Yeni ve ilginç bir teori

Bu teori en büyükle en küçüğü birbirine bağlayan Büyük Patlama teorisinden başlayıp, Standart Model, Kara Delikler, Süper Simetri, Sicim Teorileri, M kuramı, Kütle Çekim kuramı, Kuantum Kuramı gibi teorileri birleştiren bir teoridir. Hatta karanlık madde ve karanlık enerjinin ne olduğunu da anlamış olacağız. Aslında tüm bu teoriler bir fili tanımlayan körlerin durumu gibidir. Her teori bütünün bir bölümünü açıklamakta, fakat diğer teorilerle birleştirilememektedir. Konu bilinenden daha karmaşık ama sanıldığından da basittir. Durumu anlayabilmek için bazı ön kabulleri yapmanızı rica edeceğim. Bu kabullerin bizi harika sonuçlara götüreceğini göreceksiniz.

İlk kabulümüz görünen evrenden farklı başka evrenlerin varlığını kabul etmektir. Hem de bu tanımlar konuyu anlatırken kavram karmaşası yaşanmasını engelleyecektir.

Sekil-32

Şekil 1 kuantum evren ve görünen evren…

  1. Görünen evren: İçinde yaşadığımız ışığın hâkim olduğu, gözümüzle görebildiğimiz evrene görünen evren diyeceğiz. Galaksilerin, yıldızların oluşturduğu evren…
  2. Kuantum evren: Kuantum mekaniğinin geçerli olduğu 7 kademeden oluşan evrene Kuantum Evren diyeceğiz. Sicim kuramlarının bahsettiği çok boyutluluğun olduğu evrendir.
  3. Anti Evren: Kuantum evren ve görünen evrenin antilerinden oluşan evrenlere anti evren diyeceğiz.
  4. Paralel evrenler: Görünen evrenin yapısında olan ama görünen evrenden başka evrenlere de paralel evrenler diyeceğiz.

Görüldüğü gibi görünen evren sistemin içinde küçük bir bölüm oluşturur. Asıl evren Kuantum evrendir.

Önce görünen evren ile kuantum evreni birleştirmek gerekir. Bunu da fazladan boyutlarla yapmak mümkündür. Bilim fazladan boyutların görünen evrende olduğunu sanarak yanılmaktadır.

Tüm bu evrenlerin birbirleriyle bağı ve etkileşimi var. Kuantum evren ile görünen evren birbirinin devamı niteliğinde bir yapıdadır. Bu ilişki şöyledir. Mekân oluştuğu üç boyutla sadece görünen evrende bu haliyledir. Kuantum evrene geçişte değişime uğrayarak tek boyuta geçer. Aynı şekilde zaman, görünen evrende tektir ama kuantum evrene geçişte 4 boyuta ulaşır. Şöyle düşünmek gerekir. Mekân ile zaman boyutları yer değiştirir ama mekân sabit kalırken, zaman; boyut sayısı artarak devam eder. Şekil 1 ve 2’de durumu anlatmaya çalıştım.

Bizlerin algılayamadığı iki farklı yapının olduğunu görmemiz gerekir. Bunlardan biri antimadde evren ve diğer kuantum evrendir. Makalede her iki yapının bize göre yeri ve durumu anlatılmaktadır. Neden göremediğimizi anlayacağız. Böylece belki de görebilecek bir yöntem bulma imkânımız doğacaktır. Çünkü bir problemin çözümü için önce problemin anlaşılması gerekir…

Şekil 1’de MADDE olarak adlandırılan yer görünen evrendir. Bu bölge ışık hızına kadar olan bölgeyi kapsar. Yeni evren tanımımızın en altında içinde bulunduğumuz görünen evren var. Hemen üstünde 4 boyutlu uzay, üstünde 5 boyutlu, daha üstündeyse 6 boyutlu uzay, derken bu uzaylar 10 boyuta kadar çıkar. Farkındaysanız ilk defa 10 boyutlu uzayla sicim teorilerinde karşılaşıyoruz.

Sicim teorisi 6 yeni boyut daha önerir, fakat bu boyutları standart anlamdaki mekân ve zaman boyutları olarak düşünmezler. Bu boyutları 3 mekân boyutu içinde alt boyutlar gibi tanımlarlar. Oysa hepsi ayrı bir uzaydır ve içinde kendi yapısına uygun parçacık deniziyle doludur. Tıpkı atomun görünen evrende olduğu gibi hepsinde çeşitli paracıklar okyanusu vardır. Şekil 2’de bu sıralamayı ve var olan hâkim parçacıkları sıraladım.

Atomun temel yapıtaşları olan proton, nötron ve elektron aslında kendisini oluşturan başka alt parçacıklardan oluşmaktadırlar. Protonların altındaysa Kuarklar bulunur. Fakat “kuarkların altında hangi parçacıklar bulunmaktadır” ve “bunların yapı taşı nedir” sorularına bilim henüz cevap verememiştir. Aslında bir cevap var ama standart model ile sicim teorisini birleştirilmeyince görülemiyor.

Eğer, standart modelin parçacıklara “kütleleri açısından”, sicim teorisinin ise “dalga yönünden” baktığını düşünürsek olay kolaylıkla çözülür. Sicim teorisine göre bu parçacıkları birbirinden farklı kılan frekanslarıdır. Bilim “sicimsi parçacıklar bir frekansta titreşip yukarı kuarkı, başka bir frekansta titreşip aşağı kuarkı oluşturur” demektedir. Eğer ‘sicim’ 10 boyutlu, ‘atom’ ise 3 boyutlu parçacık ise arada her boyuta uygun parçacıklar da olmalıdır. İşte burada bir kabul daha yapacağız ve bu iki parçacığın arasını dolduracağız. Bilinenleri isimleriyle, bilinmeyenleri boyut âdetiyle anacağız.

Bu durumda karşımıza şöyle bir sonuç çıkmaktadır. Her boyut atlandığında farklı bir parçacık karşımıza çıkmaktadır. Bu parçacıkları birbirinden ayıran özellikleri “kütleleri” ve “frekanslarıdır”. Her kademe artımında kütle azalmakta ama buna karşılık frekans artmaktadır.

Atom: proton, nötron ve elektrondan oluşmaktadır. Onlarda kuarklardan oluşmaktadır. Burada araya girerek iki önemli detayı hatırlamak gerekir. Atomlar çok çeşitlidir ama hepsine “atom” diyoruz. Fakat proton, nötron ve elektron aynı uzayın elemanları olmalarına rağmen hepsini temsilen bir isim yok. Onun için hepsini temsilen proton ismini kullanacağız. Aynı şekilde çeşitli kuark olmasına rağmen ortak isimleri kuarktır.

boyut

Şekil 2 Boyutlarla parçacıkların dizilişi.

Başka bir konuya daha dikkatinizi çekmek istiyorum. Görünen evrenimiz 3 mekân ve bir zaman boyutundan oluşmaktadır ama kuantum dünyaları (sicim teorilerindeki boyutlar) 1 mekân ve sayısı değişen başka boyutlardan oluşmaktadır. Yani bütün kuantum dünyaları boyunca 1 mekân boyutunun sabit olduğunu düşüneceğiz ve konuyu anlatırken bu boyuttan pek bahsetmeyeceğiz. Yani şekillerde 4 boyutlu dendiğinde yanında birde mekân boyutu olduğunu düşünmelisiniz.

Konumuza dönersek: Standart model ile sicim kuramını parçacık bazında birleştirelim. Keşfedilmemiş parçacıklar için boyut sayısına uygun isim kullanacağız.

Şekil 1’de ilk sıra bizim içinde yaşadığımız, görünen evrendir. Ondan sonrakiler kuantum dünyalarıdır. Görünen evrenle kuantum dünyaları arasındaki en önemli fark zaman boyutu ile mekân boyutunun yer değiştirmiş olmasıdır. 3 mekan boyutu orada artarak 4,5,6..10 zaman boyutuna kadar çıkar ama zaman, dönüşerek tek mekan boyutu olarak sabit kalır.

Görüldüğü gibi Standart model kütleleri baz aldığı için ağırdan hafife doğru gitmekte. Sicim teorileri ise frekansı baz aldığından sicimden başlayıp diğerlerinin frekansının farklı olduğunu söyler. Madde ise bu sicimlerin farklı frekanslarından oluşmaktadır. Her iki teori aynı durumun iki ayrı yüzüdür. Şekil 1’i incelediğimizde durumu daha iyi anlayabiliriz. “Madde” ile gösterilen çizgi görünen evrene karşılık geliyor. “Atom” ile gösterilen çizgi kuantum dünyalarının en altıdır. Bu iki yer birbirinden etkilenir ve birbirini etkiler. Fakat Atom düzeyinde frekans ışık hızındayken, dünyamızda sıfıra yakındır. (Şekil 1’deki frekans aralığı benim tahmin ettiğim miktarlardır. Gerçek frekansları bilim tespit edilecektir.)

Şimdi görünen evren ve kuantum evrenden oluşan sistemin ve bunun anti evrenle birleştirerek evren tanımızı tamamlayalım. Şekil 1’e hem anti evreni hem de paralel evrenleri monte ettiğimizde Şekil 3’deki eş ve zıt evren yapısı ortaya çıkar. İçinde bulunduğumuz görünen evren ve paralel evrenler girdilerini astral düzeyden alırlar. Oradaki bilgileri kullanarak gördüğümüz evreni ve paralellerini oluştururlar. “Evren” kelimesini artık şekil 3’deki tüm sistem için kullanacağız.

eşzıt evren

Şekil 3 Eş ve zıt evren yapısı

Evren Büyük Patlamayla oluştu

Şekil 2’deki parçacık dizilimi, evrenin ilk patlama anından sonra, sıra ile oluşmuştur. Büyük Patlama anında enerji madde ve antimaddeye ayrılarak kendi uzaylarını oluşturarak genişlemeye başladı. İlk defa sicim ve antisicimler oluştu. Aslında hemen birbirlerini yok etmeye de başladılar ama o kadar kısa süre içinde bu işler oldu ki! bir miktar sicim ve antisicim birbirini yok edemeden ayrılmak zorunda kaldılar. Patlama anında olanlara daha sonra tekrar döneceğiz. O zaman neden evrenin ilk patlamasından sonra şiştiği, neden büyük boşluklar ve büyük duvarlar oluştuğu daha iyi anlaşılacaktır.

Konumuza dönersek; Evren genişlerken bir taraftan da soğumaya devam etmiştir. İlk oluştuğunda uzayda serbest olan sicimler evrenin genişlemesiyle soğumaya başlamıştır. Bir müddet sonra bulundukları enerji düzeyi, soğuyan uzayda tek başına kalamayacak kadar azalmıştır. Böylece birkaçı birleşerek daha düşük seviyeye inmek zorunda kalmıştır. Sicimin frekansı çok yüksektir ve ona bağlı olarak enerjisi de o seviyededir. “Ortam” soğudukça, içinde olması gereken parçacıkların da, daha düşük enerji seviyesinde olmasını zorunlu kılmıştır. Sicimin enerjisini düşürebilmesi bireysel olarak mümkün değil ama ancak kütlesini artırarak bu işi yapabilir. Böylece birkaç sicim birleşerek yeni bir parçacık oluşturmuştur. Yeni parçacık kütle olarak daha büyük ama frekans olarak epey düşük olmuştur. Böylece toplamda enerjisi daha düşük bir parçacık ortaya çıkmıştır. Bu parçacığa 9 parçacığı adını verelim. Çünkü 9 boyutlu uzayın elemanıdır. Evren soğumaya devam ettiği için 8 parçacığı, 7 parçacığı, 6 parçacığı, 5 parçacığı, Kuark, Proton ve son olarak Atom oluşmuştur. Atom; sayısını bilmediğimiz sayıda sicimin birleşiminden oluşur. Kütlesi onu oluşturan toplam sicimlerin kütlesi kadardır ve frekansı tahminim ışık hızı civarıdır. Elbette her uzayda kararsız ve kararlı parçacıklar oluşur. Kararsızlar tekrar bozunur ve başka bir parçacık oluşur. Kararlı olanlar bozunmadan kalır ve o ortamın hâkim parçacıkları olurlar. Böylece bir alt uzay oluşurken, yeni oluşacak parçacıkları, kararlı olan parçacıklar oluşturur. Örneğin Atom; proton, nötron ve elektronun birleşiminden oluşur ama bu parçacıkların sayı olarak farklı sayıda birleşmesi atomun da çok çeşitli olmasını sağlamıştır. Bu durum tüm kuantum dünyaları için geçerlidir ama atom kadar çok çeşit olmaz.

Atom kuantum evrenin olabilecek en büyük elemanıdır. Enerji seviyesi nedeniyle daha büyük parçacığın oluşumu mümkün değildir. Daha büyük parçacık elde etmek için başka yol izlenir. Atomun daha büyük bir kütle oluşturması (atom yapısı bozulmadan) birbirlerine bağlanarak olmaktadır.  Görünen evren ise kuantum evrenin en sonu olan astral düzeyin bir hologram görüntüsüdür. Yani görünen evren girdi bilgilerini astral düzeyden alır. (Astral ismi bilinen başka bir ismi olmadığı için kullanılmıştır). Bu da Hawking ışıması sayesinde olmaktadır. Karadelikler Hawking ışıması sayesinde karadelik içindeki bilgiyi görünen evrene yansıtır. Böylece içinde yaşadığımız evren bu görüntüyü almıştır. Karadeliklerin olmadığı dönemlerde görünen evren bu şekilde gözükemezdi.

Bu güne kadar yaptığımız deneylerde karşı parçacıksız herhangi bir parçacık elde edemedik. Bu durum maddenin enerjiden oluşturulduğunun kanıtıdır. Oysa Büyük Patlamada oluşan maddelerin karşı maddelerini bulamadık. Yani evrende antimadde gökadaları göremedik. Daha sonra onları neden bulamadığımızı ve nerede aramamız gerektiğini anlayacağız. Şekil 3’de Büyük Patlamanın olduğu merkezin iki yanında oluşan eş ve zıt evrenler gözükmektedir. Şekil 4’de ise bu iki evren arasında 180° faz farkı olduğu gözükmektedir. Bu faz farkı yüzünden bu evrenleri göremiyoruz. Oysa onlarla tam olarak aynı yeri paylaşmaktayız ve faz farkını kaldırdığımızda birleşerek yok olmamız kaçınılmazdır.

Normalde bilim, atomların olasılık dalgalarından oluştuğunu söyler. Olasılık dalgası ise, asla bir şekle sahip değildir. Bizler parçacıkları bir bilye şeklinde düşünürüz. Bunun asıl sebebi içinde bulunduğumuz görünen evreni bir hologram görüntüsü olmasındandır. Hologram olasılık dalgasını bize noktasal bir şeymiş gibi yansıtır. Fakat her ortamda var olan fizik kuralları geçerlidir. Kuantum evrende karşımıza çıkan akla uymayan durumlar tamamen o evrenin kanunları gereğidir. İlerde göreceğimiz gibi akla ters bir durum yoktur. Sadece olaylara yanlış yerden bakıyoruz.

Maddenin yapı taşı karadelikler mi?

Sicim kuramlarından sonra oluşan M kuramı ise evrendeki her şeyin menbran olduğunu anlatır. Evreni; çarpışan menbranların enerjilerini bir miktar kaybederek 10 boyutlu uzaya inen sicimler oluşturur. Yani menbranlar çarpışmada parçalanarak kendi yapı taşları olan sicimlere ayrılmışlardır. Zaten sicim teorisi de “evrendeki her şey sicimlerin farklı titreşimlerinden oluşmaktadır” demektedir. Bu düşünceyi bir adım daha ileri götürmemiz gerek.

Hawking, Büyük Patlama anında çok fazla mini karadelik olması gerektiğini hesaplamıştı. Fakat evrende hiç mini karadelik gözlemlenmedi. Ayrıca Hawking bu mini karadeliklerin buharlaşarak yok olduklarını düşünmektedir. Oysa Hawking’in bahsettiği mini karadelikler hâlâ evrenin her köşesindedirler. Çünkü karadeliğin buharlaşabilmesi için içine düşen parçacığın karşı parçacık olması gerekir. Oysa karadelikteki kütle çekim kuvveti oluşan ikiz parçacıklardan madde olanını çekecek, karşı madde olanını ise itecektir. Yani karadeliğin içine düşen parçacık madde olduğu için onu büyütecektir. Görünen evrendeki ise karşı parçacığını bulacak ve bilgisini evrene bırakarak ışımaya dönüşecektir.

O zaman neden bu karadelikler gözükmemektedir?” sorusunun da bir cevabı olmalıdır. Aslında o karadelikler bildiğimiz maddenin yapı taşlarıdır. Yani evrenin ilk anında oluşan mini karadelikler sicimleri oluşturmuştur. O sicimler çeşitli kombinasyonlar kurarak evrende görünen maddeyi oluşturmuştur. Hatta sicimlerin oluştuğu menbranlar bile bir karadelik gibi bir şeydir.

Menbranlar bir nevi çarpışmış ve kopan parçacıklar enerji kaybetmeleri yüzünden bir alt uzaya saçılmış gibi düşünmelidir. Bu parçacıklar ana yapı olan Menbranların birer minyatürü şeklindedir yani birer mini karadelik halindedirler. Öyle sanıyorum ki mini karadelikler, ip gibi iki ucu serbest olabileceği gibi, bir halka şekilde de olabilirler. Evrendeki maddelerin kendi içlerine çöküp karadelik haline dönüşmeleri bu yüzdendir. Evrende bulunan büyük karadelikler maddenin kendi içine çökmesiyle oluşmaktadır. Yani maddenin yapı taşı olan mini karadeliklere (diğer adıyla sicimlere) dönüşmesi sonucu oluşmaktadır. Mini karadelikler o kadar küçüktür ki bir atom onların yanında güneş sistemi gibi kalır. Çok küçük olduğu için çekim kuvveti de o oranda küçüktür. Onun için çevresindeki maddeleri içine çekip yutamaz.

Hawking ışıması ancak büyük karadeliklerde oluşan bir durumdur. Mini karadeliklerde Hawking ışıması olamaz. Çünkü evrenin ilk oluşumunda evrenin en küçük bölünemeyen şeyi yine kendisidir. Oluşacak ikiz parçacıklar bile ondan çok büyüktür. Onları parçalasa bile ancak sicim haline dönüştürebilir. Bir mini karadelik diğer mini karadeliği yutamaz. Bunun nedeni aynı yapıda olan iki şey kısa mesafelerde birbirini iter. Bu itme kuvveti o kadar fazladır ki kütleçekim kuvvetini yener. Büyük karadelikler de ise kütleçekim kuvveti o kadar fazladır ki iki mini karadeliği birleştirebilir.

Karadelikleri inceleyen bilim insanları onların dört çeşit olduklarını hesapladılar.

1- Açısal momentum ve elektriksel yük sıfır değerliyse “Schwarzschild karadeliği” türü söz konusudur.

2- Karadeliğin elektriksel yükü sıfır olmayıp açısal momentumu (kendi ekseni etrafında dönüşü) sıfır olduğu takdirde “Reissner-Nordström karadeliği” türü söz konusu olur.

3- Karadeliğin bir açısal momentumu olup elektriksel yükü olmadığı takdirde “Kerr karadeliği” türü söz konusu olur.

4- Dördüncü tür, Kerr karadeliğinin elektriksel yüke sahip olduğu türdür. Buna Kerr-Newman karadeliği türü denir.

Bu yapı mini karadeliklerin de yapısının aynısıdır. Çünkü bütün karadelikler onlardan oluşur ve evrendeki her şeyin kökenini oluştururlar. Bildiğimiz kadar evrende yüklü ve yüksüz parçacıklar var. İşte o parçacıkların oluştuğu şey bu mini karadeliklerdir. Yani sicimler, hadronlar ya da leptonlar bu mini karadeliklerden oluşmaktadır. Ben çok iyi bilmediğim bir konuda tahmini bir eşleştirme yaptım.

  • eelectron (Elektrik yükü=-1) ………Reissner-Nordström karadeliği
  • νenötrinolar (Elektrik yükü=0) .…..Schwarzschild karadeliği
  • kuarklar (çeşitli yüklerde)…….….…Kerr-Newman karadeliği
  • Bozonlar(Elektrik yükü=0) …………Kerr karadeliği 

Bu eşleştirmeye göre yüklü karadelikler kütleyi, yüksüz karadeliklerse kütleler arasındaki ilişkiyi düzenler. Böylece evrende var olan her şey bu dört mini karadeliğin eseri olmuş olur. (Sicim teorilerinin kökeni de bu mini karadeliklerdir. Beş teoriden biri diğerlerinden birinin tekrarı olmalıdır. Ya da 5. Tür bir karadelik olmalıdır.) Evrendeki büyük kütleli karadelikler maddenin de yapı taşı olan Kerr-Newman karadeliği olmalıdır. Yani hem açısal momentumu hem de elektriksel yükü olmalıdır.

Kütleçekimin kökeni mini karadelikler mi?

Yüklü parçacıklar bir yüke sahip oldukları için çekilip itilebilirler. İşte kütle dediğimiz şey menbran ve karşımenbranın bu yüklü parçacıkları itme veya çekmesinden oluşur. İtme işlemi evrenin en başında tüm sicimleri itip gidebilecekleri en uzak yere göndermiştir. Bir menbran itiyorsa diğer menbran çekmektedir. Böylece itme işlemi sicimlerin diğer menranın çekim kuvvetinin maksimum olduğu yere kadar etkili olmuştur. Artık karşı menbranın sicimleri iterek çekim kuvvetini yenebilme gücü yoktur. Böylece parçacıklar sadece çekme kuvvetine maruz gözükmek durumundadır. İşte biz bu kuvveti tek kutuplu yerçekimi olarak tanıyoruz. Bu konuyu daha sonra tekrar irdeleyeceğiz.

Kütleçekimin elektriksel bir çekim olduğunu gösteren bir şey şu olabilir. Eğer bir parçacık parçalandığında yeni oluşan parçacıklardan biri oluştuğu parçacıktan daha ağırsa; bu onun elektriksel bir şey olduğunu ispatlar. Çünkü elektriksel olarak böyle bir şey mümkündür. (Ben böyle bir parçacığın olup olmadığını bilmiyorum.)

Görünen evrende çekme işleminin karşımenbran tarafından yapıldığını ve sınırının sonsuz olduğunu, itme işleminin ise kütleler arasında olduğunu ve sınırının çok kısa olduğunu anlamak gerek. Biz bir bardağı tuttuğumuzda elimizin atomlarıyla bardağın atomları birbirine asla değmez. Çok kısa mesafelerde itme kuvveti çok büyüktür. Menbranın itme gücü de çok fazladır ama sicimler gidebilecekleri en uzak noktaya gittikleri için artık itme kuvvetinin etkilerini hissedemeyiz.

Dikkat etmemiz gereken bir konu da; elektronun negatif, protonun pozitif yüklü olmasından kaynaklanan çekim kuvvetine benzeyen çekim gücü, yüklü parçacıklar ile karşımenbran arasında var. Fakat karşımenbran hem pozitif hem de negatif yükü aynı şekilde çektiği için daha farklı bir çekim olduğu kesin ama yine de elektriksel çekim gücüne benzer olmalıdır. Çünkü elektriksel alan ile kütleçekim formülleri aynıdır.

Bu durum kütleçekim kuvvetinin neden bu kadar zayıf olduğunu da açıklar. Çünkü 11. Boyuttan kaynaklanan çekim gücü tüm o boyutları aşarken gücüde azalır. Şekil 4 ve 5’den durumu görebilmek mümkündür.

Görüldüğü gibi ayrı ayrı gözüken kuramlar aslında bir bütünün bölümleridir. Bu yapının bize kazandırdığı bir şey daha var. Kuantum kuramının anlaşılamayan deneylerinin de bir anlam kazandığını anlayabiliyoruz. O konuları doğru analiz edebilmek için kuantum evrenlerin mekân olarak tek boyutlu olduğunu ve bizimde gerçekte bir karadelikte yaşadığımızı anlamamız gerekir. Gerçekte bir karadelikteyiz ama bize oluşturulan hologramda üç mekân boyutlu olduğumuzu algılıyoruz. Yani oluşturulan hologram üç mekân boyutludur. Kuantum mekaniğindeki gariplikler aslında bir hologramda yaşamamızın getirdiği garipliklerdir.

Kuantum mekaniğinde anlaşılmaz bir konu EPR paradoksu denilen olaydır. Einstein, Boris Podolsky ve Nathan Rosen tarafından 1935′te öne sürülen bir düşünce deneyi vardır.

Bu düşünce deneyine göre bir radyoaktif atomun bozunduğunu ve zıt yönlerde, zıt spinlere sahip iki parçacık saldığını düşünelim. Parçacıklardan yalnızca birine bakan bir gözlemci, onun sağa mı yoksa sola mı döneceğini öngöremez. Ancak gözlemci örneğin sağa döndüğünü ölçerse, diğer parçacığın sola döneceğini öngörebilir. Dahası gözlemlediği parçacığa etki edip spin yönünü değiştirirse diğer parçacığın da anında bu durumdan etkilenip yönünü değiştireceği öngörülür. Einstein’a göre bu durum, kuantum kuramının saçmalığını gösteriyordu. Çünkü diğer parçacık o sırada galaksinin öbür tarafında olsa bile döndüğü yön hemen bilinebilirdi. Burada iki parçacığın birbirine bağlı olduğunun ve aralarında iletişim kurulduğunun düşünülmesi yatmaktadır. İki parçacık arasında nedensel bir ilişki kurulmaya kalkışılırsa onların ışık hızını aşan bir hızla telepati kurdukları sonucuna varılır. Bunu sağlayabilecek bir yol bilinmiyor.

1982’de Paris’te Alan Aspect tarafından yapılan deney Einstein’ın yanıldığını göstermiştir. Uygun biçimde hazırlanmış parçacık çiftleri -bunlara dolanık parçacıklar denir- ölçülen özelliklerini bağımsız olarak edinmez. Sihirli bir çift zara benzerler. Biri Ankara’da, diğeri İstanbul’da atılır, her birinde rastgele bir sayı gelir, yine de her seferinde iki zardaki sayılar bir şekilde aynı olur. Dolanık parçacıklar da benzer şekilde davranır. Dolanık parçacıklar, uzaklık olarak ayrı olsalar da kendi başlarına davranmazlar. Birbirlerinden etkilenirler. Kuantum mekaniğinin garip davranışlarının asıl kaynağı tek boyutlu bir dünyayı 3 boyutlu bir ortamda incelemekten kaynaklanır. Dolanık parçacıklar gerçekte kendi tek boyutlu uzaylarında hareket ederler ve asla birbirlerinden ayrılmazlar. Çünkü o parçacıklar kuantum evrenin elemanıdır. Kuantum evrenin bir karadelik olduğunu söylemiştik. Fakat biz o parçacığa üç boyutlu ortamdan baktığımız için onları galaksinin iki ucunda görebiliriz. Çünkü parçacıkların bize görünmesi için üç boyutlu uzayın herhangi bir yerinin üstünlüğü yoktur. Onları biz istediğimiz yerde görmeye zorlarız. Onlara güzergâhı bizler çizeriz. Onlarda bizim seçtiğimiz güzergâhta bize gözükür. Böylece galaksinin iki farklı uçunda olan parçacıklar gerçekte yan yana olduğu için anında haberleşirler. Yani sihirli güçleri yoktur.

Parçacıkların konumu belirsizdir. Dediğimiz gibi ancak bizim onları görmek istediğimiz yeri belirleyebiliriz. Oysa parçacık o an için tüm uzaydadır. Daha doğrusu uzayın her noktasında olması gerekir. Fakat boyutsuz olduğu için tüm uzayı dolduramaz. Onun için konumunu bizim yaptığımız ölçümler belirlemiş olur. Yani gözlemci olaya etki etmiş olur. Fakat biz onun momentumunu ölçmek istediğimizde ölçmekte sorun yaşamamalıyız. Sadece konumunu ölçememeliyiz. Elbette ölçmeye zorladığımızda onu bizim ölçtüğümüz noktaya çökertmiş olacağız. Bu sefer olmadığı bir yere onu mıhlayarak momentumunu belirsizleştireceğiz. Yani parçacığın sadece momentumunu ölçersek bu gerçek değeri olacaktır ama konumunu ölçmeye kalktığımızda değer sanal olacaktır.

 Karanlık madde nedir?

Görünen evrenin bir hologram olduğunu söylemiştik. Bu hologram girdilerini astral düzeyden alır. Kuantum evrenlerin en altı olan astral düzey atomlardan oluşur. Böylece hologram, astral düzey sayesinde kuantum evrenlere bağlanır.

Şekil 1’de 1. kuantum katıyla astral düzey aynı boyuttadırlar. Bu bölge, frekans olarak 105 ile 107 (benim tahmin ettiğim) aralığındadır. Atom en alttadır. Ama o aralığın asıl elemanı proton, nötron ve elektronlardır. Fakat frekansları atomdan yüksek olduğu için astral düzeyin üstünde kalırlar. Onun içinde hologram evrene yansımazlar. Onları çeşitli aletlerle elde ederiz ama evrende başıboş dolanan elektron bulutları göremeyiz. Mutlaka bir kaynakları olmalı. Oysa 1. kuantum katı proton, nötron ve elektronların serbestçe oldukları yerdir.

Evrendeki atomların sicimden nasıl oluştuklarını anlatmıştık. Şimdi şöyle bir kabul daha yapalım. Sicimden atoma gelen süreç, bir şekilde tersine işlesin. Evrende iki yöne doğru doğal akım olmayacağı için bu süreç mutlaka bir etki sayesinde olabilir. Fakat biz, bir şekilde bir etkinin devreye girdiğini ve atomun sicime doğru evrildiğini düşünelim. İlk olacak şey, atomlar alt parçacıklarına yani proton, nötron ve elektronlarına ayrılacaktır. Onlarda daha alt parçacıkları olan kuarklara ve onlarda daha alt parçacıklarına… bu durumun böyle olup olmadığını anlamamızın bir yolu vardır. Eğer dediğim süreç gerçekse evren kütle kaybetmek zorundadır. Çünkü kütlesiz başlayan süreç sonunda yine kütlesiz hale dönecektir. Kütlesiz hale döndüğünde evren kütle kaybetmiş olacaktır. Kütleyi oluşturan şeyin sicimler ile menbranlar arasındaki çekim olduğunu söylemiştik. Eğer işlem tersine işlerse madde sicime geldiğinde anti sicimini bularak kütleleri yok olacak ve gama ışını olarak 11. Boyuta geçecektir.

Evren Kütle kaybediyor olabilir mi?

Eğer evren sadece atomların olduğu uzaydan oluşmuş olsaydı karanlık madde veya karanlık enerji olmamalıydı.

Bilim insanları karanlık enerji diye bir enerjinin olması gerektiği düşünüyor. Çünkü Büyük Patlamadan sonra evren gittikçe yavaşlayarak genişlemesi gerekirken gerçek tam tersidir. Evren gittikçe hızlanarak genişliyor. Üstelik genişleme evrenin ikinci kozmik tarihinde başlamıştır. Bilim insanları, bunu ancak evrende göremediğimiz bir enerjinin olması halinde olabileceğini düşünüyor. Oysa aynı etkiyi evrenden kütle eksilmesi durumunda da gözlemleriz. Bilim bu alternatifi hiç gündem yapmıyor. Aslında kütle eksiliyor olarak düşündüğümüzde evrendeki büyük gökada guruplarını da açıklamış oluruz. Çünkü hem gökadalar birbirlerinden uzaklaşıyor, hem de gökada gurupları var diyebilmenin tek yolu kütle eksilmesiyle mümkündür. Yoksa iki gözlem birbiriyle çelişiyor olur.

Yukarıda da anlatıldığı gibi madde sicime doğru evriliyorsa bir şekilde bunun ipuçları olması gerekir. Evrende göremediğimiz ama kütleçekim sebebiyle varlığını bildiğimiz karanlık madde bu sicime doğru giden parçacıkların kütle çekimi etkisidir. Hem de ciddi bir miktarda olduğunu görebiliyoruz. Boyut olarak bizden uzaklaştıkça çekim gücünün azalmasına rağmen karanlık maddenin görünen maddeden beş kat daha fazla olması bu sistemin muazzam bir şekilde çalıştığının göstergesidir. Elbette bu sistemin tek kaynağı görünen evren değildir. Paralel evrenler de tıpkı görünen evren gibi bu işlemin oluştuğu yerlerdir. Çünkü paralel evrenlerin hepsi görünen evren gibi astrale bağlanarak girdilerini oradan alır ve astralde bir atomun eksilmesi tüm paralel evrenlerde de bir atomun eksilmesine sebep olur.

Durumu daha iyi anlayabilmek için şekil 4’ü incelemeye devam edelim. Atom bir şekilde parçalanarak elemanlarına ayrılır. Bu parçalanmanın olabilmesi için atomun dalga frekansının artması gerekir. Eğer dalga frekansı artarsa, atom bir bütün olarak kalamaz ve alt parçacıklarına ayrılır. Çünkü kütlesi sabit ama frekansı arttığında enerjisi de artmak zorunda kalır. Böylece astral düzeyden ayrılır ve görünen evrenden görünmeyen tarafa geçer. Eğer frekans artmaya devam ederse 1. Kuantum katının en üstüne çıkar. Frekans artımı devam ettiğinde ise bir üst uzaya sıçrar. O zaman proton olan parçacık alt parçalarına ayrılır. Çünkü 2. Kuantum katı kuarkların serbestçe olabileceği ortamdır. Bizler kuarkları serbestçe elde edemiyoruz. Bunun sebebi bizim ortamımızda serbestçe bulunamayacaklarındandır. Böylece bir zamanlar görünen evrende bulunan bir atom, kuarklarına ayrılarak 2. Kuantum katına çıkar. Böylece görünen evrenden bir atom eksilmiş olur. Bu süreç tam olarak Büyük Patlamada oluşan durumun tersidir. Orada sicimler birleşerek atoma dönüşmüştü. Süreç tersine döndüğünde ise atomlar parçalanarak sicime döner. Fakat artık bildiğimiz proton ya da elektron değildirler. Onlar artık süpersimetrik parçacıklar olarak varlıklarını sürdürürler. Ve bu parçacıklar dalga frekansı olarak astral düzeyden uzaklaştıkları için onları göremeyiz ama kütleçekim etkisi bizi etkilemeyi devam eder. İşte karanlık madde dediğimiz şey bu süpersimetrik parçacıklardır. Onları görebilmemizin yolu, dalga olarak yüksek frekanslı maddeleri algılayabilecek bir cihaz yapmakla mümkündür. Sanırım böyle bir cihaz yapabilmek mümkün olacaktır.

uzay5

Şekil 4 Atom ile menbran arasındaki kütleçekimin izlediği yol.

Daha önce kütleçekim; maddenin karşı menbran tarafından çekilmesi işlemi olduğunu söylemiştik. Bu çekme işlemi kütlenin içinde gerçekleşir. Yani üst boyutlar kütlenin içinde saklıdır. Bilim; boyutların, evrenin her noktasında kıvrılmış olduğunu düşünüyor ama yanılıyor. Çünkü evreni oluşturan şey kütledir ve boyutlar da kütlenin içindedir.  Şekildeki kuantum katlarının kütlenin içinde, iç içe olduğunu anlamamız önemlidir. Bu şu anlama gelmektedir. Bir atomu parçaladığımızda bir üst uzaya çıkar. Eğer protonu ya da kuarkı parçalarsak onlarda bir üst uzaya çıkarlar. Şekillerde her parçacığın serbestçe olacağı uzaylar verilmiştir. Her parçacık ancak kendi uzayında serbestçe bulunur.

Sekil-66

Şekil 5 Evrendeki fazladan boyutlar maddenin içinde saklıdır

Şekil 5 aynı durumun anlatıldığı bir başka gösterimdir. En dış kabuğun atomu temsil ettiğini düşündüğümüzde, tüm boyutların atomun içinde olduğu, daha iyi gözükür. En ortada olan yer ise menbran uzayıdır ve kütleçekim tüm boyutları aşarak atomun içinden geçerek uzaya yayılır. Böylece çevredeki kütleleri çeker. Bu durum kütleçekimin kaynağını açıklar. Atomun içinden gelen kütleçekim boyutları aşarken gücünü kaybeder. Günümüzdeki duruma gelir.

Büyük Patlama bir bomba patlaması değildir.

“Büyük Patlama 11. Boyuttaki menbranların çarpışması sonucu olmuştur” demiştik. Hawking bu menbranlara bran demektedir. Bazı bilim insanları, menbranları dalgalı bir deniz yüzeyine benzetmektedir. “İki farklı menbran dalgalanırken bazı dalga tepeleri birbirine çarpmaktadır” diye düşünmektedirler. Bu düşünceyi şöyle anlayalım.

Üç fazlı bir elektrik motorundan elektrik üretirken aralarında 120°faz farkı olan üç faz elde ederiz. İşte menbranlarda benzer sistemde çalışırlar.

Sekil-333

Şekil 6 Evren -90° ve +90° fazındaki menbranların eseridir

Şekil 6’de +90° ve -90°’de kesikli çizgiyle gösterilen menbranların olduğu yerdir. Fakat onlar bir sinüs eğrisi halinde sürekli dalgalanırlar. Fakat dalgalanma birbirine zıt yönlerde olur. Böylece +90° ve -90°’de olan her iki menbranın fazı 0°’ye doğru salınır. Her iki faz 0° olduğunda (+180° ve -180° fazlarında da aynıdır) birbirlerini algılarlar ve çarpışma gerçekleşir. Bu durum bildiğimiz madde ve antimadde karşılaşmasındaki olayın tam tersidir. Madde ve karşımadde birleştiğinde kütle yok olur ve ortaya gama ışını çıkar. Tahminim bu menbranlarda gama ışını gibi bir şeydir. Çarpıştıklarında ortaya sicim ve karşısicimleri çıkarırlar. Sicimlerin frekansları ve enerjileri çarpışma anında düşer. Böylece 11 boyutlu uzaydan 10 boyutlu uzaya geçmek zorunda kalırlar. Oluşan sicimler menbrandan anti sicimler ise antimenbrandan oluşur. Menbranlar kendilerinden oluşan sicimleri iter ve karşı menbran ise çeker.  Bu çekim elektriksel bir çekimdir ama biz onu kütleçekim olarak tanıyoruz. Örneğin sicim antmenbran tarafından çekilecektir ama onunla etkileşime giremez. Çünkü sicim 10 boyutlu uzaya geçtiği için sadece boyutları aşan kütleçekim kuvvetinden etkilenecektir. Böylece antimenbran onu çekerek kendi bulunduğu yere sabitleyecektir. Yani anti menbran -90 fazındaysa sicimler -90 fazına çekilecektir. Anti sicimler ise +90 fazına sabitlenecektir. Böylece madde ve anti maddeler birbirlerinden ayrılacaktır.

İşte bu çekilme ve itilme yüzünden iki adet evren oluşmuştur. Onun için evrenimizde antimadde gökadaları göremeyiz. Onlar karşıevrenin yapı taşlarıdır. Fakat menbranların çarpışmasının ilk anında oluşan sicim ve anti sicimler 10 boyutlu uzayda bir arada olmuşlardır. Birbirini algılayan sicimler tekrar birleşerek ikinci bir patlama oluşturmuştur. İkinci patlama evrenin genişlemesinin ana lokomotifi olmuştur. Patlama anı çok kısa bir süre olmasına rağmen her şey bir anda olmamıştır. Bütün sicimler patlamak için antisini bulamamıştır. Çünkü çekim kuvveti pek çoğunu birbirinden ayırarak 90 ve -90 fazına ayırmıştır. Evren patlayamayan bu sicimlerin ürünüdür.

Boşluk da dediğimiz yer gerçekten boşluk mudur?

Büyük Patlama mekân ve zamanın olmadığı bir yerde oluşmuştur. Ne yazık ki bu bölge hakkında bir şey bilmiyoruz. Bildiğimiz anlamda zaman da, mekân da Büyük Patlamada oluştu. Özellikle mekân sicimlerin eseridir. Yukarıda kütlelerin yüklü mini karadeliklerin eseri olduğunu söylemiştik. İşte bu çekme işi uzayı oluşturmuştur. Tıpkı manyetik alan çizgileri gibi kütleçekim çizgileri oluşmuştur. Uzayı oluşturan şey bu çizgilerdir. Oluşan kütleçekim çizgileri uzayı oluşturduğu için biz onu bütün görürüz. Çünkü çizgilerin arası yoktur. Sadece çizgiler vardır. Böylece bizler bütün halinde bir uzay görmüş oluruz.

İlk kütleli sicimler oluştuğu anda kütleçekim alan çizgileri de oluşmuştu. Işık hızı sınırı, oluşan uzayın içinde geçerlidir. Uzay oluşması anında uzayın sınırı anında oluşmuştur. Hız ancak boşluk dediğimiz uzayın içinde geçerli bir kavramdır. Onun için boşluğun dahi olduğu ilk oluşum anında hız sınırlaması yoktur. Onun için evrenin sınırları anında oluşmuştur. Bu oluşumdan sonra evren ışık hızıyla sınırlanmıştır.  Artık bir boşluk vardır ve uzayın içinde hareket etmek durumu doğmuştur. Yani evrenin ilk oluşum anında ışıktan hızlı genişlemiş olmasına rağmen hiçbir kural ihlal edilmemiştir. Çünkü genişleme bir uzay içinde oluşmamıştır. Patlamadan önce hiçbir şey olmadığı için kütle kendi uzayını da beraber oluşturmak zorundaydı.

şakil 05

Şekil 7 Evren sınırları olmayan bir küre şeklinde olabilir

Şekil 7’de görünen evrenin durumunu anlamaya çalışalım. İki boyuttaki gösterim durumu tam anlatmıyor ama hayal gücünüzü devreye sokmalısınız. Şekilde bakış yönlerini oklarla gösterdim ve şeklin dışının olmadığını düşünün. Şekilde a,b,c,d harfleriyle gösterdiğim her iki noktaların da aynı nokta olduğu hayal edin. Yani dünyadan yola çıkan biri sonunda yön değiştirmediği sürece tersten tekrar dünyaya gelecektir. Asla yolun sonuna ulaşamaz ya da uzayın dışına çıkamaz.

Durumu daha iyi anlayabilmek için 10 milyar ışık yılı çapında bir evren olduğunu düşünelim. Zaman faktörünü de ihmal edelim. Evrenin ortasında bir kuasar olsun. Biz dünyadan kuasara doğru baktığımızda onu 1,33 milyar ışıkyılı uzaklıkta görürsek. İşte evrenin dışı ve sınırı olmadığı için kuasara baktığımız yönün 180° ters yönüne bakarsak yine aynı kuasarı 8,67 milyar ışık yılı uzaklıkta görürüz.

Eğer evren dönüyorsa kutuplardan basık olma ihtimali vardır. Fakat bir referans noktamız olmadığı için bunu anlayamayız. Evrenin dönmediğini düşünerek tam bir küre olduğunu farz edelim. O zaman başka bir bakış yönüyle aynı kuasarı 11 milyar yıl uzakta görebiliriz. Başka bir bakış açısıyla ise 9,67 milyar ışık yılı uzaklıkta görürüz. (Rakamlar 10 milyar ışıkyılı çapında bir evrene göre hesaplanmıştır.)

Aslında aynı kuasarı pek çok yöne bakarak görebiliriz. Fakat gerçek tam öyle değildir. Bizler ne kadar uzağa bakarsak o kadar da geçmişe bakarız. Onun için en çok Büyük Patlama anına kadar bakabiliriz. Gerçekte o kadarını da göremeyiz. Fakat kuasarlar evrenin ilk oluşum anlarında oluştuğu için 180° acıyla bakarak aynı kuasarı görebilme imkânımız var. Fakat evrenin büyüklüğü olaya direk etki eder. Evren çok büyükse bu düşüncem gerçekleşemez. Fakat küçük bir ihtimal olsa da Hubble teleskopuyla çekilen derin alan fotoğrafındaki galaksilerden biri bizim gökadamız olabilir.

Kütleçekim uzay ilişkisini biraz daha açmak istiyorum. Şekil 8’de şeklin ortasında madde olduğunu kabul edelim. İşte o madde derhal karşımenbranla çekim işlevine girecektir. Bu çekim şeklin köşesindeki mıknatısın iki kutuplu hali gibidir. Fakat burada kutuplar, atom ile karşımenbrandır. Karşımenbran tarafı atomun içinde kaldığı için onu göremiyoruz ve olayı tek kutuplu görüyoruz. Bizim görebildiğimiz bölüm atomun dışına yansıyan bölümdür. İşte atom çevresindeki atomları bu sayede çeker. Yani çekme işlemini karşımenbran yapar ama biz atom yapıyor gibi görüyoruz. Birlikte olan atomların çekim gücü üst üste toplanabildiği için muazzam büyüklüklere ulaşılabilir.

uzay1

Şekil 8 Madde  kendi uzayını oluşturur. Oluşan uzayın dışı yoktur.

Şekilde A noktaları veya B noktaları aynı yerlerdir. Lacivert çizgi, oluşan uzayın görünmeyen sınırlarıdır. Oluşan uzayın belli bir hacmi vardır ama sınırları olmadığı için sonsuz gibi algılanır. Ortadaki maddeden yola çıkan biri bir müddet sonra yola çıktığı yönün tersinden yine aynı maddeye döner. Tıpkı dünyanın bir noktasından çıkan birinin aynı yöne giderek tekrar aynı noktaya gelmesine benzer.

Evrende neden büyük boşluklar ve büyük duvarlar var?

Evrendeki gökadalar uzaya eşit olarak yayılmamıştır. Onun yerine yığınlar, yani “kümeler” halinde dururlar. Tıpkı gökadaların kümelerde toplaşması gibi gökada kümeleri de daha büyük “süperkümeler” içinde toplaşır. Samanyolu Yerel Grup denen yaklaşık 30 gökadalık bir topluluğa aittir. Yerel Grup ise Başak Kümesi denen yerel süperkümeye bağlıdır. Ancak süperkümeler bile bazı büyük yapıların yanında küçük kalır. Büyük Sloan Duvarı normal gökadaların 10.000 katı kütleye ve 1,4 milyar ışık yılı çapa sahiptir (gözlemlenebilir evren çapının 1/60′ı). Bunlar yanında büyük boşluklar da bulunur.

şekil 10

Şekil 9 Evren ipliksi bir yapıya sahiptir.

Boşluklar: iplikçikler arasındaki boş alanlardır, evrendeki en büyük ölçekli yapılardır ve çok az gökada içerir veya içermezler. İlk olarak 1978 yılında Kitt Peak Ulusal Gözlemevi’nden Stephen Gregory ve Laird A. Thompson tarafından keşfedilmişlerdir. Boşlukların çapı genel olarak 35 milyon ile 500 milyon ışık yılı arasındadır; geniş boşluk parçaları, zengin süper küme yokluğu veya süper boşluklar adıyla bilinir. Bilinen en büyük boşluklardan biri çoban boşluğudur ve çapı 300 milyon ışık yılıdır.

evren boşluk1

Şekil 10 Evren büyük boşluk ve büyük madde yığışımlarından oluşur.

Evrenin nöron vari yapısı buradaki makalede de ele alınmıştır. Bu yapı Büyük Patlamanın ilk evresinde birbirleriyle birleşen sicimlerin oluşturdukları yapılardır. Bunu anlayabilmek için çok küçük alanda olan sicim birleşmelerini hayal etmek gerekir. İlk oluşum sonrası birbirini algılayan sicim ve antisicimler patlayarak çevrelerindeki sicimleri itmişlerdir. Yan yana oluşan bu patlamalar itme işlemini bir küre oluşturacak şekilde yapmıştır. Zaman içinde evren büyüdükçe boşluklar da onunla beraber büyümüştür. Bu büyüme küre şeklinde olmuştur. Maddeler ise boşlukların ulaşamadığı ara yerlere yığılmak zorunda kalmıştır.

evren boşluk3

Şekil 11 Sicimlerin patladığı noktalar büyüyerek büyük boşlukları oluşturmuştur.

Şekil 11 iki boyutlu gösterimdir. Açık renkli daireler birbirini algılayıp patlayan sicimlerin oluşturduğu boşluklardır. Patlayamadan ayrılan sicimleri koyu bölgelere doğru itmişlerdir. Böylece evren ipliciklerin birleştiği bir şekle dönüşmüştür. A-A ekseni de büyük duvarı oluşturmuştur. Evren genişlerken kütle çekimi bazı yerleri bozmuştur ama şekil 10’a baktığımızda iplicikler arasında boşluklar gözükmektedir. Bu yapı evrenin ana yapısını oluşturmuştur. Büyük duvarlar gibi başka duvarlar da vardır. İlk sicimlerin birleşmesi şekil 11’deki gibi çok düzenli olmamıştır. Düzensizliğin olduğu yerler daha karmaşık bir şekilde olmuş olabilir ama şekil 10 doğruysa pek düzensizlik olmadığı görülüyor.

Paralel evrenlerin oluşum mekanizması

Poplawski, her karadeliğin genel görelilikte bir Einstein-Rosen çözümü olduğunu söylüyor. Buda her karadeliğin arkasında bir akdelik olduğu anlamına geliyor. Bu sonuç evrende pek çok paralel evren olması gerektiği sonucuna ulaştırır. Bizim evrenimizde bu paralel evrenlerden birisidir. Tüm paralel evrenler oluşum şartlarını astral düzeyden alır. Bunu da sağlayan şey yine karadeliklerdir. Evrenin bu günkü halini alabilmesi için karadelikler çok önemli rol üstlenirler. Anladığım kadarıyla evrendeki büyü karadelikler iki ayrı önemli görev görürler.

Birincisi: Hologram görüntüsü oluşturup evrenin 3 mekan 1 zaman boyutlu gözükmesini sağlar. Bu konu Morgan Fredmanla evrenin sırları adlı belgeselde de işlenmiştir. Aşağıda ki videoda söylenen “üç boyutlu mekan, sadece gerçekliğin bir yorumu” sözü benim söylediklerimle tam örtüşmektedir. Evreni oluşturan holografik bilgi karadeliklerde saklıdır. Ve karadelikler Hawking ışıması sayesinde bu işi yapabilmektedir. Karadeliğin içine düşen dolanık parçacıklardan biri içerideki bilgiyi dışarıda kalana aktararak karadeliğin içinden bilgiyi dışarı aktarır.

ikincisi: Evrenin gençleşmesini sağlar. Galaksi merkezlerine sıkışıp birbiri üstüne yığılacak maddeleri yeni bir evrende yeni bir başlangıca gönderir. Böylece sayısız genç evren oluşur.

Sonuç

Bu söylediklerimin test edilmesi mümkündür. Zaten bilim iki ciddi delile ulaştı. En önemli delil evrenin gittikçe hızlanarak genişlemesidir. Başka bir delil ise hem galaksilerin birbirinden uzaklaşması hem de süperküme gibi bir gurubun üyesi olmalarıdır. Bu ikisi sadece kütleçekim kuvvetinin azalması durumunda gerçekleşebilir. Fakat çok daha ciddi deliller gerekir. Sanırım en kolay yol, atomun büyüdüğünü ölçmektir. Çünkü atom eksilmesi yüzünden, atom hariç tüm evren ve ölçü sistemlerimiz büzüşür. Metre ya da kilo ona göre küçülecektir. Sanırım ışık hızı bile büzüşecektir. Onun için bu durumu ancak atomu ölçerek anlayabiliriz. Zaman içinde biz küçüldüğümüz için onun büyüdüğünü görmeliyiz. Fakat kısa zamanda atomda oluşacak boyut büyümesi o kadar küçüktür ki ölçülebilir mi bilmiyorum. Geçmişteki ölçümlerle günümüzdeki ölçümler arasında çok küçük farklar olabilir. Dikkat etmemiz gereken şey, atomun hem ağırlığı hem de boyutu büyüyor gözükmelidir. Evrenden atom eksildiği için her cisim büyüklüğü oranında bu eksilmeden etkilenecek ve büzüşecektir. Böylece evren genişliyor olmasına rağmen toplamda gittikçe küçülüyor da olabilir. Çünkü karanlık maddenin görünen maddeden 5 kat fazla olması bu işin muazzam bir oranda gerçekleştiğini göstermektedir.

Süpersimetrik parçacıkların varlığını gözlemleyebilecek bir cihaz yapmamız mümkündür. Eğer maddeyi dalga frekansı açısından dikkate alır ve yüksek dalga frekansını algılayacak bir cihaz yaparsak süpersimetrik parçacıkları (karanlık madde) gözlemleyebiliriz.

Başka bir yol ise antievrendeki ikizimizle iletişime geçmektir. Hem de bilimin kolaylıkla başarabileceği bir şey olmalıdır. Herkesin antievrende ikizi var. Bu istisnasız her insan için geçerlidir. Ve en önemlisi tam olarak siz ne düşünüyorsanız onu düşünür. Sizin bilgi ve becerinize sahiptir. Yani aslında o da sizsiniz. İşte bilimsel olarak bu konularda yeterli biri, anti ikizini hesaba katarak, zekice bir deney tasarlayabilir. Böylece ikizler aradaki 180° faz farkını ortadan kaldırarak haberleşebilirler. Bunu yapmanın kolay yöntemlerinden biri dolanık parçacıklardır. Fakat çok daha net ve kesin yöntemler bulunup anti ikizimizle haberleşmemiz mümkün olabilir. Anti ikizimizin de antievrende bizim düşündüklerimizi düşündüğünü kabul ettiğimizde, çok önemli bir avantaj elde etmiş oluruz. Böylece antievrenden naklen yayın bile alabiliriz.

Seyfullah DEMİR

  • #1 Yazan: eren
    yaklaşık 1 yıl önce

    anu anlatıyoru okudunuz mu

    • #2 Yazan: Seyfullah Demir
      yaklaşık 1 yıl önce

      Cin masallarını okumaya değer bulmuyorum… Sümer kayıtları deşifre olana kadar ortada mısır tanrı isimleriyle boy gösteriyorlardı. Çivi yazısı söküldükten, hele Sichcin den sonra ortalığı Sümer tanrıları celseleri doldurdu…

  • #3 Yazan: Eren
    yaklaşık 1 yıl önce

    Zıt evrende olan ikizimizin bizi çekmesi yüzünden yerçekimine uğruyoruz değil mi?biz eksi yük o artı yük olduğu için birbirimizi çekiyorsa etrafımızda bir artı yük oluşturalım isimler birbirlerini de uçalım ne dersiniz.etrafı artı olan kürenin içinde elektrik alan yoktur.benzer şekilde yerçekimi alanında olmasa gerek ne dersiniz.

    • #4 Yazan: Seyfullah Demir
      yaklaşık 1 yıl önce

      Bizi çeken şey zıt evren değil, karşımenbrandır. Yani bizim oluştuğumuz menbran değil diğer menbran karşı olduğu için bizi çeker. Bizim oluştuğumuz menbran da zıt evreni çeker. Evren ve antievren birbirini algılamaz. Kütle çekimsel olarak da birbirini algılamazlar. Biri sıfır derece fazındaysa diğeri 180 derece fazındadır… Birbirlerini algıladıkları an birleşip gama ışınına dönerler…

  • #5 Yazan: eren
    yaklaşık 1 yıl önce

    hani tekbir ruhun görüntüsüyüz demiştik ya .astralden bir atom eksilince tüm paralel evrenlerden de eksilir demek tüm paralel evrenler tek bir ruhun görüntüsüdür. doğru mu anlamışım

    • #6 Yazan: Seyfullah Demir
      yaklaşık 1 yıl önce

      Dünya gezegeninde kalu bela ile kıyamet arasında tekamüle sokulan tüm ruhlar tek bir ruhtur. Bu ruh kaynağa dönüşünde bir atomu astralden eksiltir. Paralel evrenler de girdi bilgilerini astralden aldığı için onlarda da bir atom eksilir. Fakat onlardaki eksilme sadece girdilerde eksilme olduğu için olmuştur. Oysa dünyadaki eksilme gerçek eksilmedir.

      Kısacası aynı durum paralel evrenlerde de yaşanır ama gerçek eksilme sadece tek bir evrende olur. Bunu şöyle düşünebiliriz. Bir su deposuna bin tane musluk bağlıdır. Bu musluklarda birini açıp bir miktar su akıtalım. Depo, astral düzey; açık musluk ise bizim evrenimiz olsun. Biz musluğu açtığımız için depodan bir miktar su eksildi. Diğer musluklarda depodaki suyun eksilmesinden etkileniyor ama eksilmenin sebebi değiller. Bir müddet sonra aynı musluğu açıp bir müddet daha akıtalım. Bu demektir ki astralden iki atom eksildi. İlk atom ile ikinci atom bile aynı görüntü değil. Sadece Kalu belada oluşturulan ruhun görüntüleri tek ruhtur. Bu ruhun görüntüleri pek çok paralel evrende bedenlense bile onlar tek bir ruhun görüntüleridir.

      Bir evrende sayısız kalu bela oluşurturulabilir… Zaten evrendeki atom ve karanlık madde miktarına bakarsak muazzam sayıda paralel evren olması gerektiği ve defalarca tekamül sistemini tekrarlamış olması gerektiği ortaya çıkar.

      Paralel evrenlerin hepsi bir programdır hemde birbirinin kopyalarıdır. Dünyada ruh olarak bedenlendiğimizde şu durum oluşur. Biz olasılık dalgasının en tepe noktası isek, hemen yanımızdakiler başka başka paralel evrenlerdedir. Bize çok benzerler ama biz değildirler. Olasılık dalgasında bizden uzaklaştıkça benzerliğimizde azalır. Ruh eşi dediğimiz olasılık dalgasında hemen yanımızda olanlardır. Ama dediğim gibi biz değildirler…

*