Yaratılışımız gereği dünyayı tek gerçeklik sanıyoruz. Dünya haricinde bir yaşam olabileceğini düşünemiyoruz. Oysa dünyamız gerçekliğin dışında suni olarak oluşturulmuş sanal bir dünyadır. Bizler onu gerçek algılayalım diye, özellikle dizayn edilmiştir.

Bu durumu şöyle örnekleyebilirim. Bir rüya gördüğümüzü düşünelim. Rüyamızda rüya gördüğümüzü bilmediğimiz için yaşadıklarımızı gerçek sanırız. Canımız yanar, ağlar ya da seviniriz. Hatta rüyamızda normal olmayan bir durumla karşılaştığımız da dahi şaşırmayız. Her şeyi normal olarak kabul edebiliriz. Ancak rüyadan uyandığımızda rüya olduğunu anlar ve anormal durumlar yaşadığımızı anlarız. Şu anda tam olarak bu durumu toplu olarak yaşamaktayız.

Bilim de bu durumun varlığını sezinliyor ama o kadar dünya değerlerine saplanmış ki! Durumu anlayamıyor. Fakat bazı bilim insanları bu durumu kavramaya başlamışlardır. Özellikle Kuantum konuları öğrenildikçe, durum daha iyi anlaşılmaya başladı.

Artık zaman ve mekânın, bildiğimiz gibi olmadığını düşünüyoruz.

Artık sebep sonuç ilişkisinden şüphe duymaya başladık.

Artık tek olmadığımızı eşizlerimizin olması gerektiğini düşünüyoruz

Artık ölümün son olmayabileceğini düşünüyoruz.

Artık bizi yaratan bir gücün olabileceğine, daha çok delil buluyoruz.

Artık pek çok konuda hayalimizin ötesinde sonuçlara doğru gidiyoruz. Bu konuların başında da insanın varlığı gelmektedir. Fakat bilim bu konuda henüz emekleme dönemine gelebilmiştir. Araştırmalarımla elde ettiğim sonuçlara göre en iyi cevap bilim ile Kuran’ın sentezinden gelmektedir. Bu makalemde size bu sentezi sunacağım.

Öncelikle kuantum evrenleriyle evrenimiz arasındaki ilişkiyi anlamak gerek. Kuantum evrenler neredeler? Bizimle ilişkileri ne? Gibi soruları anlamak gerek. Öncelikle makalelerimden evrenin oluşumunu açıklayan her şeyin teorisi adlı yazımı okumalısınız. Yine de küçük bir özet yapmaya çalışayım.

Evren Büyük Patlamayla yaratıldı. İlk olarak kuantum evrenler dediğim 7 gök katı oluştu. 10 boyutlu gök katından 4 boyutlu gök katına kadar olan bölge kuantum düzeyleridir. Görünen evren ise bu evrenlerin en altı olan astral düzeyin bir hologram görüntüsüdür. Yani sanaldır. Tamamen bir bilgisayar ortamında oluşturulmuştur. Kısacası görünen evren bir yazılımdır. İnsanın bu günkü durumuna gelebilmesi için oluşturulmuştur. Bu konuda Bir bilgisayar içinde yaşıyoruz adlı makalemi okumalısınız. Orada bilim insanlarının evreni torunlarımızın programlamış olabileceğini söylediğini göreceksiniz. Yani bilim insanları da bir bilgisayar içinde olduğumuzdan ciddi şekilde şüphe duymaktadırlar. Hatta yazıda paylaştığım videoda, teoriyi sunan bilim insanının bu işe inanmış olduğunu göreceksiniz.

Gelelim insanın yapısına: İnsan iki tür varlığın birleşiminden oluşmaktadır. Biri hepimizin yakından tanıdığı madde bedenimiz, diğeri ise ruhumuz. Madde beden görünen evrende yaşayan bölümümüz. Bir avatar. Oysa asıl olan kuantum evrenlerde yaşayan özümüzdür. Bu öz bilincimizdir. Fakat ben ruh adını daha uygun gördüm. Ruh bir mekanizmayla avatar olan bedeni uzaktan kumanda eder. Kuran da bu durumu

 

Hicr 26. Andolsun ki biz insanı kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattık.

Hicr 27. Cinleri de daha önce insan vücudunun gözeneklerinden geçebilen güçlü bir ateşten yarattık.

Hicr 28. Ey Peygamber! Rabbinin meleklere şöyle dediğini hatırla: “Ben, kuru balçıktan, şekil verilmiş kokuşmuş çamurdan bir insan yaratacağım.”

Hicr 29. Ben, onun yaratılışını tamamladığım ve ona ruhumdan üflediğim zaman, siz hemen onun için secdeye kapanın.”

Diyerek anlatır. Madde bedenin elementlerden, ruhun ise O’ndan olduğunu görüyoruz. Ayrıca Kuran bize farklı bir varlığın, varlığını da haber verir. Cin dediğimiz bu türün Hicr 27’de dediği gibi ateşten yaratıldığını ve insanın gözeneklerinden geçebildiğini görüyoruz. Cinleri de daha önce insan vücudunun gözeneklerinden geçebilen güçlü bir ateşten yarattık.

Aslında Kuran; ruhun varlığını gizlenmesi yüzünden (İsra 85) ruhu ikinci bir varlık olarak sunmuştur. Böylece bazı bilgilerin gizli kalması sağlanmıştır. Ancak zamanı geldiğinde ortaya çıkacaktır. Ey Muhammed! Sana ruhtan soruyorlar. De ki: “Ruh Rabbimin bildiği bir iştir ve size ilimden ancak az bir şey verilmiştir.”

Anlatmaya çalıştığım şey; Kuran’ın cin dediği varlıklar yine insanlardır. Eğer dikkat ederseniz Kuran’da hemen her cin kelimesi, insan kelimesiyle beraber kullanılmıştır. Eğer ayet, cin ile insan arasındaki bir ilişkiyi anlatıyorsa yalnız cin kelimesi geçmektedir. Ayetlerde insan ve cin eşdeğer bir anlama yerleştirilmiştir. Bunun sebebi cinler insanların ölmüşlerinden oluştuğu içindir. Kişi bedenliyse insan, ölmüş ise cin olarak anılmaktadır. Onun için eşdeğer tutulmaktadır. Her şeyiyle aynıdırlar. Aslında insan ile kastettiği ruh-beden ikiliğidir. Cin ile kastettiği ise sadece ruh kısmıdır.

Ruh kavramını; bilinçsiz düzeyden, yaratıcı düzeyine kadar olan tüm süreçler için kullanmaktayım. Kuran’da ruh; daha çok bilgi/vahiy anlamı taşımaktadır. Sıfır bilgiden yaratıcı bilgisine kadar olan süreci anlatır. Fakat bu süreç ikiye ayrılır. İlk dönem cin, ikinci dönem melek dönemidir. Cin dönemi sıfır bilinçten başlar ve kıyamet ile son bulur. Ruh kıyamette uyanır. Böylece melek dönemine geçer ve O’nunla bir olana kadar süreç devam eder.

Şu anda bizler cin dönemini yaşamaktayız. Sanal bir dünyada eğitilmekteyiz. Bilincimiz var, kendi varlığımızın farkındayız ama neden var olduğumuzu bilmiyoruz. Kıyamette uyanarak gerçeğe vakıf olacağız. O zamana kadar dinlerin bize sunduğu farklı farklı varolma gerekçelerine inanacağız.

Ruh denilen varlık enerjiden yapılmıştır. Bir şekilde insan beyniyle irtibat kurarak onunla yaşar. Bu konuda Ruh beden ilişkisi adlı makalemi okumalısınız. Kuran ruhun bu özelliğini insan gözeneklerinden geçebilen güçlü ateş şeklinde anlatmaktadır. Kuran’da ateş kelimesi enerji anlamında kullanılmaktadır. Enerjinin insan bedenini yakacağı kesindir, onun için; insan beyniyle iletişim, astral beden kullanılarak çözülmüştür. Ruh ile beden arasında sadece bilgi alışverişi olmaktadır. Bu bilgi alışverişini astral beden yapmaktadır. Belirtmeme gerek var mı bilmiyorum ama hem astral beden hem de madde beden bir yazılımdan ibarettir.

Ruh, gök katlarıyla direk ilişkilidir. Büyük Patlamada oluşturulan 7 gök katı ruhun yavaş yavaş geçtiği yoldur. Ruh öğrendikçe (tekâmül ettikçe) yükselir. Aslında elde ettiği bilgi değil ulaştığı bilinç seviyesi onun bulunacağı gök katını belirler. Yani tekâmül dediğim şey bilincin artışıdır. Bilinç ilk başta yoktur ama zaman içinde artarak devam eder.

Ruh sıfır bilinçteyken hayvan bedenlerine enkarne olur. Çünkü kendiliğinden yaşamayı başaracak bilinç seviyesinde değildir. Hayvan bedenleri içgüdüleri sayesinde yaşamayı sürdürür. Onların duyularını kullanan ruh yaşadığı durumlara tepki vermeye başlar. Böylece tekâmül eder. Tasavvufta bu seviyeye Nefs-i Emmare denir. Bu konuyu Ruhun gelişebilmesi için oluşturulan düzen adlı makalemden daha detaylı okuyabilirsiniz.

Ruh yönlendirilebilecek seviyeye geldiğinde artık hayvan bedenlerini kullanmaz. İnsan bedenlerine terfi eder. Çünkü yönlendirilerek çok daha hızlı tekâmül edebilecek seviyeye gelmiştir. Nuh tufanı ile ona yeni bir beden verilir ve artık yarı bilinçli dönemine başlamış olur. Tasavvufta bu seviyeye Nefs-i Levvâme denir.

Bu süreçte ona medeniyet kurdurulur ve çeşitli bilgiler verilir. Hem bilim hem de dinler aracılığıyla eğitilir. Böylece hayvan bedenlerinde elli bin yılda aldığı seviyenin aynını on bin yılda alır. Bu süreç sonunda öte dünyada yaşayabilecek seviyeye geldiği için, gerçek bilgiler verilerek, kıyametle, öte dünyaya alınır. Bu süreçten sonra dünyada bir daha bedenlenilmez. Ruh diğer kademeleri bedensiz geçer ama bazen o seviyelerden ruhlar dünyada görevlendirilebilir.

Birinci gök katı hayvan bedenlerinde, ikinci gök katı ise insan bedenlerinde geçilir. Ondan sonraki süreç bedensiz saf bilinç olarak aşılır ve yaratıcıyla birleşilir. O’ndan geldik O’na döneceğiz hükmü gerçekleşmiş olur.

Görüldüğü gibi Büyük Patlama; insan denen varlığın tekâmülü için oluşturulmuş bir süreçtir. Bu sürecin asıl amacı insanın tekâmülünü sağlamaktır. Büyük Patlamayla oluşan süreç ile “O’ndan geldik“. Tekâmül süreci ile ise, “O’na dönüyoruz”. Nefs-i Kâmile mertebesi sonunda ruh ikizimizle birleşip ebediyen bu evrenden çıkar ve Kaynakla bir oluruz.

Dünyada yerleşik hayalet, peri, cin ile anlatılan şey anı şeydir. Hatta son zamanlarda uzaylı, peygamber melek, üst benlik gibi kavramlar da cinlerin insanlara görünme şeklidir. Çünkü cinler de insanlar gibi gelişen varlıklardır. Aslında bizim ölmüşlerimiz oldukları için biz geliştikçe onlarda gelişmektedir. Geliştikçe insanları kandırmak için üstlendikleri rol değişmektedir.

Cin ya da hayalet dediğimiz varlıklar ölen insandan ayrılan ruhun, öte dünyaya gitmek istemeyenlerinden oluşmaktadır. O ruhlar astralde sıkışıp kaldıkları için bizi görürler ama irtibat kuramazlar. Fakat insanların bilinçleriyle irtibat kurabilmektedirler. İşte insanın bilincine etki ederek onun vizyon görmesini sağlayabilir. Ya da ona uzaydan gelmiş rolü yaparlar. Hatta onu etkileyerek UFO ile seyahat yaptığına bile ikna edebilirler. Fakat vizyon gösterebilmek ruh için epey zordur. Kişiyi ikna ettikten sonra pek kullanmaz. Daha çok bilincine düşünce göndererek onu yönlendirir. Böylece bildiğimiz cin masalları oluşmuştur.

Fakat çok az cin bizim bilincimize yakındır. Onlar iletişime girdikleri insanların bilinçlerindeki düşünceyi kullanır ve bolca da bilim kurgu katarlar. Böylece deneğini inandırır. Birde denek inansın diye ona seçilmiş payesi verir. Böylece insan kendini seçilmiş görür ve cinin tam kontrolüne gönüllü girer. Bu bağlantıda hem insan hem cin “kendim için bir şey istiyorsam namerdim” havasındadır. Sadece uyarı yapmak peşindedirler. Bu güne kadar dünyayı felaketler için uyaran cin ve uzaylı kehanetlerinden hiçbiri gerçekleşmedi ama onlara inanlar için bir sorun olmamıştır. Bu durum Kuran’da Enam 128(Allah), onların hepsini topladığı gün, cinlere: 'Ey cin topluluğu! İnsanların çoğunu yoldan çıkardınız' der. İnsanlardan cinlerin dostu olanlar da şöyle derler: 'Rabbimiz! Biz birbirimizden faydalandık. Nihayet bize tayin ettiğin vademize ulaştık'. Allah da:'Sizin durağınız cehennemdir. Orada, Allah'ın dilemesi müstesna, ebedi olarak kalacaksınız' der. Şüphesiz Rabbin hikmet sahibidir, her şeyi bilendir. ayetinde çok güzel anlatılmaktadır.

Geçmişte bu durum daha çok gözükürdü. O zaman hem insanlar hem cinler çok bilgisiz oldukları için bu tür şeyler olmazdı. O zamanki ilişki karı ya da koca gibi ilişkiler şeklinde olurdu. Ya da kişi uyurken bedenini ele geçirip ortalıkta gezinme şeklinde olurdu. Eğer çevrenizde uyurgezer varsa bilin ki bedeni cin tarafından ele geçirilmiştir. Uyandırdığınızda cin kontrolü kaybeder ama soru sorarsanız size bazen mantıklı bazen saçma cevap verirler. Saçma cevap verenler daha geri cindir.

Bazıları ısrarla bedeni terk etmek istemez. Bazı cinler yaşadığı yeri terk etmez. Oraya sonradan gelen insanlar onu rahatsız ettiği için onları korkutarak kovmaya çalışır. Ve o durumlar malum hayalet, şeytan hikâyelerine konu olur.

Bazı insanlar bu tür ruhları öte taraf geçirmeyi başarır. Bazı papazlar ya da bazı hocalar bu işi yapar. Bir belgeselde Mia diye bir kadının bu işi yaptığını seyretmiştim.

Bu tür ruhların tekâmülü sekteye uğramaz hepsi kıyametten önce tekâmülünü tamamlayıp öte dünyaya geçebilecek seviyeye gelirler. Hepsi kıyametten önce bir şekilde öte dünyaya alınır. Orada zamanın farklı işleyişi sebebiyle geri bir zamana gönderilip tekâmülü devam ettirilir.

Seyfullah DEMİR