Makaleyi buradan dinleyebilirsiniz…

Pek çok kişi beynimizin, dıştan içe üç katmandan oluştuğunu bilir. Bu katmanları bilim insanları, “insan beyni yani düşünen beyin”, “maymun beyni yani duygusal beyin” ve “sürüngen beyni yani ilkel beyin” olarak isimlendiriyorlar. Maymun beynine ben memeli beyni demenin daha doğru olduğunu düşünüyorum. Bu sıralamanın böyle yapılmasının sebebi gerçekten adı geçen beyinler o hayvan guruplarıyla aynı özellikleri gösteriyor olmasındandır.

Solunum, kalp, damar ve sinir fonksiyonları gibi vücudun hayati faaliyetlerini; tehlikelerden sakınmayı, canımızı yakacak durumlardan uzaklaşmayı; üreme faaliyetlerini, zevk almayı… sürüngen beynimiz yönetiyor. Sürüngen beynimiz, karmaşık mesajlarla, toplumsal, kültürel ve etik ayrıntılarla vakit kaybetmiyor. O, hayatta kalmaya ve sahibinin çıkarını korumaya programlanmış bir makinedir. İnsanın beyninin bir kısmını oluştururken, sürüngen bir hayvanın, beyninin tamamını oluşturur.

Bir gece su içmek için uyanırsınız. Yarı uykulu halde salona doğru giderken, daha ışığı yakmadan salonda bir karaltı görürsünüz. Acaba içeride biri mi var? Tehlike sinyali alan sürüngen beyin anında inisiyatifi ele alır. Derhal doğrudan kontrol edebildiği kalp atışını, kasları, refleksleri uyarır. Yüreğinizi ağzınıza getirir! Kanınızı beyninize çıkarır. Donuk bir halde, bir süre bekleyip karaltının hareket edip etmediğini izliyorsunuz. Hiç hareket etmiyor.

“Düşünen beyin” ancak şimdi devreye girebilir. Mantıklı beyin devreye girince, aklınız çalışmaya başlıyor. O anda, bir gün önce satın aldığınız yeni tavan aydınlatma lambasını hatırlıyorsunuz. Bu hatırlama sayesinde, duygusal beyin korku duygularınızı yatıştırıyor, sürüngen beyin de normale dönüyor.

Bir gün sonra, düşünen beyninizi ve duygusal beyninizi kullanarak, akıllı ve duygulu cümlelerle yaşadıklarınızı arkadaşlarınıza anlatıyorsunuz. O esnada sürüngen beyniniz tüm bunlarla hiç ilgilenmiyor, tüfeğini temizleyen kahraman şerif gibi gayet vakur bir şekilde yeni tehlikelere karşı tetikte beklemeye devam ediyor. Normal zamanlarda düşünme, plânlama, karar alma gibi işler yapan, insan aklı ve mantığının merkezi olan düşünen beyin için, utanç verici olsa da, sürüngen beyin hayati tehlike söz konusu olduğunda, anında mantıklı beyni devre dışı bırakıp kontrolü mutlak bir şekilde ele alır. En tehlikeli anlarda düşünemez hale gelmemizin nedeni budur.

Sürüngen beyin düşünmez, otomatik ve içgüdüsel hareket eder. Hareketleri belirli tekrarlara dayalı, gelenekselleşmiş yapıdadır. Bencildir. Bir bölgeyi sahiplenir, başkasını orada istemez. Kendisinin daha önce oraya gelmiş olmasını hak görür. Gösterişçidir. Fark edilmek için abartılı görsel /törensel hareketler yapar. Ait olduğu kimliğin sembollerini üzerinde taşır. Ya baş olsun ya da başında biri olsun ister. Kendi düşüncelerine göre değil başkaları ne dere göre yaşar. Beyni batıl inançlar ve mantıksız saplantılarla doludur. Zorda kalınca yalan söyler. Çıkarları için kumpaslar kurar. İkili oynar, aldatır. Ahlaklı ve iyi olması ilkelerine değil, çıkarlarına endekslidir. İstediğini elde edemeyince hırçınlaşır; fiziksel olarak güçlüyse saldırır, güçsüzse dedi-kodu yapar. Düşünmez, içgüdülerini izler. Beyni içten dışa doğru çalışmaz, sadece dışındaki gelişmelere tepki verir. Anti-entellektüeldir. Kitap, kültür ve sanattan hoşlanmaz. Beyin gücüne değil, beden gücüne inanır. Konuşmak yerine, eylemlerle kendini ifade eder.

Hayatı siyah beyaz görür, insanları dost ya da düşman hatlarına koyar. Düşünce ve değerlere dayalı olandan çok, kan bağına dayalı yakınlık kurma eğilimi yüksektir. Körü körüne inanır, yeni şeyler öğrenmediği için düşünceleri pek değişmez, sabit fikirlidir.

Muhtemelen bu tarifi okurken gözünüzün önünden birileri geçmiştir. Oysa, bu birilerinin özellikleri değil, nöro-psikolog Dr. Macleanın sürüngen tutumlar listesinden hareketle oluşturulmuş R-kompleks beyin ile ilgili davranışların listesidir.

Bu bilgi; İkinci dünya savaşından sonra oluşan şu sorunun cevabını anlamak açısından önemli bir detaydır. Kant, Hegel gibi büyük filozofları, Einstein gibi bilimcileri, Goethe gibi büyük yazarları, Wagner gibi büyük bestecileri çıkarmış bir Alman toplumu, nasıl olur da Hitler gibi bir delinin peşinden gitmişti? Hitler mühendis kafalı olmalarıyla ünlü Almanlara ne yapmıştı? Onların mantıklarını nasıl servis dışı hale getirebilmişti? Yukardaki tanımdan anlayacağınız gibi Hitler, onların Sürüngen beyin yapılarını öne çıkarabilen özel biriydi. Böylece mantık ortadan kalkıp, tüm dünya düşman ilan edilip, karşı taraf olarak tanımlanabilmişti.

Beyin yapısının en ilkel bölümünü öğrendik. O bölümün üstündeyse memelilerden bize miras kalan yarım kürelerin neredeyse tamamını ve subkortikal nöronal grupların bazılarını içeren limbik sistem var. Memelilerin beyinlerine karşılık gelir, yani primatları ve bu nedenle insan türünü de içerir. Duygulardan sorumlu bölümdür.

Dişilerin bebeklerine bakmalarını ve korumalarını tetikleyen duygu ya da hayvanların oyun davranışlarını geliştirmesine neden olan bölümdür. Öfke, korku, tutku, aşk, nefret, neşe ve üzüntü gibi duygular ve hisler, limbik sistemden kaynaklanan memeli dürtüleridir. Bu sistem bütün hayvanların yaşaması için zorunlu olan bazı davranışları kontrol eder. Hayvanın kabul edilebilir ve kabul edilemez arasındaki ayrımı yapabilmesini sağlayan bazı fonksiyonları ortaya çıkartır ve düzenler. Burada özel duygusal fonksiyonlar geliştirilir.

Düşünen beyin yani insan beyni, sembolik bir dil geliştirme kapasitesi olan ve bu sayede insanların okuma, yazma ve matematik hesaplamalarını yapmak gibi yetenekli görevleri gerçekleştirmesini sağlayan oldukça karmaşık bir nöron hücresi ağdır. Neopalyum büyük düşünce üreticisidir, ya da Paul MacLean’ın belirttiği gibi “Keşfin anası ve soyut düşüncenin babasıdır”.

Bu alanların yoğun bir şekilde iç içe geçmiş olduklarını ve bunların hiçbirisinin herhangi bir özel duygusal durumdan tek başına sorumlu olmadığını vurgulamak önemlidir. Ancak bazıları o ya da bu duyguya daha çok katkıda bulunurlar.

Gördüğümüz gibi, bizi hayvanlardan ayıran şey beynimizdeki düşünen beyin denilen bölümdür. Geri kalan beyin bölgelerimiz sürüngen ve memelilerden bize miras kalmıştır. Sürüngen beyin, bizim nasıl bir insan olduğumuzu belirlediği için en çok onun üzerinde durdum. Çünkü olumsuz tarafımızın yönetildiği bölümdür. Bu yapıya göre önce sürüngenler, ardından memeliler evrimleşmeliydi. İnsan, ancak ondan sonra oluşabilecek duruma gelebilirdi. Kuran’a göre de insan oluşmadan önce çok uzun bir süreç geçmiştir. İnsan 1 ayeti “Gerçekten insan üzerine zamandan öyle bir müddet geldi ki o zaman o, anılmaya değer bir şey değildi.” diyerek bu zamana vurgu yapmaktadır.

Yazılarımdan okumuşsunuzdur. Ben insanın iki farklı dürtü gurubundan oluştuğunu iddia etmekteyim. Bunlar hayvani yönümüz ve  melek yönümüzdür. Hayvani yönümüz de ikiye ayrılır. Sürüngen ve memeli güdülerimiz. Bu memeli ve sürüngen yönümüze Kuran, iblis der.

Melek yönümüzün güdüleri sevgi ve vicdandır. Geri kalan tüm güdülerimiz hayvani güdülerimizdir. Hayvani dedik diye, onları  kötü olarak adlandırmamak lazım. Tüm o güdülerimiz hayatta kalıp çoğalmamızı sağlayan mekanizmadır. Annelik de ego da aynı tür güdüdür. Eğer sadece melekî güdülerimiz olsaydı dünyada hayatta kalamazdık. Onun için hayvani güdülerimiz çok önemlidir. Tekâmül etmemizi sağlayan, ana mekanizmalardır.

Bu yapı, Âdem ve İblisin cennetten kovulmasının sebebini bize açıklar. Âdemin içine üflenen ruh, yeterli bilinç seviyesinde değildir. Onun tekâmül etmesi gerekmektedir. İşte dünyada ona konaklık yapabilecek bir canlı yaratılıyor ve ona bağlanarak gelişmesi sağlanıyor. “Memeli ve sürüngen beynimiz” iblis yönümüzü, “düşünen ya da insan beynimiz” melek yönümüzü temsil ediyor. Âdem dediğimiz insanoğlu bunların toplamından oluşuyor. İblis sayesinde tekâmül edip, melek yönümüzü güçlendiriyoruz. Daha doğrusu melek yönü güçlendikçe iblis yönünü baskılayabiliyor. Elbette iblis elbisesi içinde tam bir melek görüntüsü oluşturulamaz. Çünkü iblis elbisesi melek elbisesinden çok daha baskındır. Onun için “iyi olmak” epey zor bir eylemdir. Bahsettiğim iyi olmak, melek yapısında iyi olmaktır. Yoksa bugün dünyada iyi diye tanımladığımız tüm insanlar bu seviyenin yüzde biri bile olamaz. Bugün başkalarına zararı dokunmayanı iyi diye tanımlıyoruz. Kuran onun için yapılan iyiliği “Allah rızasına” ya da cennete bağlamıştır. Çünkü sürüngen beyni kendisinden başkasıyla ilgilenmediği için kişi karşılıksız bir eylem yapmaz. İşte, Allah rızası kişiye bir çıkar sağlar. Allah’ın rızası cennete gitmesine vesile olabilir. Böylece iyilik yapmak gerekçesi oluşturur. Gerçekten iblis elbisesinden kurtulup, saf iyi olabilecek insan yoktur. Zaten öyle biri varsa bu dünyada bedenlenmesine gerek olmazdı. Yani bu dünyada edinilecek tekâmülün üzerinde biri olacağı için, dünya ona bir şey katamazdı. Bu arada bu iyiliğe kısmen yanaşan şey anneliktir. İnsanoğlu sadece ebeveyn olduğunda karşılıksız verebilmektedir. Dünya hayatı iblis elbisesi olmadan olmaz. Peki, bu süreç ne zamana kadar sürecektir.

İnsan, iblis elbisesinden; geçici olarak ölünce, temelli olarak kıyamette kurtulacaktır. Çünkü insan bedeninden ayrılınca memeli ve sürüngen beyninden de ayrılacağı için onun güdülerinden de kurtulur. O sadece melek yönüyle gider. Onun için Kuran, Araf 43’de cennettekilere atfen “Orada kalplerinde bulunan kini çıkarıp atarız.” der. Aslında çıkarılıp atılan sadece kin değil, tüm hayvani güdüleridir.

Benzer Anlatım Michael Newton’un kitaplarında da vardır. Doğum öncesine götürülen bir deneğin kocası onun ölümünden sonra tekrar evlenmiş. Michael Newton “kıskanmıyor musun?” diye soruyor. Denek kıskanmadığını belirtince, durumu anlayamayan Newton, deneğin kıskanması gerektiğini düşündüğünden, soruyu tekrar sorma gereğini hissetmiştir. Tabii ki! cevap değişmemiştir.

İblis elbisesinin de belli bir süresi vardır.

A’râf 12: Allah buyurdu: “Sana emrettiğimde secde etmeni engelleyen neydi?” İblis dedi: “Ben ondan hayırlıyım. Beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın.”

A’râf 13: Buyurdu: “O halde in oradan. Senin haddine mi orada büyüklük taslamak! Hadi çık! Sen alçaklardansın.”

A’râf 14: Dedi: “İnsanların diriltileceği güne kadar bana süre ver.”

A’râf 15: Buyurdu: “Süre verilenlerdensin.”

A’râf 16: Dedi: “Beni azdırmana yemin ederim ki, onları saptırmak için senin dosdoğru yolun üzerine kurulacağım.”

A’râf 17: “Sonra onlara; önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından musallat olacağım. Birçoklarını şükreder bulamayacaksın.”

Kuran’da birkaç yerde bu sembolik hikâye anlatılmaktadır. Bu insanın yapısının sembolik anlatımıdır. Evet, iblis elbisesi bizi tekâmül ettirirken aynı zamanda kötü olmamızı da sağlamaktadır. Ve kıyamete kadar sürecek bir süreçtir. Dünyadaki sistemi bizim bu yapımız şekillendirmektedir. Başkalarını ezebilmemiz, çalabilmemiz, sömürebilmemiz sürüngen beynimizin sadece kendi çıkarımızla ilgilenmesinden gelmektedir. İnsan beynimiz bunun kötü olduğunu söyler ama sürüngen beyin daha baskın olduğu için insan beyninin sesini baskılar. Baskılayamadığı insanlar da vardır elbet ama onlar azınlıktadır. Bakara 30’da melekler “Â!.. Orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birisini mi yaratacaksın?” diye itiraz ederken anlatılan şey budur. Melek olmanın yolu şeytan olmaktan geçmektedir.

Dinler bu olumsuz yapıyı kırabilmek için oluşturuldu. Sürüngen beyin kendinden başkasıyla ilgilenmediği için başkasına iyilik yapmak onun ilgi alanı içine girmez. Söz konusu, -birine iyilik yapmak ise- sürüngen beyin ortalıkta gözükmez. Bu durumda da kişinin iyilik yapması diğer beyin katmanlarına kalır ama onlar gelişkin değilse kişinin o taraflarda hiç bezi olmaz. İşte dinler “iyilik yapanlara gelecekte rahat bir hayat” vaat ettiği için sürüngen beynin ilgisi çekilir ve diğer beyin katmanları az gelişmiş de olsa iyilik gündeme alınmış olur. Elbette geçmişte sürüngen beyin haricindeki yapımız daha az etkindi. O zamanlarda dine çok daha fazla ihtiyaç vardı. İnsanlık geliştikçe düşünen beyin etkinliği ele almakta ve karar vermekte dine ihtiyaç kalmamaktadır. Yani biz tekâmül ettikçe düşünen beyin olaylara daha çok karışır olmaktadır.

Dinlerin yaptığı ikinci önemli şey ise, taraf oluşturmaktır. Sürüngen beyin yer sahiplenmek ve bir guruba üye olmak ister. İşte, dinler bu ihtiyacı da karşılar. Böylece dünya, pek çok guruba ayrılmıştır. Avrupa’da yüzyıl savaşları veya Haçlı seferleri bu ayrımın en belirgin sonuçlarıdır. Bunun kötü olduğunu düşünebilirsiniz ama, dünya bu günkü haline gelebilmesi için bunlar şarttı. Ayrıca tekâmül için dünyada çok kalmak uygun değildir. Daha çok, genç ölüp tekrar yeni bir ortamda gelmek daha verimlidir. Çünkü her yaşam bir deneyimdir. Hayatı seviyor oluşumuz sebebiyle, ölümü; öcü gibi görüyoruz ama tekâmül açısından bakınca, savaşlar çok optimum araçlardır.

 

Kaynaklar

http://tr.yenisehir.wikia.com/wiki/S%C3%BCr%C3%BCngen_Beyin_(r-komples)

http://www.temelaksoy.com/insani-yoneten-ilkel-beyindir/

 

Seyfullah Demir

 

 

Please follow and like us: