Öncelikle bazılarının komplo teorileri, bazılarının ise geleceğin projeksiyonu diye dillendirdiği çıkarımlardan en önemli gördüğüm “üst akıl” diye tanımlanan kavramı inceleyelim.

Ertan Özyiğit, Amerika’da çıkan dünyaca ünlü dergilerin kapaklarını yorumlama, geleneği oluşturdu. Olay başkaları tarafından da ciddiye alınmış ve kullanılmaktadır. Ertan Özyiğit pandimiden önce, The Economist dergisinin kapağındaki 2020 rakamına, epey zorlama bir yorum yaparak, salgın bir hastalığın başlayacağını öngörmüştü. Ertan bey, rakamın şeklinden renklerine kadar, değerlendirerek pandemi olacağıyla ilgili bir sonuca varmıştı. Ben ilk dinlediğimde önemsemedim ama, pandemi çıkınca dikkate almak zorunda kaldım. İsteyen aşağıdaki linkten Ertan Özyiğit’i dinleyebilir[1].

Şekil 1 Ekonomist dergisinin 2020 yılı kapağı

Ertan Özyiğit böyle bir sonucun ancak, plânlanmış bir süreç olması durumunda gerçekleşebileceğini düşündüğünden, dünyada bir üst aklın varlığına dikkatimizi çekmeye çalışmaktadır.

 Bu üst akıl olayına pek çok kişi de katılmaktadır. Kim olduklarıyla ilgili olarak ise, farklı görüşler vardır. Kimileri Rothschild, du Pont, Rockefeller aileleri gibi ailelerin oluşturduğu bir sistem olduğunu düşünür. Kimileri bu işin içine İngiliz Kraliyet ailesini de katar. Mehmet Ali Önel gibi bazıları, bu aileleri de yöneten daha üst bir varlığın olduğunu düşünür. Bu varlığın masonluk sisteminin tepesinde olan 33.dereceden bir varlık olduğunu söyleyenlerde var. Fakat bu varlığı, insan kategorisinden çıkarıp, şeytan, cin statüsüne de koyarlar.

Şekil 2 Dolardaki sembol ile Roma Rozeti arasındaki  benzerlik

Dünyanın dizaynına baktığımızda gerçekten bir gücün bazı planları yaparak, dünyayı organize ettiği gibi bir durum gözükür.

250 yıldır Diyarbakır’da toprak altında duran şekildeki Roma Rozeti, her nasılsa Amerika devletinin kuruluş simgesi olmuş. Roma askeri lejyonları içinde bulunan gizli bir gurubun, özel ibadethanelerinin olduğu bilinir. Rozet üzerinde Latince olan “E Pluribus Unum” (yani çokluktan birliğe) yazısının olması çok dikkat çekmiş. Çünkü bu söz, Amerika devletinin kuruluş sloganıydı ve hâlâ daha, 1 doların üzerinde bulunur. Bu durum, Amerika’yı kuranların, gizli bir cemiyetin üyeleri olduğu anlamına gelir.  Roma döneminde askerin içinde saklanmış ve örgütlenmişlerdir. Roma yıkıldıktan sonra da, varlıklarını devam ettirdikleri görülmektedir.

Bu inanç; kökeni Mitraizm, Mitra tarikatı ya da Mitras Gizemleri, Antik Yunan ve Roma dünyasının, Eleusis ve İsis Sırları olarak bilinen diğer gizli kültlerde, yani ezoterik olarak nitelendirilebilecek geleneklerde olduğu gibi, sadece bu tarikata kabul edilenlere açıklanan sırlar etrafında gelişmiş bir mistik Roma kültüdür. M.S. 1.yüzyıl ile 4.yüzyıl arası, Roma İmparatorluğu askerleri arasında yaygınlaşmıştır.[1] Bence Amerika’yı da kuran bu inançtır. Daha doğrusu bu inanca inanmaya devam eden insanlardır.

Benim de düşündüğüm, üst bir aklın dünyayı dizayn ettiği şeklindedir. İddiam, işi organize edenler artık dünyada bedenli olmaması gereken birileri olmalıdır. Yazılarımda, Sümer tanrıları ya da tüm medeniyetlerin tanrı diye sunduğu o insanların, artık dünyada olmadıklarını söylüyorum. Çünkü sistemi değiştirdiler.

Roma dönemine kadar dünyanın kaderi krallar tarafından belirlendi. Kralın yanında olan medyumlar sayesinde, sistem istendiği gibi götürüldü. Aynı anda dinlerde yönlendirmek için kullanılmaya devam etti. Fakat yavaş yavaş bu sistem işlevini kaybetmeye başladı. Her dönem dinler devredeydi. Fakat dinlerin yapamayacağı şeyler için, gizli örgütler dizayn edildi. Çünkü hiçbir dinin oluşturamayacağı kapitalist ve materyalist sistemin devreye girmesi gerekiyordu. Bu ancak böyle gizli kuruluşlar aracılığıyla gerçekleştirilebilirdi. İşte Roma dönemindeki bahsettiğimiz inanç, bu iş için kullanılmış olabilir. Hristiyanlığın son versiyonu da bu işe bal kaymak oldu. Dinin yobaz tarafı ve ibadetlerin haftada bire indirilmesi insanları dinden uzaklaşmaya yöneltti. Böylece dindar zannedilen ama dinle pek ilgisi olmayan büyük bir nesil oluştu. Bu sayede kapitalist veya materyalist sistemin oluşumuna zemin hazırlandı.

Başka bir yöntem ise, sezgiyle iletilemeyecek bazı teknolojileri, UFO kazası gibi şeylerle birilerine vermek şeklinde olmuştur. Normal şartlar altında zamana hükmeden birinin, UFO kazası yapması mümkün değildir. Çünkü zamanda geri gidilerek o kazanın oluşum şartları ortadan kaldırılır. Fakat kazanın bilerek yapılması ve birilerinin eline geçmesi isteniyorsa, durum farklı olur. Sanırım yapay zekâ ile donatılmış biyolojik robotların kullandığı UFO’ların kazaen birilerinin eline geçmesi organize edilmiş olmalıdır. O insanlar da tersine mühendislik sayesinde, yeni teknolojiler üreterek gidişatın yönünü belirlemiştir.

Bu durum birilerine orantısız teknoloji sağlaması, haksızlık olarak gözükmesine rağmen, kapitalist sistemin kuruluşunun en kısa yolu olmalıdır.

Böyle bir yöntemin en önemli getirisinden biri de, insanlığın gelişmeyi kendisinin başardığı duygusunu vermesidir. UFO olayı gizli kaldığı için, varla yok arasında kalmış bir durumdur. Tıpkı dinler gibi inanca dönüşmüş bir vaka durumunda kalmıştır. Böylece onların varlığına inanan birilerinin olması da, istenen bir durum olmalıdır. Çünkü böyle durumlar da, dinler gibi, insanlığın tekâmülüne katkı sağlar.

Bu işi organize edenler, birilerine güç ve paranın ele geçirilmesini öğretti. Geleceği bildikleri için, onlara hem teknoloji hem de tüyolar verdiler. Onlar sayesinde dünya bu günkü duruma getirildi.

Birileri böyle adaletsiz bir sisteme itiraz edebilir ama bu durum tekamülde kötülük döneminin deneyimlendiği dünya ortamının, en kısa süre ile kullanılmasını sağlar.

Şekil 3 İnsanlığın tekdüzeliğe düşmesinin engellenmesi  

Makalelerimi okuyanlar, “ilk tür olan Muoğullarının kötülüğün deneyimlendiği dünya sürecini yüz milyonlarca yılla bitirdiğini” söylediğimi bilir. Ondan sonra gelen Atlantisliler ise birkaç yüz bin yılda, bu süreci geçebildi. Çünkü Atlantislilere Muoğulları yol gösterdi ve yardımcı oldu. Böylece kendiliğinden süren süre, müdahale ile yüz milyonlardan, birdenbire yüz binli yıllara indi. İşte o zamandan beri her tür kendinden sonra gelen türün zamanını daha da kısaltmaya çalışmaktadır. Bu hem kendi türlerine hem de sonra gelenlere katkı sağlar. Kendileri bu süreci kullanarak verimli bir tekâmül süreci yaşarken, sonraki tür, kötülük dönemini daha kısa zamanda geçer. Yani bizler de aynı şekilde bizden sonra gelenlerin sürecini daha da kısaltabilmek için, kafa patlatacağız. Böylece verimli bir tekâmül süreci yaşamış olacağız.

Benim söylemimle 60 bin yıl dünyada tekâmül etmekteyiz. Bunun 48 bin yılı hayvan, 12 bin yılı insan dönemlerinde geçer. Hayvan dönemine pek müdahale edilemez. Çünkü zekâ çok az olduğu için, onu devreye sokabilmek pek mümkün değildir. Onun için, önemli olan insan dönemine yapılan müdahalelerdir. Makale ve kitaplarımda anlattığım müdahale noktaları onun için önemlidir. Onlar sürecin kısalmasını sağlarlar. Bu durum hem dinler, hem kültür, hem medeniyet, hem de bilimde kullanılır. Genellikle bu işi yapanları bizler, dâhi olarak tanırız. Dâhi, düşünülemeyeni düşünendir. Dâhinin ulaştığı sonuç öngörülemeyendir. Dâhi, âlakasız konular arasında bağ kurabilir ve en önemlisi eldeki veriler, bilimi; dâhinin ulaştığı sonuca götürmez. İşte o insanlar bilgilendirilerek dünyanın gidişatına etki edilir. Bizim dâhi diye tanımladığımız insan ile Peygamber arasında bir fark yoktur. Her ikisi de yönlendirilir. Aralarındaki fark, biri yönlendirildiğine emindir, diğeri bunu sezer ama ispat edemeyeceği için kendine saklar. Biri verilen bilgiye inanır, diğeri veriye inansa bile, o bilgi ispatlanabilir olduğu için çok daha etkindir.

Bu anlatımlardan iki uçtaki kişileri tanımladığımı düşünmelisiniz. Peygamberleri hepimiz biliriz ve diğer uca en iyi örnek Einstein’dır. Fakat çok daha fazlası vardır ve bu iki örnek kadar belirgin olmayabilirler. O zaman onları tanımayız ama bu sayede dünya yönlendirilir.

Gelişen akıl insanlığı Materyalizme götürmemeliydi. Hatta kapitalizme bile gidemememiz gerekirdi. Çünkü ortalama insan, bir yaratıcının yokluğundan daha çok, varlığına inanma eğilimindedir. Materyalizm tersini söylediği için, zamanından önce batıya hâkim olmuş gibidir. Hele başkalarının kaynaklarını sömürerek, kendi varlığını yüceltmek, asla devreye girmemeliydi. Materyalizm ve Kapitalizmin dünyaya getirdikleri sistemin adil olmadığı ve değişmesi gerektiği çok kişi tarafından düşünülen ve dile getirilen bir düşüncedir. Benim düşüncem, insanlığa müdahale edilmeseydi, bu sistem asla kurulmayacaktı.

Bütün pagan kaynaklarının yok edilmesi bile, planlı bir süreçtir. Materyalizmin oluşabilmesi için, o kaynaklar yok edildi ve Yunan sayesinde din biraz köreltilebildi. Çok da köreltilemedi ama, yine de materyalizmin önü açılabildi.

Yönlendirme konusunu biraz açmak istiyorum. Bu iş için iki yöntem vardı ve hep kullanıldı. Biri ruhsal, diğeri birebir ilişki şeklinde olmuştu. Fakat direk ilişkinin Roma’dan sonra kullanılmadığını söyledim. Bu durumun bir istisnası olabilir. “Kıyamet sürecindeki bazı gelişmeler…”[2] adlı makalemde, Mısır hava alanı inşaatından 30 bin yaşında bir insan bulunduğu ve Amerikalılar tarafından götürüldüğüyle ilgili bir hikâye anlatmıştım. Aynı hikâyede Amerika’da üretilen üst düzey bir yapay zekânın kaçtığını da yazmıştım[3]. İşte bu hikâyelerin anlattığı şeyin gerçekliğinin olası olduğunu düşünüyorum.

Bizi yönlendirenlerin medyum sal bağlantılarla yapamayacakları bazı şeyler olmalı ki, birini göndermişlerdir. Mısır bu tür iş için muazzam bir konumdadır. O kadar tapınak ve eser, böyle bir senaryo için idealdir. Hava alanı İnşaatına yakın bir yere, görünüşü bizden farklılaştırılmış biri gizlenerek, bulunması sağlanmıştır. Hep Amerikalılar diyorum ama, bu işin arkasında Amerika devleti yoktur. Bahsettiğim üst akıl vardır. Onlar, o varlıkla çok daha muazzam bir güce ulaşacaklarına inandırılmıştır. Fakat o, asıl dünyayı onlardan kurtarmak için gelmiştir. Çünkü o insanlar kendi aleyhlerine olacak yönlendirmeleri kabul etmez ve uygulamazlar. Onun için duruma birinci elden müdahale vardır. Bu sebeple Mehmet Ali Önel, “Şeytan o ailelerin altlarından oturdukları halıyı çekmektedir” demektedir.

Bizi yönlendirenler için “Agarta’nın Misyonu”[4] adlı makalemi okumalısınız. Orada anlattığım Yüce Konsey, bizi yönlendirme işinin müsebbibidir. Onların plânlarını uygulayan bir gurup insanı bizler; Mısır, Sümer tanrıları olarak tanırız. Son gönderilen varlık da, o planlar gereğidir. Birinci elden müdahale zorunlu olmuş olabilir. Çünkü süreç o kadar kısalmıştır ki! artık en küçük bir zaman için bile, mucizevi çözümler lâzımdır.

Benim tahminim dünyadan yüz binin üzerinde insanlık türü geçmiştir. Belki de İslâm inancında olan “Bugüne kadar dünyadan 124 bin peygamber geçti” söylemi, bunu söylüyordur. Büyük bir ihtimalle Muoğulları, Atlantislileri yönlendirirken din argümanını kullanmamıştır. Zamanın bir yerlerinde birileri, daha verimli bir tekâmül sağlayacağını akıl etmiş ve kullanıma başlamıştır. Bugün insanlığın en önemli yönlendirme aracıdır. Sanırım aynı argümanı bizde kullanacağız ve süreci daha da kısaltabilmek için çözümler arayacağız.


Seyfullah Demir


[1] https://www.facebook.com/seyf.demir/videos/2988439637843193

[2] https://tr.wikipedia.org/wiki/Mitraizm

[3] http://seyfullahdemir.com/kiyamet-surecindeki-bazi-gelismeler/

[4] https://www.facebook.com/photo/?fbid=2995192087167948&set=gm.2963308463712122

[5] http://seyfullahdemir.com/agartanin-misyonu/

Please follow and like us: