İslam inancına göre kıyamet alametlerinin büyük alametlerinden başta geleni bu üçlüdür. Hatta Harun Yahya’ya göre Deccal ve Mehdi şu anda yaşamaktadırlar.

Önce İslam inancına göre bu üçlüyü inceleyelim.

Deccal kötü karakterdir. Fakat Deccal’in kötü olduğu abartılagelmiş bir olgudur. Aslında kötü oluşu tamamen dini dışladığı içindir. Yoksa insanlara kötülük yapmayacaktır. Yapacağı kötülük insanları maneviyattan uzaklaştırmak olacaktır. İslam inancında Deccal ile bilgi nette çokça bulunmaktadır. Deccal, Musevileri, Hıristiyanları ve Müslümanları maddeye yönlendirecektir.  Aslında diğer dinlere inananları da yoldan çıkaracaktır ama onlar zaten din dışı kabul edildiği için önemsenmemektedir. Deccal diye bir kişilik yoktur. Deccaliyet bir zihniyettir. Şu anda içinde yaşadığımız dünya düzenidir. Buradaki makaleyi okuyarak daha geniş bilgi edinebilirsiniz.

Deccal’in bilgisi ve teknolojisi o kadar ileri olacaktır ki hiç kimse onunla boy ölçüşemeyecektir. Hatta bu bilgisini vurgulamak için ölüleri dirilteceği benzetmesi yapılmaktadır. Tüm dünya onun bilgisi önünde eğilmek ve boyunduruğu altına girmek zorunda kalacaktır. İncil, Vahiyler kitabında çok güzel bir tanım yapar.

 

15 Canavarın heykeline yaşam soluğu vermesi için kendisine güç verildi. Öyle ki, heykel konuşabilsin ve kendisine tapmayan herkesi öldürebilsin. 16 Küçük büyük, zengin yoksul, özgür köle, herkesin sağ eline ya da alnına bir işaret vurduruyordu. 17 Öyle ki, bu işareti, yani canavarın adını ya da adını simgeleyen sayıyı taşımayan ne bir şey satın alabilsin, ne de satabilsin.

Ayetlerdeki durum günümüzde barkot ve kredi kartı sistemiyle hayata geçirilmiştir. Ayetlerde bahsedilen canavar Deccaldır.

İslam inancında Deccalın askeri olmamak için Allah inancına sıkı sıkı sarılıp diğer her şeye kulaklarınızı ve bilginizi kapatmanız öğütlenmektedir. Kendini dış dünyaya kapatabilecek olanların Cennete gidebileceğinin söylenmesi çok başka anlamlara gelmektedir ama konuyu başka yazımda Cennet Cehennem konusunu daha etraflı anlattım. Fakat burada anlatılmak istenen kişinin dünya nimetlerine sırtını dönerek sadece manevi yöne değer vererek kendini koruyabileceği anlatılmaktadır. Oysa bu durum pek mümkün değildir. Çünkü deccaliyet insanlara bol bol dünyasal nimetler sunmaktadır. Manevi yönü en yüksek Budizm bile bu albeniden kaçamaz. Asla insan öldürememesi gereken Budistler bile insan öldürebilmektedir.

İşte bu Deccal hadislere göre daha sonra gelecek olan İsa peygamber tarafından öldürülecektir. İsa peygamber de Mehdiye tabi olacak ve dünyada Altınçağı yaşanmaya başlayacaktır. Altınçağı Mehdi organize edecektir. O zamanda insanlar çalışmak zorunda olmayacak barış ve sükûnet hâkim olacaktır. Hadislere göre Mehdiden bir şey isteyenler tane işi değil sayılamayacak kadar çok alacaklardır. Tevrat’a göre kurtla kuzu bir arada yaşayacaktır. Tibet inancına göre insanlar sihirli güçlere sahip olacaktır.

Bu durumun ne anlama geldiğini dilimin döndüğünce anlatmaya çalışayım.

Deccal zihniyeti bilginin ve teknolojinin dönemidir. Bu dönemde henüz savaşlar ve haksızlıklar tüm hızıyla devam edecektir. Bu durum İsa dönemine kadar devam edecektir. Çünkü kendine hizmet ile tekâmül eden insan kendi çıkarları için dünyayı ateşe atmaktan asla sakınmayacaktır. Örneğin silah şirketleri sırf silah satmak için toplumların arasını açıp savaşmalarını sağlamakta bir beis görmeyecektir. O silah şirketinin hissedarları da daha çok para kazanmak için bu durumu normal göreceklerdir. Deccaliyet dönemi insanın dünyaya gönderilmesiyle başladı ve İsa dönemine kadar devam edecektir.

Deccaliyet karşısında hiçbir din veya inancın şansı yoktur. Hepsi deccaliyetin sistemine ayak uydurmak zorundadır. Deccaliyetin sistemine ayak uydurmayan sistem ve toplumların yaşama şansı hiç yoktur. Çünkü deccaliyet dönemi insanın tekâmül ederek öteki dünyada bedensiz yaşayabilecek seviyeye gelmesini sağlayacaktır. Evet, insanları şeytana dönüştürecektir ama melek olmanın yolu şeytan olmaktan geçer.

Deccaliyet döneminde yeterli tekâmül seviyesine ulaşamayanlar dünyada yaşamaya devam edecek ve Mehdi zihniyetiyle Altınçağı yaşayacaklardır. Altınçağda Makro felsefe ile açık tekâmül edecekler ve 1000 yıl içinde hepsi dünyadaki tekâmüllerini bitirip bir üst yaşam alanına gideceklerdir. Bu üçlü içinde deccaliyet dönemini biraz daha açmak istiyorum. Aslında; Deccal şu anda içinde yaşadığımız dünya düzenidir.

Deccal kelime anlamıyla; “yalancı, hilekâr; zihinlerde, iyi ile kötüyü, hak ile batılı karıştıran; bir şeyi yaldızlayıp gerçek yüzünü gizleyen; her yeri dolaşan kötü ve uğursuz kişi” gibi anlamlara sahiptir. Bu anlamların hemen hepsi doğrudur. Şimdi bu anlamlar açalım.

Öncelikle “bir şeyi yaldızlayıp gerçek yüzünü gizleyen” anlamıyla başlamak istiyorum. Çünkü en önemli ve gizli tanım bu kelimelerde saklıdır.

Yazılarımda hep yazdığım şey, içinde yaşadığımız dünyanın bir hologram görüntüsü olduğudur. Bu hologram görüntü gerçek yapımızı saklamaktadır. En büyük kandırmaca zaman ve mekânda yaşamaktayız. Hem zaman hem de mekân bildiğimiz gibi değildir.  Mış gibi bir dünyada yaşamaktayız. Örneğin atomun %99,997 oranda boş olduğunu hepiniz bilirsiniz. Yani aslında boşluktan oluşan varlıklarız. Varlık diyorum ama aslında gerçekte katı diye tanımladığımız bedenimiz tamamen dalgadan oluşur. Fakat hologram yapısı ve ona uyumlu oluşturulan beynimiz sayesinde evreni algılayışımız tamamen sanal bir yapı kazanmaktadır. İşte deccalın insanlığı kandırdığı en önemli konu burasıdır.

Elbette bunun çok çok önemli bir nedeni vardır. Geri zekâlı insanlığın zekâ geliştirebilmesinin –belki de- tek yolu bu yöntemdir. Kişi kendini madde dünyasında yaşıyor sanarak onun gereklerini yerine getirmeye çalışır.  İşte bu yaşam onun tekâmül etmesini sağlar. Hem de zorunlu tekâmül eder. Deccal insanlığı madde dünyasında yaşadığına ikna etmesinin yanında tek gerçekliğin bu madde dünyası olduğu şeklindeki ikinci bir yalanı vardır. Haliyle buna inanan kişi bu düzende en iyi yaşamı elde edebilmek için her türlü şeyi yapmayı mubah görür. Buna etik olmayan yöntemler bile dâhildir.

İnançlar insanlığa maneviyatla, madde arasında bir yaşam sunar. Bu durumu bu makalemde detaylı açıklamıştım. Ateizm ile Budizm’in bu konuda iki ucu oluşturduğunu yazmıştım. İşte deccaliyet bu işin madde tarafını temsil eder. Diğer taraf maneviyattır. Dinler ise bu iki aralıkta kendi belirledikleri yerde durur. Linkini verdiğim yazımda inançların sıralamasını görebilirsiniz.  Müslümanlık tam ortaya denk gelir. Hem maneviyata hem de maddeye yaklaşık eşit değer verir.

Maddeye önem vermek, insanlığın dünyada daha başarılı bir şeklide yaşanmasını sağlar. Örneğin bilim maddeye değer veren insanlar tarafından geliştirilmiştir. Sadece bilim değil tüm buluş ve icatlar aynı insanların elinden çıkmaktadır. Onun için bilimsel gelişmeler sırasıyla; ateist, Musevi ve Hıristiyan bilim insanlarının tekelindedir. Çünkü bu üç inanç, maddeye en büyük değeri veren guruptur. Linkini verdiğim yazıdaki sıralamada da madde tarafın ilk üç sırasını oluşturur. Onun için deccaliyet sistemi bu bilim insanlarının oluşturduğu dünya görüşünün adıdır. Bu görüş bilimsel deliller eşliğinde oluşturuluyor olmasına rağmen tamamen sanal bir görüştür.

İnsanlığa sunulan hologram görüntüsü insanların, olayları kıt zekâlarıyla daha iyi anlayabilmeleri için oluşturulan somut vakalardır. İnsanlık geliştikçe soyut olayları daha iyi anlayıp yorumlayabilmektedir.  İşte gelişen bilimde somut olaylara bakarak evreni tanımlamaktadır. Soyut olayları yok varsaymaktadır. Oysa evrenin gerçek yapısı tamamen soyuttur. Soyut olan evreni somut olarak tanımlamaya kalktığınızda sanal bir dünya elde edersiniz. Bilim insanlarının da elde ettiği tamamen budur. Geçmişte insanlık soyut olayları daha zor anlar ve yorumlardı. Soyut kavramı insanlığın gelişimiyle paralel olarak hayatımızda gittikçe daha çok yer almaktadır. Konu hakkında daha geniş bilgiyi buradan okuyabilirsiniz. Yani deccaliyet soyut olan şeyleri somut hale getirip insanların anlayabilecekleri şekle çeviren sistemdir.

Aslında Deccalıyetin insanlara sunduğu somut şeyler gerçek olmadığı için deccal yalancıdır. Yani deccaliyet insanlığı soyut dünyanın olmadığını söylemesiyle en büyük kandırmayı yapmaktadır. Haliyle böyle söyleyen bir sistem kendi doğrularını oluşturmak ve sunmak zorundadır. İşte; dinlerin sunduğu takva yerine; zengin olmak, başarılı olmak, meşhur olmak ya da ölümsüz olmak bu sistemin Nirvana’sıdır.

Haliyle deccal gerçekleri gizlediği için yalancıdır. Doğruyla yanlışı çarpıtır. Hak ile batılın yerini değiştirir. Sistemini allayıp pullayarak sunar. Bunu yaparken kişilerin egosunu kullanır. Ve bu sistem tüm dünyada hüküm sürer. Her ne kadar maneviyata önem veren inançlar bu işten uzak durmaya çalışsa da asla başarılı olamazlar. Çünkü insanın egosuna hitap eden deccaliyete karşı olabilmek, çok büyük irade gerektirir. Bunu da başarabilen insan sayısı yok denebilecek kadar azdır. Zaten onu başarabilen insanın dünyada bedenlenmesine gerek yoktur. İnsanlığı gerçeklerden uzaklaştırdığı için kötü olarak anılır ama aslında o olmadan tekâmül başlayamazdı, ya da en azından bu hızla gelişemezdi.

Buna karşılık, Mehdiyet, maneviyatı anlatacağı için gerçek bilgiler verecektir. İnsanlık bu sayede gerçekleri öğrenecek ve uyuduğu gaflet uykusundan uyanacaktır. Fakat insanlığın gaflet uykusundan uyandırılma zamanı kıyamettir. Kıyamette nasıl uyandırılacağını bize, Kuran söylemektedir. Bize bırakılan iki ayrı kütüphane vardır. Bu kütüphanelerin açılmasıyla kıyamet süreci başlayacak ve insanlar ne olduğunu anlayacaktır. Kütüphaneler Kuran’da Dabbe ve Yecüc Mecüc kelimeleriyle sembolize edilmiştir. Kuran bu kütüphanelerin açılması anında olacakları şöyle söylemektedir.

 

Neml 82. Söylenen başlarına geleceği vakit, bunlar için yerden bir “dâbbe” çıkarırız ki bu, onlara insanların âyetlerimize kesin bir iman getirmemiş olduklarını söyler.

Enbiya 97. Ve gerçek vaad yaklaştığında, işte o zaman kâfir olanların gözleri beliriverir. “Eyvah bizlere! Doğrusu biz bundan gaflet içindeydik, hayır biz zalim kimselerdik.” derler.

Her iki ayette de olay kıyamette gerçekleşecektir. Neml 82’de dabbe ortaya çıktığında insanlara “doğru bilgilere inanmadıklarını”, Enbiya 97’de ise, Yecüc mecüc açıldığında “insanların gaflet içinde olduklarını anlayacaklarını” söylemektedir. Ayette kâfirlerden bahsetmektedir ama buradaki “kâfirler” sözü tüm insanları kapsamaktadır. Çünkü kâfir gerçeği gizleyen saklayan demektir ki bu bilgileri Müslümanlarda inkâr etmektedir. Onun için tüm insanlık kâfir kapsamındadır. Kısaca kıyamette gerçek bilgiler insanlığa açılacak ve insanlık sadece maneviyatın gerçekleri oluşturduğunu anlayacaktır.

Deccal zihniyeti bilginin ve teknolojinin dönemidir. Deccaliyet döneminin en büyük özelliği insanlığın kendine hizmet ile tekâmül edeceği dönem olmasıdır. Deccaliyet döneminde şeytanın hüküm sürmesi ve insanları kan dökücü yapması öngörülmüştür. Şeytana kıyamete kadar izin verilmesinin sebebi odur. Tekâmül için kendine hizmet edecek olan insan bencil olacaktır. Başkalarını çok önemsemeyecek ve kan dökücü (Bakara 30Bir zamanlar Rabb’in meleklere: “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” demişti. (Melekler): “A!.. Orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birisini mi yaratacaksın? Oysa biz seni överek tesbih ediyor ve seni takdis ediyoruz” dediler. (Rabb’in): “Ben sizin bilmediklerinizi bilirim.” dedi.)olacaktır. Özellikle dinsel ve ırksal farklılıklar savaş sebebi olabilecektir. Zaten özellikle körüklenecektir. Hristiyanlıkta misyonerlik, Müslümanlıkta cihat olayı bu körüklemenin yapıldığının kanıtıdır. Sanki barışı istiyormuş gibi yapıp savaş çığırtkanlığı yapmaktadırlar. Bunun sonucu dünyada bu güne kadar yapılan savaşların ezici çoğunluğu din veya mezhep farklılıklarından çıkmıştır. Bunun da önemli bir gerekçesi vardır. İnsan en iyi tekâmülü öğrenme sürecinde yapmaktadır. En iyi tekâmül 35 yaşına kadar olan süreçte yapılmaktadır. Onun için insanın dünyada fazla yaşaması onun açısından önemli bir fayda vermemektedir. Savaşlar bu durumu sağlayan mekanizmalardır. Savaşların bir başka getirisi de insanlara zorlu yaşam şartları sunmasıdır. Bu zorlu şartlar tekâmülü hızlandıran etki yapar.

Deccaliyet ilerledikçe bilim ve teknolojide gelişecektir. Kendine hizmetin getirilerinden biri bilimsel araştırmaların artmasını sağlamasıdır. Bilgiye sahip olan güce de sahip olduğu için bilgide artış deccaliyetin kaçınılmaz sonucudur. Zaten program tarafından insanlığa gerekli olan bilgi sürekli yayınlanmaktadır. O yönde araştırma yapan insan, aradığı bilgiyi oradan alabilmektedir. Fakat ancak o konularda araştırma yapan insanlar o bilgiye ulaşabildiği için bilim batının tekelinde gelişmektedir.

Emperyalizm de kendine hizmetin bir sonucudur. İspanyollar Kızılderililerle karşılaştığında onların mala mülke kıymet vermediğini görüp çok şaşırmıştı. Kızılderili medeniyeti Avrupa’dan daha eski bir medeniyet olmasına rağmen Cortes, Montezuma’dan 300 yıl daha ilerdeydi. Bunun sebebi “kendine hizmete” Hıristiyanlık, Kızılderili inancında daha çok cevaz veriyor olmasıydı. Kızılderililer maddiyata önem vermezken Cortes para için hayatını riske atmaktan çekinmemişti. Bu inanç farkı Cortes’in 300 yıl ileri geçebilmesini sağlamıştır. Neden Çinliler, Amerikalılar ya da Müslümanlar dünyayı sömürmeye kalkmadı da Avrupalılar kalktı. Bunun en önemli sebebi uygulanan Hristiyanlığın; dünyasal değerlere önem vermesi, diğer inançların çok önünde olmasındandır. İşte bu dünyasal değerlere önem vermek demek, deccaliyetin varlığı demektir. Musevilik, Hristiyanlıktan dünyasal değerlere daha çok önem verir ama nüfus olarak az olmaları sebebiyle görünen etkileri yok gibidir ama aslında en büyük etki onlardan gelmiştir. Gizlenerek faaliyetlerine devam ettikleri için etkileri aşikâr gözükmez.  Fakat deccaliyetin asıl mimarları onlar olmalarına rağmen önde Hristiyanlar gözükmektedir.

İslam inancında deccal Yahudi kökenlidir. Bunu şöyle anlamalıyız. Yahudiler dünyasal değerlere çok önem verdikleri için deccaliyet döneminin hâkimiyeti onlarda olacaktır. Bu gün para, güç ve bilim onların tekelindedir. Bu durum neden İsrailoğullarının seçilmiş ırk olduğunu anlatır. Onlar deccaliyeti temsil etmektedirler. Deccaliyet ise insanlığın tekâmülünün IQ gelişiminin yapıldığı bölümdür. Fakat yanlış anlaşılmaması için her ruhun pek çok kereler mutlaka Yahudi olarak bedenlendiğini bilmeniz gerekir. Çünkü IQ gelişimini çok uzun dönem onlar sağlamıştır. Son zamanlarda bu gelişim daha çok ateistlerin tekeline geçmiştir. Onun için artık Yahudiler seçilmiş ırk olmaktan çıkmıştır. Çünkü IQ gelişimi için gereken beden sayısı Yahudi nüfusuyla karşılanamayacak seviyelere çıkmıştır. Bu açığı karşılamak için ateizm devreye sokulmuştur. Gerçi IQ gelişimine Hıristiyanlığın da, katkısı var ama oda reform hareketlerinden sonra devreye girmiştir. Böylece IQ gelişimi için gereken beden sayısı her üç inanç tarafından karşılanır olmuştur. Aslında İslam da bu işe biraz katkı yapar.

Bu mantıkla deccal hakkındaki hadislere bakarsak, hadislerin daha anlamlı olduğu anlaşılır.

 

 “Deccal, kâfirdir! O kısırdır, çocuğu olmaz! O Medine ve Mekke’ye giremez!”

Deccal’e İsbehan Yahudilerinden yetmiş bin kişi tabi olacaktır. Onların başlarında ve omuzlarında miğfer vardır.”

Deccal kâfirdir yani gerçeği örtendir. Kısırdır çünkü dönemini doldurduğunda ortadan kalkacaktır. Ayrıca Müslümanlık içinde tam olarak faaliyet gösteremeyecektir. Bu gün -hemen hemen- hiç Müslüman bilim insanı olmaması durumu gayet güzel açıklar. Sadece geçiş döneminde İslam kökenli birkaç bilim insanı olmuştur ama onlarda çok az bir kesimdir. Yukarıda da açıkladığım gibi bilim Yahudiler sayesinde gelişmiştir.

 

 “Deccal; ‘ben sizin Rabbinizim’ der. Siz ölünceye kadar Rabbinizi göremezsiniz! O, tek gözü kör biridir. Sizin Rabbiniz kör değildir! Onun iki gözünün arasında kâfir yazılıdır. Okuması olan yahut olmayan her mü’min o yazıyı okur.”

Deccalın kâfir yani gerçeği örten olduğunu ancak gerçeğe vakıf olanlar görebilir. Onların haricindeki herkes onun boyunduruğunda olacaktır. Bu kaçınılmaz bir durumdur. Bu gün bu durum, fiili olarak yaşanmaktadır. İnsanlar tanrı yerine maddiyata tapmaktadır. Hemen herkesin hayali zengin olmaktır. Oysa bu durum gerçeklerle tam ters bir durumdur. Onun için deccaliyet gerçeği örtüp insanlığa boş şeyleri hedef olarak göstermektedir. Tek gözlü olmasının anlamıysa; sadece maddeye önem verip maneviyatı dışlamasındandır.

 

−“Rüzgârın yönlendirdiği yağmur gibidir. Deccal bir kavme gelir, onları davet eder. Onlar da davetine icabet edip ona iman ederler. Bunun üzerine Deccal semaya emreder onlara yağmur yağdırır, yere emreder onlara nebatat bitirir. O kavmin otlağa çıkmış hayvanları akşam olunca zirveleri en yüksek, böğürleri daha geniş ve memeleri sütten dopdolu olarak dönerler.

Bu anlatımları günümüzden örnek vererek açıklamak daha kolay bir yol olduğu için o yolu seçeceğim.

Maneviyattan uzaklaşan ve Deccaliyete tam olarak tabi olan batı tüm dünya zenginliklerini ele geçirmiştir. Hem bilim hem de para olarak tüm dünyanın kaynaklarını ellerinde tutmaktadır. Böylece dünyanın her yerindeki kaynakları hoyratça sömürebilmektedirler.

 

Sonra Deccal başka bir kavme gelir, onları davet eder. Onlar Deccal’i reddedip iman etmezler. Deccal onları bırakıp gider. O kavim kuraklığa ve kıtlığa uğramış olarak sabahlar, malları ellerinden gider.

Maddeye tamah etmeyen Budizm gibi dinler dünya zenginliklerinden nasip alamamıştır. Budizm ile Ateizm arasında sıralanan her inanç maneviyata kaydığı oranda maddiyattan uzaklaşmıştır. Böylece batının ulaştığı refah seviyesine ulaşamamıştır. Gelişmekte olan ülkeler inançlarının getirdiği maneviyatı bir miktar köreltebilen toplumlardır. Maddiyata kayabildikleri oranda refaha da yaklaşmışlardır. En bariz örnek; Cumhuriyetle dini devletten uzaklaştıran Türkiye, refah seviyesini biraz yükseltebilmiştir.

 

Deccal bir harabeye uğrar ve ‘hazinelerini çıkar’ der. Bunun üzerine o harabenin hazineleri, arıların arıbeyinin arkasından takip etmesi gibi onu takip ederler.

Ancak deccaliyete tam olarak biat edenler dünya nimetlerinden bolca yararlanabilir. Yani balı ancak maddiyata önem veren Yahudi ve Batı yiyebilir.

 

Sonra Deccal, gençlik dolu bir adamı çağırır, ona kılıçla vurup iki parçaya ayırır. Her bir parçayı ok atımı mesafesinde uzaklaştırır. Sonra onu çağırır, o genç güler halde yüzü parlayarak gelir.

Deccaliyet o kadar bilimi geliştirecek ki ölüme çare bulmaya yaklaşacaktır. Ortalama ölüm yaşının bu kadar yükselmesi deccaliyet sayesindedir.

 

Deccal bu şekilde iken Allah, Meryem oğlu İsa’yı gönderir. İsa, Dimeşk’in doğusunda “Beyaz Minare” denilen mevkide herd ile boyanmış iki parça elbise içinde ellerini iki meleğin kanatlarına koymuş bir halde iner. Başını öne eğse su damlatır, yukarı kaldırsa inci tanesi gibi su bulunur. İsa’nın nefesinin rüzgârını hisseden hiçbir kâfir yaşayamaz! Onun nefesinin rüzgârı göz alabildiğincedir. İsa, Deccal’i arar, nihayet ona Lüdd kapısında yetişir ve onu öldürür.

Bu süreç ancak kıyamete kadar sürecektir. Kıyamete yakın dönemde İsa dönemi yaşanacaktır. Bu dönemde paraya, egoya, sömürüye dayalı savaşların sonu gelecektir. Bir dönem (tahminim kısa bir süre) dünyada savaş olmayacak ve insanlar huzurlu bir dönem geçirecektir. Böylece deccal öldürülmüş olacaktır.

 

Sonra Meryem oğlu İsa’ya Allah’ın Deccal’den koruduğu bir kavim gelir. İsa, onların yüzünü sıvazlar ve cennetteki derecelerini onlara söyler. Onlar bu durumda iken Allah, İsa’ya:

−‘Bana ait bir takım kullar çıkardım ki onlarla savaşmaya kimsenin kudreti yoktur! Sen kullarımı Tur dağında muhafaza et’ diye vahyeder. Bunun üzerine Allah, Ye’cuc ve Me’cuc kavmini gönderir. Onlar her tepeden süratle inerler. Onların ilkleri Taberiye gölüne uğrar ve içmeye başlarlar. Onların sonları göle uğradıklarında:

−Andolsun ki bir zamanlar burada su vardı, derler. Allah’ın Nebisi İsa aleyhisselam ve ashabı, Tur dağında mahsur kalırlar. O zaman onlardan birinin yiyecek olarak bir sığır başı olması, sizden birinin şu anda yüz dinarı olmasından iyidir. Sonra Allah’ın Nebisi İsa aleyhisselam ve ashabı, Allah’a dua ederler. Bunun üzerine Allah Ye’cuc ve Me’cuc kavminin boyunlarına negaf denilen kurtlardan gönderir. Hepsi de tek bir kişinin ölmesi gibi ölü olarak sabahlarlar.

Deccalin ölümünün ardından kütüphanelerdeki bilgiler insanlığa açılacak. Yecüc mecüc ve Dabbe insanlığı doğru bilgilere gark edecek. Bu bilgiler çok kısa bir sürede tüm dünyada duyulacaktır.  Hemen akabinde insanlar bedensiz yaşama alınacaktır. Fakat bedensiz yaşamda yaşayamayacak olanlar dünyada yaşamaya devam edecekler. Bu insanlar kütüphanelerdeki bilgileri anlamayacaktır. İşte Tur dağında mahsur kalanlar onlardır. İsa, o insanları cennetteki derecelerine yani tekâmül seviyelerine göre tasnif edecektir. Böylece birbirine yakın olanlar aynı şehirlere alınacaktır. Bu insanlar kıyametten önce bir miktar dünyada yaşayıp tekâmül ettiği için seviyeleri farklı olacaktır. Kimisi bedensiz yaşama geçmeye epey yaklaşmış, kimisi yolun başında olacaktır. Kuran bu durumu cennetleri tanımlarken “devşirmesi yakın” diye tanımlar

Tur dağı koruma altına alınan bir yer olmalıdır. Çünkü kıyamet anında tüm insanların ruhları bedenlerini terk etmek zorundadır. Tur dağında olanlar ise bedenlerinde kalacaktır. Onlar bedensiz yaşamda yaşayabilecek kadar tekâmül edememiş ruhlar olduğu için bedenleri korunacaktır. Ayrıca bu insanlara cennete gidecekleri müjdesi verileceği için mutlu olacaklardır. Kendilerini şanslı sanacaklardır.

 

Sonra İsa ve ashabı yeryüzüne inerler. Yeryüzünde onların cesetlerinden ve pis kokularından dolmamış bir karış dahi yer bulamazlar. Sonra İsa ve ashabı yine Allah’a dua ederler. Allah develerin boyunlarına benzeyen kuşlar gönderir. Kuşlar onların cesetlerini Allah’ın dilediği bir yere taşırlar. Sonra Allah bir yağmur gönderir, balçıktan ve kıldan yapılan hiçbir ev kalmaz, hepsi dümdüz olur. O yağmur yeryüzünü yıkar, hatta ayna gibi yapar.

Kıyamet sonrası dünyada bulunan yedi milyar civarı insan bedeni ortalıkta kalmıştır. Sanırım çürüyen bedenler dünyada kötü manzara oluşturmuştur. Fakat bu işin bir şekilde çözüldüğü anlaşılmaktadır. Büyük bir ihtimalle çürüyen bedenler programdan silinerek ortadan kaldırılmıştır. Hadis bedenlerin çürümesinden bahsediyor ama bence çürüme olmadan bedenler programdan silinecektir.

İsa peygamberin yeryüzüne ineceğinin söylenmesi bana bu insanların bir araçla alınarak korunduğu izlenimi vermektedir. Zaten öncesinde bu insanların amel defterlerine bakılarak seçilmeleri gerekmişti. Tekâmülü belli bir seviyenin altında olanlar ya da defteri sağdan verilenler bu araçla koruma altına alınmıştır. Ayrıca bu amel defteri insanların hangi cennette yaşayacaklarını da belirleyebilecektir.

 

−‘Meyvelerini, nebatatını bitir bereketlerini getir’ denilir. O vakit, bir topluluk, cemaat tek bir nar meyvesinden yerler ve onun kabuğunda gölgelenirler. Sütler de bereketlenir. Sağmal bir devenin sütünden büyük bir kalabalık içerler, sağmal bir ineğin sütünden bir kabile içer, sağmal bir koyunun sütünden bir oymak içer. Onlar bu şekilde iken Allah-u Teâlâ tatlı bir rüzgâr gönderir. Bu rüzgâr onların koltuk altlarından girer, her mü’min ve Müslümanın ruhunu kabzeder ve insanların en şerlileri kalır. Onlar eşeklerin ilişkiye girmesi gibi insanların gözü önünde ilişkiye girerler.”

Tekrar dünyaya gelindiğinde altın çağın yaşanacağı şehirler kurulmaya başlanacaktır. Görevlilerin ruhsal güçleri fazla olduğu için insanlara sihirli şekilde yiyecek sağlayacağı anlaşılmaktadır. Aslında bu işin teknolojik olarak gerçekleştirileceğini düşünüyorum. Böylece kurulacak cennetlerde insanlar açık tekâmüle başlayacaktır. Bu şehirlerde para kazanma derdi olmayacak ve ilişkiler aleni yaşanacaktır. Kimse kimsenin malı olmayacak ve her şey makro felsefe mantığına uyacaktır. Mikro bakış açısı serbest ilişkiyi abes gördüğü için kötüleme eğilimindedir. Oysa makro felsefe mantığında evlilik kurumu yoktur.

O insanların da bir kısmının tekâmülü, diğerlerinden yüksek olacaktır. En üstte olanlar kısa süre sonra devşirilecektir. Altın çağda en uzun kalanlar, tekâmül olarak en altta olanların oluşturduğu gurup olacaktır.  Fakat en fazla bin yılda tüm ruhlar bedensiz yaşama geçmiş olacaktır.

Görüldüğü gibi dünyadaki her düzen insanın tekâmülü üzerine kurgulanmıştır. İnsana sunulan şartlar onun kendi isteği olmadan tekâmül etmesini sağlayacak şekildedir.

Seyfullah DEMİR