibiz. İlk insan atamızı soruyoruz. Bunu nasıl inceleriz?

04:02
Geçmişte paleoantropoloji bilimiyle yerden birşeyler kazıyarak ve daha çok morfoloji esas alınarak nesnelerin şekilleri, çoğu zaman kafatası şekilleri, ”Bu şuna göre bize biraz daha çok benziyor, benim atam bu olmalı bundan gelmiş olmalıyız”

04:20
Paleoantropoloji dalı atalarımızla ilgili bize bir çok muhteşem olasılık sunuyor ama bilim insanı olarak asıl istediğimiz olasılıkları vermiyor. Bununla ne demek istiyorum? Burada mükemmel bir örneği görüyorsunuz. Bunlar nesli tükenmiş 3 tane insansı türü, insanın potansiyel ataları. Leakey ailesinin kazılarıyla burada Olduvai Gorge’da ortaya çıkarıldı. Ve üçüde yaklaşık olarak aynı zamana ait. Soldan sağa, Homo erectus, Homo habilis ve Australopithecus şimdiki adıyla Paranthropus boisei güçlü ve kuvvetli australopithecine. Üç nesli tükenmiş tür, aynı yer, aynı zaman. Demek oluyor ki üçü de benim atam olamaz. Ben bu üçünden hangisiyle akrabayım? Atalarımızla ilgili olasılıklar ama aradığımız ihtimaller değil.

05:04
Farklı bir yaklaşımla, yakın zamana kadar elimizde olan tek verileri, yani daha çok kafatası şekillerini kullanarak, insan morfolojisine bakmak oldu. Bunu sistematik olarak yapan ilk kişi Linnaeus’dur Carl von Linne, İsveçli bir botanikçi, 1700 yüzyılda dünyada yaşayan her canlı organizmayı kategorize etmeyi kendine görev edindi. Zor bir işinizin mi olduğunu düşünüyorsunuz? Ve çok ta iyi bir iş çıkardı. Systema Naturae’de (Doğa Sistemi) 12.000 türü kategorize etti. Latince akıllı adam anlamına gelen Homo sapiens kavramını o oluşturdu. Dünya’da ki insan çeşitliliğine bakarak, ”Şey, bilirsiniz, alttür ya da kategoriler ortaya çıktı” dedi. Ve Afrikalılar, Amerikalılar, Asyalılar ve Avrupalılardan ve bariz ırkçı bir kategori olan ”monstrosus” adını verdiği ve bütün sevmediği insanları, cinler gibi hayali varlıkları da içeren bir kategoriden basetti.

05:56
Belki bunu 1700 yüzyılda Darwin öncesi bir dönemde yaşayan bir bilim insanın iyi niyetli ama nihayetinde cahilane sözleri olarak savuşturabiliriz. Eğer, çok değil sadece 20 ya da 30 önce fiziksel antropoloji dersleri almış olsaydınız muhtemelen insanlığın bu şekilde sınıflandırılmasını öğrenmiş olurdunuz. 30 – 40 sene öncesinin fiziksel antropolojistlere göre, ki buna Carlton Coon en iyi örnek, – Darwin sonrası dönemde – insan ırkları Homo erectus’ten beri, bir milyondan fazla yıldır farklılaşıyorlardı. Peki hangi verilere dayanarak? Çok az. Çok az. Morfoloji ve bir sürü tahmin.

06:34
Bugün anlatacağım, şimdi anlatacağım, bu soruna yeni bir yaklaşım. Atalarımız hakkında tahmin yürütmek, yerden bir şeyler, olası atalar kazımak ve morfolojiyi esas alan ve hala tam olarak kavrayamadığımız bir şeyler söylemek yerine. Bu morfolojik varyasyonun altında yatan genetik nedenleri bilmiyoruz.

06:52
Yapmamız gereken sorunu tamamen farklı bir şekilde ele almamız. Çünkü gerçekte sorduğumuz soyla ilgili bir problem. Ya da soyla ilgili bir soru. Yapmaya çalıştığımız bugün yaşayan herkes için bir şecere oluşturmak. Ve her şecerecinin söyleyeceği gibi– aranızda şeceresini çıkarmayı deneyen bir aile üyesi olan var mı ya da belki de siz denemiş olabilirsiniz? Günümüzde, emin olduğunuz akrabalarınızla başlıyorsunuz. Sizin ve kardeşlerinizin ortak bir anne ya da babası var. Sizin ve kuzenlerinizin ortak bir büyükanne ya da büyükbabası var. Sürekli daha uzak akrabalarınızı ekleyerek giderek daha gerilere gidiyorsunuz. Ama er ya da geç, kilise kayıtlarını ve bütün bu diğer şeyleri araştırmada ne kadar iyi olursanız olun şecerecilerin duvar adını verdikleri şeyle karşı karşıya geliyorsunuz. Atalarınız hakkında hiçbir şey bilmediğiniz bir noktaya geliyor ve tarih dediğimiz bu karanlık ve gizemli alana giriyor ve yolumuzu hisserederek bulmamız gerektiğini anlıyoruz.

