Zaman Nedir?

Bilim insanları zamanın sürekli olup olmadığını tespit edememişlerdir. Yani biz zamanda yolculuk yaparsak dedemizle karşılaşabilir miyiz? Zaman sürekli değilse bir kişi zaman makinesi yapıp zamanda yolculuk yapamaz. Bu şu anlama gelir: bizler zamanı, “an”da yaşıyoruz. Olay bittiğinde o olay sadece hafızalarımızda var oluyor. Zamanda geri giderek dedemizi göremeyiz. Fakat genel kanı zamanın sürekli olduğu yönündedir. Bana göreyse zamanın sürekli olduğu kesindir. Bu güne kadar elde ettiğim veriler beni ikna etmiştir. Bazıları zamanın sürekliliğini yanlış anlayıp şimdi de dedemizin bir yerlerde var olması gerektiği gibi tanımlaması çok hatalıdır. Örneğin Atatürk şu anda bir yerlerde yaşamıyor. Ancak zamanda geri; onun zamanına gidildiğinde Atatürk görülebilir. Biz önce zamanı nasıl algıladığımızla ilgili verileri inceleyelim.

Şekil 1‘de zaman şimdi üzerinden değerlendirilmektedir. Zaten biz sadece şimdiyi yaşıyoruz gerisi bizim için hayalden öteye geçmez. Şekil 1’de zamanın şimdi üzerindeki etkisi gösterilmiştir. Şimdi tek bir noktadır ve onu etkileyen tüm olaylar olmuş demektir. Şimdiyi etkileyen olayların tümüne birden mutlak geçmiş denir. Öte yer dediğimiz bölgeler şimdiyi etkilemez ve şimdiden etkilenmez. Şimdinin etkileyeceği tüm olaylarda mutlak gelecektir. Hem gelecek hem de geçmiş yönünde, “etki konisi” “şimdi”den uzaklaştıkça kapladığı zaman genişler. Örneğin; Aristo’nun zamanında Yunan dışına çıkmayan ama sonra tüm dünyayı kapsayan teorileri güzel örnektir. Elbette her olay böyle değildir. Aristo zamanında pek çok şey olmuştur ama hatırlamadıklarımızın etkisi gittikçe küçülen bir koni oluşturduğu için unutulup gitmiştir. Biz dünyayı şekillendiren olayları değerlendiriyoruz.

zaman1

Şekil 1 Zaman konisi

Başka bir örnekte Sümer’de bulunan 360 derece kavramı günümüzü de şekillendirmiştir. Oysa aynı dönemde Amerika’da olan benzer bir olayın bize hiç etkisi olmamıştır. Bize etki etmeyen Amerika’daki olay “öte yer”de gerçekleştirildiği için bizim geçmişimize girmez. Haliyle bizde o olayın geleceğinde yokuz.

Aslında pek çok insan bilmeden zamanın sürekli olduğuna inanır. Eğer bir kâhine inanıyorsanız zamanında sürekli olduğuna inanıyorsunuz demektir. Çünkü geleceği görebilmek için mutlaka zamanın sürekli olması gerekir. Yani kâhinin gelecekten bir pencere görmesi gerekir. Yoksa tamamen şansa attığını düşünmek durumundayız.

Kâhinlerin geleceği görme konusunda şöyle beyin jimnastiği yapıyorum: Kâhin bulunduğu şimdiden gelecekteki zamanın bir anını gördüğünü düşünelim. Bu gelecek Mutlak mıdır? “Mutlak gelecek konisi” içinde olması o anın kesin olarak gerçekleşeceğini göstermez. Kâhinler iki durumla karşı karşıyadır. Daha doğrusu baktığı olay, geleceğin doğru olma olasılığını değiştirir. Kâhin eğer bir kişinin geleceğine bakarsa o kişinin gelecekte yaşayacağı olayların hepsi gerçekleşmediği için sanal bir gelecekle karşı karşıyadır. Çünkü kişinin gelecekte vereceği kararları, henüz vermediği için o kararların şekillendireceği gelecek henüz oluşmadığından doğru bir gelecek görülemez. Yani özgür irade geleceğin akışını değiştirir.

Eğer kâhin dünyanın geleceğine bakıyorsa gördüklerinin doğru olma ihtimali çok daha yüksektir. Çünkü dünyanın geleceği daha istikrarlı ve tahmin edilebilir olduğu için özgür iradenin etkisi çok daha azdır.

Fakat bana göre kâhinler de tıpkı bilim insanları ve peygamberler gibi insanlığı bilgilendirmek için kullanılır. Onlara da peygamberlere verilen bilgi gibi bazısı doğru bazısı yanlıştır. Aslında geleceği değil onlara gösterilen vizyonu görürler.

Geçmiş, şimdiki zaman ve gelecek akıp giden zamanın elemanlarıdır. Geçmişte yapılanlar, şimdiki zamanı şekillendirmiştir. Şimdiki zamanda yapılanlar ve yapılacaklar da geleceği şekillendirecektir. Gelecek oluşurken her verilen karar yeni bir durum oluşturur. Her şimdiki zamanın geleceği farklıdır. Burada dünyanın gidişatında bir değişiklik olmaz, değişiklik bağımsız karar veren insanın geleceğinde olur. Diyelim ki bir araba almaya karar verdiniz ve araştırma yapıyorsunuz. O anda sizin geleceğinizin bir kesitine bakan kişi sizin arabanız olduğunu görebilir. Siz arabayı almadan, başınıza daha önce öngörmediğiniz bir olay geldi ve araba almaktan vazgeçtiniz. Bu sefer geleceğinizi değiştirmiş oldunuz. Geleceği görmeye çalışan biri o andaki kararlara bağlı olarak oluşan gelecekteki bir kesiti görebilir. Zaman geçtikçe şartlar değişeceğinden kararlar ve niyetlerde değişecek, haliyle uygulama da değişecektir. Yeni şartlar, yeni bir gelecek oluşturacaktır. Henüz verilmemiş bir kararın geleceği oluşmaz. Bu böyle sürüp gider. Onun için gelecek üzerine söylenenlerin bazısı tutabilir, bazısı tutmayabilir. Bu yorum tamamen benim vardığım bir sonuçtur. Bilim bu konuda henüz yorum yapabilecek veri elde etmemiştir. Yalnız, Kahuna öğretisi de benim düşüncelerime çok yakındır.

 Akla şöyle bir düşünce gelebilir. Kişi bir şekilde çok zengin olup, dünyanın kaderine etki edecek duruma gelirse, dünyanın geleceğini değiştirebilir mi? Değiştiremez. Çünkü eğer o kişi dünyaya yaptığı katkıyı yapmasaydı, bir başkası veya başkaları yapacaktı. O kişi sadece kendi geleceğini değiştirmiş oldu. Dünya toplamda o etkiyi yine yaşayacaktı. Yani dünyada olması gereken olaylar bir plan gereği devam edip gidiyor. Belli sürelerde olması gerekenler oluyor. Yani Einstein tek başına teorilerini oluşturmasaydı yine de dünya, bu teorileri üretecekti ama belki yüzlerce bilim insanı ile… Dünyaya yapılacak etkiler zaten programlıdır. O program çerçevesinde etkiler olup duruyor. Bu içinde bulunduğumuz evren programının otomatik olarak oluşturduğu bir şeydir. Hiçbir insan zamanından önce dünyaya gelmesi gereken bilgiyi getiremez. Gelmesi gereken bilgi de zamanında gelir.

Eğer biri zamanda geri gidip dedesini öldürürse ne olur? Bu çok bilinen bir paradokstur. Bazı bilim insanları bu düşünceyi “doğanın buna müsaade etmeyeceği için zaman yolculuğu yapılamaz” savı için kullanır. Fakat kuantum mekaniğine göre dedeni öldürdüğünde bile, sen yaşamaya devam edebilirsin. Her olasılık alternatif kuantum dünyalarında mevcuttur. Senin yaşadığın bu olasılıklardan sadece biridir. Bu durum henüz çözülmüş bir durum değildir.

Einstein‘a göre ise zaman bir algıdır ve her yerde aynı şekilde işlemez. Mutlak zaman diye bir şey yoktur. Eğer bir araç hızlandırılırsa zaman yavaşlar. Hız ışık hızına doğru yaklaştıkça, zaman; duran kişiye göre gittikçe daha yavaş geçer ve ışık hızında durur. Fakat bir maddeyi ışık hızına çıkarabilmemiz teorik olarak mümkün değildir. Ancak ışık hızının % 98‘ine ulaşılabilir. Şu anda parçacık hızlandırıcılarda protonlar ışık hızının %98’ine kadar hızlandırılabiliyor. Fakat büyük cisimler için bu durum henüz söz konusu değildir. Varsayalım ki teknolojimiz gelişti ve uzay aracımızı ışık hızına yakın bir hıza çıkardık. O zaman uzay aracındaki bir kişi için zaman, dünyadaki zamana göre çok yavaş geçecektir. Yani uzay aracında geçen her bir yıl için dünyada çok daha fazla yıl geçebilir. Bu durumda uzay aracındaki kişi dünyadaki yaşamı hızlandırılmış şekilde seyreder. Bir filmin hızlandırılmış hali gibi. Dünyadaki kişiye göre uzay aracındaki duruyormuş gibi gelir. Onun bir günü boyunca, araçtaki sadece yüzünü yıkayabilmiştir. Uzay aracındaki kişi dünyaya döndüğünde dünya kendi bıraktığı gibi olmayacaktır. Her şey değişecektir. Aslında uzay aracındaki veya dünyadaki kişilere göre zaman, normal olarak sürüp gitmektedir. Her iki gözlemcide 60–80 yıl yaşayıp ölmüşlerdir. Her gözlemci kendi zamanının normal geçtiğini, diğerinin zamanında sorun olduğunu düşünmüştür.

Ben bu duruma farklı bir yaklaşım getiriyorum. Einstein’ın zaman durması dediği duruma ben “zaman genişlemesi” veya “zaman daralması” diyorum. Yani ışık hızında zaman durmaz zaman genişlemesi sıfıra ulaşır. Bunu şöyle algılamak gerek; tüm “şimdiler” aynı ana gelmiş demektir. Yani bir insanın ölümüyle doğumu aynı anda seyredilebiliyor gibi anlamak gerek.

zaman21

Zaman genişlemesinin ne anlama geldiğini açıklamaya çalışayım. Şekil 2‘de zaman hız ilişkisi gösterilmiştir. Dünya yüzeyinde yani sıfır km/sn‘de bir olay için 10 birimlik bir algı aralığımız olduğunu düşünelim. Aynı olay için gittikçe daha az birimle aynı olayı yaşayabilmekteyiz ve ışık hızında sıfır birimle, yani hiç zaman geçirmeden aynı olayı yaşarız. Daha somut anlayabilmek için Dünya yüzeyinde 1000 Dünya yılı bir süre yaşadığımızı düşünürsek bu süreyi 10×1000=10.000 birimyıl olarak yaşarız. Eğer hızımızı 150.000 km/sn çıkarırsak 5×1000=5000 birimyıl olarak yaşamış oluruz. Yani 150.000 km/sn‘de 1000 yıl geçtiğinde dünyada 500 yıl ancak geçmiş olur. Şekilde 1000 dünya yılı temel alınarak, diğer tüm hızlarda 1000 yıl geçtiğinde dünyada geçirmiş olacağımız süreyi göstermektedir. 270.000 km/sn‘de 1000 yıllık süre, dünyada 100 dünya yılı kadar kısa bir sürede geçmiş olur, ama kesinlikle yine insanlar normal olarak 1000 yıl geçtiğini düşüneceklerdir. Anlayacağınız gibi de, ışık hızında 0×1000=0 birimyıl ya da 0 dünya yılı zaman geçer. Yani ışık hızında zaman genişlemesi yoktur. Hep ışık hızında zaman yoktur ya da geçmez diye bildiğimiz şey doğru değildir. Işık hızında zaman vardır ama zaman genişlemesi yoktur. Bu çok önemli bir bilgidir. Çünkü zamanla zaman genişlemesinin farklı şeyler olduğunu gösteriyor. Bu tanım çok teknik olduğu için pekçok kişi için anlaşılmaz olacaktır.

Durumu daha anlaşılır yapmaya çalışayım.   Şekil 3’de 1000 yıllık bir zaman diliminin dünya yılıyla ışık hızına kadar süreçlerde zaman daralmasını inceleyelim. Şekildeki yaylar 1000 yılın o hızdaki algı aralığıdır. 150.000 km/sn hızı örnek alarak durumu anlatmaya çalışayım. O hızla giden bir uzay aracında yaşayan biri kendi algısıyla 1000 yıl yaşamış olsun. Kişi kendi algı seviyesine göre 1000 yıl geçirmiştir. Şekildeki yay onun algısıyla 1000 yıla tekabül eder. Fakat dünyadan onu seyreden kişi için ancak 500 yıl geçmiştir. Aynı anda her ikisi de deneye başladıklarını düşünürsek biri 1000 diğeri 500 yaşında olacaktır. Eğer ışık hızında yaşayan biri daha olursa o hiç zaman geçirmeden 1000 yıl geçirmiş olacaktır. Bu durum çok garip bir durum olacağı için doğa kanunları kütlesi olan hiçbir şeye bu imkânı tanımaz. En iyi ihtimalle ışık hızının %98 oranında bu durum yaşanır.

zaman3

Şekil 3 Hız arttıkça zaman genişlemesi şekildeki gibi olmaktadır. 150.000 km/sn’de 1000 yıl geçtiğinde dünyada henüz 500 yıl geçmiş olur.

Şekil 3‘de gösterildiği gibi 225.000 km/sn‘de 1000 yıl yaşayan bir kişiye karşılık 150.000 km/sn deki 500 yıl 75.000 km/sn deki 333 yıl ve dünyadaki 250 yıl yaşamış olur.Zaman genişlemesi olayını anlamayanlar için farklı bir örnek vermek istiyorum. Zaman genişlemesini şekil 3‘deki gibi hız yavaşladıkça açılan bir yelpaze gibi düşünmemiz gerekir. Aynı süreli zaman için, merkezden dışarıya gidildikçe yelpaze açılacak ama süre değişmeyecektir. Şekil 3’deki yayı bir lastik gibi düşünmek gerek. 10 cm uzunluğundaki bir lastiği örnek olarak düşünelim. Bu lastiğimizi her bir santimden işaretleyelim. İşte bu bizim 150.000 km/sn hızımızdaki zamanımıza karşılık gelsin. Dünyamızdaki karşılığı için onu iki katına çıkarmamız gerekir. İşte zaman genişlemesi denen şey budur. Lastik yine aynı 10 aralıktan ve aynı sayıda atomdan oluşmaktadır ama boyu daha uzundur.

Görelilikte eğer “zaman” kavramı yerine “zaman genişlemesi” kavramını koyarsak, formüllerde bir değişiklik olmaz sadece anlamı değişir. “Işık hızına yaklaştıkça zaman yavaşlar” yerine “Işık hızına yaklaştıkça zaman hızlanır” demek gerekir. Çünkü ışık hızına yaklaştıkça lastiğin boyu kısalacağı için aynı süre çok daha hızlı yaşanacaktır.

Şekil 3‘e tekrar dönersek 150.000 km/sn hızda 500 yıl geçirmiş biri o anda dünyaya gitse ne olur? İki tarafı aynı anda seyreden kişi dünyada 250 yıl geçmiş olduğunu geçirdikten sonra uzay aracıyla dünyaya gidilirse ne olur? Dünyaya geldiğinde dünyada 250 yıl geçtiği noktaya gelmez. O açı ortayı olarak çizilen çizgiyi takip eder ve yine 500 yıl geçen noktaya gelir ve zaman yolculuğu yapmış olmaz. Bu durumu ancak iki ortamı aynı anda yaşayan kişilerin görmek mümkündür.

Bir de kütle çekimli ortamların zaman üstündeki etkisi var. Yani dünya yüzeyinde veya uzay boşluğunda zaman farklı geçer. Kütle çekimin fazla olduğu yerlerde zaman daha yavaş geçmektedir. Ayrıca büyük kütleli cisimlerin, dönüşleri sırasında çevrelerindeki uzayı da etkiledikleri ispatlanmıştır. Kütle çekiminin ışığı bile kaçırmadığı kara deliklerde zaman ve mekânı tanımlamak veya anlamak pek mümkün değildir.  Bu konuda Mart 2005 Bilim Teknik dergisindeki “Zamanın Göreliliği” adlı yazıyı alıp değerlendirmek istiyorum. Orada şöyle bir örnek verilmiş: Müteahhitlerimizin çok büyük kütleli bir gökcisminde iki katlı bir ev yapmayı becerdiğini varsayalım. Buradaki çekim etkisi o kadar büyük olsun ki, alt katta üretilen ışık üst kata ulaştığında frekansı tam yarıya düşüyor olsun. Alt katta da frekansı 2 Hertz olan ışık üretelim, yani, bir saniyede ışık dalgasının iki tepesi gönderilsin (bunun görülebilir ışık olmadığı açık, ama deney için bu o kadar önemli değil). Işık üst kata ulaştığında frekansı 1 Hertz olacak. Yani, altta saniyede iki tepe üretiyoruz ama üst katta saniyede bir tepe sayılıyor. Bu nasıl olur? Nasıl olduğunu daha açık görmek için ışığın tam olarak bir dakika boyunca üretildiğini sonra da kaynağın kapatıldığını düşünelim. Bu durumda, alt kattan toplam 120 tepe üretilmiş demektir. Hiçbir tepe yolda kaybolamayacağına göre, üst katta da ışığın tam 120 tepesi sayılacaktır. Bu durumda saniyede bir tepe hesabından üst katta geçen süre 2 dakika olmalı. Dolayısıyla, alt katta 1 dakika geçtiğinde, üst katta tam 2 dakika süre geçiyor olmalıdır.

Bu düşünce deneyini ben kendi düşüncemle değerlendireyim. Aynı olayda zaman yerine zaman genişlemesi tanımını koyalım ve eğer iki olayı aynı anda seyretme imkânına sahipsek, bu olayı böyle görürüz. Yoksa üst kattaki kişinin yanındaki saat 120 tepe geçene kadar 1 dakika gösterecektir ve bir gariplik hissetmeyecektir. Zaman genişlemesi sebebiyle saatler farklı çalışacak ama olayı ancak iki saate aynı anda bakabilen kişi görebilecektir. Yani alttaki saate göre üstteki saat iki kat yavaşlayacaktır. Yani zaman genişleyecektir. Bu zaman genişlemesi kütlenin arttığı yöne doğru azalacak ve bir noktada zaman genişlemesi sıfıra ulaşacaktır. Bunun kişiler üzerindeki etkisine yaşlanmaları açısından bakarsak, alttaki kişi üsteki kişiye göre daha çabuk yaşlanacaktır. Fakat bir araya geldiklerinde aynı yaşta olduklarını görülecektir. Alt ve üst katları aynı anda seyreden kişiye göre yaşlılık farkı doğacaktır. Üst kattakini alt kata gönderdiğimizde alt kata inene kadar aynı yaşa ulaşacak ve aralarında bir farklılık hissetmeyeceklerdir. Yani zaman genişlemesi dengelenecek ve iki gözlemci bu formüllerdeki durumun hiç farkına varmayacaklar.

Düşünceme göre böyle deneylerde elimizdeki teknolojiyle yapacağımız ölçümlerde bir fark elde edemeyiz. İki saati yan yana getirdiğimizde saatler aynı seviyeye gelmelidir. Böyle bir farkın fark edilmesi ancak deney sırasında iki saati aynı anda seyretmekle mümkündür.

Kapalı zaman eğrilerini içeren (Gödel uzay zamanı gibi) uzay zamanlarını tanımlayan genel görelilik denklemi için çözümlerin olduğu bilinmektedir. Kurd Gödel evrenin ışık hızıyla dönmesi durumunda zaman çizgilerinin kendi üzerine kapanacağını ve içinde olan birinin bir zaman çizgisine geçerek zamanı durdurabileceğini söylemektedir. Bu durum fiziksel olarak mümkün değildir.

Kurd Gödelin ortaya attığı bu sav büyük basınç ortamlarında da geçerlidir. Ben öte dünyanın bir karadelik olduğunu söylüyorum. Yani kurd Gödelin söylemi öte dünya için geçerlidir. Orada normal akan bir zaman var ama bilinç isterse bir zaman halkasında sonsuz süre kalabilir. Michael Newton bir seansında bu durumu anlatmaktadır. Dünyada bedenlenmek istemeyen bir ruhun sonsuz süre bekleyebileceğini anlatır. Öğretmen, öğrenci boyun eğene kadar sabretmeyi sever anlamında bir söz vardı.

Benim düşünceme göre şekil 2’deki durum kaynak ile dünya arasındadır. Kaynakta zaman genişlemesi yoktur. Öte dünyanın en sonunda ise 1 gün geçtiğinde dünyada 50 bin yıl geçer. Astralde ki bir gün ise dünyada 1000 yıl demektir.

Sekil-32

Dünya bu sistem içinde değildir ama sanki bu sistemin bir uzantısıymış gibi programlanmıştır. Ve incepsiyon filmi bu sistemi anlayabilmemizin yoludur. Astral katında olan bir ruh uykuya dalarak dünyaya gelmekte ve 0rada (dünya zamanıyla) 1 gün kadar süren bir zamanda 1000 yıl zaman kazanmaktadır. Gerçekte insan ruhları 2. Gök katındadır. Bu katın ortalarında olan bir ruh dünyada 80 yıl yaşadığında gerçekte 10 dakikalık bir zaman geçirmiş olur. Yani dünyada bedenlenen ruhlar en çok 10 dakikalık bir rüya göreceklerini bilirler. Eğer ruh 7. Gök katının sonuna gelmiş ise her 3 dakikada dünyada 100 yıl zaman geçtiğini bilir ve müdahalelerini ona göre yaparlar.

Öte dünyada zaman akışı dünyamızdaki sürece benzer fakat dünyamızdaki mekân statüsündedir. Düşüncem, dünyadaki mekân boyutları öte dünyada zaman boyutları olarak devam etmektedir. Biz mekânda her yöne gidebilmekteyiz veya bir yerde de durabiliriz. İşte öte dünyada da zaman buna benzer durumdadır. Zamanın kendi akışı haricinde biz, istediğimiz zamana gidebilir veya bir zamanda sonsuza kadar kalabiliriz. Fakat bilinmesi gereken önemli bir engel, ruhun ulaştığı tekâmülün getirdiği bir sınırlama var. Ruh ancak kendi tekâmülünün izin verdiği seviyeye çıkabilir. Ne zaman olarak nede mekân olarak onun üstüne çıkamaz.

Zaman genişlemesine tabi hiçbir güç mutlak olamaz. Çünkü bir işi gerçekleştirmesi için zamana ihtiyacı var demektir. Yani ol deyince anında olduramaz. Ruhların da bir kütleye sahip olması yüzünden zaman daralması sıfıra gidemez. Ancak finalde anti ikiz ruhumuzla bir araya geldiğimizde kütle olarak sıfırlanacağız. İşte ancak o zaman, zaman daralması sıfıra ulaşacak. Zaten o noktadan sonra kaynakla bir olacağız. Yani kaynakla bir olana kadar ruhların mutlak olması mümkün değildir.

Burada önemli bir noktaya değinmem gerekir. Buraya kadar evrenin yaşlanmasını sağlayan şeyin zaman olduğu varsayımını kabul ettik. Ben başka bir alternatifin daha olabileceğini belirtmek isterim. Aslında evreni yaşlandıran şey zaman geçmesinden ziyade, entropidir. Elbette zamanın akışı ve entropiyi beraber düşünmek gerekir. Evrenimizde zaman hangi yöne akıyorsa anti evrende zaman onun tersine akar. Fakat videoda gözüktüğü gibi zaman ne yana akarsa aksın entropiler aynı yöne akar. Böylece neden matematiğin zaman akış yönü tercih etmediğini anlamış oluruz. Çünkü zaman, entropi olmayınca yaşlanmayı sağlayamaz. Zaman akmasaydı bu sefer de entropi yaşlanmayı sağlayamazdı… İkisini beraber düşünmek zorundayız…

Seyfullah Demir

  • #1 Yazan: aktaS
    yaklaşık 1 yıl önce

    Benim merak ettiğim konuyu kuran açısından baksak birde….Kuranda mesela
    zamanla ilgili çok ayetler var
    özellikle nuh as 1000 yıldan 50 yıl eksik yaşaması
    ya da Dedi ki: “Yıl sayısı olarak yeryüzünde ne kadar kaldınız?” Dediler ki: “Bir gün ya da bir günün birazı kadar kaldık, sayanlara sor.” Dedi ki: “Yalnızca az (bir zaman) kaldınız, gerçekten bir bilseydiniz,” (Müminun Suresi, 112-114)
    “Melekler ve Ruh (Cebrail), ona, süresi elli bin yıl olan bir günde çıkabilmektedir.” (Mearic Suresi, 4)
    “Gökten yere her işi O evirip düzene koyar. Sonra (işler,) sizin saymakta olduğunuz bin yıl süreli bir günde yine O’na yükselir.” (Secde Suresi, 5)

    • #2 Yazan: Seyfullah Demir
      yaklaşık 1 yıl önce

      Değerli kardeşim,

      Öte dünya ile bu dünya arasındaki zaman genişleme farkını yazdığın
      ayetlerden çıkardım. Nuh’un yaşamasını bilmem ama bir güne bin yıl zaman
      farkı (secde 5) dünya ile astral düzey (öte dünyanın en altı)
      arasındaki farktır. bir güne 50 bin yıl ise (mearic 4) dünya ile öte
      dünyanın en üstü yani 10. boyut arasındaki zaman genişlemesidir.

      Ayrıca mearic 4 başka önemli bir durumu daha anlatır. Bir ruhun dünya zamanıyla 50 bin yılda tekamülünü tamamlayıp O’na
      vardığını anlatır.

      Müminun 112-114 ise bizim bedenlenmemizin süresini verir. Benim yukardaki
      ayetleri baz alarak oluşturduğum hesaba göre dünyada 80 yıl yaşamış biri
      öte dünyaya gittiğinde 14 dakika önce dünyaya gönderildiğini anlar. Öte
      dünyaya dönen ruh dünyada bir gün kadar kaldığını sanmaktadır ama gerçekte
      çok daha az (10-14 dakika) bir zaman kaldığını anlatmaktadır.

  • #3 Yazan: enki kaan
    yaklaşık 2 yıl önce

    merhabalar;
    yazmak yerine bolumun videosunu buldum (: sorunun tam cevabı sanırım 7:30′ da başlıyor..
    hayırlı günler herkese..

  • #4 Yazan: Seyfullah Demir
    yaklaşık 2 yıl önce

    Nimoza Kardeşim,

    Kütle çekim zamanı ve mekanı etkiler. Mekan bükülür daha doğrusu mekanı kütleçekim dalgaları oluşturduğu için mekan onların oluşturduğu şekilde olur.

    Zaman da kütle çekiminden etkilenir. Kütle çekim arttıkça zaman yavaşlar onun için gökdelenlerde yaşayanlar daha uzun zaman geçirir. Aslında burada zaman genişlemesi olduğu için daha uzun yaşadıklarını sanırlar.

    Kütle çekim arttıkça zaman daralması olacaktır ve bu sınır karadeliklerde son bulacaktır. Böylece kara deliklerde uzay kendi üzerine kapanacağı için kapalı halkalar oluşturacak ve Kurt Gödele göre bu kapalı zaman halkalarında serbestçe gezmek mümkün olacaktır. Bu durum tamda öte dünyanın yapısıdır.

    Öte dünyada mekan boyutu zamana dönüşüyor ama zaman da mekana dönüşüyor. Yani tek mekan boyutu varolmaya devam ediyor. Onun içinde kütleçekim etkisini devam ettirir. Üstelik menbranlara yaklaşıldığı için etkisini artırarak devam eder…

  • #5 Yazan: nimoza
    yaklaşık 2 yıl önce

    Seyfullah bey
    Kütle çekiminin zamanla ne tür bir ilişkisi var?
    Çünkü geçenlerde bir haber okumuştum.Gökdelenlerin en tepesinde oturanlar daha uzun yaşıyor diye.Belki asparagas bir haberdir bilemiyorum ama kütleçekim ve zaman ilişkisini merak ettim?
    Mekan boyutları ötedünyada zaman boyutları olarak devam ediyorsa ötedünyada kütleçekim yok ya da sıfıra yakın diyebilir miyiz?

    • #6 Yazan: gökhan
      yaklaşık 1 yıl önce

      Bende zaman ile mekanın aynı şey olduğunu okuduğum bir kitaptan bunu anlamlandırmaya çalışıyorum sizin söyleminizle baya benziyor sanırım sizde bunu araştırıyorsunuz.
      Zaman ile mekanın aynı şey olduğunu varsayarsak eğer o mekandan ne kadar uzaklaşırsak o kadar geçmişte kalır. Tıpkı Interstellar filmindeki gibi dünyadan o kadar uzağa gidebilecek teknolojimiz olsaydı geri döndüğümüzde biz bir kaç yıl yaşlanmışken dünyada yüzlerce yıl geçecekti.
      Bir de çokbüyük kütlelerin yanında olduğunuzda zamanın yavaşlaması teorisi var o ayrı bir konu.
      Örnek piramitler.
      Aslında nihayetinde zamanın aslında olmadığındanda bahsediliyor bunu kavramaya çalışıyorum.
      Zamanın sadecebir illüzyon olduğunun bilgisi var.
      Aslında herşey aynı anda yani bir anda oluyor. Fakat biz sanki önceki ve sonraki bir an varmışçasına yaşıyoruz bu ağırçekimde yaşamak gibi.
      Bu illüzyonun dünya deneyimleri için olması gerekiyor.
      İllüzyonu bitiren insanlar yokmu evet var bu insanların zaten ruhsal olarak dünyaya geliş amaçları dünya insanlarını uyandırmak farkına varmalarını sağlamak.
      Bu insanların kimler olduğunu sanırım tahmin edebilirsiniz.
      Onlar için dünya illüzyonu bitmiştir ve daha yüksek boyutlara atlama yapmışlardır.
      Beden onlar için bir hapishane değildir.
      Şimdi nasıl bende boyut atlarım düşüncesi bir çok insanın aklına gelecek fakat bunun içinde bir kelime var
      Yaparak bir şey olamazsın fakat olduğun zaman çok şey yapabilirsin.
      Bu kelimede bir ikilem vardır. Madem yaparak olamıcaksın nasıl olacaksın ?
      İkilemler hayatı anlatır. Gece ve gündüz gibi.
      Aslında ikilemler olanı anlatır. Olan gece veya gündüz değil her ikisidir.
      Bir yere gitmenin en kısa yolu orada olmaktır.
      Umarım cevaplarınıza ulaşırsınız….

*