Kuran’da hatalı çevirisi yapılan ayetler var ama bence mutabakat halinde hatalı çevrilen en önemli ayet Müddesir 31Biz o ateşin muhafızlarını hep melekler yaptık. Bunların sayılarını da ancak kâfirler için bir imtihan kıldık ki, kendilerine kitap verilenler kesin bilgi edinsinler, iman edenlerin de imanı artsın. Kendilerine kitap verilenler ve müminler şüpheye düşmesinler. Kalplerinde hastalık bulunanlarla kâfirler de: 'Allah bu misalle ne demek istedi?' desinler. İşte böyle, Allah dilediğini şaşırtır, dilediğini de yola getirir. Rabbinin ordularını ancak Rabbin bilir. Bu, insanlar için uyarıdan başka bir şey değildir. ayetinin ilk cümlesidir. Ayette cehennem halkı diye çevrilmesi gereken اَصْحَابَ النَّارِ (ashâbe-nnâri) ibaresi cehennem bekçileri ya da görevlileri anlamına gelecek şekilde çevrilmiştir. Ashâbe-nnâri, kelime olarak Türkçede de kullanılmaktadır. Ashap=Sahipler, Dostlar, Arkadaşlar anlamı içerir. Nar= ateş, cehennem anlamındadır. Bu durumda ashabı nar ateş dostları, cehennem arkadaşları anlamı taşır. Ashab; peygamberin arkadaşları anlamında da kullanılır. Müddesir 31 ayetindeki anlamı cehennemde yanan halk için kullanılmaktadır. Oysa aşağıya aldığım 22 mealde de cehennem görevlileri anlamına gelecek şekilde meallendirmişlerdir. Ayet; “ateş halkından” değil de, “görevlilerden” bahsediyor gibi çevrildi.

Aslında doğru çevirinin ne olduğunu anlamak için, yine Kuran referans alınarak sağlama yapılabilir. Ashâbe-nnâri kelimesinin kullanıldığı diğer ayetlerde hangi anlamda kullanıldığına bakmamız gerekir. Nar kelimesinin cehennem olduğu konusunda kimsenin tereddüdü yok. O zaman ashâbe kelimesini aramalıyız. Meallerini kullandığım o insanların; aynı kelimeye, diğer ayetlerde verdikleri anlamı inceledim. Hemen hepsi aynı anlamı kullanmış. Ben, Elmalılının mealini örnek göstereceğim. İsteyen meallere bakabilir. Elmalılı; Nisa 47’de “cumartesi halkı”, Araf 44 ve 50’de cennet ve cehennem halkı, Kehf 9’da Ashabı kehf, Furkan 38’de Ad, Semud ve Ress halkı, Ankebud 29’da gemi halkı, Yasin 55’de cennet halkı, Yasin 13’de şehir halkı, Kalem 17’de bahçe sahipleri ve Müddesir 39’da sağın adamları anlamlarında kullanılmıştır. Tüm ayetlerde yaklaşık aynı anlam, yani o mekânın sakini anlamına gelecek anlamlandırma yapılmış. Mekân değişse de Ashâbe kelimesi değişmemiş.

Neden Müddesir 31’de anlamın değiştirildiğini anlayabiliyorum. Çünkü mevcut İslam inancında melekler cennet ya da cehennemdeki görevlilerdir. Orada yaşayacak olanlar ise bizleriz. Yani zamanı geldiğinde cennet ya da cehennem halkı biz olacağız. Bu mantığa göre meleklerin cehennemde yanıyor olması mümkün değildir. Onun için kelimenin anlamını çevirip halk yerine görevli yapmışlardır.

Oysa benim Kuran’dan anladığım şey tamda buydu. İnsan denen canlı, tekâmül ederek kademe kademe yükselir. Zamanı gelince melek olur. Ve ruh dediğimiz yapı, enerji kökenli olduğu için enerjiden yapılı cehennemde yaşar. Bu durum cehennemin cin ve insanlarla doldurulmasına yemin edilmesiyle desteklenmektedir. Sadece yemin etmekle kalmayıp; bu işlemin Hud 119Ancak Rabbinin rahmetle yarlığadığı kimseler başka. Onun içindir ki, onları yarattı. Ve Rabbinin 'Andolsun ki cehennemi cinlerden ve insanlardan tamamen dolduracağım' sözü böylece tamam oldu. ayetinde, gerçekleştiği de söylenir.

Mevcut İslam inancında insanın melek olması söz konusu değildir ama Kuran tam tersini söylemektedir. Enbiya 26Böyle iken dediler ki: 'Rahmân çocuk edindi.' Allah bundan münezzehtir. Doğrusu melekler (Allah'ın çocukları değil.) ikram olunmuş kullardır. ayetindeki عِبَادٌ (ibâdun) kelimesine “kullar” anlamı verilmesine karşın Google “ayçiçeği” olarak çevirmektedir. Gerçek anlamı bulabilmek için yine Kuran’a müracaat ettiğimizde Araf 194’de İbâdun kelimesinin tam bir tanımı vardır. Orada bu kelimeyi; insanlara hitap ederek “sizler gibi kullardır” diyerek anlamlandırır. Tüm mealciler de kelimeyi bu anlamıyla almışlar. Buradan anladığımız şey, meleklerin bir zamanlar kul olduklarıdır. Fakat kul olmaktan ayrı olarak, onlar ikram olunmuştur. İşte ayetteki “ikramın” tekâmül olduğunu anlayabiliyoruz. Yani insanlar tekâmül ederek melek olacak ve cehennemde yaşayacaktır. Bu mantığı kabul ettiğimizde şu andaki meleklerin de geçmişte insan olarak dünyada yaşamış olması gerekir. Geçmiş dönem konusuna az sonra değineceğiz.

İslam inancı cehennemi kötü bir yer olarak tanır ama Kuran’ın sembolik anlatımında tam tersini görüyoruz. Onun için Secde 13 ayetinde Eğer biz dilemiş olsaydık her nefse hidâyetini verirdik. Fakat benden: “Bütün insanlar ve cinlerden cehennemi elbette dolduracağım.” sözü hak olmuştur. İnsanlığın çoğunluğunun cehenneme gitmesi kararlaştırılmıştır. Cehennemin tamamen doldurulacağı anlatılmaktadır. Hatta bu durum, Meryem 71'İçinizden hiçbiri istisna edilmemek üzere mutlaka herkes cehenneme varacaktır. Bu, Rabbinin katında kesinleşmiş bir hükümdür.' ayetine göre kesinleşmiş hükümdür.

Aslında insan cehennem için yaratılmıştır. Kuran bunu Araf 179Andolsun ki, cinlerden ve insanlardan birçoğunu cehennem için yarattık. Onların kalbleri vardır, fakat onunla gerçeği anlamazlar. Gözleri vardır, fakat onlarla görmezler. Kulakları vardır, fakat onlarla işitmezler. İşte bunlar hayvanlar gibidirler. Hatta daha da aşağıdırlar. Bunlar da gafillerin ta kendileridir. ayetinde açıkça söyler. Fakat mevcut inancın cehennemi kötü görmesi yüzünden kötü bir meziyetmiş gibi algılanır. Adı geçen ayet, cehennem için yaratılan insanın bunu göremediğini söyler. İnsanın gaflet içinde olduğunu anlatır. Gaflet uykusundan uyandığımızda asıl yaşayacağımız yerin cehennem olacağını anlayacağız.

İnsan gerçekten gaflet içindedir. Gafletten ne zaman uyanacağını da yine Kuran söylemektedir. Kaf 22 ayetinde kıyamet anını yaşayan kişiye hitaben “Andolsun sen bundan gaflet içinde idin. Şimdi senden gaflet perdesini kaldırdık. Bugün artık gözün keskindir.” diyerek kıyamette gaflet perdesinin kalkacağını söyler. Böylece gerçekler görünecek ve insanlar uyanacaktır.

Geçmiş dönem insanlarına gelince Kuran geçmişte kıyamet yaşamış ve yok olmuş pek çok kavimden bahseder. Ben hepsini saymayacağım örneğin Furkan 38’de Ad, Semud ve Ress halkının mahvolduğunu söyler. Kıyamet olgusu felaket ile özdeşleştiği için bu tip anlatım tarzı tercih edilmiştir. Anladığım kadarıyla türler sıra ile dünyada tekâmüle sokuluyor. Yeteri kadar tekamül edenler sıra ile bedensiz yaşama alınıyor. Bedensiz yaşama alınan tür arkadan gelen türe yardım ediyor. Bedensiz yaşam derken melek döneminden bahsettiğimi anlamışsınızdır.

Her türün dünyada kaldığı süre, Kalu Bela ile kıyamet arası dönemdir. Bu dönemlerin geçiş anları vardır. İşte bu geçiş anlarını organize eden insanlar vardır. Kuran bu geçiş zamanını Zülkarneyn diye birinin organize ettiğini anlatır. Zülkarneyn kıyameti yaşayacak olan türden kalan görevlidir. Kuran’a göre üç yolculuk yapacaktır. İlk yolculuğunu (Kehf 85Derken o da bu yollardan birini tutup gitti.)  kendi milletine yapacaktır. Kendi milleti –yani şu andaki bizler– ceza ve mükâfat sistemi (Kehf 87O da demişti ki: 'Kim haksızlık ederse muhakkak ona azab edeceğiz; Sonra Rabbine geri döndürülecek, O da onu görülmemiş bir azabla cezalandırır.'Kehf 88'Amma her kim de iman edip iyi bir iş yaparsa, buna da en güzel mükâfat vardır. Biz ona dünyada kolaylık gösterir zor işlere koşmayız.') denilen, içinde bulunduğumuz bu sitem ile negatif tekâmül ediyor olanlarız. Yani Zülkarneyn bizleri kıyamete hazırlayacaktır. Bizler negatif (kendine hizmet ile) tekâmül yaptığımız için çok egoist bir yapıda oluruz. Çünkü kendimizi evrenin merkezi, diğer herkesi teferruat sayarız. Diğer insanlara yapacağımız yanlış hareketleri bir miktar dizginlemek için ceza ve mükâfat yöntemi kullanılır. Kimilerine göre dinler olmasaydı, insanlık daha iyi durumda olurdu düşüncesi var. Fakat bu doğru değildir. Tekâmülde ilerde olan zaten dine de ihtiyaç hissetmez. Dine ihtiyaç hisseden kişi aynı zamanda dizginlenmesi gereken kişi demektir.  Fakat insanlar mükâfatı kendine, cezayı başkasına lâyık görme eğilimindedir. İnsanları asıl dizginleyen şey kendisine haksızlık yapıldığında o kişinin öte dünyada bunun bedelini ödeyeceği düşüncesidir. Kişiler ceza sisteminin olmadığı bir düzeni asla adil bulmuyor. Kendisine haksızlık yaptığını düşündüğü kişinin ilelebet cehennemde yanması, onun affedilmesinden daha iyidir diye düşünüyor. Oysa kişi hangi suçu işlerse işlesin ilelebet yanma cezasını hak edemez. Fakat böyle bir ceza sisteminin olması kişilerin dünya haksızlıklarına daha kolay tahammül göstermelerini sağlamaktadır. Yani cehennem cezası insanların dayanım eşiklerini yükseltmek içindir. Böyle bir sistem olmasaydı, insanlar cezaları kendileri kesmeye kalkardı ve dünyanın durumu çok daha kötü olurdu. Fakat yine de bazıları düşük seviyeleri sebebiyle Kuran’daki “öldürün” kıstasını kendine siper ederek başkalarını cezalandırma uğraşısındadır. Bu tür şeyler insanların seviyelerinin sonucudur. Çünkü Kuran’dan isteyen El-Kaide (ötekileştir, öldür), isteyen Mevlana mantığını (kim olursan ol yine gel) çıkarır. Aslında Mevlana mantığı Kuran’ın tercihidir ama egoizm (şeytan) bunu görmeyi engeller.

Kıyamette tüm insanlar eşiği geçemeyeceği için kalanlar (Rahman 46Rabbinin makamından korkan kimselere iki cennet vardır.),(Rahman 62Bu ikisinden başka iki cennet daha vardır.) 2+2=dört adet cennette ikamet edecektir. Bu insanlar cennetlerde altın çağı yaşayacak ve pozitif tekâmül edeceklerdir. Yani Kaf 22’de dediği gaflet uykusundan uyanmış olacaklardır. Zülkarneyn ve arkadaşları o insanların yaşayacağı dört şehir inşa edecek ve açık tekâmül sistemini organize edeceklerdir. Bu dönemdeki insanlar her şeyi bileceği için Kuran (Kehf 90Nihayet güneşin doğduğu yere vardığında, güneşin kendilerini ondan koruyacak bir siper yapmadığımız bir kavim üzerine doğmakta olduğunu gördü.) “üzerlerine güneşin batmadığı bir kavim” olarak anlatır. Güneş bilgiyi sembolize eder.

Cennetlerin, altınçağda tekâmül edilecek yerler olduğuna dair bir delil de Rahman 54Astarları atlastan yataklara yaslanırlar. İki cennetin de devşirmesi yakındır. ayetidir. Rahman suresi cennetleri, tıpkı dünyadaki bir ortam gibi tanımlar. Yani baldan, börekten, döşekten, huriden bahseder. Bu anlatımın sebebi gerçekten dünyadaki bir yeri tanımlıyor olmasındandır. Şimdiki durumla aradaki fark o zamanki insanların çalışmak zorunda olmamaları ve gerçek bilgilere vakıf olarak yaşamalarıdır. Elbette altınçağa kalacak olan insanların hepsi aynı tekâmül seviyesinde olmayacaktır. Onun için dört ayrı tekâmül seviyesinde guruplandırılacaklardır. Dört cennetin olmasının sebebi odur. Bu guruplardan ikisi tekamülde diğerlerinden daha önde olacağı için daha erken devşirilecektir. Yani öte dünyaya daha erken alınacaklardır. Oysa mealciler bu durumu anlayamadıkları için Rahman 54 ayetine “meyvelerin devşirmesi yakındır” gibi bir anlam yükleyerek durumu kurtarmaya çalışırlar. Oysa ayette meyveden bahsetmediği gibi cennetlerde her an her şey taptaze ve sınırsız bulunur. Eğer iki cennette meyvelerin devşirilmesi yakın ise diğer ikisinin ki uzak demektir. Bu durumda cennetlerin ilk zamanlarında meyve yok demektir. Bu mantık, cennet kavramıyla çelişir.

Bazı mealciler ise meyvelerin elle alınabilecek kadar yakın olduğunu yazar. Bu mantığa göre sanki diğer iki cennette meyvelere ulaşmak daha zordur. Bu mantıkta cennet mantığıyla örtüşmez. Zaten tekâmül kavramını devreye sokmadıkça bu ayetleri doğru anlamak asla mümkün değildir. Mevcut İslam inancında tekâmül olmadığı için devşirme olayını insandan başka şeylere yakıştırma eğiliminde olmuşlardır.

Zülkarneyn üçüncü ve son yolculuğunu ise sözden anlamayan bir kavme (Kehf 93Nihayet iki dağ arasına ulaştığında onların önünde, hemen hiç söz anlamayan bir kavim bulmuştu.) yapacaktır. Bu kavim, bizden sonra tekâmüle sokulacak olan kavimdir ve zekâ olarak çok geri olacaktır. Yazılarımda tekâmülün bilinç olduğunu yazmıştım. Bu kavim tekâmül açısından çok başlarda olacağı için “söz anlamayan bir kavim” olarak tanıtılmıştır.

Tekâmül sisteminin açık bilgileri, zekâ özürlü bu yeni tür için ters etki yapacağı için bu bilgilerin gizlenmesi gerekmektedir. Çünkü yeni tür negatif tekâmül yapacaktır. Negatif tekâmül yapan bir tür için açık bilgiler olumsuz sonuç verir. İşte Zülkarneyn’in yaptığı set bu bilgileri saklayacaktır. Ancak zamanı geldiğinde yani, yeni türün kıyamete çok yaklaştığı zamanda açılacaktır.  Zülkarneyn’in yaptıklarını yapacak biri çıkacak ve onu Mesih ya da Mehdi olarak bileceklerdir. Ayrıca Zülkarneyn’in yapacağı şey dünyasal bir settir. Bana göre demirden bir bina yapılıp paslanmaması için zift ya da bakırla kaplanmıştır. Bu bina yakın zamanda bulunacak, yani set açılıp içindeki bilgiler dünyaya yayılacaktır. Oradaki bilgiler sayesinde şu anki bilgilerimizin ne kadar yanlış olduğunu kavrayacağız.

 

Müddesir 31 ilk ayeti:

Abdülbaki Gölpınarlı Meali: Ve biz, cehennem memurlarını, meleklerden tayin ettik…

Ali Bulaç Meali: Biz o ateşin koruyucularını meleklerden başkasını kılmadık.

Abdullah Parlıyan meali: Ve biz cehennem işlerine bakmakla ancak melekleri görevlendirdik.

Ahmet Varol Meali: Biz o ateşin bekçilerini ancak melekler(den) kıldık.

Ahmet Tekin Meali: Biz cehennemde, infaz memurları olarak yalnızca sert ve haşin tabiatlı melekler yerleştirdik.

Ali Fikri Yavuz Meali: Biz o ateşin muhafızlarını hep meleklerden ibaret kıldık.

Bayraktar Bayraklı Meali: Biz cehennemin bekçilerini sırf melekler kıldık.

Cemal Külünkoğlu Meali: Biz o cehennemin muhafızlarını hep meleklerden ibaret kıldık.

Diyanet İşleri Meali (Eski): Cehennemin bekçilerini yalnız meleklerden kılmışızdır.

Diyanet İşleri Meali (Yeni): Biz, cehennemin görevlilerini ancak meleklerden kıldık.

Diyanet Vakfı Meali: Biz cehennemin işlerine bakmakla ancak melekleri görevlendirmişizdir.

Edip Yüksel Meali: Biz ateşe bekçi olarak sadece melekleri atadık.

Elmalılı Meali (Orjinal): Hem biz o ateşin muhafızlarını hep Melâike yaptık,

Hasan Basri Çantay Meali: Biz o ateşin bekçi (lik) lerine meleklerden başkasını me’mur etmedik.

Hayrat Neşriyat Meali: (Biz) Cehennemin sâhiblerini (o zebânîleri) meleklerden başkası yapmadık.

Kadri Çelik Meali: o ateşin koruyucularını, meleklerden başkasını kılmadık

M.Murat AVCIOĞLU Meali: Biz o ateşin görevlilerini meleklerden kıldık

Ömer Nasuhi Bilmen Meali: Ve Biz cehennemin muhafızlarını meleklerden başka kılmadık

Muhammed Esed Meali: Çünkü yalnızca melekî güçleri [cehennem] ateşinin gözcüleri kıldık;

Suat Yıldırım Meali: Biz cehennem görevlilerini sadece melaikelerden kıldık.

Süleyman Ateş Meali: Biz cehennemin muhafızlarını hep melekler yaptık.

Yaşar Nuri Öztürk Meali: Biz, cehennem yâranını hep melekler yaptık.

NOT: Kuran ayetleri konusunda bana büyük katkıları olan Nimoza rumuzlu kardeşime teşekkür ederim.

Seyfullah DEMİR