07:41
Öncekiler kimdi? Yazılı kayıtlarımız yok. Şey, aslında var. DNA’mızda, genetik kodumuzda yazılı. Bizi ilk türün çıktığı zamana kadar götüren tarihi bir belgemiz var Ve araştırdığımız şey bu.

07:55
Şimdi, DNA üzerine hızlı bir önbilgi. Dinleyecilerden herkesin genetikçi olmadığını sanıyorum. DNA çok uzun çizgisel bir molekül, kişinin nasıl kopyalanacağının kodlanmış hali. Mavi kopyanız. A, C, G ve T adını verdiğimiz 4 tane alt birimden oluşuyor. Ve bu alt birimlerin dizilişi mavi kopyayı belirliyor. Ne kadar uzun? Bir uzunlukta bu alt birimlerden milyarlarca var. Bir haploid genom. Bütün kromozomlarımız aslında iki tane kopyadan oluşuyor. Bir haploid genom yaklaşık olarak 3.2 milyar nükleotid uzunluğunda. Ve tamamı, eğer birbirine eklersek, 6 milyar nükleotidden daha uzun. Bedeninizdeki bir hücreden DNA’yı çıkartır ve açarsanız uzunluğu 2 metreyi bulur. Bedeninizdeki bütün hücrelerdeki DNA’yı açarsanız buradan Ay’a binlerce kez yol olur. Bir sürü bilgi.

08:44
Ve bundan dolayı DNA moleküllerini aktarmak için kopyalamak çok zor bir iş. Düşünebildiğiniz en uzun kitabı hayal edin, Savaş ve Barış. Şimdi onu 100 ile çarpın. Ve elle kopyaladığınız hayal edin. Ve gece geç saatlere kadar çalışıyorsunuz, ve son derece titiz çalışıyorsunuz, kahve içiyorsunuz dikkat ediyorsunuz ama elle kopyalarken arada küçük bir dizgi yanlışı– bir imla yanlışı yaparsınız. Bir E yerine bir I, ya da T yerine bir C.

09:12
Nesilden nesile aktarılırken DNA’mızla da aynı şey oluyor. Çok sık olmuyor. DNA’nın yapısında bir düzeltme mekanizması var. Ama olduğunda bu değişiklikler nesilden nesile aktarılırken nesilin işareti oluyor. Eğer biriyle aynı işareti paylaşıyorsanız bu geçmişte ortak bir atanız olduğu anlamındadır. DNA’sında ilk değişim olan kişi. Ve bu genetik varyasyon örneklerine bakarak, dünyanın her yerindeki insanlardaki bu işaretlerin örneklerine bakarak ve tarih boyunca hangi devirlerde olduğunu belirleyerek bugün yaşayan herkes için bir şecere oluşturabildik.

09:44
Bunlar çalışmamızda çok sık kullandığımız iki DNA parçaları. Mitokondrial DNA, sadece anne tarafını belirliyor. mtDNA anneden kişiye aktarılıyor ve anneye annesinden bu şekilde ilk kadına kadar. Y kromozomu, DNA’nın erkeği erkek yapan parçası, sadece baba tarafını belirliyor. Bu odadaki herkes, dünyadaki herkes, bu şecerelerden birinde yer alıyor. Şimdi, bunlar gerçek şecerelerin basitleştirilmiş versiyonları olsalar da hala karmaşıklar hadi basitleştirilelim. Yan çevirin ve birleştirin ki kökü aşağıda ve dalları yukarı da olsun ve gerçek bir ağaca benzesinler. Bundan alınacak ders ne?

10:21
İlk çıkardığımız şey şecerelerimizdeki en derin soyların Afrika’da, Afrikalılar arasında olduğu. Bu şu anlama geliyor Afrikalılar bu mutasyonel çeşitliliği daha uzun zamandır gerçekleştiriyorlar. Ve bunun anlamı da Afrika’dan geliyoruz. DNA’mızda yazılı bu. DNA’nın her parçası Afrika içinde Afrika dışında olduğundan daha fazla çeşitliliğe sahip. Ve geçmişte bir zaman Afrikalılardan bir altgrup Afrika kıtasından yola çıkarak dünyanın diğer yerlerine yerleştiler.

10:53
Şimdi, ortak atamız ne zamana dayanıyor? Dünyadaki çeşitliliğe bakarak varsayacağımız gibi milyonlarca yıl öncesine mi? Hayır, DNA kesin olan bir bilgi veriyor. 200.000 sene içinde ortak atamız mitokondriyal Havva — duymuşsunuzdur — burada Afrikada. Dünyadaki bütün bu mitokondriyal çeşitliliğe neden olan Afrikalı bir kadın.

11:17
Bundan daha da ilginç olanı, Y kromozomu tarafına bakarsanız hikayenin erkek kısmına, Y kromozomu, Adem sadece 60.000 yıl önce yaşadı. Sadece 2.000 insan jenerasyonu önce. Evrimsel süreçte bir göz açma kapama kadar. Bu bize o dönemlerde hala Afrika yaşadığımızı söylüyor. Dünyanın üzerinde Y kromozomlarınındaki çeşitliliğe neden olan Afrikalı bir adamdı. Dünyada gözlemlediğimiz bu inanılmaz çeşitliliği sadece son 60.000 yıl içinde oluşturduk. Böylesine muhteşem bir hikaye. Hepimiz Afrikalı geniş bir ailenin parçasıyız.

11:53
Şimdi, bu çok yakın bir tarih. Neden daha önceden yaşamaya başlamadık? Neden homo erectus dünyanın dört bir yanında evrimleşerek ayrı türler ya da alttürler, insan ırkları oluşturmadı? Neden Afrikadan bu kadar yeni çıktık? Bu önemli bir soru. Bu ”neden” soruları özellikle genetik ve genel olarak tarih araştırmalarında her zaman en önemlileri. Cevaplamaları zor olanlar.

12:15
Başarısız olunca hava durumundan konuşun. 60.000 yıl önce dünyanın hava durumu nasıldı? Son buzul çağının en zor dönemine giriyorduk. Son buzul çağı yaklaşık olarak 120.000 yıl önce başladı. İlk 50.000 yıl ilerledi ve çekildi ve 70.000 yıl önce hızlanarak devam etti. Sediment dolguları, pollen tipleri, oksijen isotopları vs. elde edilen kanıtlara göre. 16.000 sene önce son buzul azami seviyesine ulaştı ama 70.000 yıl önce şartlar çetinleşmişti. Çok soğuklaşıyordu. Kuzey yarımkürede muazzam buz tabakaları büyüyordu. New York, Chicago, Seattle hepsi buz tabakasıyla kaplıydı. Britanya’nın çoğu, İskandinavya’nın tamamı kilometrelerce kalınlıkta buzla örtülüydü

12:57
Şimdi, Afrika gezegenimizdeki en tropikal kıta yaklaşık olarak yüzde 85’i yengeç ve oğlak dönenceleri arasında yer alıyor ve burada Doğu Afrikadaki yüksek dağlar dışında çok fazla buzul da yok. Peki, burada neler oluyordu? Afrika buzla kaplı değildi. Aksine, Afrika o zamanlar kuruyordu. Bu paleoklimatolojik harita daha önceden basettiğim kanıtlardan çıkartılmış ve 60.000 ve 70.000 yılları arasındaki Afrikayı gösteriyor. Bunun nedeni ise buz aslında atmosferden nemi emiyor. Eğer Antarktika’yı düşünürseniz, teknik olarak bir çöl, çok az yağış alıyor.

13:31
Yani bütün dünya kuruyordu. Deniz seviyeleri düşüyor ve Afrika çölleşiyordu. Sahara o zamanlar şuan olduğundan çok daha büyüktü. Ve insanların yaşadığı alan bugüne kıyasla sadece birkaç küçük bölgeye inmişti. Genetik verilerden elde ettiğimiz kanıta göre insan nüfusu yaklaşık olarak 70.000 yıl önce aniden 2.000 altına düştü. Soyumuz tükenmek üzereydi. Tırnağımızla tutunuyorduk.

13:57
Ve o zaman birşeyler oldu. Mükemmel bir örnek. Bazı taş aletlere bakın. Soldakiler Afrika’dan, yaklaşık bir milyon yıl önce. Sağdakiler Neandertaller, Avrupa’da yaşayan uzak kuzenlerimiz doğrudan atalarımız değil, tarafından yapılmış. Ve 50.000 ya da 60.000 yıl öncesine ait. Şimdi, dinleyeciler arasındaki paleoantropolojistleri ya da fiziksel antropolojistleri kızdırmariskine rağmen, aslında bu iki taş alet grupları arasında çok fazla bir fark yok. Soldakiler sağdakilere gayet benzer. Bir milyon yıl öncesinden 60.000 – 70.000 yıl önceye kadar süren uzun kültürel bir stazın içindeyiz. Alet tarzları çok fazla değişmiyor. Kanıtlar o dönem içinde insanın yaşam tarzının çok fazla değişmediğini gösteriyor.

14:41
Ama 50, 60, 70 bin yıl önce o bölgede bir yerlerde kıyamet kopuyor. Sanat ortaya çıkıyor. Taş aletler daha ustalıkla yapılıyor. Kanıtlar insanların belirli av türlerinde ve yılın belirli dönemlerinde uzmanlaşmaya başladığını gösteriyor. Nüfus ölçüsü artmaya başladı. Muhtemelen, bir çok dilbilimcinin inancına göre şuan yaptığım gibi kompleks fikirleri aktarmak için kullandığımız çağdaş dil, sözdizimsel dil — özne, fiil, nesne– o zamanlar oluştu. Çok daha sosyal olduk. Sosyal ağlar genişledi.

15:14
Davranışlarımızdaki bu değişiklikler Afrika’da zorlaşan şartlara dayanmamızı ve dünyanın dört bir köşesine yayılmamıza olanak verdi. Bu konferansta Afrikalı başarılı öykülerinden konuştuk. Peki, en iyi Afrika başarı öyküsünü duymak istiyor musunuz? Aynaya bakın. Bu sizsiniz. Şuan yaşıyor olmanızın sebebi 60.000 – 70.000 yıl önce Afrika’da, muhtemelen şuan bulunduğumuz bölgede bir yerlerde beynimizde oluşan değişiklerin sadece Afrika’da hayatta kalmamızı değil Afrika dışına yayılmamıza da imkan vermesi. Ve Asya’nın güney kıyısı boyunca erken göç, 60.000 yıl önce Afrika’dan yola çıkıp hızla 50.000 yıl önce Avustralya’ya ulaşmak. Orta Doğu’ya biraz daha geç bir tarihte göç. Savana avcıları olmalılar.

15:59
Yani, aranızdan konferans sonrası tura çıkanlar gerçek bir savananın neye benzediğini görecekler. Ve bu aslında bir et ambarı. Bu et ambarında hayvanları öldürmekte, avlamakta ustalaşan insanlar 45.000 yıl önce ender yağmur dönemlerinden birinde otlakları takip ederek Orta Doğu’ya kuzeye doğru yol aldılar. Otlakları takip ederek, çünkü yaşamları buna uyarlanmıştı, doğuya göç ettiler.

16:22
Ve Orta Asya’ya ulaştıklarında bozkıra süper bir anayola ulaştılar. Otlaktan süper bir anayol. O dönemde otlaklar, son buzul çağı zamanında, esasen Almanya’dan ta Kore’ye kadar uzanıyordu. ve kıtanın tamamı onları bekliyordu. 35.000 yıl önce Avrupa’ya girdiler ve nihayetinde, küçük bir grup kuzeye tasavvur edilebilecek en zor hava şartları altında Sibirya’ya, Kuzey kutup dairesinin içine, son buzul çağı zamanında sıcaklık -70℉, -80℉, hatta belkide -100℉ idi, ve Amerika’ya göçtüler, nihayetinde son sınıra ulaştılar.

16:54
İnanılmaz bir hikaye ve ilk defa Afrika’da oldu. Bunu yapmamıza izin veren değişiklikler, sahip olduğumuz son derece uyumlu bu beynimizin evrimleşmesi ve yeni kültürler yaratmamıza izin vermesi. Yeni yaptığım gibi bu tarz başdöndürücü gezilerde gözlemlenebilen çeşitliliği geliştirmemize izin veren

17:12
Şimdi, size anlattığım hikaye, dünyaya nasıl yerleştiğimiz, türümüzün paleolithik dönemdeki büyük yürüyüşü tam anlamıyla başdöndürücü bir gezi. Birkaç sene önce ”İnsanın Yolculuğu” (The Journey of Man) kitabımda ve aynı adla çektiğimiz filmde bu hikayeyi anlattım. Filmi bitirmemize yakın, National Geographic’le ortak bir yapımdı, NG kişilerle bu araştırmayla ilgili konuşmaya başladım. Ve gerçekten heyecanlandılar. Film hoşlarına gitmişti ama ”Bilirsin, insanın orijini, nereden geldiğimizle ilgili araştırmalarda bunu bir sonraki dalga olarak görüyoruz, Dünyadaki göçlerin haritasını çıkarmak için DNA’yı kullanmak insanın orijini araştırma bir bakıma DNA’mızda ve bunu bir sonraki aşamaya götürmek istiyoruz. Bir sonraki aşamada ne yapmak istiyorsun?” dediler. Bu National Geographic tarafından sorulabilecek çok güzel bir soru.

17:58
Ve bende, ”Tasarladığım sadece bu” dedim. Dünyanın dört bir köşesine nasıl göçtüğümüze dair kabaca bir taslak. Bir kaç bin insandan aldığım örnekler, dünyanın dört bir yanında az miktarda insan, incelediğim birkaç genetik işarete dayalı ve bu haritada bir sürü boşluk var. Noktaları yeni birleştirdik. Yapmamız gereken örneklerimizi on kat ya da daha fazla artırmak. Dünyanın her yerindeki insanlardan yüzlerce binlerce DNA örnekleri.

18:25
Ve bu genografik proje böyle başladı. Proje nisan 2005’te lanse edildi. 3 tane çekirdek bileşeni var. Bilim açıkça çok önemli bir parçası. Dünyanın dört bir yanında yerli halklarla yaptığımız saha araştırmaları. Çok uzun zaman boyunca aynı bölgede yaşamış kişiler, çoğumuzun aksine yaşadıkları bölgeyle bağlarını koruyorlar. Atalarım Kuzey Avrupa’nın her yerinden geliyorlar. Seyahatte olmadığım zamanlar Kuzey Amerika’nın doğu sahilinde yaşıyorum. Ben nereye bağlıyım? Gerçekte hiçbir yere. Genlerim karışmış. Ama atalarıyla olan bağlarını koruyan kişiler var ve bunlar DNA sonuçlarını okumamıza olanak sağlıyor.

19:00
Saha araştırmasının odak noktası bu, dünyanın her yerinde oluşturduğumuz merkezler. Bunların 10 tanesi en iyi nüfus genetikçisi. Ayrıca, bu araştırmayı dünyadaki herkese açık hale getirmek istedik. Ne kadar sıklıkla büyük bir bilimsel projeye katılma şansınız oluyor? İnsan Genom Projesi, ya da bir Mars Rover görevi.

19:16
Bu projede katılabilirsiniz. Websitemiz Nationalgeographic.com/genographic’tan bir kit sipariş edebilir ve kendi DNA’nızı test edebilirsiniz. ve sonuçları veritabanımıza gönderebilir, ve bize genetik geçmişinizle ilgili biraz bilgi verebilir ve bilimsel çabanın bir parçası olarak veriyi analiz ettirebilirsiniz.

19:34
Şimdi, bu tamamen kar amacı gütmeyen bir kuruluş, toplanan bağışlardan, testler ve kit masrafları karşılandıktan sonra arta kalan para tekrar projeye aktarılıyor. Çoğunluğu bağış fonu dediğimiz yere aktarılıyor. Hayırsever bir birim tamamen bağış yapan bir birim. Dünyanın dört bir köşesindeki yerel halklara başlattıkları eğitim, kültürel projeler için bağış yapan. Farklı projeler için bu fona başvuruyorlar ve size birkaç örnek göstereceğim.

19:59
Peki projemiz nasıl gidiyor? Dünyanın her yerindeki yerel halklardan topladığımız yaklaşık olarak 25.000 örneğimiz var En ilginç olanı halkın gösterdiği ilgi. 2 sene önce kitleri lanse etmemizden itibaren 210.000 kişi bu kitleri sipariş verdi 5 milyon dolar toplandı, çoğunluğu en azından yarısı tekrar fona aktarılıyor.

20:18
500.000 bağış Sierra Leone’deki halk şiirlerini belgelemek, Gaza’daki geleneksel dokuma örneklerini korumak, Tacikçeyi yeniden canlandırma vs. Yani proje, çok çok iyi gidiyor ve ben websitemize ve bu yere bakmanızı önemle rica ediyorum.

20:38
Çok teşekkür ediyorum.

The following two tabs change content below.

Latest posts by Seyfullah Demir (see all)