Kuran’ın sembol diliyle yazıldığını söylemekteyim.  Kuran anlamının ne olduğu bilinmeyen kelimeleri sembol şeklinde kullandığı gibi bazı kavramları bilinen bazı kelimelerin arkasına gizlemiştir. Bunu yapmasındaki sebep gerçek anlamın kıyamette ortaya çıkmasını sağlamak içindir. Zaten Kuran’ın sembolik dille yazılmasının sebebi odur. Bir metin yazıyorsunuz ama vermek istediğiniz mesaj çok sonraki insanlara gitmelidir. Yani asıl hedef, ancak kapasite olarak onu anlayacak gelecekteki insanlar olacaktır. İşte Kuran bu mantıkla yazılmış bir eserdir. Elbette içindeki tüm mesaj sembolik değildir. Çünkü mevcut inancın oluşmasını da sağlaması istenmiştir. Böylece mevcut inanç oluşmuştur. Fakat artık onun gerçek mesajının ortaya çıkması zamanıdır. Çünkü ilahi mekanlardan bize ulaşan son kitaptır ve bu son kitap kıyametle ilgili gerekli bilgileri içermesi gerekirdi. İşte sembolik dili tamamen kıyamete yöneliktir. Bu sembolik anlatım bazı Hadislerle de desteklenmektedir.

Benim anlamını tespit edebildiğim önemli sembolleri yazmaya çalışayım.

Kıyamet

Yecüc ve Mecüc ve Dabbet-ül Arz

Ashabı Kehf ve Rakim

Zülkarneyn

Cennet

Cehennem

Şeytan

Ademin ve Şeytanın cennetten kovulması

Sekar ve 19

Kalu Bela

levh-i mahfuz

Allah, Hü (O), Rab

Levh-i Mahfûz

Güneş,

Dağlar

Demir

Davud Calut

Tek Tek bu kavramların sembolik anlamlarını inceleyelim

Kıyamet: Aslında bu kavramların bazıları tarafından doğru anlamı bilinen tek semboldür. Evet anlamı; kalkmak, ayağa dikilmektir. Fakat büyük bir çoğunluk bu anlamı değil, felaket anlamını daha doğru olarak düşünür. Felaket anlamının öne çıkmasının sebebi, tekâmül sisteminin insanlıktan gizlenmesi içindir. Uyanmanın ne anlama geldiği çok gündem olması istenmez. Zaten felaket senaryosunun başarılı bir taktik olduğu ve tuttuğu görülmektedir. Konu http://seyfullahdemir.com/kuranin-sembolik-dili-ile-ilgili-birkac-ornek/ makalesinden okunabilir.

Yecüc ve Mecüc ve Dabbet-ül Arz: Bu semboller bizden önceki jenerasyon tarafından bize bırakılan kütüphaneleri sembolize eder. Yecüc ve Mecüc Tibet’te Agarta diye bilinen yeraltı kütüphanesini, Dabbed-ül Arz ise Mısır’da Sfenksin sakladığı kütüphaneyi sembolize eder.

Ashabı Kehf ve Rakim: Yedi uyurlarda diye bilinen bir hikayedir. Geçmişten bize kalan kütüphanelerin içindeki bilgilerin isimleridirler. Yani Yecüc-Mecüc ve Dabbet-ül Arz diye sembolleştirilen mağaraların içindeki bilgilerin biri Ashabı Kehf diğeri Rakim olarak şifrelenmiştir. Bunlar haricinde dünyanın pek çok yerine gizlenmiş ahit sandığı şeklinde bilgi içeren sandıklar vardır. İşte yedi uyurlar bunlardır. İki kütüphane ve beş tane sandık. Kıyamete kadar hepsi yer altında gizli saklı kalacaklardır. Bu konu http://seyfullahdemir.com/zulkarneynin-bize-biraktigi-sirlar/ ve  http://seyfullahdemir.com/antik-mega-yapilar-nicin-yapildi/ adlı makalelerden okunabilir.

Zülkarneyn: İki devir insanlarını organize edecek olan zamanının Mehdisi… Kuran Zülkarneyn -kıstasıyla Mehdinin yapacağı üç görevi anlatır. Bu görevler içinde Yecüc-Mecüc ve Dabbet-ül Arz kütüphanelerini organize etmek, hatta bu görevler içinde biri de dört cennetin kurulmasını organize etmekte vardır. Konu http://seyfullahdemir.com/zulkarneyn-kimdir/ adlı makaleden okunmalıdır.

Cennet: İnsanlardan öte dünyaya gidemeyeceklerin bin yıl sürecek altın çağ’da tekamüllerini yapabilecekleri dünyasal mekân… Kuran 4 adet cennet olduğunu söylemektedir. Konu http://seyfullahdemir.com/cennet-cennet-dedikleri-birkac-koskle-birkac-huri/ adlı makaleden okunmalıdır.

Cehennem: Kıyamette öte dünyaya gidenlerin bedensiz yaşayıp tekamüle devam edecekleri yer… Kuran Cehennemin 7 kapısının olduğu söyler. 7 kapı, 7 gök katı olarak düşünülmelidir. Yoksa mekânın olmadığı bir yerde kapı da anlamsızdır. Konu http://seyfullahdemir.com/cennet-ve-cehennemin-anlami/ adlı makaleden okunmalıdır.

Şeytan: İnsanı hayatta tutan tüm güdülerin tümünü şeytan sembolü altında toplayabiliriz. Yani ego, sahiplenme, annelik, cinsellik, lider olma veya sürüye dahil olama, hayatta kalma içgüdüleri gibi içgüdülerimizin hepsine şeytan diyoruz. Bu güdüler bizi dünyada tutar ve neslin devamını sağlar. Fakat bunu sağlarken egoist bir tutum sergilememizi de sağlar. Bu sayede kötü olma potansiyelimiz tavan yapar.

Kuran’da birkaç yerde şeytanın kıyamete kadar cennetten kovulduğu hikâye edilir. Bu insanın yapısının sembolik anlatımıdır. Evet, iblis elbisesi bizi tekâmül ettirirken aynı zamanda kötü olmamızı da sağlamaktadır. Ve kıyamete kadar sürecek bir süreçtir. Dünyadaki sistemi bizim bu yapımız şekillendirmektedir. Başkalarını ezebilmemiz, çalabilmemiz, sömürebilmemiz sürüngen beynimizin sadece kendi çıkarımızla ilgilenmesinden gelmektedir. İnsan beynimiz bunun kötü olduğunu söyler ama sürüngen beyin daha baskın olduğu için insan beyninin sesini baskılar. Baskılayamadığı insanlar da vardır elbet ama onlar azınlıktadır. Bakara 30’da melekler “A!.. Orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birisini mi yaratacaksın?” diye itiraz ederken anlatılan şey budur. Melek olmanın yolu şeytan olmaktan geçmektedir. Konu http://seyfullahdemir.com/surungenlikten-insana-giden-yol/ adlı makaleden okunmalıdır.

Ademin ve Şeytanın cennetten kovulması: Kuran’a göre hem Âdem hem de şeytan cennetten kovulmuştur. Fakat Kuran iki farklı olay gibi lanse eder. Oysa iki olay insanın oluşumunun tam anlatımıdır. Âdem insanı temsil eder. Yani madde beden ve içine ruh üflenmiş olan şeye Âdem denir. Dünyaya sürülen Âdem, hem ruhsal hem de bedensel güdülere sahip olarak gelir. Ruhsal yönümüzden sevgi ve vicdan gelirken diğer tüm güdülerimiz hayvansal bedenimizden gelir ve ona şeytan diyoruz.

İşte ruhsal güdülerimiz bedensel güdülerimizi zapt ettiği oranda kâmil insan oluruz. Şeytan dediğimiz şey hayvansal yönümüzdür ve bize primat bedenlerinden miras kalmıştır. Ruhumuzdan gelen sevgi ve vicdan bedenden gelen tüm güdülerle çelişir.  Sürekli çatışma halindedir. Hayatta kalma öncelikli olduğu için hayvansal dürtülerimiz daha baskındır. Bizler geliştikçe ruhsal güdülerimiz daha ön plana çıkmaktadır. Konu http://seyfullahdemir.com/ademin-cennetten-kovulus-sembolizmi/ adlı makaleden okunmalıdır.

Sekar ve 19 sayısı: Sekar ile Cehennem aynı anlamdadır. İnsanların kıyametten sonra tekâmül etmek için yaşadıkları yerdir. Sekar Kuran’da 7 gök katı dediği bölgenin tamamının adıdır. Görünen evreni kapsamaz. Yani Sekar, yedi kademeden oluşur. Yedi kademeden sonra Arş gelir. Sekar Arş’ın içinde daha doğrusu kapsamındadır. Arş okyanus ise sekar bir atom olabilir. Yedi yörüngeli bir atom gibi düşünülebilir. Bir elektron, ilk yörüngeden başlayarak yedinci yörüngeye yükselebilir. Hâlâ atomun elemanıdır. Elektron yedinci yörüngeden ayrıldığında artık atomun elemanı olmaz. O artık Arş’a aittir. Atom örneği Arş ile Sekar arasındaki ayrım için güzel bir örenktir. Arş içinde, sayısız Sekar var olabilir.

“Üzerinde 19 vardır” ayetini bu gözle incelediğimizde Sekar’ın üzerinde 19 kademe daha vardır diye anlamalıyız. Bu da bize 20 levelli bir sistemin varlığını gösterir. İlk level Sekar, ikinci level Arş ve devamında diğer leveller…

Arş nasıl sayısız Sekar ihtiva ediyorsa, Arş’ın üstündeki level de sayısız Arş ihtiva edebilir. Bu böyle 20. levele kadar sürüp gider. Hatta her level kendi içinde kademelere bölünüyor olabilir.

Bu düşünceler fantezi gibi gelebilir ama beyin jimnastiği açısından bilinmesi gerekir.

Bilimsel literatüre göre Sekar; sicim kuramının öngördüğü üç ile onuncu boyut arası bölge. Arş ise 11 boyutlu uzay bölgesi olarak düşünülmelidir. Konu http://seyfullahdemir.com/muddessir-suresi-ve-19-sayisi/ adlı makaleden okunmalıdır.

Kalu Bela: Bu sembol mevcut inanca göre ruhların geçmişte toplu olarak yaratıldığı bir dönemi kasteder. Fakat Prof. Dr. Zeki Bayraktara göre Araf 172’de insanların sırtlarından (çoğu meal bellerinden diye çevrilmiş) zürriyetlerinin alındığı vakit Allah’ın varlığına şahit tutulduğu anlaşılmaktadır. Sayın Zeki Bayraktar zürriyetin “cinsel organları” kastettiğini söylüyor. Yani ayet ceninde cinsel organların oluşumunu kastettiğini söylüyor. Çünkü tıp, cinsel organların ceninin sırtında oluştuğunu bilmektedir. Cinsel organlar 5. haftadan itibaren sırtta oluşur ve 8. haftadan itibaren yavaş yavaş bilinen yerlerine doğru yönelirler. Bu süreç 7. aya kadar sürer. Yani ayet, organların sırtlarından yerlerine doğru hareket ettiği zamanda şahitlik yapıldığı söylemektedir.

Bana da bu anlam mantıklı gelmektedir. Çünkü genel inanç çok mantıklı değil. Kimsenin hatırlamadığı bir dönem yerine daha elle tutulur bir çözüm sunar. Bebeğin anne karnında oluşmaya başladığı o dönemde, cenin içine ruh üflendiği zamanı anlatır. Sanırım o dönemde içine ruh üflendiği için artık insan statüsüne dahil olur. Artık insan statüsünde olduğu için sistemin işleyişini anlayabilecek seviyede olacağından ayrıcalık kazanmıştır. Konu http://seyfullahdemir.com/kalu-bela-sembolizmi/ adlı makaleden okunmalıdır.

Hü (O), Allah, Rab: Mevcut inanç tümünü tek güç olarak tanımlamasına rağmen bunlar üç ayrı gücü temsil eder.

Hü (O): Benim Kaynak Olarak düşündüğüm ve “O’ndan geldik O’na döneceğiz” mantığının ana sorumlusu olan güç. Bu gücü Allah olarak düşünürler ama Âl-i İmrân 18 “Allah şehadet eyledi şu gerçeğe ki, başka tanrı yok, ancak ‘O’ vardır. Bütün melekler ve ilim uluları da dosdoğru olarak buna şahittir ki, başka tanrı yok, ancak O aziz, O hakîm vardır.” ayetinde Allah’ın da şehadet ettiği güç başka bir güçtür. Bu güç Tanrı olarak düşünülmemelidir. Ancak sistemin kurucusu, planlayıcısıdır. Allah da Rab da onun eseridir. O kendinde bulunan bilinçsiz enerjisini bilinçlendirmek için bir program yaptı. Biz, Allah, Rab ya da bildiğimiz, bilmediğimiz her ne varsa bu sistem içinde O’na doğru evrilmektedir.

Allah: Kuran Allah’ın özelliklerini anlatırken genelde doğada kendiliğinden olup giden (yağmur, rüzgâr vb.) olayları örnek gösterir. Bu yapı onun görünen evrenin yazılımını temsil ettiğini göstermektedir. Yani evrende olan doğa kanunları yazılımının ismi Allah’tır. Fakat Allah levh-i mahfuz programı içinde bir alt programdır.

Rab: “Terbiye edip eğiten, varlıkları belirli bir programa uygun olarak birtakım hedeflere götüren, gelişmeyi yöneten” demektir. Rab kavramı, “yaratan” ve “ilâh” gibi kavramlarla karıştırılmamalıdır. Kuran’da Rab Allah’ın isimleri arasında kullanılmamıştır. Rab Allah’ın yaptığı ana işi belirtir. Yani Allah bizim ve paralel evrenlerin (Rabbul Alemin=Alemlerin yöneticisi) ana yöneticisi uygulayıcısıdır.

Fakat bu kullanımından başka Yüksek Melekler Topluluğu ya da Arşı taşıyanlar gibi başka tanımları da vardır. Fakat mevcut inanç bu tanımların Rab kavramının açılımı olduğunu düşünmez. Konu http://seyfullahdemir.com/kurana-gore-tanri-tek-degil/ adlı makaleden okunmalıdır.

levh-i mahfuz: Mevcut İslam inancına göre her şeyin yazılı olduğu kitaptır. Bunun asıl anlamı her şeyin içinde olduğu program demektir. Yani öte dünyayı içine alan yazılım demektir. Görünen evren bu program içinde bir alt programdır. Bu yazılım Kaynak tarafından oluşturuldu. Kaynak katında tüm zamanlar aynı noktada olduğu için O yaptığı programın sonucunu aldı. Onun için içine girip müdahil olmaz. Daha doğrusu olmasını gerektirecek bir durum olmaz.

Güneş: “Bilgi”yi sembolize eder. Fakat Kuran’da benim tespit edebildiğim Kehf 86 ve 90 ayetlerinde sembolik anlamda kullanılmıştır. “Güneşin batması” bilginin gizlenmesi ve “Güneşin doğması” bilginin aşikâr olması demektir. Bu konuyu http://seyfullahdemir.com/zulkarneynin-bize-biraktigi-sirlar/ linkinden daha detaylı okuyabilirsiniz.

Güneş, bazı hadislerde de bilgi anlamında kullanılmıştır. “Güneş battığı yerden doğmadıkça kıyamet kopmaz” hadisi en önemlisidir. Daha doğrusu başka var mı bilmiyorum. Fakat bu söylemin birçok versiyonu var. Aynı söylem “Güneş batıdan doğmadıkça kıyamet kopmaz” şeklinde de söylenmektedir. Bu versiyon Güneş kelimesini gerçek anlamıyla alan hadis aktarıcılarının hadisi kendi anladıkları gibi aktardıklarından doğmuştur.   

Dağlar: Bu söz “inançlar” anlamında kullanılmıştır. Bunda da ayetlerde geçen tüm dağlar fiziksel olan dağlardan bahseder. Sadece Kehf 47 ayetindeki dağlar, inançlar için kullanılmıştır. Birde Enbiya 79 ayetindeki dağlar da inançlar anlamında alınmalıdır.

Kehf 47 (Düşün) o günü ki, dağları yerinden götürürüz ve yeryüzünün çırılçıplak olduğunu görürsün. Hiçbirini bırakmaksızın onları (tüm ölüleri) mahşerde toplamış olacağız.

Ayette dağlar yerine inançlar kelimesini koyduğumuzda kıyamette tüm inançların yerle bir olacağını anlıyoruz.

Demir: “Görüşü açık kişi” anlamındadır. Demirin sembol alarak kullanıldığı Hadid 25, Sebe 10 ve Kaf 22 ayetleridir. Bunlar harici kullanılan demir, metal olan demiri kasteder. Bu ayetlerde Kaf 22 direk demirin kelime anlamını verir. Yani demirin ne anlama geldiği Kaf 22 ayetinden anlaşılır. Onun için aslında pek sembol sayılmaz ama mevcut inanç bunu o anlamda almadığı için buraya almak istedim. Aslında içerdiği sembol Mehdi anlamındadır. Çünkü kıyamette görüşü açık olacak kişi ancak Mehdi olabilir. Yani demir Mehdinin özelliklerini anlatır. Fakat Sebe 10 ayetine göre bu görüş tam olarak açılmamış sadece demir yumuşatılmıştır. Yani kısmen açılmıştır. Bu konuyu daha detaylı http://seyfullahdemir.com/kurana-gore-mehdi/ linkinden okuyabilirsiniz.

Davut ve Calut: Davut bazı ayetlerde Mehdi anlamındadır. Kuran’ın Bakara süresi 246-251 ayetlerinde bahsedilen olaylar, kıyamette yaşanacak olaylardır. Bu ayetleri doğru anlayabilmek için önce kullanılan sembolleri anlamak gerekir.

İsrailoğulları=İnsanlık (Kuran’ı bilenler Kuran’ın büyük bir kısmında İsrailoğulları ile ilgili konuları işlediğini bilirler. Sanki Kuran İsrailoğulları üzerine şekillenmiş gibidir. Bunun nedeni Kuran’ın seçtiği anlatım tarzıdır. Musa’nın göçü de tamamen insanlığın göçüdür.)

Davut=Mehdi

Talut=İsa dönemi

Calut=Deccaliyet dönemi

Su=para

Nehir=Maddiyat, Materyalist sistemin imkânları şeklinde olaylara bakarsanız: Ayetler, insanlığın Mehdiyi beklediği ve geldiğinde olacak olayları anlatır. Bu konuyu yukarda da paylaştığım http://seyfullahdemir.com/kurana-gore-mehdi/ linkinden okumalısınız.

Bunlar haricinde benim sembolik dil kullanılarak anlatıldığını düşündüğüm İnek (bakara), Musa-Hızır, Yusuf, Yunus vb. kıssaları da vardır. Fakat henüz çözüldüklerine rastlamadım.

Seyfullah DEMİR

Please follow and like us: