Zaman konusu anlaşılması en zor konuların başında gelir. Zorluğu içinde yaşadığımız zamanın yapısını kesin ve değişmez sanıyor oluşumuzdan gelir. Ayrıca tek zaman yapısı yok. Çünkü lineer bir yapısı yoktur. Yani görünen evrende farklı, kuantum evrende farklı ve Kaynakta farklı çalışır. Öncelikle görünen evrenden başlayarak zamanı üç kademede inceleyeceğiz.

Görünen evrende zaman

Çok detaylara girmeden kabaca anlatacağım çünkü herkesin bildiği ya da bilmesi gereken şeylerden bahsedeceğiz. Einstein’dan önce, zamanın lineer ve her yerde aynı olduğunu düşünüyorduk. Einstein, zamanın, konum ve hıza bağlı olarak değişeceğini kanıtladı. Kütle çekim ya da hız arttıkça zaman yavaşlamaktadır. Işık hızında ise zaman durur. Fakat evrende bir nesneyi ışık hızına çıkaracak bir mekanizma yok. Çünkü biz bir nesneyi hızlandırdıkça kütlesi artmakta, artan kütleyi hızlandırabilmek için daha çok enerji gerekmektedir. Bu da ışık hızına çıkmak için sonsuz enerjiye ihtiyaç duyulmasına sebep olmaktadır. Görünen evrende sonsuz enerji olmadığı için bu durum imkânsız bir duruma dönüşmektedir.

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı 2-1.jpg
Şekil 1 Zamanın, Planck zamanları üzerinden gösterimi  

Ben zamanı, Planck zamanları üzerinden anlatmaya çalışacağım. Şekil 1’de Planck zamanının, sabit ve büyüyen durumuna göre gösterimi görülmektedir. Şekil 1 A’daki a ile b noktaları arasını bir Planck zamanı olarak alalım. Buna göre zaman, artarda dizilen Planck zamanlarından oluşur.  İçinde yaşadığımız zaman, şekildeki helezonu takip ederek ilerler. Yani zaman, a ve b noktalarını birleştiren tam bir dairenin katları olarak devam eder. Fakat Planck zamanının dairesel olduğunu düşünmeyin. (Belki de daireseldir)

Şekil 1 B’de ise hız arttıkça Planck zamanının yapısı gözükmektedir. Hız arttıkça helezondaki dairelerin boyunun büyüdüğünü düşüneceğiz. Yani aslında olan şey, hız ya da kütle çekim artımında Planck zamanının değeri büyür. Bizler sadece helezon üzerinden zorunlu olarak zamanı yaşarız. Şekil 1 A’daki gösterim, hız normalken ki Planck zamanının durumunu, B ise ışık hızına kadar olan değişimi gösteriyor. Işık hızında Planck zamanın büyüklüğü sonsuza ulaşır. 

İkizler paradoksu

 Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı 3.jpg
Şekil 2 Planck zamanı büyüdükçe zaman genişler.  

Ahmet ile Mehmet aynı gün ve aynı saat doğan ikiz kardeştir. Kardeşlerden Mehmet uzaya yolculuk yapmaktadır. Ahmet ise gezegende kalmıştır. Mehmet, uzayda çok uzaklara kadar ışık hızına yakın (örneğin v= c) hızda yolculuk yapıp, geri dönmüş olsun. Olaya Planck zamanları üzerinden baktığımızda, eğer hız, zamanı genişletiyorsa, bunu Planck zamanlarından başlayarak yapacaktır.  v= hızında ki Planck zamanı durağan halden iki kat uzun olacaktır. Bu da, şekil 2’deki durumu ortaya çıkaracaktır. Koyulu açıklı bölgelerin her biri 1 Planck zamanıdır. Her iki hızda da aynı sayıda Planck zamanı geçer ama birindeki saat diğerinden 2 kat fazla zamanı gösterir. v hızında C noktasındaki Mehmet, dünyaya geldiğinde v0 hızındaki C noktasına gelecektir. O noktada zaman 200 birimdir. Oysa Mehmet’in zamanı 100 birimdir. Bu durum bir zaman yolculuğu mudur? Bir açıdan evet, bir başka bir açıdan hayır.

Mehmet, B noktasında dünyaya dönsün. Ahmet’in 100 birim zamanına karşılık 50 birim zamanı geçmiş demektir. Haliyle aynı Planck sayılarında olmayacaklardır. Bu açıdan bakınca bu bir zaman yolculuğudur. Çünkü zaman olarak iki farklı yerdeki Planck zamanları aynı noktaya gelmiştir. Oysa normal zamanın ilerleyişi o anki Planck zamanının ardından bir sonraki Planck zamanının gelmesi şeklinde işler. Bu durumda bu sıralama kesilmiş demektir.

Diğer açıdan baktığımızda ikizler birbirlerini zaman kaybı olmadan seyredebilseydi Mehmet Ahmet’in çok daha hızlı hareket ettiğini yani kendi saatinin bir ‘tık’ına karşılık Ahmet’in saatinin iki ‘tık’ ilerlediğini görecekti. Ahmet iki kat daha hızlı yaşlanacaktı ve bu durumu naklen seyredebilecekti. Bunu uydulardaki saatlerden biliyoruz. 20.300 Km Hızla giden uyduda 1 günde uydudaki saat 0,00003 saniye geri kalır.[1] Yerdeki bir gözlemci saati günde 0,00003 saniye geri kalan uyduyu sürekli gözlemleyebilir. Oysa iki farklı zaman aynı ana gelmemeli. Uydunun saati gerçekten geri kalmış olsaydı onu göremememiz gerekirdi. Onu ancak 0,00003 saniye sonra görmemiz gerekirdi. Gök yüzünde aniden ortaya çıkmış olması gerekirdi. Öyle bir şey yaşamadığımıza göre zamanların farklı geçmesi farklı zamanlar anlamına gelmiyor. Bu durum da onların eşleniklerinin bozulmadığına hükmedebiliriz.  Eşlenikleri bozulmamışsa zaten bir zaman yolculuğu yapılmış olmaz.

İşte ikizler paradoksu burada devreye giriyor. İki saati bir araya getirdiğimizde gerçekte kimin saati doğrudur. Her iki saatte doğru çalıştı ama artık aynı zamanı göstermiyorlar. Fiziksel olarak her iki saatte eştir. Biri diğerine tercih edilemez.

Zamanın kademeli yapısı

 Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı SICIME1.jpg
Şekil 3 Zamanın uzun tarihi  

Birde kuantum evrenin zaman yapısı var. Astral ile 11 boyutlu uzay arasında kalan tüm kuantum katlarından bahsediyoruz. Şekil 3’de ise tüm zamanların Planck zamanı grafiği var. Astral bir sınırdır. Görünen evren ile kuantum evren arasında aşılmaz bir duvar oluşturur. Kuantum evrenin sonunda ise çok küçük de olsa bir değeri vardır. Kaynak’ta ise Planck zamanı büyüklüğü sıfıra ulaşır.

Astral düzeye kadar görünen evren ve hıza göre Planck zamanının değişimi. Astral düzeyden sonra 7. Kuantum katı ya da 10 boyutlu uzayın sonuna kadar olan Planck zamanı açısal hız değişimidir. Grafikten de görüleceği gibi ışık hızında Planck zamanı sonsuza gitmekte ama ışık hızını sıçradıktan sonra makul değerlere gelebilmektedir. Kuantum evrenler sonunda, sıfıra yakınsamaktadır.

Bu durum aynı zamanda bize blok evren tanımını da yapmaktadır. Astral düzeyde sonsuz olan Planck zamanı kuantum evren sonunda sıfıra yakınsamakta ve Kaynak’ta sıfıra ulaşmaktadır. Planck zamanı sonsuzdan başlayarak sürekli küçülmekte ve sıfıra ulaşmaktadır. Bu şu anlama gelmektedir.

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı PLANCK1.jpg
Şekil 4 Kuantum evrende Planck Zamanının değişimi  

Zaman, Planck zamanlarının artarda dizilmesiyle oluştuğu için her noktada Planck zamanı bir değere sahiptir. Her noktada zaman Planck zamanının büyüklüğüne göre değer taşımaktadır. Yani zaman, Planck zamanının büyüklüğü ile Planck zamanı sayısının çarpımı kadar olmaktadır. Oysa 11 boyutlu uzayda Planck zamanı büyüklüğü sıfır olduğundan tüm zamanların orada olmasına rağmen süre geçmemektedir. Eğer evrenin toplam yaşı (atıyorum) yirmi milyar yıl ise, yirmi milyar yıl içinde geçen tüm Planck zamanlarının hepsi 11 boyutlu uzayda var ama süre olarak hiç zaman geçmesine gerek yoktur. İşte Kaynak dediğimiz o noktada tüm zamanların -süre geçmeden- var olması blok evren tanımına da açıklık getirmektedir. Tüm evrenin bilgisi tek noktada demektir.

Peki, görünen evrendeki pek çok olasılık, özellikle insan gibi bir bilinç bu durumu bozmaz mı? Bozmaz. Çünkü tüm olasılıklar, paralel evrenlerde olduğu için zaten Kaynağın bilgisi içindedir. Hiçbir bilinç var olan olasılıklar dışında bir tercih yapamaz. Çünkü öyle bir olasılık yoktur.

Eğer 11 boyutlu uzayda aşkın bir bilinç varsa ve evreni planlamışsa, tüm zamanları aynı anda, aynı noktada göreceği için evreni nasıl planlamışsa sonucunu da aynı anda görecektir. Bizler ise Planck zamanının büyüklüğüne bağlı olarak milyarlarca yıl yaşamak zorundayız.

Kuantum evrende zamanın ilerleyişi 

Zaman, süre geçmesi bakımından üç kademeye ayrılmıştır. Görünen evren, kuantum evren ve Kaynak’ta zamanın geçmesi farklılık içerir.

Bunu Inception (Başlangıç) filmini izleyenlerin kolaylıkla anlayacağını söylemeliyim. Eğer izlememişseniz mutlaka izlemenizi öneririm.

Kaynak’ta zamanın var olduğunu ama sürenin geçmediğini söylemiştik. Görünen evrende ise zamanın geçmesini hepimiz yaşıyoruz ama asıl kuantum evrende farklı bir yapı vardır.

Astraldan itibaren 7. kuantum katı sonuna kadar Planck zamanı büyüklüğü sürekli küçülerek sonunda sıfıra yaklaşır ama sıfır olmaz. Ancak Kaynakta sıfır olur. Bu küçülmenin oranının nasıl olduğunu Kuran’dan yararlanarak bir yapı çıkardım. Aşağıda benim bulduğum durumu görmektesiniz.  Ama önce zamanın bu yapısı için baz aldığım ayetlerle başlayalım.

Hac 47 Bir de senden acele azab istiyorlar. Elbette Allah sözünden caymaz. Bununla beraber Rabbinin katında bir gün, sizin sayacaklarınızdan bin sene gibidir.

Ayette Rab’bin katında bir gün insan zamanıyla bin yıl olduğunu açıkça yazar. Fakat öte dünyada zamanın geçmesi, kademe arttığı için daralması gerekirdi. Kuran bu konuda ikinci bir ayete daha sahiptir.

Ayette O’na yükselmek üzere olan ruhun bir gününün uzunluğunu vermektedir. Bu durumda kuantum katlarının en altında bir gün bin yıl, en üstünde elli bin yıl sürdüğünü görüyoruz. Bu ayetlerden yararlanarak şekilde 5’de ki tabloyu oluşturdum. Tablo biraz karışık olduğu için sütun sütün açıklamaya çalışacağım. Dikkat etmeniz gereken bir konu ise süre konusudur. Öte dünyadaki gün ya da dakika kavramları hakkında bir fikrimiz yok. Kuran öte dünyadaki zamanı tanımlamak için bile, dünya zamanını kullanır. Bizde aynısını yapacağız. Yani öte dünyada gün dediğimizde bunun süresi dünyadaki bir günün geçtiği süre kadardır. Bu tanıma göre Hicr 47 ayetini söyle anlamalıyız. Öte dünyada bir gün (dünyadaki 24 saat kadar) geçtiğinde dünyada bin yıl geçmiş demektir.

4 Melekler ve Ruh elli bin sene uzunluğundaki bir günde Ona yükselir.

A Sütunu: Bu sütunda öte dünyanın kademeli yapısı var. Öte dünya Astral düzey ile 7. Kuantum katı sonu -10 boyutun sonu- aralığından oluşur. Arş kuantum evren dışındadır.

B Sütunu: Yukarıdaki ayetlerden yararlanarak bu sütunun en altıyla en üstünün değerlerini tespit etmiş olduk. Buna göre astral düzeyde “bir gün” dünyada ki 1000 yıla, 7. Kuantum katı sonunda “bir gün” dünyadaki 50.000 yıla karşılık gelir. Aralarını orantıyla dağıttım.

C Sütunu: Bir insan ömrünün 80 yıl olduğunu kabul ederek o insanın 80 yaşında öldüğünde, öte dünyada kaç dakikalık bir rüya gördüğünü anlamaya çalıştım. Bizler 2. kuantum katından 3. kuantum katına geçmek üzereyiz. Yani 80 yıllık bir ömrü, öte dünyada 7,68 dakikalık bir süre olarak algılarız.

D Sütunu: Başka yazılarımda Hayvan döneminin 48.000 yıl, İnsan döneminin 12.000 yıl olduğunu yazmıştım. Bu süre içinde bilinç olarak, zekâmızı ikiye katladık. Sıfır zekâdan başladığımız için hayvan dönemi çok uzun sürmek zorundaydı. İnsan dönemi bu süreci dörtte bire indirdi. Bizler bedensiz yaşama geçtiğimizde zekâmız artmaya devam edeceği için sürekli tekâmül etme süreci de kısalacak. O sütunda her kademedeki tekâmül sürecini dünya yılıyla görmektesiniz.

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı TEKAMUL-SURESI-1.jpg 
Şekil 5 Öte dünya, tekâmül, zekâ ilişkisi  

E Sütunu: Bu sütun yine Kuran’dan yararlanarak oluşturduğum bir sütundur. Kuran, Secde 5 ayetinde “O, gökten yere, (yukarıdan aşağıya) işleri düzenler, sonra da o işler, sizin saydıklarınızdan bin yıl kadar olan bir günde O’na yükselir.” diyerek tekâmül sürecinin toplamda, bin yıl sürdüğünü söylemektedir. Bu ayet Kuran’ın ana mantığında çokça kullandığı “O’ndan geldik, O’na döneceğiz” mantığıyla da desteklenmektedir. Geri dönüş sürecinin bin yıl olması demek aslında F sütununda toplam 65 bin yıla yaklaşan sürecin öte dünyadaki karşılığı demektir. Yani 12 bin yıl süren insan dönemi öte dünyada 187,51 yıl olarak hissedilecektir. Toplamda tekamülümüzü bin yıl kadar bir süre hissederek bitireceğiz.

F Sütunu: Bu sütunda tekamülün yapıldığı durum gösterilmektedir. İlk dönem hayvan dönemi, sonra insan dönemi, sonra Süper insan dönemi ve sonrasının tamamı bedensiz olarak yapılacaktır. Yani melek statüsünde olacağız.

G Sütunu: Bu sütun zekâ artışını göstermektedir. Görüldüğü gibi bizler şu anda 2. kuantum katını bitirmek üzere olduğumuz için 3 zekâ seviyesindeyiz.

Bu yapı İnception filmindeki 3 kademeli rüyaya benzemektedir. İlk kademe görünen evren. En uzun zaman burada geçer. Kuantum evren gittikçe azalan süreye sahip ama yine de bir zaman var. Kaynak’ta ise zaman var ama süre geçmez.

Kuantum evrenin en son katından dünyamıza bakılabilseydi 80 yaşındaki birinin tüm yaşamı 2,30 dakikada (dünyadaki zaman kadar) geçecekti. Kaynak’tan bakılsaydı yaşamın her safhası aynı anda bir arada görülecekti. İşte benim; evren ille de blok evren olmalı, savımın asıl dayanağı burasıdır. Yani Kaynak tüm yaşanacakları zaten baştan programladı ve evrenin içine koydu. Onun koyduğu kuralların dışına çıkabilecek bir durum olamaz. Ve onun katında her şey sonuçlandı.

Kaynak’ta zaman genişlemesi hiç yok dedik ama bunu sağlayan şey sicim ve anti sicimin buluşmasında Planck zamanının birbirlerini sıfırlamasıdır. Çünkü ikiz evrenlerde, zamanlar da anti yapıdadır. Zamanların karşı yapısı, Planck zamanlarını da karşı yapar. Tıpkı madde, anti madde oluşumunun aynısı… Planck zamanına karşılık, anti Planck zamanı da oluştu. Böylece hem zaman hem de mekân Büyük Patlamada yaratılmış oldu. Planck zamanları o halleriyle evrenlerdeki zamanı oluşturdu. Sicim Anti sicim buluşması bu olayın tam tersi olduğu için oluşan şeyler tekrar yok olmak durumundadır. Hem madde dolayısıyla mekân hem de zaman, sicimlerin buluşmasında yok olacaktır.

Zaman entropi ilişkisi

Bu durumda fiziksel olarak zamanın, geri ya da ileri akması arasında bir tercihi yoktur. Zaten fizikteki formüllerimize göre her iki yönün tercih edilmesi arasında fark gözükmez. Zaman, ikiz evrenlerde birbirine ters akar ama bizim zaman diye gördüğümüz yapı zamandan değil, entropiden kaynaklanır. Yani zaman, hangi yöne akarsa aksın, entropinin yönü aynıdır. Onun için iki evrende de sebep sonuç ilişkisi aynıdır. Taş atılır cam kırılır…


Please follow and like us: