2007’den beri kıyamet sürecinin başlamasını bekliyorum. Bu konuda epey sabırsızım. Bu yazım bile sabırsızlığımın sonucudur. Ortada fol ya da yumurta yok ama iki akşam üst üste gördüğüm rüyalar yüzünden umutlandım.

Birkaç gün önce “Evren çok büyük değil” adında bir makale hazırladım. Konu bilmediğim bir konu değil ama bir gece kafama takıldı. Kaç saat bilmiyorum ama en az iki saat yatakta bu konuyla cebelleştim. Yatakta çözemediğim “evrende gözüken merceklenme etkisinin, tam 180 derece zıddında da aynısı olur mu?” sorusuydu. Epey hayali çizgiler oluşturup evrende bir o tarafa bir bu tarafa gidip sorunu netleştirdim. Ulaştığım sonuç; bir cisme baktığımız yönün tam zıddından baktığımızda da, yine o cismi görebileceğimiz şeklinde oldu. Fakat o karmaşada çözemediğim sonuç, bunun fiiliyatta da olup olmayacağıydı. Işığın hızı belli… onun için, o cisimden çıkan ışınların ters yönden tekrar bize gelmesine, evrenin ömrü yetmeyebilirdi. Bunu ancak Autocad programıyla yapacağım çalışmalar sayesinde çözeceğimi düşünerek uyumuştum. Sabah rüyayla uyandım. Haberci rüyaları anlayabildiğim için rüyayı unutmamak için tekrar uyumadım.

10.01.2022 sabah gördüğüm rüya şöyle: Silah ruhsatı almam gerek. Pek istekli değilim. Çünkü inşaat halindeki bir binanın inşaat iskelesinden tırmanarak çatıya çıkmam gerekiyor. Ruhsata müracaat yeri orda. Ben yaşlı olduğum için tırmanamayacağımı düşünüyorum ama, yine de yola çıkıyorum. Fakat o da ne! İskeleye geçmek çok kolay. Hiç de korktuğum gibi değilmiş. Hemencecik çatıya çıkıyorum. Mesainin bitmesine beş dakika var. Elimde evraklarla çatıda bekliyorum. Önümde birkaç kişi var. Görevli kafasını dışarı uzatıp, kaç kişi olduğuna bakıyor. Ben de ruhsatı aldım diye seviniyorum. Çünkü görevli çatıda olanları bitirmeden mesaisini bitirmeyeceğini biliyorum. Ayrıca elimdeki evrakların ne olduğunu bilmediğim için, görevlinin de hızlı davranmak zorunda olması sonucu, pek inceleyemeyeceğini anlıyorum. Bende kesinlikle ruhsatı aldığıma emin oldum.

Fakat bu rüyaya, hiçbir anlam veremedim. “Ruhsat ne?”, “niye çatı?” gibi sorulara bir anlam yükleyemedim. Oysa bugüne kadar, gördüğüm her haberci rüyadan uyandığımda, anlamını hemen anlayabiliyordum. Semboller kafamda şekilleniyordu.

Evdeki bilgisayarımda autocad programı yok. Onun için işyerindeki bilgisayarımda evrenin bir prototipini oluşturup çeşitli büyüklüklere göre modellemeler yaptım. Zaten evrenin merkezinde olan bir cismin evrenin köşelerinde görüneceğini biliyordum. Epey zamandır evrende tek kuasar daha doğrusu akdelik bulunduğunu ve bizler onun 200 binin üzerinde sanal görüntüsünü gözlemlediğimizi yazmıştım. Autocad programıyla çalışmam sayesinde bu sanal görüntülerin belli bir çaptaki küreye tekabül edebileceklerini anladım. Bugüne kadar en uzak olarak 13 milyar ışık yılı mesafedeki bir kuasarı gözlemledik. Onu, evrenin ilk cismi kabul ettim. Fakat bana evrenin merkezine olan uzaklık da gerekiyordu. Ancak iki değer ile evreni oluşturabilirdim. Bize yakın ve 2,5 milyar uzaktaki kuasarlar gurubunu da, evrenin merkezine olan uzaklık olarak aldım. Bu rakam bana mantıklı da geldi. Sonuç olarak 10,5 milyar ışık yılı çapında bir evren meydana çıktı. Rakamları çok önemsemedim, çünkü gözlemlerle gerçek rakamlar bulunabilir ama benim sorunumu çözebileceğim gerçeğe yakın olabilecek bir evren büyüklüğü oluşması önemliydi. Böylece evrenin ufuklarında olan kuasarların bulunabilecekleri kürenin, yaklaşık çapını belirleyebildim. Sonuçta makalede yazdığım gibi 21 milyar ışık yılı çapında bir küre buldum ve bu değerin gerçeğe yakın olduğunu düşünüyorum.

Ayrıca autocad çalışmasında da her merceklenme etkisinin zıddında da bir merceklenme etkisi potansiyeli olacağını anladım. Ve bunlar bizim gözlemleyebileceğimiz uzaklıklarda olurlar.

Böylece adını zikrettiğim makaleyi yazdım ve bloğa koydum. Fakat bu makalenin hakemli bir dergide yayına sunulmasını hayal bile etmedim. Çünkü bu makaleyi o dergilerin istediği düzen ve bilimsel yaklaşımla yazamayacağımı biliyorum. Ayrıca da daha önce böyle her teşebbüsüm, hüsranla sonuçlandı. Onun için işaret almadan bu işe kalkışamazdım.

Zaten ilk gece gördüğüm rüyaya da bir anlam yükleyemediğim için böyle bir istek hiç oluşmadı.

Ertesi gece yine uyumakta epey sorun yaşadım. Önceki rüyanın anlamını çok düşündüm ama bir türlü sembolleri çözemedim ve eğer bu gece de rüya görmezsem hiçbir şey yapmamaya karar verdim. Çünkü rüyadan bir çözüm oluşturamadım ve eğer rüyanın bir anlamı varsa daha fazla bilgi gerekiyordu.

11.01.2022 sabah gördüğüm rüya:

Gerçekte tanımadığım bir ortağımla Polyester imalathanemiz var. Atölyeye giriyorum, ortağım tekli bir koltuk modeli hazırlamış. Onu imal etmemizi istiyor. Bende koltuğu inceliyorum. Kolçaklarında sorunlar görüyorum. O şekilde yapılırsa ürünün kalıptan çıkması mümkün değil. Ona anlatmaya çalışıyorum. O da bana serzenişte bulunarak, “o işi de sen hallet” diyor. Bu kadarını ben yaptım, gerisini sen yap anlamında… Sahne değişiyor ve ben bir koltuk görüyorum, arka kısmı çok hoşuma gidiyor. Yapacağımız koltuğun arkası bu şekilde olmalı diyorum. Ortakla bakmaya gidiyoruz. Koltuk Özürlü lazımlığı imiş ama arkalık modelini bizim koltuğa uygularsak çok beğenileceğini düşünüyorum. Ortağa koltuğun arkasını bu şekilde yapmalıyız diyorum.

Tam saat 8:00’de uyanıyorum ve hemen kalkıp, cepten hem o hem de bir önceki sabah gördüğüm rüyayı yazıyorum. Rüyanın altına da “İlk anlattığım rüyaya göre benim bir şeyler yapmam gerektiği çok açık. Fakat ne yapacağımla ilgili hiçbir fikrim yok. Bu rüyanın ilk rüyayla bir alakası var ama ben mana veremedim. Ruhsatı kolaylıkla almak ne anlama geliyor? Ortak ne, ya da kim?” diye yazdım ve kendime e posta attım.

İşe gelince, e postayı açıp tekrar okuyorum. Okumamın amacı cepten yazdığım için kelimeleri düzeltiyorum diye yaptığı hataları kontrol etmekti. Fakat rüyayı okuyunca “ortağı” hemen anladım. Aslında çok açık olmasına rağmen, ilk anda anlayamamıştım. Ortak benim “sezgilerim”. Sezgilerim bana bu makaleyi ciddiye al ve gerekeni yap demek istemiş. Zaten makaleyi sezgilerim sayesinde yazdığıma benim hiç tereddüdüm yok. Böyle düşününce önceki rüya da çözüldü. Ruhsatta, çatıda anlam kazandı.

Makaleyi yayınlamak için ben, iyi bir bilim insanının makaleyi yeniden yazmasını düşünürdüm. Rüyam dedi ki, makaleyi bu haliyle gönderebilirsin. “Çatı” yazının gönderileceği yer, ruhsat ise onun yayınlanması. Ben yazının düzenlenmesi gerektiği için göndermiyordum. Oysa iskeleye geldiğimde hiçbir zorluğun olmadığını ve elimdeki evraklarla kolaylıkla yukarı çıkabildiğimi gördüm. Yaşlılık ise, “bilim adamı” olmamamın verdiği güvensizliği anlatıyor. Görevlinin incelemeyecek olması, elimdeki makalenin yeteceğini gösteriyor ama yine de ikinci rüyadaki lazımlığın arkasını model almam gerektiğinden, bilimsel makalelerde kullanılan kalıplara uymam gerektiği mesajını veriyor. Sanırım, bilimin kendi kurallarının olması ve beni de sınırlaması yüzünden; pekte hoş olmayan bir özürlü lazımlığı şeklinde sembolleştirildi. İki rüyanın bana anlattığı şey, makaleyi dergilerin kabul ettiği model de ve İngilizce olarak yazıp göndermek. O haliyle kabul görecek olduğunu anladım.

Daha önce de böyle girişimlerim oldu ama hiçbir yere ulaşamadım. Şimdi ise çok rahatlıkla ulaşabileceğimi anlıyorum.

Bu durum bana bu makaleyle bilim dünyasına balıklama dalacağımı söylüyor. Eğer makale doğrulanırsa, evren hakkındaki tüm görüşümüz ve bilgimiz değişecektir. Bize yeni kapılar açılacak ve bu durum batıda yeni bir akım oluşturacaktır. Buradan Saidi Nursi’nin 5.şuâsında söylediği “semavî ve ulvi, hâlis bir din İsevîlerde zuhur edecek” sürecinin başlamasının olası olduğunu görüyorum. Buradaki hâlis bir din ile kastedilen, maddi ve manevi yönün tümünü kapsayan, yeni bir bilimsel bakışın başlamasıdır. Dinle pek ilgisi olmayacaktır ama içeriği, dinleri de kapsayacaktır.

Seyfullah Demir

Please follow and like us: