Makaleyi buradan dinleyebilirsiniz…

Kuran’ın ilginç ve sembolik yazımından, bilinenin aksine çok farklı söylemleri olduğunu söyleyip duruyorum. Bu makalede de, o konuyu irdelemeye devam edeceğiz. Düşünceme göre, Kuran’ın sembolik anlatımı, insanlığı kıyamete hazırlayacağı için, en önemli sembolleri kıyamet üzerine olmalıdır.

Enbiyâ 105 ayetinde “Şanım hakkı için zikirden sonra Zebur’da da yeryüzüne ancak ıslah eden kullarımın mirasçı olduğunu yazmıştık.” diyerek Kuran’dan sonra Zebur adında bir kitap daha geleceğini söylemektedir. Mealciler bu ayetteki Zikir kelimesinin, Tevrat’ı kastettiğini söylemektedir.

Şimdi, zikir olarak çevrilen, (الذِّكْرِ) żżikri kelimesini inceleyelim. Zikir kelimesi Âli İmrân 58İşte o hüküm, biz onu sana bu âyetlerden ve hikmetli zikirden peyderpey okuyoruz, Sâd 1Sâd. bu zikrile meşhun Kur'ana bak., Furkân 29Çünkü zikir (Kur'ân) bana gelmişken o, hakikaten beni ondan saptırdı. Şeytan insanı (uçuruma sürükleyip sonra) yapayalnız ve yardımcısız bırakmaktadır., Fussilet 41Zikir kendilerine geldiğinde onu inkâr edenler, mutlaka cezalarını çekceklerdir. O gerçekten çok değerli bir kitaptır. ayetlerinde de kullanılmaktadır. O ayetlerde zikir kelimesinin Kuran’ı kastettiği, hemen bütün mealcilere göre tartışılmaz bir gerçektir. Çünkü Fussilet 41 ayetinde Müşriklere hitaben “Zikir kendilerine geldiğinde onu inkâr edenler, mutlaka cezalarını çekeceklerdir. O gerçekten çok değerli bir kitaptır.” diyerek, Zikir kelimesinin Kuran’ı kastettiğini söyler. Kuranın kendi kendini açıklaması sayesinde Enbiyâ 105 ayetinde de Kuran’dan bahsettiğini anlıyoruz. Bu demektir ki Kuran’dan sonra Zebur diye bir kitap daha gelecektir. Bu da Davud’a gelecek olan kitaptır.

Zebur kelimesi bu ayet harici iki ayette daha geçmektedir. Kuran, Nisâ 163 ayetinde, “Muhakkak biz, Nuh’a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik. İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a, torunlarına, İsa’ya, Eyyûb’a, Yunus’a, Harun’a ve Süleyman’a da vahyettik. Davud’a da Zebur’u verdik” ve İsrâ 55 “Rabbin göklerde ve yerde olan kimselerin hepsini en iyi bilendir. Andolsun ki biz, peygamberlerin kimini kimine üstün kıldık. Davud’a da Zebur’u verdik” diyerek, Davut ve Zebur’u hem diğer peygamberlerden ayrı tutmuş, hem de onlara dikkati çekmiştir.

Mevcut yorumlar, bu ayetlere bakarak, Tevrat’ta adı geçen Davut peygambere, Zebur diye bir kitap indirildiğini düşünmektedirler. Aslında öyle bir şey yok ama Tevrat’taki Mezmurlar bölümünü Zebur yaparlar. Fakat bu kitap Tevrat’ın diğer bölümleri gibidir. Onu sadece biz, bu ayetler yüzünden, indirilen dört kitaptan biri diye yorumluyoruz, yoksa o bölüm bir şiir kitabından fazlası değildir.

Ayrıca Kuran’da peygamber olarak anılan pek çok kişi, Tevrat’ta peygamber değil yönetici veya toplumun önderi olan kişidir. Örneğin; Tevrat’a göre Davud, bir savaşta Golyat’ı öldürüp savaşın kazanılmasını sağlayan kişidir. Bu başarısı sebebiyle kral olmuştur. Ondan sonra da oğlu Süleyman, tahta geçmiştir. İkisi de peygamber değildir ve onların yönetimleri esnasında toplum içinde o görevi yapan, başka peygamberler vardır. Yani onlar sadece kraldır. Onlara peygamber hükmünü Kuran vermiştir. Daha doğrusu Kuran onlara değil kıyamette gelecek olanlara nübüvvet verildiğini söyler. Fakat durumun yanlış yorumlanması bu sonucu çıkarmıştır.

İslâm alimleri Enbiya 105 ayetindeki söylemden dolayı, epey sıkıntı çekerler. Onlara göre Zebur, Tevrat’ta bahsedilen Kral Davud’a verilmiş kitaptır. Onun içinde Tevrat’ta bir bölüm olan Merzmurların, Zebur olduğunu düşünürler. Ayetin oturabilmesi için de, Zikir kelimesini değişikliğe uğratmak zorunda kalırlar. Çünkü “Zikirden sonra” sözü, “Kuran’dan sonra” olarak tercüme edilirse, hikâye oturamaz. Onun için, bazısı Zikir ile tüm kutsal kitapların, bazısı Tevrat’ın kastedildiğini söyleyerek sorunu çözmeye çalışır. Oysa burada bahsedilen Zebur, bana göre henüz inmemiştir. Mehdi ya da Mesih’e indirilecek olan kitaptır. “Kuran’a göre Mehdi” adlı makalemde, Kuran’ın, Mehdi kişiliğini Davut sembolü arkasına gizlediğini söylemiştim. Bu ayetlerde de aynı durum devam etmektedir.

Kuran’ın zahiri anlamının oluşumu için, Hadis ve Tevrat’ın kullanıldığını söylemekteyim. Yani bugüne kadar oluşması gereken anlamlarında, bu iki faktör görev almış ve olması gerekenleri oluşturmuştur. Artık Kuran’ın bâtıni anlamının ortaya çıkması gereken zamandır. Zaten bu söylemlerin ortaya çıkardığı sonuçlardan biri de, kıyametin yakın olması gereğidir. Çünkü, benim bu söylemlerim, kıyamet sürecinin başladığını göstermektedir. Yoksa, bu bilgilerin zamanından önce ortaya çıkması, mümkün olamazdı.

Yazılarımda yazdığım gibi, kıyamet sürecinde, Mehdi ya da Mesih, 300 civarı kadın ve erkekten oluşan bir guruptan oluşacaktır. Ben bu gurubun tümüne Mehdi demekteyim. Kuran, Zülkarneyn sembolünü de bu durum için kullanır. Yani görevli bir ekip, bazen Mehdi, bazen Mesih, bazen Zülkarneyn, bazen Davud, Bazen Süleyman olarak karşımıza çıkmaktadır. Çoğu zaman ekibin liderini kasteder ama, biz hangisini görürsek, tüm ekibi düşüneceğiz. Bana göre Kuran, “fîlmehdi vekehlen” diyerek, içlerinden en az birinin yaşının kemale ermiş olduğunu da söyler. Yukarıda linkini verdiğim makalede Câlut’un, deccaliyet olduğunu ve onu Davut’un öldüreceğini, yani Materyalist sistemin bu ekip tarafından sona erdirilip, İsa döneminin başlayacağını da yazmıştık.

Kuran, bu Davut sembolüne, bazı yetenekler verildiğinden bahseder.

Enbiyâ 79 Biz onun hükmünü hemen Süleyman’a bildirmiştik; (zaten) herbirine hüküm ve ilim vermiştik. Davud’la beraber tesbih etsinler diye, dağları ve kuşları buyruk altına aldık. (Bütün bunları) yapan bizdik.

Neml 15 ve 16 Andolsun ki biz, Davud’a ve Süleyman’a bir ilim verdik. Onlar: “Bizi mümin kullarının birçoğundan üstün kılan Allah’a hamd olsun” dediler. Süleyman Davud’a varis olup dedi ki: “Ey insanlar! Bize kuş dili öğretildi ve bize her şeyden (nasip) verildi. Doğrusu bu apaçık bir lütuftur.”

Sebe 10 Andolsun ki, biz Davud’a tarafımızdan bir fazilet verdik. “Ey dağlar! Onunla beraber tesbih edin.” dedik ve bunu kuşlara da (emrettik) ve ona demiri yumuşattık.

Bu söylemlerden “demiri yumuşattık” söylemini linkini verdiğim makalede açıklamıştım. Yani görüşünün biraz açıldığını söylemiştim. Hatta orada dağların, inançları sembolize ettiğini de anlattım. Yani Davud’un tüm inançları dize getirecek olduğunu biliyoruz.

İsra 13 ayeti “Her insanın da kuşunu boynunda kendine takmışızdır ve onun için Kıyamet günü bir kitab çıkarırız ki neşrolunarak onu şöyle karşılar” der. Ayet, kuş sembolizmi için güzel ipuçları verir. Bu ayete göre “kuş” söylemi, insanın genel kaderini sembolize eder. Mevcut çeviriler bunu amel defteri olarak çevirir. Bana göre, tekâmül düzeyini gösterir. Neml 16’da Davud’un, Kuş dili öğrendiğini görüyoruz. Elbette Davud’un kuş dili bilmesi, bu sistemi anlamış olduğunu gösterir. Diğer ayetleri de işin içine katarsak, Davud’un, insanlığın genel kaderi olan, tekâmül sistemini bildiğini ve o konuda bazı yeteneklerinin olduğunu anlayabiliyoruz. Fakat, her ayetteki kuş kelimesi, sembol içermez. Bazısı gerçek kuştan bahseder. Sembol olan yerlerde, Davud’un, insanlığın genel kaderinin sırrına vakıf olduğunu anlıyoruz.

Fakat bu ayetlerdeki önemli bir detayda Süleyman diye birinin daha işin içine girmesidir. Yani Süleyman da, bu görevli gurubundan biri olmalıdır. Fakat anladığım kadarıyla bir müddet gurubun lideri Davut iken, sonra liderlik Süleyman’a geçecek gibi görünmektedir. Bu sözlü gelenekteki Mehdi ve İsa söylemiyle de örtüşmektedir. Konuyu Sâd suresinden takip edelim. Çünkü Sâd suresinde, 17.ayetten 39.ayete kadar olan hikâye, bu iki kişinin durumunu anlatmaktadır.

Sâd 17 ve 18 Şimdi sen onların dediklerine sabret de kuvvetli kulumuz Davud’u hatırla. Çünkü o, zikir ve tesbih ile bize yönelmişti. Biz, dağları onun emrine vermiştik. Akşam sabah onunla birlikte tesbih ederlerdi.

Bu ayetlerden, dünyadaki inançların onun sayesinde gerçek bilgiye ulaşmış olacaklarını görebiliyoruz. Kuvvetli kulumuz söylemi, demir sembolüyle de örtüşmektedir. Demir sembolünün de, Mehdiyi işaret ettiğini söylemekteyim.

Sâd 19 Kuşları da toplu olarak onun emrine vermiştik. Hepsi de ona uyarak zikir ve tesbih ederlerdi.

Kuş sembolizmi insanın veya insanlığın genel kaderini anlattığını söylemiştik. Bu ayette de insanlığın genel kaderi olan, boyut atlama işi, Davud’un bilgisi ve becerisi sayesinde gerçekleşecektir. Böylece Fussilet 11 ayetinde dediği “İsteyerek veya istemeyerek buyruğuma gelin” emrinin, istemeyerek kısmının gerçekleşmesi, bu sayede olacaktır. Kıyametten sonra tüm insanlar da ona varmanın değerine varacağı için isteyerek gideceklerdir. Yani bilinçli tekâmül edeceklerdir.

Sâd 20 Biz onun mülkünü kuvvetlendirmiş ve kendisine hikmet ve hakkı batıldan ayırt etme kabiliyeti vermiştik.

Burada, Davud sembolizmiyle Mehdi’den bahsettiğini zaten söyledik. Ayette Mehdi’ye, yanlışla doğruyu birbirinden ayırt etme yeteneğinin verildiği görülmektedir. Bu günümüzde çok önemli ve elzem bir yetenektir. Çünkü Mehdi, elde edeceği tüm bilgiyi, internetten alacaktır. İnternet ise, çok fazla kirli bilgiyle doludur. Onun için, bu yetenek muazzam bir yetenektir. Ayette bahsedilen mülk, sanırım bilgidir. Çünkü başka ayetlerde, bu sistemdeki kişilerin zengin ve ünlü olmayacaklarını biliyoruz. Zaten mehdiyet için, zenginliğin bir anlamı yoktur.

Sâd 21 den 23’e Bir de davacıların kıssası geldi mi sana? Hani surdan aşarak mihraba ulaşmışlardı. Davud’un yanına giriverdiler de onlardan telaşe düştü. Ona “Korkma!” dediler, biz iki davacıyız. Birimiz, birimize haksızlık etti. Şimdi sen aramızda hak ile hüküm ver ve aşırı gitme de bizi doğru yolun ortasına çıkar. Biri: “İşte bu benim kardeşim. Onun doksan dokuz dişi koyunu var, benim ise bir tek dişi koyunum var. Böyle iken: Onu da bana ver, dedi ve tartışmada beni yendi” diye anlattı.

Burada maddiyat ile maneviyatın karşılaştırılması anlatılmaktadır. “Koyun” gelir olarak düşünülmeli. Maddiyatın, batı tarafından kabul edilen materyalist sistem olduğunu ve bu sayede büyük gelir elde ettiklerini biliyoruz. Yani bu anlatım, gelişmiş ülkeler ile, gelişmemiş ülkeler arasındaki gelir uçurumunu anlatmaktadır. Ve daha da önemlisi gelişmiş ülkeler, gelişmemiş ülkelerin tek koyununa da göz koymuş durumdadır. Bu durum tam olarak günümüzdeki duruma denk gelmektedir. Gelişmiş ülkeler, güçlerini kullanarak gelişmemiş olanların, o tek koyununu da, ellerinden almak için, çeşitli ayak oyunları yapmaktadırlar. Gelişmemiş olanlar da, gönülsüz olarak bu duruma, zorunlu boyun eğmektedir. Çünkü karşı koymaya güçleri yoktur. Ayette, “beni yendi” demesi de ondandır.

Burada anlatılan, “bir koyun” ile Bakara 249’da anlatılan Talut’un ordusunun nehri geçerken, nehirden bir avuç alınmasına izin verilmesi, aynı durumu anlatır.  Kuran madde yönü dışlar. Ancak geçimlik kadarını elde etmeye cevaz verir. Fakat maddiyata önem veren deccaliyet yani kapitalist sistem, o geçimlik kadarına da göz koymuş durumdadır. Zaten dünyada doyurulamayanlar zenginlerdir. Fakirler kanaatkârdır. Zenginler ise doymazlar…

Sâd 24 ve 25 Davud dedi ki: “Doğrusu senin bir koyununu kendi koyunlarına katmak istemesiyle sana zulmetmiştir. Gerçekten bir cemiyette yaşayanların çoğu mutlaka birbirlerine haksızlık ediyorlar. Ancak iman edip de salih amel işleyenler başka. Ama onlar da pek az.” Davud, bizim kendisini imtihan ettiğimizi sanmıştı. Hemen Rabbinden mağfiret diledi, rüku ederek yere kapandı, tevbe ile Allah’a yöneldi. Biz de o zannettiği şeyi kendisine bağışladık. Şüphesiz yanımızda onun bir yakınlığı ve güzel bir dönüş yeri vardır.

Dünyada zulüm sisteminin varlığını görmekteyiz. Ve Mehdi’yetin bu yapıya itiraz edeceği anlaşılıyor. Fakat bu düzenin, dünya üzerinde yaşanan bir sistem olduğu görülmektedir. Zaten sömürü sistemi, dünyada oluşmuş ve doğal olarak kabul gören bir sistem olduğu anlatılmaktadır. Fakat Davud’un neden af dilediğini pek anlayamadım. Sanırım kendisinin de sistemin içinde olması ve sistemi kendisinin yıkamaması yüzünden suçluluk hissetmesindendir. Çünkü, kapitalist sistem, İsa dönemi başladığında yıkılacaktır. Ve bu zaman, Davut sonrası zamana denk gelecektir. Ya da en azından Davud’un son dönemlerine rastlayacaktır.

Sâd 26’dan 29’a Ey Davud! Gerçekten biz seni yeryüzünde bir halife yaptık. Artık insanlar arasında hak ile hüküm ver. Keyfe, arzuya uyma ki, seni Allah yolundan saptırmasın. Çünkü Allah yolundan sapanlar, hesap gününü unuttukları için kendilerine çok şiddetli bir azab vardır. Hem o göğü, yeri ve aralarındakileri biz boşuna yaratmadık. O, kâfirlerin zannıdır. Onun için vay ateşe girecek olan kâfirlerin haline! Yoksa, iman edip de salih amel işleyenleri biz, o yeryüzündeki bozguncular gibi yapar mıyız? Yoksa o takva sahiplerini azgın günahkârlar gibi yapar mıyız? Bu, sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır ki, insanlar onun âyetlerini düşünsünler ve temiz akıl sahipleri ibret alsınlar.

Sâd 26’dan 29’a kadar ki ayetlerde genel nasihat ve tehdit türü emirler var. Davud’a “adil ol, adaletle hükmet” gibi nasihat ve emirlerin uygulanıp uygulanmamasına göre ceza, mükâfat tehdidi yapılmaktadır. Burada “indirilen mübarek kitap” ile kasıt, bana göre Zebur’dur.

Başka bir detay da, insanın ya da evrenin gereksiz yaratılmadığına vurgu vardır. “O’ndan geldiniz, O’na döneceksiniz” mantığının çalışması için, bu sistem kurulmuştur. Yani ana amaç, Büyük Patlamayla, O’ndan gelen madde, tekâmül ederek yani bilinçlenerek, O’na dönecektir. Yer, Gök ve aralarındakilerin boşuna yaratılmaması bu yüzdendir.

Sâd 30 Bir de Davud’a Süleyman’ı bahşettik. Süleyman ne güzel kuldu. Çünkü o seslice tesbih edip Allah’a yönelirdi.

Bu ayette, önemli bir şahsiyet daha devreye giriyor. Tevrat’ta Süleyman, Davut Peygamberin oğludur. Kuran’da bu kişilikleri onların arkasına gizlemektedir. Sanırım Süleyman, Davud’un işini devralacaktır. Benim düşünceme göre, Deccâliyeti yıkacak olandır. Sözlü gelenekteki İsa figürüne karşılık gelir. Yukarda Davud’un af dilemesi, bu sebeple olmalıdır.

Sâd 31’den 39’a Hani kendisine bir zaman akşam üstü iyi cins ve rahvan atlar gösterilmişti.  “Ben, dedi, at sevgisini, Rabbimi anmaktan ötürü tercih ettim.” Nihayet atlar perdenin arkasına gizlendi. “Geri getirin onları bana!” dedi ve artık onların bacaklarını, boyunlarını silmeye başladı. Andolsun ki Süleyman’ı imtihan da ettik ve tahtının üzerine bir ceset bıraktık. Sonra tekrar tevbe ile önceki haline döndü. Süleyman: “Ey Rabbim! Beni bağışla ve bana öyle bir mülk ihsan et ki, ardımdan hiç kimseye yaraşmasın. Şüphesiz, bütün dilekleri veren sensin.” dedi. Bunun üzerine biz rüzgârı onun emrine verdik. Onun emriyle istediği yere yumuşacık akardı. Dalgıç ve yapı ustası şeytanları da. Ve daha diğerlerini de zincirlerde bağlı olarak (Onun emrine verdik). “İşte bu, bizim ihsanımızdır. Artık sen dilersen başkalarına ver veya verme. Bundan hesaba çekilmeyeceksin” dedik.

İsa döneminde, dünyada sükûnet yaşanacak ve mizan kurulacaktır. Bir üst boyuta geçemeyecekler, kurulacak olan, dört adet cennet şehirlerinde ağırlanacaktır. Fakat o şehirler, o dönemde, henüz yapılmış değiller. İşte Süleyman, o şehirlerin yapımını organize edecek kişidir. Sanırım, dalgıç ve yapı ustası şeytanları, bu işleri yapacak olanları kastetmektedir. At ise binektir. Mizandan sonra, kıyamet yaşanırken, boyut atlayamayacak olanların bedenlerini terk etmemeleri gerekir. Çünkü onlar, dünyada olmaya devam edeceklerdir. İşte Süleyman, bir çeşit binekle, o insanları alarak, onları koruyacaktır. Atların perdenin arkasına gizlenmesi ve sonra geri gelmesi, bu durum hakkında ipuçları vermektedir. Gizlenme, dünyasal boyuttan çıkıp, astral boyuta geçme şeklinde olabilir. Anladığım kadarıyla bu teknoloji, UFO’lar tarafından yıllardır uygulanmaktadır. Tahta bırakılan cesedin de eski haline dönmesi, kıyametten sonra sistemin eski haline dönmesini anlatıyordur. Ve Süleyman bu işlerde son görevlidir. Geliştirilen tür için bir daha görevlendirme olmayacaktır. Artık yeni bir çağ başlayacak ve önceki çağa ait ne varsa bir üst boyuta geçtiğinden, maddesel yapıdan tamamen sıyrılacaktır.

Anladığım kadarıyla, Davud’a demirin yumuşatılması sayesinde, ona Zebur adında bir kitap vahyedilecektir. Bu vahiy peygamberlere verilen vahiy gibi midir, bilmiyorum. Tahminim sezgi şeklinde olacaktır. Çünkü demir yumuşatılmıştır. Onun için sezgiden daha ilerisinin olacağını düşünmüyorum. Elbette Davud bu sezgileri kaleme alacaktır. İşte o bilgileri Zebur olarak anlamalıyız.

Başka güzel bir detay da , Nisâ 163 ayetinde, “Muhakkak biz, Nuh’a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik. İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a, torunlarına, İsa’ya, Eyyûb’a, Yunus’a, Harun’a ve Süleyman’a da vahyettik. Davud’a da Zebur’u verdik.” diyerek, kıyamette görev alacak kişileri saymaktadır. Burada da Zahiri anlamını, Tevrat’tan bulacağımız, batınî bir anlatım vardır. Aynı yapı, Enam 84, 85, 86 ayetlerinde de vardır. Hatta, Belkıs’ın da bu görevlilerden biri olacağını düşünüyorum. Erkek egemen bir anlatım içine, bir bayan görevlinin monte edilmesini görmekteyiz. Bayandan peygamber olamayacağı düşüncesini destekleyen bir anlatım tercih edilmiş.

Neml 16.ayette ki, “Süleyman, Davud’a mirasçı olmuş” sözünden, Davut’un liderliğinden sonra, işi Süleyman’ın liderliğindeki ekibin devralacağını anlamaktayım. Ayrıca Sebe 13 ayetinde “Ey Dâvud’un inanç ailesi” diyerek, tüm bu insanların Davud’un mirasçıları olarak, onun yaptığı işi devam ettirip sonuçlandıracak kişiler olarak gördüğünü anlıyorum. Yani bizim bugüne kadar geçmişteki peygamberler olarak gördüğümüz kişiler, gelecekteki kıyamet sürecini organize edecek ekiptir. Ve ayetlerde o ekipteki kişilerin özelliklerini de görebilmekteyiz. Davud ve Süleyman’ın, insanların ruhsal kayıtlarını okuma yeteneğinin olacağını görüyoruz.  Ayrıca Davud ve Yusuf’a doğruyu yanlıştan ayırma yeteneği verilmiş. Artı olarak, Yusuf’un rüya yorumlama yeteneğinin de olduğunu anlıyoruz. Belki de ekip rüyalar aracılığıyla yönlendirilecek ve içlerinden biri, bu yeteneği sayesinde söyleneni anlayabilecektir. Fakat istisnasız hepsi gerçek bilgiyi anlayan ve onun gereklerini uygulayanlar olacağını görüyorum. Bunu Enbiya 105’deki “yeryüzüne ancak ıslah eden kulların mirasçı olması” konusu açıklar. Çünkü bozulmuş düzen ve sistemi, ıslah edecek olanlar kaos ve karmaşayı düzelterek, insanlığı kıyamete götürecektir. Yani, ciddi bir ıslah hareketi yapılacaktır.

Süleyman’a ayrı bir paragraf açmak gerekir. Çünkü onun çok farklı yeteneklerinin ve ordularının olacağını biliyoruz. Ama bana göre, onun yeteneklerinin hemen hepsi, teknolojik argümanlardır. O, Altınçağ şehirlerinin kurulmasını sağlayacak ekibi, organize edeceği için, emrinde, mühendisler, ustalar, kalfalar, teknik elemanlar, şoförler, pilotlar vb ordular olacaktır. Düşünün ki, Altınçağ’da yaşayacak olanlar, çalışmak zorunda olmadan, tekâmül edeceklerdir. “Onların yiyecekleri kendiliğinden oluşacaktır” söyleminin gerçekleşebilmesi için, yapay zekâlı robotların, her türlü yiyeceği oluşturup, bu insanların emrine sunacağı bir sistem kurulacaktır. İşte bu sistem kurulana kadar, gereken tüm elemanlar, Süleyman’ın ordusunun zabitleridir. Dünyanın en verimli tarlalarında çalışacak makineleri birileri yapacak, birileri programlayacaktır. Kimisi sulama sistemini, kimisi sera sistemini organize edecektir. Tekâmül edeceklerin kalacakları yerleri, spor alanlarını, okuma odalarını yapacak ekipler, her ayrıntıyı hesaplayacak ve sistemin sorunsuzca çalışmasını sağlayacaktır. MÖ 2150 kitabının baş karakteri Jon Lake, seyahatlerinde anlattığı şehirlerdeki her detay, bu insanlar tarafından organize edilecektir.

Dikkatimi çeken bir detay ise, suyun önemidir. Jon Lake muazzam havuz ve fıskiyelerden bahseder. Süleyman’ın dalgıç şeytanları vardır. Ayrıca cennetBakara / 25, Âl-i İmrân / 15/136/195/198, Nisâ / 13, Tevbe / 72, Saff / 12, Kehf / 31, Ra’d / 35 vb, “Altlarından ırmaklar akan yer” olarak tanımlanır. Demek ki Altınçağ’da su, özel öneme sahip olacak ve çokça kullanılacak bir metadır. Onun için, Kamboçya’daki Angkor antik şehrini, geçmiş döneme ait, bir Altınçağ şehri olarak düşünmekteyim. Elbette orayı, bu günkü yerli halk olan Kmer’ler yapmadı. Onlar buldukları eserleri sahiplenip kullanmış ve kendi eserleriyle sentezlemişlerdir.

Seyfullah Demir

Please follow and like us: