Zaman konusu epey karmaşık bir konudur. Bilim insanları zaman konusunda hemfikir değildir. Hatta göreliliğe göre zaman yoktur. Ne demek istediğimi şöyle düşünebiliriz. Biz zamanı sebep sonuç ilişkisi üzerinden tanımlıyoruz. Yani bir olayın önce sebebi sonra sonucu oluşur. Aradaki süreye de zaman diyoruz. Ya da bu sürenin zamandan kaynaklandığını düşünürüz. Ya düşündüğümüz gibi değilse… Örneğin sebep sonuç ilişkisi termodinamiğe daha doğrusu entropiye dayalıysa, o zaman bildiğimiz şeyler epey değişir.

Bilim insanları göreliliğe göre zaman diye bir şey olmadığını söylüyor. Sebep-sonuç ilişkileri tüm evren tarihini kapsayan olaylar bütünüdür. Evren tarihinin bir bütün olarak, sebep-sonuç ilişkileriyle birbirine bağlı bir olaylar sistemi şeklinde görüldüğü resme blok evren adı verilir. Blok evren, evrenin tüm tarihini, matematiksel bir nesne olarak tanımlar. Matematiksel nesneler ise zaman dışıdır.

Biz yine de bir zaman geçtiğini hissediyoruz ama bu zaman; kişiye, yere ve konuma göre uzayıp kısalabilir. Daha doğrusu basınç ve hızın değiştiği her yerde farklılık gösterir. Onun için anlaşılması en zor konulardan biridir. Sanırım günümüzde zaman konusunda Einstein’ın ne dediğini ışık hızında zaman durur sözünü bilmeyen yoktur ama acaba bu tanım doğru mudur?

Ben zamanı biraz daha farklı bakış açısıyla inceleyeceğim. Zamanı Planck zamanları üzerinden anlamlandıracağım. Daha önemlisi görünen evrenle kuantum evren arasındaki zaman ilişkisini araştıracağız.

Öncelikle İnception filmini seyretmenizi öneririm. Çünkü o filmindeki bilgiler, bizim olayı daha kolay anlamamızı sağlayacak düzeydedir. Orada rüya içinde zamanın akışı farklı oluyordu. 10 saatlik bir zaman, ilk katman rüyada bir hafta, ikinci katman rüyada altı ay, üçüncü katman rüyada on yıl gibi bir süreye karşılık geliyordu. İşte kuantum evren ile dünyamız arasında buna benzer bir durum var.

Şekil 1 Görünen evrende zaman spiralleri takip ederek ilerler

Şekil 1’i inceleyerek durumu anlamaya çalışalım. a noktasında zamanın başladığını düşünürsek dünyamızda b noktasına gelebilmek için helezon yay üzerinden dolanarak tam bir tur yapması gerekir. Biz bu zamana en kısa an “Planck zamanı” adını veriyoruz. Dünyamızda zaman, şekildeki helezonu takip ederek ilerler. Normal şartlarda zaman a ve b noktalarını birleştiren tam bir dairenin katları olarak devam eder. Şöyle de diyebiliriz. Dünyamızda Planck zamanlarından oluşan çemberlerin helezon şeklinde ardı ardına dizilmesiyle, bildiğimiz zaman oluşur.

Fakat hız ya da basınç arttıkça helezon küçülür. O zaman helezon şekil 2’deki gibi olur. a noktasıyla b noktası arası Planck zamanını oluşturur ama Planck zamanın hız arttıkça (yada basınç) gittikçe küçüldüğünü anlamalıyız. Bizler sadece helezon üzerinden zorunlu olarak zamanı yaşarız. Şekil 1’in tümü hız ve basınç normalken ki zamanın durumunu gösteriyor. Şekil 2’de ise a’dan d’ye kadar olan bölge görünen evrene karşılık gelir. Kuantum dünyası d’den e’ye kadar olan bölümdür. Orada da Planck zamanı var ama onun uzunluğu çok daha kısadır ve gittikçe de kısalmaya devam eder. Ayrıca kuantum evrende Planck zamanları arası o kadar yaklaşır ki birbirlerine değerler. Yani şekildeki d ile e noktaları birbirlerine değer. Kuantum evrenin sonunda yani f noktasında Planck zamanı sıfıra ulaşır.

Kuantum evren ile evrenimiz arasında zaman geçmesi konusunda epey fark var. Bu farkı Kuran bir güne bin yıl olarak verir. Yani kuantum evrenin en altında dünya günüyle bir gün kadar zaman geçtiğinde dünyamızda bin yıl geçmiş olur.

Şekilde d ile f arası kuantum dünyaları oluşturur. Kuran bu katmanları gök katları olarak tanımlar. Bende bazen gök katı bazen kuantum katı bazen de boyut olarak adlandırıyorum. Hepsinin aynı yeri tanımladığını bilin.

Arş’ta (g noktası) yani 11. Boyut uzayında ise tüm zamanlar tek noktada birleşir. Çünkü Planck sabiti sıfıra eşittir. Bu durumu şöyle özetlemek mümkündür. 11. Boyut bölgesinde geçmiş, şimdi ve gelecek aynı yerdir. Şekildeki a-f doğrusu üzerindeki tüm Planck zamanları tek noktada bir araya gelmiş demektir. Kuantum evrenlerde de zaman vardır ama dünyamızdan hem çok daha hızlı geçer, hem de orada Planck zamanları arasında mesafe yoktur. Yani şekilde d ile f arasındaki kırmızı çizgi boyunca Planck zamanları birbirine değer. Bu durumda hem normal olarak zaman akışı olur hem de d-f arasında istenilen zaman gitmek serbestliği verir. Yani orada zaman içinde serbestçe gezilebilir.

İnception filmi; arş, kuantum evren ve görünen evren arasındaki zaman kıyaslamasını yapmak için gerekli.  Görünen evreni filmdeki ikinci katman olarak düşünmek gerekir. Hani 10 saatlik bir zaman, birinci katmanda bir haftaya karşılık geli

Şekil 2 Hız veya Basınç durumunda Zamanın, Planck zamanı üzerinden gösterimi.

yordu. Filmle özdeşleştirebilmek için Dünyamızı 2. Katman olarak (6 ay) düşüneceğiz. Dünyamızda yani görünen evrende bin yıl geçtiğinde astralde yani kuantum evrenin en altında bir gün, arşta ise sıfır gün zaman geçer.

Bu açıdan baktığımızda aslında zaman kavramının farklılaştığını görürüz. Yani her hızda ve basınçta zaman yavaşlamaz ya da durmaz. Değişime uğrayan tek şey Planck zamanıdır. Einstein’ın ışık hızında zaman durur söylemi anlam farklılığına uğrar. Işık hızında zaman durmaz Planck zamanı sıfıra gider. Yani zaman yine vardır ama tüm zamanlar aynı noktaya geldiği için zaman geçmesi diye bir durum oluşmaz. Aslında zaman tüm şimdilerden oluşur ama Planck zamanı şimdilerin arasına süre eklediği için biz olayları sıralı yaşarız. Bu durumda da sebep sonuç ilişkisinin zamanla alakalı olmadığını görürüz. Yani bilim insanlarının tanımladığı blok evren tanımı geçerliliğini devam ettirir.

Planck zamanı üç farklı sürecin müsebbibi olur. Arş evren dışı bir nokta olmalıdır. Çünkü tüm zamanların aynı anda yaşandığı yer olması hasebiyle büyük patlamadan evrenin ölümüne kadar tüm şimdileri ihtiva eder. Orada bir gücün evreni planladığını düşünürsek planlamasını eyleme koyduğu anda sonucunu da almış olduğunu anlayabiliyoruz. Bu da dinlerdeki “ol deyince oldurur” kavramının açıklaması olur. Yani bu özellik bulunulan yerde varsa, herkes bundan yararlanabilir. Kişiye özel bir yetenek değil bulunulan yerin özelliğidir.

Kuantum evrende durum epey daha farklıdır. Onun için detaylı incelememiz gerekir. Şekil 2’den anladığımız gibi Planck zamanı kısalmaya devam eder. Yani tüm kuantum katlar boyunca süre kısalmaya devam eder. Bu zaman kısalmalarının hangi oranda olduğunu anlayabilmek için Şekil 3’ü oluşturdum. Oradaki zamanları Kuran’dan yararlanarak oluşturdum. Doğruluğunu henüz test edebilecek seviyede değiliz ama en azından fikir vermesi açısından dikkate alınması gereken bir detay. Şekilde her katta geçen bir dünya gününe karşılık dünyada geçmesi gereken zamanlar gözükmektedir. Zaman farklarını anlayabilmek için bir referans noktası gerektiği için Kuran’ın da yaptığı gibi dünyadaki bir günü referans noktası yaptım. Yoksa kuantum dünyalarda zamanın geçmesini referans alabileceğimiz bir durum bilmiyoruz.  Şekilde kuantum evrenin en altındaki astral düzeyde dünyada geçen bir gün kadar süre geçtiğinde dünyada bin yıl geçer. En üst kat olan 7. Gök katının sonunda ise dünya günüyle bir gün kadar süre geçtiğinde dünyada elli bin yıl geçer. Bin yıl ile elli bin yıl Kuran’dan edindiğim rakamlardır. Araları orantıyla doldurdum.

Şekil 3 Kuantum katlarında bir güne karşılık dünyamızdaki zamanın yapısı

Bu konuları yaşadığımız dünyasal olaylarla kıyaslamak gerekir. Görünen evrende hızlanan cisimler için zamanın farklı geçtiğini biliyoruz. Bunun ne anlama geldiğini anlamaya çalışalım. CERN’de yapılan bir deneyi ele alalım. Müon adı verilen elektrona benzer bir temel parçacıklar normalde 2,2 mikro saniye (mikro saniye: saniyenin milyonda biri) sonra yüklerine bağlı olarak nötrino-elektron ya da nötrino-pozitron çiftlerine bozunurlar. Nötrino kütlesi çok çok küçük ve elektrik olarak yüksüz bir temel parçacıktır, pozitron ise elektronun pozitif yüklü halidir. Deneyde müonlar ışık hızının binde biri yakınına kadar hızlandırıldı ve görüldü ki müonlar 2,2 mikro saniye yerine 64,4 mikro saniye sonra bozunmaya başladılar. Yani onlar için zaman, yerdekine göre daha yavaş aktığı görüldü. Benim bu duruma getirdiğim açıklama şudur. Hız Planck zamanını küçültür. Yani şekil 2’deki a ve b noktaları arasındaki helezon, hız arttıkça kısalır. Böylece olayı dışarıdan seyreden kişi zamanın uzadığını görür. Normalde müon kendi zamanıyla yine 2,2 mikro saniyede bozundu ama oradaki 2,2 mikro saniyeyi bizler 64,4 mikro saniye büyüklükte ölçtük. Aslında hem müon, hem de deneyi yapanlar, o sürede aynı sayıda Planck zamanı geçirdiler. Onun için deneyi yapanların Planck zamanı uzunluğu o hızdakinden yaklaşık 30 kat daha uzun olduğundan süreyi çok daha uzun ölçtüler.

Durumu daha anlaşılır yapabilmek için işi rakamlara dökmek kolaylık sağlayacaktır. Işık hızının binde biri yakınına kadar hızda Planck zamanı uzunluğu 1,1 mikro saniye olsun. Dünyamızda ise Planck zamanının uzunluğu 32,2 mikro saniye olsun. (Rakamlar yukarıdaki rakamlarla benzeşsin diye öyle seçildi. Gerçek Planck zamanı uzunluğu 10−43 saniyedir) biz deneyi yaptığımızda müon 2 Planck zamanında, yani 2,2 mikro saniyede yok olacaktır. Fakat deneyi yapanların ortamında da 2 Planck zamanı geçecektir.  Fakat onların 2 Planck zamanı uzunluğu 64,4 mikro saniye olarak ölçülecektir. Aslında zamanın geçmesi her yerde sabittir ve anında her şey gerçekleşir. Fakat olaya süre katan şey Planck zamanının uzunluğudur. Arşta Planck zamanı süresi sıfır olduğu için orada her şey süre geçmeden gerçekleşir.

Zaman makinesi yapılabilir mi?

Eğer bir zaman makinesi yapmak istersek şekil 1’deki a ve b noktalarını birleştirmemiz gerekir. Yani kapalı zaman eğrileri elde etmemiz gerekir.  Buna benzer bir düşünceyi ilk olarak Avusturyalı ünlü matematikçi Kurt Gödel dile getirmişti. Bu nedenle kuramsal zaman makinelerinin ilki de ona aittir. Einstein denklemlerine Gödel’in getirdiği klasik çözüm, kütle çekime karşı koyabilecek kadar hızlı dönen bir evren modeli ortaya çıkarmıştı. Göreliliğin, evrenin bu dönüşü nedeniyle, zamanın kendi üzerine katlanmasına yol açabileceğini, ışığın çizgisel yerine döngüsel bir yol izleyeceğini 1949’da göstermişti. Eğer bu döngü üzerine -bir şekilde- çıkılabilirse, bu döngüden inene kadar aynı anı yaşayıp durmak olası olacaktı. Sonuç olarak Gödel’in kâğıt üzerinde dönen evreni gerçekte bir zaman makinesiydi…

Fakat Kaliforniya Üniversitesi’nden Petr Horava ve öğrencileri sicim kuramı sayesinde hologram ilkesi adı verilen bir yöntemi kullanarak Gödel’in öne sürdüğü evren modelinin geçersizliğini ortaya koydular. Horava’nın sınıfındaki öğrencilerden Dyson, biraz daha ileri gidip başka bir zaman makinesi senaryosunu da yine sicim kuramının eldeki verileriyle sınamaya koyulmuş. Kerr karadeliklerinin beş boyutlu bir eşi olan, hızla dönen ve bu dönmeden dolayı kapalı zamansal eğrilerin oluşumuna yol açan bir karadeliği kâğıt üstünde oluşturmuş. Ancak Dyson hesapları sırasında parçaları bir araya getirip Kerr karadeliğini ortaya çıkarmak üzereyken ilginç bir durumla karşılaşmış. Zaman makinesi oluşturmak üzere parçaları birleştirirken karadeliği kuramsal olarak bir arada tutan öğelerin planlanan gibi davranmadığını görmüş. Yaptığı tüm matematiksel hesaplar yapıyı istenen özelliklere taşıyamamış. Sonuçta Kerr karadeliğinin dönme hızı ulaşılabilir bir kapalı zamansal eğri oluşturacak düzeye çıkamamış. (Bilim Teknik Dergisi Ocak 2009-Zamanda Yolculuk makalesinden derlenmiştir.)

Sonuçta evrenin dönüş hızı onun bir zaman makinesi gibi kullanılamayacağını gösterdi. Hatta karadeliğin dönüş hızı bile yeterli olmadı. Fakat biliyoruz ki hızın yaptığı şeyi basınç da yapmaktadır. Karadeliklerde de yeterli basınç bulunur. O zaman büyük bir ihtimalle karadeliklerin içi bir zaman makinesi gibi çalışabilir. Bu konuda bir çalışma olup olmadığını bilmiyorum. Benim şekil 2’deki duruma bakarak karadeliklerin bir zaman makinesi olabileceğini görüyorum. Çünkü şekil 2’deki d noktasından sonrası bir karadelik yapısındadır.

Matematik denklemlerde zaman hem ileri hem de geri akabilir. Bu bize garip bir durumu gösterir. Yani sebep-sonuç ilişkisinin ters yaşandığı bir yer de, var olabilir demektedir. Fakat yukarıda sebep-sonuç ilişkisinin zamandan bağımsız olduğunu söylemiştik. O zaman başka bir evrende zaman ters aksa bile sebep-sonuç ilişkisinde bir sorun yaşanmaz. Sanırım bu durumu termodinamiğin ikinci yasasına bağlamak daha doğrudur. İkinci yasa; “Hiçbir enerji akışı, düşük enerji konumundan yüksek enerji konumuna geçemez” der. Yani evren düzensizliğe doğru gitmek zorundadır.

Bir örnekle anlatmak gerekirse; bir bardak, üzerine uygulanacak ufacık bir kuvvetle bile, bir masanın üzerinden düşebilir ve binbir parçaya bölünebilir. Yani düzenli bir halden, düzensiz bir hale geçebilir. Ancak bir bardak, hiçbir zaman, ufak bir kuvvetle (ve hatta büyük bir kuvvetle bile), yerde parçalanmış halde dururken, masanın üzerine çıkarak bir araya gelemez ve bütün bir bardağı oluşturamaz. İşte burada, entropi (düzensizlik) devreye girmektedir. Sistemler, genel olarak düzensizliklerini arttırmaya meyillidirler. Yani ne olursa olsun, yeterli zaman tanındığında, cisimlerin düzensizliği artacaktır, artmaya mahkûmdur. İşte bu sebeple, şu anda etrafımızda gördüğümüz her sistem ve yapı, yeterli süre geçtikten sonra kaçınılmaz olarak maksimum düzensizliğe doğru bozunacak ve dağılacaktır. Buradan sebep-sonuç ilişkisinin bu yasaya bağlı olduğunu söyleyebiliriz. Burada zamanın rolü olayın gerçekleştiği süreyle sınırlıdır. Yani bardağın düşüp, parçalanması olaylarının belli bir süre içinde gerçekleşmesini sağlar. Oysa o olaylar anında gerçekleşmesi gerekirdi.

Elbette birileri hemen itiraz edip, yıldızlar, galaksiler veya insan nasıl oluşmuş olabilir diyebilir. Sistemi evrenin tümü için düşünmek gerekir. İçindeki bazı bölümler dışarıdan enerji alıp daha düzenli hale geçebilir. Fakat bunlar geçici sürelerle olacak bir durumdur. Eninde sonunda evren tam düzensizliğe ulaşacaktır.

Seyfullah Demir

Kaynaklar

Zamanın Yeniden Doğuşu- Lee Smolin-Tübitak Yayınları

http://sauaktuel.sakarya.edu.tr/?p=1771 (2018)

Bilim Teknik Dergisi Ocak 2009-Zamanda Yolculuk

https://evrimagaci.org/article/tr/termodinamik-yasalari-ve-evrimin-bunlarla-iliskisi (2018)

The following two tabs change content below.

Latest posts by Seyfullah Demir (see all)