Makaleyi buradan dinleyebilirsiniz…

Hepimizin bildiği gibi dünya üzerinde çok çeşitli inançlar var. Tüm inançları din kategorisinde gördüğüm için, hepsini aynı kefede düşünüyorum. Yani bana göre Müslümanlık neyse ateizm de, deizm de, Budizm de aynı şeydir. Dünyadaki inançların belli başlılarının sayısı 20 civarındadır. Ve bunlara; küçük kabile dinlerinin çeşitleri dâhil değildir. Ayrıca ateizm, deizm gibi akımlar tek bir inanç olarak alınmıştır.

Dinlere karşı çıkanların genel bir sorusu var. ”Tanrı; neden dünyada tek bir din oluşturmadı? Neden bu kadar çeşitliliğe izin verdi?” diye. Bu sorunun cevabını dünyada dinlerin var olma sebebi adlı makalede anlattım ama, burada başka bir pencereden bakarak tekrar incelemek istiyorum.

İnsan dünyaya gelirken tüm bilgisini unutarak gelir. Bunun, tekâmül edebilmek için olduğunu söylemiştik. Başka bir deneyim edinmek için; ölüp, tekrar dirilmenin önemli olduğunu anlatmıştık. Yeni deneyimi öğrenebilmek için, onu yaşamak gerek. İşte, ruh bedenlenirken bedenine bağlandığı bir astral beden oluşturulur. Bu astral beden; bedeni kumanda edebilecek tüm bilgiye sahiptir. Zaten astral beden, ruhun özellikleriyle donatılmıştır. Ruhun -gizli hafıza hariç- tam bir kopyasıdır. Bedenin yaşadığı tüm deneyimi kaydeder. Tıpkı bir kayıt sistemi gibidir ve kendi hafızası vardır. Yaşadığı deneyimler sayesinde hafızasını doldurur. Gizli hafıza ise, ruhun daha önceki hayatlarında edindiği tüm deneyimlerin toplamıdır. Bilinçli olarak hatırlayamayız ama bilinçaltı dediğimiz mekanizma sayesinde oradaki bilgileri kullanırız. İnsanın zekâ gösterebilmesinin sebebi bu hafızadır. Çünkü bu hafızadaki bilgileri hatırlıyor olmamamıza rağmen onları kullanarak problemleri çözebiliriz.

Normal olarak ruhların olduğu mekânda, tekâmülün tek yolu vardır. Bu tekâmül yoluna, “pozitif tekâmül” denir. Sevgi kaynaklı bu tekâmül için, ruhun istek duyması zorunluluğu vardır. Oysa yeterli seviyede olmayan ruh, tekâmül için istek duymaz. Daha da önemlisi, yeni tekâmüle sokulan ruh, bilinç olarak sıfır olduğu için, hiçbir şey yapamaz. Onun için ruhun insafına bırakılmadan tekâmül etmesinin sağlanması gerekir. İşte, dünya hayatı tam olarak bu iş için programlanmıştır.

Şekil 1 Ruhun bilinç olarak sıfırdan kaynağa gidene kadar izlediği gelişme.

Durumu, şekil üzerinden anlatmak sanırım daha kolay olacaktır. Videoyu çalıştırdığınızda hareket halindeki kırmızı nokta, ruhun gelişim sürecini temsil eder. Âdem olarak adlandırdığım şey ruhtur. Tamamen bilinçsiz enerjidir ve bilinçlenmesi için tekâmüle sokulmuştur. Bu nokta, şekilde A noktası olarak gösterilmiştir. Ruh bilinçsiz olduğu için kendi başına yaşayamaz. Onun için dünyada kendi başına yaşayabilen hayvan bedenlerine enkarne edilir. Otomatik olarak bir bedenden diğerine geçerek yavaş yavaş tekâmül eder. Bu dönemdeki tekâmül tamamen bilincin IQ yönüyle olur. birinci gök katı hayvan bedenlerinde tekâmül ederek geçilir. Ruhlar yönlendirme yapılabilecek kadar geliştiği zaman, daha hızlı tekâmül edebilecekleri yeni bedenlere enkarne edilirler. Artık yeni bedenleri, akıl olmadan hayatta kalamayacak özelliklerdedir. Onun için ruh tamamen kumandayı ele almak zorundadır. İşte, ruhun kumanda ettiği bedene insan diyoruz. Bu dönemde hem IQ hem de EQ yönüyle tekâmül yapılır. Bilincin iki yönüyle tekâmül edebilmesi için, farklı tekâmül ortamları oluşturulmuştur. Hayvan döneminde sadece negatif, insan dönemindeyse çoğunlukla negatif olmakla birlikte gittikçe artan oranda pozitif tekâmül yapılır. Bu bedenli tekâmül süreci kıyamete kadar sürer ve ikinci gök katı geçilir. Kıyametten sonra üçüncü gök katında, bedensiz ve pozitif tekâmüle devam edilir. Bedenli tekâmülü daha geniş olarak Kuran’a göre tekâmül ve bilimsel anlamı adlı makaleden okuyabilirsiniz.

Enkarnasyon sürecini daha iyi anlayabilmek için Can Arif’in “Evrensel İşleyiş ve Ruhların Hasadı” adlı kitabından bir paragraf almak istiyorum. (Sayfa 71)

 

“Perdeleme, bu uygulamadan önce, birbirlerinin Yaratan olduğunu açık biçimde gören ve mutlak bir güvenlik duygusu içinde yaşayan üçüncü yoğunluğa ait ruhsal farkındalığa sahip varlıkların tekâmül etme, istek ve arzusundan yoksun oldukları ve dolayısıyla tekâmül edemedikleri bir noktada, gerek bu arzunun ve arayış dürtüsünün ortaya çıkması ve gerekse de bu şekilde özgür iradelerin daha yoğun kullanılması yoluyla deneyimin zenginleştirilerek tekâmül edilebilmesini sağlamak adına yalnızca üçüncü yoğunluk varlıklarına uygulanan bir evrensel fenomendir. Bu uygulamayla varlıkların engin bilinçaltları, bilinçli akıldan bir perdeyle ayrılmış ve böylece Varoluş’un birliğiyle ve kendi geçmiş deneyimleriyle ilgili bilinçli olarak neredeyse hiçbir şey hatırlamayan ve bu yüzden de muazzam bir arayış içine giren varlıklar ortaya çıkmıştır. Bu suretle perdelemeden önce kendi sahip oldukları özgür iradeleri tekâmül etmek adına kullanmayan varlıklar, şimdi bu seçim haklarını ve iradelerini son derece yoğun biçimde kullanır hale gelmişlerdir. Ve bu da karşımıza akıl almaz biçimde karanlık yolu ve seçim kavramını çıkarmıştır. Böylece bir yandan tekâmüller hızlanırken, bir yandan da Yaratan’ın kendi kendini daha canlı, çeşitli ve daha yoğun biçimde deneyimlemesi sonucu ortaya çıkmıştır. Aslında perdelemenin başlangıcındaki temel amaçlardan biri şimdi başkalarına hizmet şeklinde ifade ettiğimiz aydınlık ya da pozitif kutuplaşmayı çoğaltmazken, kendine hizmet yolu olan karanlık yol ya da negatif kutbiyet, perdelemenin beklenmedik sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Ve bu da, üçüncü yoğunluk açısından bir seçim yapma gereğini ortaya çıkarıp, evrensel oyunu ve tekâmülün seyrini tamamıyla değiştirmiştir.”

Pasajdan anlaşılacağı gibi perdeleme olgusu, tekâmül için tek olan yolu, sonsuz çeşitliliğe çıkarmıştır. Belki sonsuz abartılı bir sayı olmuştur ama en azından dünyada yaşayan her birey kadar çeşitlilik olmuştur. Ayrıca dünyada oluşan tüm inançlar yani ateizm, dinler vb, bu perdelemenin getirdiği çeşitliliğin ürünüdür. Dinler veya tüm inançlar, tekâmülün negatif  yani karanlık yönünü kullanma kılavuzlarıdır.

Oysa tekâmülün pozitif yönünde çeşitlilik yoktur. Sadece sevgi duygusu vardır ve tekâmül tamamen başkalarına hizmet üzerine kuruludur. Negatif yön ise ‘kişinin kendisine hizmet etmesi’ mantığı üzerine konuşlanmıştır. (Buradaki negatif kelimesi ‘etik olmayan’ anlamındadır. Yoksa ‘ters tekâmül’ anlamında değildir). Dünyada sadece negatif tekâmülün var olduğu gibi bir düşünce de yanlıştır.  Başkalarına hizmet de yine pozitif tekâmül olarak, diğer tekâmülden çok az olsa da, kullanılmaktadır. Buna, “annelik duygusunun getirdiği karşılıksız çocuk bakımı” güzel örnektir. 

Paragrafta perdelemenin negatif tekâmülü getirmesi öngörülmemiş gibi anlatılmaktadır. Asla öngörülemez bir şey yoktur. Her şey bir programdır ve programın ne yapacağı, onu yapanlar tarafından bilinmektedir.

Negatif tekâmül dünyadaki çeşitliliği getirmiş ama etik olmayan bir tekâmülün de yolunu açmıştır. Kendine hizmet vahşetin ayak sesleridir. Bizleri plânlayan güç, bunun böyle olacağını bilmektedir. Kuran Bakara 30’da insanların kan dökücü ve egoist olacağını bilmektedir. Ona rağmen yaratılmıştır. Yaratılış gerekçesi açık değildir ama bizler durumu gayet iyi anlayabiliyoruz.

Ayrıca Kuran bu durumun ne kadar süreceğini de bilmektedir. İnsanın dünyada yaşamasını sağlayan güdülerine Kuran İblis demektedir. Ve iblisin hükmü de Sad 80 ayetine göre kıyamete kadardır. Çünkü insan dünyada bedenliyken negatif tekâmül yapabilmektedir. Bunu da ona yüklenen İblis elbisesiyle başarabilmektedir.

Paragrafta “üçüncü yoğunluk” diye bir kavramdan bahsetmektedir. Bu bizim dünyasal hayatımıza karşılık gelir.

Elde edilen tekâmülün ruha yüklenmesi dediğim olay: bir cd olan astral bedenin, madde bedenden ayrılarak berzah hayatında, tüm hafıza ve deneyimleriyle ruh dediğim hardisk’e eklenmesinden başka bir şey değildir.

Birileri “Yaratıcı neden ‘ol’ deyip de ruhları istediği gibi yaratmadı?” diye düşünebilir. Çünkü tekâmül eden şey; yaratıcının bir parçasıdır ve ne yazık ki, kendi üzerinde ‘ol’ diyerek tâdilat yapamamaktadır. Onun için bu çetrefilli yolları tercih etmiştir. Eğer öyle bir yol olsaydı, biz asla bu şekilde var olmazdık.

Dünyada aydınlanma denilen bir olgu var. Her insan için aydınlanma farklılık içermesine rağmen birbirine yakındır. Aslında hangi dinden ya da inançtan olunursa olunsun, yaklaşık benzer bir aydınlanma olur. Bu durumu anlamak için aydınlanmanın ne olduğunu anlamak gerekir.

Aydınlanma: Kısaca söylemek gerekirse yukarıda bahsettiğim perdeyi delmektir. Yani, bedenlenirken bilinç ile bilinçaltı arasına konulan engelin aşılmasıdır.

Kuran’ın da dediği gibi:

 

Nahl 78 Allah sizi annelerinizin karnından çıkardığı zaman hiçbir şey bilmiyordunuz. Şükredesiniz diye size işitme duyusu, gözler ve gönüller verdi.

Bu durum tekâmülün gereği olduğu için, bilgi seviyesi bakımından sıfır olarak doğar ve öğrenerek cd’mizi doldururuz. Cd’mizi beş duyumuz sayesinde elde ettiğimiz deneyimlerle doldururuz. Normal tekâmül sürecini yaşayan kişi perdeyi delemez. Fakat aydınlanacak olan kişi perdeyi delerek bilinçaltıyla iletişime geçer. Aslında bizim bilinçaltı olarak bildiğimiz şey ruhumuzda olan kayıtlardır. Kişi aydınlanarak aslında bilinçaltında var olan bilgilere ulaşır. Böylece daha önce varlığını bilmediği bir dünyanın varlığını öğrenir. Aslında, bilinen ama unutturulan bir dünyadır.

Bu durum, bilinçaltımızdan bilgi çalmak gibi bir şeydir. Fakat açılacak bilginin ne kadar olduğu iki şeye bağlıdır. Birincisi, kişinin ne kadar aydınlanmaya ulaştığı ile ilgilidir. İkincisi ise ruhunun bulunduğu seviyeyle ilgilidir.

Diyelim ki kişi, tüm bilinçaltı bilgisine ulaşabilecek düzeyde bir aydınlanma yaşadı; o zaman da bilgiyi sınırlayan şey, ruhunun seviyesidir. Yani ruhu beşinci gök katı seviyesinde olan biri, altıncı gök katı seviyesindeki bilgiye asla vakıf olamaz.  Zaten o bilgiyi anlayıp özümseyebilecek durumda olmadığı için, öyle bir bilgi, ona zarar verebilir. Bu durum; ilkokuldaki bir çocuğa, üniversite bilgisi vermek gibidir.

Aydınlanma yaşayan kişi tekâmül açısından avantaj sağlar. Yani, aynı dönemde tekâmüle sokulan ruhlardan daha hızlı tekâmül eder. Bu bir avantaj gibi görünse de çok bir avantaj değildir. Çünkü, tüm ruhlar tekâmül ederek aynı seviyeleri geçecektir. Yaratıcı yani Kaynak tek bir ruhu bile zayi etmeden hepsini kazanacaktır. Sadece hızlı tekâmül eden daha önce O’na dönebilecektir. Fakat bu da bir avantaj değildir; çünkü zaman konusu bildiğimiz gibi olmadığından, aynı zamanda yaratılan ruhlar, aynı zamanda O’na dönecektir. Aydınlanma yaşayan ruhların tek avantajı, diğer ruhlar kadar enkarne olmak zorunda kalmazlar.  Zaten aydınlanma yaşayan insan sayısı çok az olduğundan, önemli bir durum değildir.

Aydınlanma yaşayan ruhlar da, pozitif tekâmül yaşarlar.  Pozitif tekâmül yaşayabilmeleri için, başkalarına yardım etmek zorundadır. Pozitif tekâmül, onun için tek yoldur. Negatif tekâmül edemez.  İşte, bu tür insanların rehberlik ettiği insanlar olur. Onlara yol gösterirken kendi tekâmülünü de gerçekleştirir. Başkalarına yardım konusunu ille maddi olarak almamak gerekir. Fakat, negatif tekâmül yaşayan birileri, maddi yardım ile pozitif tekâmül de yapabilir.

Sanırım anlamışsınızdır. Bu kadar çeşitli din, daha doğrusu inanç olmasının birkaç sebebi var. Birinci sebep: hep bahsettiğim tekâmül için çeşitli ortamların varlığını sağlamak. İkinci sebep ise: tekâmülün negatif yönünü kullanan insanların, kötülük yapmasını kısmen dizginlemek… Çünkü, egonun bir miktar dizginlenmesi dini inançlar sayesinde olmaktadır. Fakat asıl amaç hakkı yenen, ezilen insana, hayata tutunabilme gücü vermektir. Hakkının verileceğine inanan insan, maruz kaldığı haksızlıkları, daha kolay tolöre edebilmektedir. Başka bir sebep ise, bazı ruhlar tekâmülü aydınlanarak yaparlar. Bir insanın aydınlanma yaşayabilmesi için, mutlaka bir yol gerekir ve bu yol dinlerden gelir. Gerçi dinlerin gözüken yüzlerinde aydınlanma yoktur ama, zaten kişi, kendi yolunu mutlaka bulur. Çünkü rehber ruhu onu, o yöne sevk eder.

Seyfullah DEMİR

Please follow and like us: