Kuran’ın kıyameti vurguladığı pek çok ayeti vardır. Tüm ayetler bir felaket haberi şeklindedir. Ben can alıcı birkaçını alacağım.

1-2-4-5 Yer o yaman sarsıntı ile sarsıldığı, Yer, içindeki ağırlıkları çıkarıp dışarı attığı, Ve insan: “Ona ne oluyor?” dediği zaman. O gün yer, Rabbinin ona vahyetmesiyle haberlerini anlatacaktır.

Nâzi’ât 6-7 O gün deprem sarsar, Onu ikinci bir sarsıntı izler.

Tekvîr 1-2-3 Güneş katlanıp dürüldüğünde, Yıldızlar bulandığında, Dağlar yürütüldüğünde,

Kehf 47, O kıyamet gününü hatırla ki, dağları yürüteceğiz ve yeryüzünü çırılçıplak göreceksin. Bütün insanları, mahşerde toplayacağız hiçbir kimseyi bırakmayacağız.

Bunlar haricinde Kâri’a 4-5, Vâkı’a 4…6, Müzzemmil 14, Fecr 21,  Hac 1, Abese 33, Kıyâme 6…10, Yasin 49, Mülk 16-17, Tûr 9-10, Hâkka 14,  Mürselât 8…10, Nebe 19-20, Me’âric 8-9, Kehf 47, Ta-ha 105-106 vb. ayetler de kıyamet senaryoları içerir.

Bu ayetlerde sembolizmi düşünmezseniz kıyamette felaket yaşanacağını düşünürsünüz. Bu kadar felaket tellallığından sonra “nasıl kıyametin felaket olmadığını düşünebilirsin” diye sorabilirsiniz. Bunun cevabı da yine Kuran’dan gelir.

Kuran, kıyameti tüm dünyada hatta tüm evrende aniden (En’âm 31[[1]], A’râf 187[[2]]) yaşanacak bir olgu olarak sunar. Kamer 50[[3]], Nahl 77[[4]] ayetlerinde ise kıyametin göz açıp kapamadan daha kısa bir süre süreceği anlatılır. Süreç sabah güneşinin doğuşu gibi dünya döndükçe gerçekleşecek bir mevzu değildir. Zümer 68 ayetinde dediği gibi “sûra üflenmiştir. Göklerde kim var, yerde kim varsa çarpılıp yıkılmıştır…”

Ayetlerden çıkardığım mantığa göre, kıyamet; tüm evrende -en azından güneş sisteminde- gerçekleşecek bir olay olduğunu anlayabiliyoruz. Eğer bu olayı felaket olarak alırsak olabilecek en kısa süreli felaket güneşin patlaması olabilir. Her iki durumda göz açıp kapayana kadar gerçekleşemeyecek olaylardır. Dünyadaki insanların ilk öleniyle en son ölecek arasında saatler olur. Çünkü dünyanın güneşe bakmayan tarafı çok daha geç etkilenir. Ayrıca bilinebilen ya da bilinemeyen hiçbir felaket tüm insanların göz açıp kapayana kadar bir sürede ölmesini sağlayamaz. Hele tüm uzayı düşünürsek asla mümkün değildir.

Burada benim düşüncelerim devreye girer. Çünkü Kuran düz nesir şeklinde yazılmış bir metin değildir. Şiirsel ve sembolik dille yazılmıştır. Kıyamette bu sembollerden biridir. Son kitap olması hasebiyle kıyamete çok çok fazla yer vermiş olması anlaşılır bir durumdur. Çünkü daha sonra başka kaynak gelmeyecektir.

Benim düşüncem Kıyamet: insanın, bedenli yaşamdan bedensiz yaşama geçiş sürecini sembolize eder. Gerçekler insanlıktan gizlendiği için de felaket senaryosu arkasına gizlenmiştir. Aslında kıyamet kelime anlamı olarak dikilmek, ayağa kalkmak anlamındadır. Ayağa kalkmak demek gaflet uykusundan uyanmak demektir. Kıyametin en güzel tanımı yine Kuran’da, Kâf Suresinde verir.

20. Sur’a üfürülür, işte bu, tehdid(in gerçekleşme) günüdür.

Kâf 21. Her can, kendisiyle beraber bir sevk memuru ve bir şahid bulunduğu halde gelir.

Kâf 22. (Allah ona) “Andolsun sen bundan gaflet içinde idin. Şimdi senden gaflet perdesini kaldırdık. Bugün artık gözün keskindir.” der.

 Ayetlerde, Sur’a üflendikten sonra, kişinin gaflet perdesinin kalktığını ve gerçekleri gördüğü söylenir. İşte kıyametin gerçek anlamı budur. Oysa mevcut inanışta birinci sura üfürüldüğünde herkesin öleceğine inanılır. İkinci sura üflenmede tekrar dirileceklerdir.

Eğer olaylara sembolizm kapısından bakarsak, felaketlerin yıkacak olduğu, inançlardır. Bazen peş peşe depremler bazen kasırga bazen gürültü olarak hep dünyasal felaketlere vurgu vardır. Bu anlatım dünyasal olan tüm değerlerin ortadan kalkacağı anlamı taşır. Örneğin dağların un ufak olacağı söylemini ele alırsak. Hristiyanlığı bir dağ, Ateizmi başka bir dağ, başka bir inancı başka bir dağ gibi düşünmeli. İşte un ufak olacak olanlar bu inançlardır. Yani dünyada ne kadar inanç varsa (bilim, dinler, tüm …izmler dahil) hepsi un ufak olacaktır. Gerçeği göreceğimiz için tüm bu şeylerin boş bir balon olduğunu anlayacağız. Çünkü gerçek Rab bilgisi hâkim olacaktır. Ben bu bilgiye mehdiyet diyeceğim.

Gökyüzü ve yeryüzü tüm evreni temsil eder. Evrenin madde yapısını değil, evrendeki tüm inançları temsil eder. Böylece -varsa- başka gezegenlerdeki inançlarda bu yapı içinde yok olacaktır. Yani kıyamet sadece dünyada değil tüm evrende gerçekleşecektir. Fakat kıyametten dolayı tek yaprak yerinden kıpırdamayacaktır. Çünkü kıyamet sadece insana kopacak ve onun boyut değiştirmesini sağlayacaktır. Boyut değiştirmekle kastettiğim insanlık bedenlerini bırakarak öte dünyaya göçecektir. Orada bir bedene sahip olmadan bilinç ya da ruh halinde yaşamaya başlayacaktır. Yani kısacası melek konumuna geçecektir.

Bu iddialı bir söz gibi görünebilir ama zaten bu durum Kuran tarafından da desteklenen bir görüştür.

Enbiyâ 26 Böyle iken dediler ki: “Rahman çocuk edindi.” Allah bundan münezzehtir. Doğrusu melekler (Allah’ın çocukları değil.) şerefli kullardır.

Diyerek meleklerin bir zamanlar kul olduğunu söylemektedir. Bu ayetteki عِبَادٌ kelimesi Google çeviriye göre ayçiçeği anlamındadır. Bazı sözlüklerde köle anlamı verilmektedir. Fakat Kuran’ın güzel bir özelliği sayesinde bu kelimenin anlamını tam olarak anlayabiliyoruz. A’râf 194 ayeti aynı kelimeyi tam olarak tanımlıyor. Ayette inançsızlara hitap ederek “Allah’ı bırakıp taptıklarınız da tıpkı sizin gibi “kul”lardır” diyerek şüphe bırakmayacak şekilde kelimenin anlamını açıklamaktadır. Bu durumda meleklerin bir zamanlar insan olduğu aşikâr olmaktadır. Fakat bu kulların ne zaman dünyada yaşadığı ya da eskiden yaşayan tüm kullar mı, yoksa bazısı mı bu şerefe nail olduğu konusunda bir detay yoktur. İşte benim görüşüm tüm insanlığın kıyametten sonra şerefli kullar seviyesine çıkacak olduğudur.

Kıyametin önemli öncülerinden ve sembollerinden biri de Sur’a üflenmesidir.

Zümer 68 Ve sûra üflenmiştir. Göklerde kim var, yerde kim varsa çarpılıp yıkılmıştır. Ancak Allah’ın dilediği müstesna. Sonra ona bir daha üflenmiştir. Bu defa da hep onlar kalkmışlar bakıyorlardır.

Hâkka 13-14-15-16 Sûr’a bir tek üfleme üflendiği, Arz ve dağlar yerlerinden kaldırılıp şiddetle birbirine çarpılarak darmadağın olduğu zaman, İşte o gün olacak olur. O gün gök yarılmış, sarkmıştır.

Müddessir 8-9 O sûra üflendiği zaman, İşte o gün pek zorlu bir gündür.

Sur’a iki kere üflenecektir. Başka bir makalede yazdığım dünyanın bir yerlerinde insanlığın açması için şimdi melek statüsünde olan bizden önceki insanlar tarafından bırakılan kütüphanelerin açılması işlemini sembolize eder. İşte kıyametin insanlar üzerinde deprem etkisi bu yüzden olacaktır. Çünkü bu bilgi insanlığın aklının alamayacağı ve asla düşünülemeyen bir bilgidir. İnsanları o kadar şaşırtacaktır ki yukardaki ayetlerdeki durumu yaşamış olacaklarıdır. Bu durumu yine Kuran, çok daha iyi açıklamaktadır.

82 Söylenen başlarına geleceği vakit, bunlar için yerden bir “dabbe” çıkarırız ki bu, onlara insanların ayetlerimize kesin bir iman getirmemiş olduklarını söyler.

Ayette kıyamet gerçekleşeceği vakit yerden bir şey çıkarırız ve bu her neyse insanların doğruyu bilmediklerini onlara anlatır denmektedir. “İman edilmemiş ayetlerle” gerçek bilgi, yani yukarıda açıkladığım mehdiyet kastedilir. Bu gerçek bilgilerin varlığı Kuran’ın sembolik analizinden çıkarılabilir. Örneğin benim çözebildiklerimden biri dabbe’dir. Bana göre dabbe Sfenks’i kasteder ama asıl anlamı Sfenks’in sakladığı kütüphanedir. İçinde bugüne kadar dünyadan gelmiş geçmiş tüm insanlıkların biriktirdiği tüm bilgiler vardır. Edgar Cayce’ye göre orada “arşivler piramidi” vardır. Ayrıca kıyamette yapılması gereken tüm bilgilerde orada bizi beklemektedir. Ve dabbe ortaya çıktığında birinci Sur’a üflenmiş olacaktır. Akabinde sıra ikinci Sur’a gelir…

Enbiya 96-97 Nihayet Ye’cûc ve Me’cûc(un seddi) açıldığı zaman, ki onlar her dere ve tepeden akın edip çıkarlar.  Ve gerçek vaad yaklaştığında, işte o zaman kâfir olanların gözleri beleriverir. “Eyvah bizlere! Doğrusu biz bundan gaflet içindeydik, hayır biz zalim kimselerdik.” derler.

Ayette bahsettiği Ye’cûc ve Me’cûc bu kütüphanelerden diğerini sembolize eder. O kütüphane açıldığında gerçek bilgiler süratle tüm dünyayı saracak ve insanların bildikleri tüm bilgilerin boş bir balon olduğunu gösterecek. İşte dünya hayatına dalmış olan insan, yukardaki felaketlere benzer bir durum yaşayacaktır. Bu kütüphane de açıldığında ikinci Sur’a üflenmiş olacaktır. Bu durum Hadis’lerde de işlenmiştir.

Kıyamet alâmetlerinden ilk meydana gelecek olanı güneşin battığı yerden doğması ve Dabbe’nin kuşluk vaktinde insanlara (yerden) çıkmasıdır.” (İbn-i Mâce: 4069)

Bu hadiste “Güneş” “bilgi”yi sembolize eder. Yani bilgi saklandığı kütüphaneden çıkacak ve akabinde diğer kütüphane de açılacak denmektedir. Hangisinin önce açılacağını zamanı gelince göreceğiz. Fakat hadise göre önce Tibet’teki Ye’cûc ve Me’cûc açılacaktır.

Görüldüğü gibi Kuran kıyamet konusunda muazzam bir kaynaktır. Bu kadar muazzam bir kaynak olmasına rağmen Mehdinin geleceği konusunda bir bilgi yok gibidir. Aslında bu durum çok da öyle değildir. Kuran’da Mehdi kimliğinin, pek çok kişilik arkasına gizlendiğini düşünmekteyim. İşte bu kimliklerden biri Hadid (demir) sembolüdür.

Hadid 25 And olsun ki peygamberlerimizi belgelerle gönderdik; insanların doğru (adaletli) hareket etmeleri için peygamberlere kitap ve ölçü indirdik; pek sert olan ve insanlara birçok faydası bulunan demiri de indirdik. Bu, Allah’ın dinine ve peygamberlerine görmeksizin yardım edenleri meydana çıkarması içindir. Doğrusu Allah kuvvetlidir, güçlüdür. (Diyanet)

Tefsircilerin verdiği anlamların, bu ayette yanına bile yaklaşamadıklarını düşünüyorum. Düz anlamıyla bakıldığında ancak zorlama anlamlar çıkacağı bellidir.

Öncelikle ayette geçen “demir” ne anlama gelmektedir? onu araştıralım. Bunun için Kuran’ın sunduğu çözümü kullanalım. Bir kelimenin anlamı açık değilse, başka ayetlerdeki kullanımına bakmak gerekir. Kelimeye verilen anlam başka bir ayette açıklanabilir tıpkı Enbiya 26’da olduğu gibi.

Yaptığım araştırmada karşıma çıkan hemen her demir kelimesi metal olan demiri çağrıştırıyordu. Fakat Sebe 10 ayeti çok başka şeyler söylediği belli idi. 

Sebe 10 Andolsun ki, biz Davud’a tarafımızdan bir fazilet verdik. “Ey dağlar! Onunla beraber tesbih edin.” dedik ve bunu kuşlara da (emrettik) ve ona demiri yumuşattık.

Ayette Davut peygambere bazı ayrıcalıklar tanındığı söyleniyordu ama “ona demiri yumuşattık” söylemi belirgin bir anlam vermiyordu. Demir işlemeyi Davut peygamber icat etmediğine göre verilen faziletin başka bir anlam içermesi gerekiyordu. Daha sonra değerli bir dostumun yardımıyla olayı çözebildim.

Kaf suresi 20-21 ve 22.ayetleri meallerini okuduğumda çok ilginç veri ve bilgiyle karşılaştım

Kaf 20. Sûr’a üfürülür; işte bu, geleceği vâdedilen gündür.

Kaf 21. Herkes, yanında bir sürücü ve bir de şahitle beraber gelir.

Kaf 22. Andolsun sen bundan gaflette idin; derhal biz senin perdeni kaldırdık. Bugün artık gözün keskindir (demir gibi-HADİD).

Özellikle son ayet olan 22. ayette “işte görüşün keskindir” derken Hadid (demir) kelimesi kullanılarak demire atıf yapmıştır. Birçokları bunun keskin anlamına geldiğini söyleyecektir ve meallerde de böyle fakat Arapçada keskin anlamına gelen حاد (HAAD) kullanılmayarak ilgiyi demire çektiği çok belli. Üstelik aynı ayette perdenin kaldırılmasından bahsederek her şeyin ayan beyan bilineceğine ve görüşün de demir gibi olacağı vurgulamıştır.

Yani Kaf 22 ayetinde “demir” kelimesi detaylı açıklanmaktadır. Ayet kıyametteki bir kişinin gaflet içindeyken perdesinin kalkarak görüşünün keskinleşeceğini açıkça belirtmektedir. Bu durumda Sebe 10 ayetinde “demiri yumuşattık” derken, Davut peygamberin de perdesinin bir miktar aralandığını anlatmaktadır. Zaten ayette “tarafımızdan fazilet verdik” deyimi de durumu destekliyor. Bu fazilet sonucu dağlar ve kuşlarla ilgili ayrıcalıklar kazandığı anlaşılmaktadır. Buradaki Davut’un tarihteki Davut Peygamber olduğu düşünülüyor ama bana göre bu Davut, Davut peygamber kişiliği arkasına saklanan başkasıdır. Kuran’da Süleyman peygambere bazı özellikler verildiği anlatılır. Cinlere, Kuşlara, rüzgâra hükmettiği bildirilir. Eğer ayette Süleyman peygamberden bahsediyor olsaydı fazileti anlayabilirdik. Oysa Davut peygambere tapınağın yapılması bile reva görülmemiştir. Anladığım kadarıyla Kuran’da iki ayrı Davut’tan bahsetmektedir. Biri bildiğimiz İsrailoğullarının peygamberi yani Süleyman Peygamberin babası…

Hadid 25 ayetine dönersek: Peygamberlerin özelliklerini anlatıldıktan sonra demirin indirildiği söylenmektedir. Demek ki bu peygamber özelliklerinden demir denen neyse onda da olmalıdır. Ayrıca bu demir peygamberleri görmedikleri halde yardım edenleri meydana çıkarmalıdır. Hem de Kaf 22 ayetindeki anlamı da göz önüne alınca demir bana MEHDİ’yi çağrıştırmıştır. Peygamberlerin olmayacağı bir dönemde görüşü keskin olan kişi ancak mehdi olabilir. Zaten Kaf 22 ayetindeki anlam her üç ayete de mantıklı bir açıklama getirmektedir. Yani Kaf 22 ayeti olmadan ne hadid 25, nede sebe 10 ayetini tam olarak anlamlandıramıyoruz. Fakat anladığım kadarıyla “demiri yumuşattık” derken perdenin tamamen kalkmadığı daha çok aralandığı anlaşılmalıdır. Yani Mehdi tam olarak uyanmış biri olmayacak. Fakat dünyadaki herkesten farklı düşünüp farklı yorumlama yapabilecek ve sezgileri güçlü olacaktır.

Sanırım Demir kelimesinin seçilmesinde ayrıca “demir gibi bir karakter” vurgusunun da olduğunu düşünebiliriz. Yani “demir” kelimesi özellikle seçilmiştir. Bizler mehdinin özelliklerini daha çok sözlü gelenekten biliyoruz. Oradaki özelliklerle bu üç ayetteki mehdi anlatımını kıyaslayabiliriz. 

Aralarında kadınların da bulunduğu 314 kişilik bir grup oluştururlar. Onlar her zalime galip gelirler. Onların kalpleri demir gibidir ve onlar gündüz arslan, gece de abiddirler. Ne evvelkiler, ne de sonrakiler fedakârlıkta onlara yetişemez. (Ukayli “En-Necmu’s-sakıb fi Beyanı Enne’l Mehdi min Evladı Ali b. Ebi Talib Ale’t-Temam ve’l kamal”)

Ayette belirtilen “yardım edenleri meydana çıkarması içindir” sözü hadislerde anlatılanlarla tam örtüşmektedir. Ayrıca hadiste de demir karaktere vurgu vardır. Hatta insanlara yardım edecek olanların miktarı belirtilmiştir. Sekiz milyara yakın insana boyut atlatacak olanların bu kadar az alması şaşırdığım bir durumdur.

Haris bin Muğayre-i Nasrı der ki: İmam caferi sadık aleyhisselam’a “İmam (Hz. Mehdi (a.s.)) ne ile tanınır?” diye arzedince şöyle buyurdu:

HEYBET VE VAKAR İLE.

“Başka ne ile tanınır?”

Ayrıca helal ve haram ile, halkın ona olan ihtiyacı ile ve onun hiç kimseye muhtaç olmamasından tanınır, onun yanında Resulüllah’ın silahı bulunur.

Bu hadiste de üç önemli ipucu var.

İlki; Mehdi’nin “heybet ve vakarlı” olacağı… Bu söylem “demir karakteriyle” örtüşen bir durumdur.

İkincisi; insanlığın ona ihtiyacının olmasıdır. Buda ayetteki “insanlara birçok faydası” olması durumuyla ve şu anda insanlığın kurtarıcı beklentisiyle örtüşmektedir.

Üçüncüsü; ise “Peygamberin silahına sahip olacağı” düşüncesidir ki! Peygamberin kılıcı, Kuran‘dır. Mehdi de Kuran’ı kendisine rehber yapacak ama onun yorumları mevcut inançla pek örtüşmeyecektir. O Kuran’da kimsenin görmediklerini görecektir.

Kuran’ın mehdiyi anlattığı önemli bir ayet gurubu daha var. Hadis desteğiyle bu ayetleri de inceleyelim. Bakara 246-251 ayetleri bize güzel bilgiler sunmaktadır. Bu ayetleri doğru anlayabilmek için önce kullanılan sembolleri anlamak gerekir.

İsrailoğulları=İnsanlık (Kuran’ı bilenler Kuran’ın büyük bir kısmında İsrailoğulları ile ilgili konuları işlediğini bilirler. Sanki Kuran İsrailoğulları üzerine şekillenmiş gibidir. Bunun nedeni Kuran’ın seçtiği anlatım tarzıdır.)

Davut=Mehdi

Talût=Mehdiyet

Calut=Deccaliyet

Su=para

Nehir=Maddiyat, Kapitalist sistemin imkânları

BAKARA   246  Baksana, İsrail oğullarının Musa’dan sonra ileri gelenlerine! Hani onlar, bir peygamberlerine: “Bize bir kumandan gönder de Allah yolunda savaşalım…” dediler. O da: “Size savaş farz kılınırsa, acaba yapmamazlık eder misiniz?” dedi. Onlar: “Bize ne oldu da yurtlarımızdan çıkarıldığımız ve çocuklarımızdan ayrıldığımız halde Allah yolunda savaşmayalım?” dediler. Bunun üzerine savaş kendilerine farz kılınınca da onlardan pek azı hariç, yüz çevirdiler. Ama Allah, o zalimleri bilir.  

Bakara 246’dan başlarsak: Öncelikle anlatılan olayların Musa’dan sonra bir dönemde insanların bir komutan (kurtarıcı) istediklerini anlıyoruz. Kuran’daki bu hikâye, Tevrat’taki Davut’un Filistinli Golyat’ı yendiği hikâye ile özdeşleştirildiği için o hikâyenin düzeltilmiş versiyonu olarak düşünülür. Oysa Tevrat’taki hikâyede Yahudilerin Saul diye bir komutanları vardır. Onların komutan talebi yoktur ama Filistinlilerle sürekli savaş halindedirler. Tevrat’ta yazan hikâye ile Kuran’daki hikâye hiç benzemez. Tek benzer yer Bakara 251 “Davud, Calut’u öldürdü ve Allah, kendisine hükümdarlık ve hikmet verdi…” bölümüdür.  Onun haricinde hikâye çok farklıdır.

Ben, şu anda insanlığın içinde yaşadığı dönemi anlattığını düşünüyorum. Şu anda dünyada muazzam bir kurtarıcı beklentisi vardır. Hristiyan ve Museviler Mesih’i, Müslümanlar Mehdi’yi, Hindular Avatar’ı, Budistler Maitreya’yı ve diğer tüm inançlar bir kurtarıcıyı beklemektedir. Özellikle Tanrıyı kıyamete zorlamak gibi bir düşüncenin bile oluştuğunu bilmek durumun ne kadar gündem olduğunu ve ayete uyduğunu görebiliyoruz. Fakat Ayetlerde dediği gibi bugün Mehdi gelse sanırım kimse onun askeri olmak için koşturmaz. Herkes ayetlerde yazdığı bahanelerin arkasına sığınıp uzak duracaktır. Onun için yukardaki hadiste yazan 314 kişinin doğru olacağını düşünüyorum. Kuran, kullandığı üslup gereği; geleceği, geçmiş gibi de anlatır. Onun için bu ayetler tam olarak günümüzü anlatmaktadır. 

BAKARA   247 Peygamberleri onlara: “Allah, size hükümdar olmak üzere Talût’u gönderdi.” demişti. Onlar: “Ona bizim üzerimize hükümdar olmak nereden geldi? Oysa hükümdarlığa biz ondan daha lâyıkız, ona maldan bir genişlik, bir bolluk da verilmemiştir.” dediler. Peygamberleri de “Onu sizin başınıza Allah seçmiş ve ona bilgi ve vücut bakımından bir güç, bir genişlik vermiştir.” dedi. Hem Allah, mülkünü dilediğine verir. Allah’ın rahmeti geniştir, o her şeyi bilir.

Bakara 247’de kral olarak Talût’un gönderildiği söylenmektedir. Fakat insanlığın onu beğenmediği anlaşılmaktadır. Talût ile mehdiyet kastedilmektedir. Mehdiyet dünya kaynaklarının eşit bölünmesi ve adaletin sağlanması anlamına gelir. Ayette insanlıktan çok gelişmiş ülkelerin bu duruma sıcak bakmayacağını anlamak gerekir. Çünkü onların sömürü düzenlerinin sonu geleceği için durumdan hoşnut olmayacaklar. Çünkü Mehdiyet dönemi barış ve huzurun tesis edildiği dönem olacaktır. Haksızlıkların, israfın ve aç gözlülüğün önüne geçileceği için zenginlerin pek hoşlanmayacağı bir dönem olacak.

BAKARA   248  Peygamberleri, onlara şunu da söylemişti: Haberiniz olsun, Onun hükümdarlığının alâmeti, size o tabutun gelmesi olacaktır ki onda Rabbinizden bir sekine (sükûnet, gönül rahatlığı), Musa ve Harun ailelerinin bıraktıklarından bir bakiyye (kalıntı) vardır. Onu melekler getirecektir. Eğer iman etmiş kimselerden iseniz, bunda sizin için kesin bir ibret, bir alâmet vardır.

Bakara 248’de Mehdiyet döneminin ne zaman başlayacağını görebiliyoruz. Mehdi, Ahit Sandığını (Talut’un hükümdarlığının alameti) bulduğunda –ya da dünyaya ilan edildiğinde- dönem başlayacaktır. Bu sayede dünyada sekine (sükûnet, gönül rahatlığı, barış ve huzur) olacaktır. Çünkü insanlar birbirini yemeye ara verip ne olduğunu anlamaya çalışacaktır. Ayrıca ayetten Mehdinin hâlâ geçerliliği devam eden iki önemli bakiye elde edeceğini anlıyoruz. Bana göre bu bakiyeler, iki kütüphaneye giriş bilgileri olacaktır. Musa Mısır’daki, Harun Tibet’teki kütüphanenin şifrelerini içermelidir ya da tersi… Bu durum: 

“Ona Mehdi denilmesinin nedeni, gizli olan bir şeyin yolunu göstermesidir. Antakya denilen bir yerden Tabut’u (kutsal emanetler sandığını) ortaya çıkaracaktır.” (Suyuti, el- Havi li’l Feteva, II. 82)

“Mehdi, Rumlarla savaşmak için bir ordu gönderir. Onun fıkıh bilgisi on aliminkine bedeldir. O, Tabut-u Sekineyi de Antakya mağarasından çıkarır.” (Naim bin Hammad, Kitab-ül Fiten)

Hadisleri tarafından da desteklenmektedir. 

BAKARA   249 Talût, ordu ile hareket edince dedi ki: “Allah sizi mutlaka bir nehirle imtihan edecek. Kim ondan içerse, benden değildir. Kim de onu tatmazsa, işte o bendendir. Ancak eliyle bir avuç alan başka (bu kadarına ruhsat vardır).” Derken içlerinden pek azı hariç, hepsi de varır varmaz ondan içtiler. Talût ve beraberindeki iman eden kimseler nehri geçtiklerinde. “Bizim bugün, Calut ile ordusuna karşı duracak gücümüz yok.” dediler. Allah’a kavuşacaklarına inanıp, bilenler ise şu cevabı verdiler: “Nice az topluluklar, Allah’ın izniyle nice çok topluluklara galip gelmişlerdir. Allah, sabırlılarla beraberdir.”

Bakara 249’da Deccalyetin tam bir tanımı vardır. Nehrin maddiyat olduğunu düşündüğümüzde geçilen suyun da para olduğunu anlamalıyız. Günümüzde herkes deccaliyetin içinde yaşıyor ve tek gerçek olarak onu görüyor. Oysa Kuran maddiyatı değil mehdiyeti salık verir.  Ayette sadece bir avuç suya izin verilmiştir. Yani insanın, geçimlik kadarını elde etmesine cevaz verilmektedir. Fakat insanlık, tek gerçek olarak parayı gördüğü için çok az insan geçimlik kadarıyla yetinecektir. İçinde bulunulan sistem deccaliyet dönemi olduğu için kimsenin maddiyata karşı durmaya gücü yetmez. Herkes ona uymak durumundadır. Calut deccaliyeti sembolize eder ve bugün tüm dünyada hâkim durumdadır.

Bu durum hadislerle de desteklenmektedir.

Deccal rüzgârın yönlendirdiği yağmur gibidir. Deccal bir kavme gelir, onları davet eder. Onlar da davetine icabet edip ona iman ederler. Bunun üzerine Deccal semaya emreder onlara yağmur yağdırır, yere emreder onlara nebatat bitirir. O kavmin otlağa çıkmış hayvanları akşam olunca zirveleri en yüksek, böğürleri daha geniş ve memeleri sütten dopdolu olarak dönerler.”

Anlatımı bugün deccaliyete tam olarak uyan batının refahını anlatmaktadır. Deccalin “ben sizin rabbinizim” dediği hadisinden de, insanlığın paraya taptığını anlayabiliyoruz. 

BAKARA   250 Calut ve ordusuna karşı savaş meydanına çıktıkları zaman da şöyle dediler: “Ey Rabbimiz! Üzerlerimize sabır dök, ayaklarımızı sabit tut ve kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et!

BAKARA   251 Derken, Allah’ın izniyle onları tamamen bozdular. Davud, Calut’u öldürdü ve Allah, kendisine hükümdarlık ve hikmet verdi ve ona dilediği şeylerden de öğretti. Eğer Allah’ın, insanları birbirleriyle savması olmasaydı, yeryüzü mutlaka bozulur giderdi. Fakat Allah, bütün âlemlere karşı büyük bir lütuf sahibidir.

Bakara 250-251’de çok güçlü olan deccaliyetin yenileceği söylenmektedir. Mehdi deccaliyeti (Calut’u) yenerek barış ve huzur dönemini başlatacak ve sonrasında kıyamet yaşanacaktır. Bu durum “İsa gökten inecek, Deccalı öldürecek” veya “Hz. Mehdî’nin Deccalı öldürmesine yardım edecek” hadisiyle desteklenmektedir. Barış ve huzur dönemi İsa dönemidir.

Bunların haricinde Kuran’da dolaylı olarak Mehdi’ye hitap ettiğini düşündüğüm Müddesir[5] Suresi var. O surede Kuran, Mehdiye sesleniyor. Onu göreve çağırıyor. Bu sure Peygamber için indirildiği düşünülüyor olmasına rağmen Müddesir 8 ayeti “o sura üflendiği zaman” diyerek kıyamette mehdinin hazır olması için uyarıldığını anlayabiliyoruz. Mehdi bu ayetin kendisine hitap ettiğini anlayacaktır. Çünkü Sura üflendiği zaman peygamber çoktan ölmüş olacaktır. Zaten Kuran, Müzzemmil suresinde peygambere hitap etmiştir. Müddesir suresinde peygambere hitap ettiğini belirten bir ipucu yoktur. Aksine deccaliyet (bu günkü kapitalist sistem) zihniyetinin hâkim olduğunu anlatarak sistemin sonunun geldiğini söylemektedir. Bilimin yükseldiğini, ölçünün, bilginin arttığını, sistemin tanrıyı dışladığını, büyüklendiğini bu yüzden mehdiyetten uzaklaşıldığını söylemekte ve bu sisteme uyan insanlığın Sekar’a[6] atılacağını söylemektedir.

Başka bir sembol ise Zülkarneyn’dir. İki çağa hükmeden Zülkarneyn üç yolculuk yapmıştır. Zülkarneyn konusunu bu makaleden okuyabilirsiniz. Zülkarneyn’in yolculukları Mehdinin görevlerini anlatmaktadır. Buna göre Mehdinin üç görevi var.

  1. Şu anda yaşayan insanları kıyamete hazırlayacak. Süreç başlamış olabilir ama benim bir bilgim yok. Ben ahit sandığını bulan kişiye tabi olacağım. Size de tavsiyem olsun… Size Ahit sandığı ile gelmeyen her kim olursa olsun kesinlikle yalancı Mehdidir.
  2. Kıyamet sonrası Altınçağ şehirlerini kurup kalanların tekamüllerini sağlayacak sistemi kuracak.
  3. Ademoğullarından sonra gelecek olan yeni insanlığı organize edecek.

Gördüğünüz gibi mehdi ya da kurtarıcı diye beklenen kişilik asla kimseyi kurtarmayacak. O bütün inançları yok edip gerçek bilgiyi yayacak. Gerçek bilgi şu anda dünya üzerinde -ben dahil- kimsede yoktur. Onun için Kuran’a göre -Müslümanlar dahil- herkes kafirdir. Kafir gerçeği örten demektir. Müslümanlık da gerçekleri örtmektedir. Onun için bilimin, tüm …izmlerin, tüm dinlerin hatta şeytanın görevi kıyamete kadardır. Zaten uyandığımızda nasıl boş beleş işleri abartıp birilerine gereksiz zülüm yaptığımızı anlayacağız.

Genelde Deccal, İsa ve Mehdi diye kişilikler bekliyor olmamıza rağmen ben tümünün birer dönem adı olduğunu düşünüyorum. Sadece Mehdi (Mesih) hem kişilik hem de dönem adıdır. Yani İsa peygamber gökten inmeyecektir. Yukarıda Bakara Suresindeki ayetlerde İsa ile ilgili pek bir şey yok gibi ama sanırım Ahit sandığının bulunmasının insanlığa bildirilmesi akabinde dünya İsa dönemine girecektir. İsa dönemi barış ve huzurun olacağı dönemdir. Daha sonra kütüphaneler açılacak ve insanlık şok geçirecektir. İsa dönemi ahit sandığının açılmasından kütüphanelerin açılmasına kadar süren süreç olacaktır. Mehdiyet dönemi ise İsa dönemini de içeren bin yıl sürecek bir süreci kapsayacaktır.

Kuran Sur’a üflendiğinde yaşanacakları çok güzel anlatmaktadır.

Tâ-Hâ 108 O gün, hiçbir tarafa sapmadan o davetçiye (Sûr’a üfleyenin çağrısına) uyarlar. Öyleki, Rahman’ın heybetinden sesler kısılmıştır. Artık bir fısıltıdan başka hiçbir şey işitemezsin.

Mü’minûn 101 Sûr’a üflendiği zaman aralarında artık ne soysop (çekişmesi) vardır, ne de birbirlerini soruşturacaklardır.

Ayetlerden de anlaşılacağı gibi insanlık öylesine afallayacaktır ki ne akraba ne dindaş ne para ne pul bakacaktır. Hatta yüksek sesle bile konuşamayacaktır. İşte İsa dönemi bu dönemdir.

İsa döneminden sonra kıyamet fiili olarak yaşanacak ve insanlar saf bilinç olarak yaşayabilmek için öte dünyaya gidecektir. Bir fişin çekildiğinde elektriğin kesilmesi gibi insanlığın tümü anında öte tarafa geçecektir. Fakat gitmeden hemen önce mizan kurulacak ve insanları ruhsal frekansına bakılarak karar verilecektir.

Kıyamette herkes öte tarafa geçemeyecektir. İşte Mizan bu işlemin sembolüdür. Orada insanların ruhsal gelişmişliklerine bakılacak ve öte tarafta yaşayabilecek olanlar öte tarafa alınırken diğerleri dünyada tekâmüle devam edecektir. Kalanlar bin yıllık Altın çağı yaşayacak ve frekansı tutturanlar zamanı geldiğinde devşirilecektir. İnsanların çok büyük çoğunluğu öte tarafa geçecek olduğu için dünya nüfusu 500 milyondan az kalacaktır. Onlara da dört şehir kurulacaktır. Kuran‘da cennet bu şehirleri sembolize eder. Cennetlerde açık tekâmül edilecek ve makro felsefe mantığı uygulanacaktır. Bu konuyu daha detaylı olarak buradan okuyabilirsiniz. Bu günlerde hep dünya nüfusunu 500 milyonun altına indirecekler gibi söylemlerin kökeni bu durumdur. Aslında M.S.2150 kitabına bakılırsa dünya nüfusu 300 milyon olacaktır.

Çevremize baktığımızda dünyasal işlerle öylesine meşgulüz ki! İnsanlığın uyanacak olmasına ihtimal veremiyoruz. Nereden okuduğumu hatırlamadığım ama sevdiğim bir söz var, durumu çok net açıklıyor. “Tv’de İsa peygamber olsa ‘dizim kaçıyor’ diyerek kanal değiştirecek insanlar var”. İşte bu kadar dünyaya bağlanmış birini dahi gaflet uykusundan uyandıracak bir yöntemle insanlık uyandırılacaktır. İşte Covid 19 salgını, bana kıyamet öncesi bir prova gibi gelmektedir. Pek de ölümcül olmayan bir virüsün dünya ekonomisini alt üst edecek kadar etkili olması herkesi televizyonlara ve eve bağlaması, bana plan üstünde plan olduğu izlenimi vermektedir.

Belki üstün akıl olduğunu düşünen, zındıka komitesi diye birileri vardır. Onlar dünyayı şekillendirmek için planlar yapıyor olabilirler ama onlardan üstün olan Kutsal mekanların aklı, ruhları bile duymadan onları da kendi planlarını oluşturmak için kullanabilir. Yahudilerin seçilmiş ırk olması ardındaki sebep bu olabilir. Dünyadaki planları gerçekleştirmek için kullanılıyor olabilirler.  Önümüzdeki günler çok büyük gelişmelere gebe gibi gözükmektedir.

Not: Altında bir isim yazmıyorsa o ayetler Elmalılı Hamdi Yazır’ın meallerinden alınmıştır.

Seyfullah DEMİR


[1] En’âm 31 Allah’ın huzuruna çıkmayı yalanlayanlar, gerçekten hüsrana uğramışlardır. Kıyamet günü ansızın gelince onlar, günahlarını sırtlarına yüklenmiş olarak şöyle derler: “Dünyada yaptığımız kusurlardan dolayı yazıklar olsun bize!” Bakın yüklendikleri günah ne kötüdür!

[2] A’râf 187 Sana, ne zaman kopacak diye kıyamet vaktini soruyorlar. De ki; onun bilgisi yalnızca Rabbimin katındadır. Onu tam vaktinde koparacak olan O’ndan başkası değildir. Onun ağırlığına göklerde ve yerde dayanacak bir kimse yoktur. O size ansızın gelecektir. Sanki sen onu çok iyi biliyormuşsun gibi sana soruyorlar. De ki, onun bilgisi Allah katındadır. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler.

[3] Kamer 50 Buyruğumuz yalnız bir tekdir, göz açıp yumma gibidir.

[4] Nahl 77 Göklerin ve yerin gaybını bilmek Allah’a aittir. Kıyametin kopuşu yalnız bir göz kırpması veya daha az bir zamandan başkası değildir. Şüphesiz Allah her şeye kadirdir.

[5] 1. Ey örtüsüne bürünen! 2. Kalk artık uyar. 3. Sadece Rabbini yücelt. 4. Elbiseni temizle. 5. Pislikten sakın. 6. Yaptığını çok görerek başa kakma. 7. Rabbin için sabret. 8. O sûra üflendiği zaman, 9. İşte o gün pek zorlu bir gündür. 10. Kâfirler için hiç kolay değildir. 11. Tek olarak yarattığım o kimseyi bana bırak. 12. Hem ona bol servet verdim. 13. Hem göz önünde oğullar verdim. 14. Hem ona büyük imkânlar sağladım. 15. Sonra da şiddetle arzu eder ki daha da artırayım. 16. Hayır, çünkü o bizim âyetlerimize karşı bir inatçı kesildi. 17. Ben onu dimdik bir yokuşa sardıracağım.  18. Çünkü o bir düşündü, ölçtü, biçti. 19. Kahrolası nasıl da ölçtü, biçti. 20. Yine kahrolası, nasıl ölçtü biçti. 21. Sonra baktı. 22. Sonra kaşını çattı, surat astı. 23. Sonra arkasını döndü ve büyüklük tasladı. 24. “Bu, dedi, başka değil öğretilegelen bir sihirdir.” 25. “Bu, sadece bir insan sözüdür.” 26. Ben onu Sekar’a sokacağım. 

[6] Sekar da bir başka semboldür.

Please follow and like us: