İki sabahtır yine, yoğun bir geç kalma duygusuyla uyanıyorum. Nereye geç kaldığımla ilgili bir fikrim yok ama içimde bir şeyleri yapmaya geç kalmak üzere olduğumu anlayabiliyorum. Bir rüya gördüğümden de pek emin değilim ama sanırım görmüş olmalıyım ki onun yansımasıyla uyanmışım. Hemen arkasından “kıyamet mi geç kalıyor, yoksa ben mi?” diye düşündüm. Yataktan kalkmadan önce kıyametle ilgili bir makale yazmam gerektiği düşüncelerimde şekillendi. Yataktan kalkmadan şablonunu bile oluşturmuştum ama sonra şablonu tamamen unuttum. Fakat yazmam gerektiğinde kelimelerin kendiliğinden geldiğini bildiğim için klavyenin başına geçtim.

Önce kıyamet kelimesinden ne anladığımı yazmalıyım. Çünkü kıyamet kelimesi yanlış anlaşılan bir kelime…

Kıyamet ne demektir: Çok yanlış bir tanımlamayla kıyamet hep dünyanın yok olmasıyla özdeşleşmiştir. Oysa kıyamet olduğunda dünyada kıyametten dolayı bir yaprak bile kımıldamayacaktır. Fakat insanların ruhları bedenlerini terk edecektir. Yani insanlık bedensiz yaşama geçecektir. Beni takip edenler, “bir bilgisayar programı içinde olduğumuz” düşüncesini savunduğumu bilir. Kıyamet bu ortamdan çıkma sürecidir. En kaba anlatımla, bilgisayarın fişini çektiklerinde kendimizi ruhumuzun asıl yaşadığı yerde bulmuş olacağız. İşte kıyamet bu kadar kısa bir süreçtir ama kıyamete giderken, içinden geçeceğimiz pek çok süreç olacaktır. Bu süreçlere pek çok yazımda değindim ama bu yazımda da değinmeyi düşünüyorum.

Neden, ille de kıyamet olması gerekir?

Makalelerimde evrenin oluşumunu yazdım. O yazılarımın alt yapısı tamamen bilimsel teorilerdir. Buradaki makalemden okuyarak daha geniş bilgi edinebilirsiniz.

Kısa bir özet yapmak gerekirse; Büyük Patlama anında oluşan sicimlerin oluşturduğu bir evren içinde yaşıyoruz. Evrenin genişlemesi ve soğuması yüzünden sicimler birleşerek yeni parçacıklara dönüşmesi zorunluluğu doğmuştur. İşte bu zorunluluk yedi katmanlı bir yapıyı oluşturdu. Bu zorunlu süreç içinde sicimlerde, atom şeklinde bir araya gelmişlerdir. Atom kuantum dünyasının en düşük enerjili parçacığıdır ve o dünyanın en altında yer alır.

Buraya kadar olan sistem Büyük Patlama sonrası kendiliğinden yürüyen bir sistemdi. Bundan sonrası için müdahale etmeden hiçbir şey olamaz. Bir müdahalenin yapılmakta olduğunu düşünüyorum. Çünkü astrale yığılan bu enerjiler tekrar geri, doğdukları kaynağa geri döneceklerdir. Bu geri dönme sürecinin bir yerlerinde kıyamet olayı yaşanması gerekiyor. Kıyamet tekâmül eden bilinçlerin, durumu kavramaya başlamaları noktasıdır.

Geri dönme sürecinin tekâmülle olduğunu yazılarımda okumuşsunuzdur. Yine yazılarımda Tekâmül sürecinin, ruhların bilinç kazanma süreci olduğunu okumuşsunuzdur. Fakat başlangıçta ruhların hiçbir zekâya sahip olmadığını düşünürsek ne kadar zor bir süreç olduğunu anlayabilirsiniz. Buradan detaylarını okumanız mümkündür.

Büyük patlamada oluşturulan enerjinin (atomlar) zekâ kazanması için harika bir sistem planlandı. Bu sistemin en altını dünya dediğimiz içinde yaşadığımız görünen evren oluşturmaktadır. Ruh diye adlandırdığımız enerji (atom) önce hayvan bedenlerinde daha sonra da insan bedenlerinde eğitime sokuldu. Bilinçsiz bir ruhun bilinç kazanması için hayvan bedenlerinde 50 bin yıl yaşaması gerekmiştir. Hayvanlara sunulan zorlu yaşam şartları, ruhlarını etkileyerek bilinçlenmesine katkı yapmaktadır. Hayvan bedenleri, ruhları olmasa da hayatta kalabilecek şekilde dizayn edilmiştir. İnsan bedeni ise eğitilebilecek bir yapıdadır. Tüm bu süreçler öğrenme üzerine kuruludur. Ruhlar yaşadıkları olaylardan bilgi alır ve daha iyi şartlar için uğraşır. Çözüm bulma uğraşısı zekâyı artırır.

Ruhların dünyadaki sürecinde üç önemli nokta vardır. Bunlar Kalu Bela, Nuh Tufanı ve kıyamettir. Kalu Bela ruhların tekâmüle sokulma sürecinin başlangıç noktasıdır. Bu süreci Âdem’in yaratılması olarak biliyoruz. “Âdem” hem madde beden hem de ruh olarak yaratılma sürecinin adıdır. Beden için bir primat bedeni, ruh için atom enerjisi kullanıldı. Bu durum Kuran’da da güzel bir şekilde anlatılmaktadır. (Secde 9Sonra onu tamamlayıp şekillendirmiş, ona kendi ruhundan üflemiştir. Ve sizin için kulaklar, gözler, kalpler yaratmıştır. Ne kadar az şükrediyorsunuz!)

Nuh Tufanı ise ruhun hayvan bedenlerinden insan bedenlerine geçtiği süreçtir. Ruh, belli bir zekâ seviyesine çıktığında eğitiminin hızlanması sağlanabilir. Bunun için daha kolay eğitilebileceği, yaratıcılığını kullanabileceği bir bedene transfer edilir. Kıyamet ise bedenli yaşamın sonudur. Artık ruhlar saf bilinç olarak yaşayabilecek seviyeye gelmiştir. Onun için içinde bulundukları ortamdan alınırlar.

Tüm bu süreçler Kalu Belada tekâmüle sokulan ruhların toplu olarak yaşadıkları süreçlerdir. Kıyamette tüm insanların toplu olarak yaşayacağı bir süreç olacaktır.

Kıyametin yakın olduğunu düşünmemin gerekçeleri çok güçlü değildir ama beni ikna etmişlerdir. Sizi ikna edip etmeyeceklerini bilmiyorum.

Elbette Materyalist düşünceye sahip birinin bu söylediklerimi kabul etmesi mümkün değildir. Çünkü onun için ölüm; yok oluştur. Ve dünya ancak fiziksel bir durum yaşarsa yok olacaktır. Yani eğer insan akılsızlık yapıp kendini yok etmezse gelişmeye devam edecektir.

Fakat şöyle bir durum var. İnsanlık her 10 yılda 3 puanlık bir zekâ artışı yaşamaktadır. Bunu çevremizde görüyor oluşumuzun yanında Flynn etkisinden de biliyoruz. Peki, bu artış nereye kadar yükselecektir. İnsanın zekâsı arttıkça bedeninin bir hapishane olduğunu daha iyi idrak etmektedir. Bu artış bir gün bilincin bedenleri terk etmesiyle sonuçlanabilir mi? İşte bu sorunun cevabı “evet”tir. Kıyameti hep dini bir kavram gibi görüyor olmamıza rağmen tamamen fiziksel bir gerçekliktir.

Yalnız, çevremizdeki insanların saf bilinç halinde yaşamak istediğini pek görmüyoruz. Belki çok az insan, bu durumu arzuluyor olabilir. Bunun nedeni, insanlığın bu süreci doğal olarak yaşayabileceği seviyeye henüz gelememiş olmasındandır. O zaman kıyametin yakın olduğunu düşünmem doğru değil, demektir. Fakat bildiğim bir mevzu daha var ki! Zaten erken hasat edileceğiz. Bunun nedeni “dünyayı seviyor” olmamıza rağmen çok kötü bir yer olmasıdır. İnsanın tekâmülü için zorunlu bir yaşamdır ama bizi eğitenler bu kötü ortamda en az kalacak şekilde işleri planladılar. (Dünyanın güzel olduğunu düşünenler, haksızlıkları, soygunları, adaletsizlikleri, çıkar savaşlarını düşünsün)

Bu durumu şu örnekle açıklamaya çalışayım. Bir memeli yavrusuyla bir insan yavrusu arasındaki farkı düşünün. Bir memeli yavrusu ile insan yavrusunu kıyasladığımızda, insan yavrusu anne karnında bir yıl daha kalması gerekir ki memeli yavrusu ile özdeş doğabilsin. O zaman da anatomik olarak annesini öldürmeden doğamaz. Yani insan yavrusu zamanından bir yıl erken doğar. Aradaki fark ebeveynlerinin bakımıyla telafi edilir.

İşte bizde, erken hasat edilip öte dünyada bakılmaya devam edeceğiz. Bedensiz yaşamda bizden önce, o yaşama geçmiş olanlar tarafından bakılıp kollanacağız. Yapmamız gerekenler için bize yol gösterecekler. Fakat dünyada bu yönlendirme durumu daha zordur. Ya Einstein‘de olduğu gibi sezgi ya da peygamberlerde olduğu gibi vahiy yöntemi kullanmaktadırlar. Fakat bu yönlendirmeler, tamamen insanlığın en uygun tekamülü yapabilmesi içindir. Yoksa amaç dünyadaki kötülüklerin dünyadan kaldırılması değildir. Kötülüklerin ortadan kalkması tamamen insanın sorumluluğundadır. Fakat insanda bulunan şeytani güdüleri (ego, üreme, sahiplenme vb.) olduğu sürece kötülükler dünyadan silinemez. Fakat bireysel olarak insanlık gittikçe daha iyiye doğru gitmektedir. Yine de kıyamet anında hazır olan pek az insan olacaktır. Onlar bir miktar bilgiye vakıf olacak ve diğerlerine yardım edecektir.

Kıyamet alametleri doğru olabilir mi?

Anlattığım sistem gerçek ise o zaman kıyametle ilgili bilgi ve deliller etrafımızda olmalıdır. Gördüğüm kadarıyla epey bilgi ve delil var.

Bilimsel deliller: Bunlar belli başlıcaları üç türdür.

  • Bizden önce yaşamış ve nesli tükenmiş insan fosilleri ki o konudaki bilgileri buradan
  • Bulunan milyonlarca yıllık teknolojik fosiller. Onlarla ilgili detaylı bilgiyi buradan ve buradan
  • İnsanlığın yapamayacağı anıt eserler. Onları da buradan ve buradan okuyabilirsiniz.

Bilgi olarak ise direk olanlar ve dolaylı olanlar olarak iki bölümde inceleyebiliriz.

  • Direk olanlar: Bunlar dünyadaki tüm inançlardaki kıyamet ve kurtarıcı inancıdır. Bilimsel bir kökeni olmamasına rağmen inanılmaz oranlarda taraftar bulurlar. En iyi bildiğim İslam inancındaki verileri incelediğim bu makaleden daha detaylı bilgi alabilirsiniz. Özellikle büyük alametlerin henüz gerçekleşmemiş olmasına rağmen çok ciddi birer veri olduklarını kabul ediyorum. İlk büyük alametin başlamasıyla kıyamet başlayacak. İlk büyük alamet dabbe veya yecüc-Mecücün çıkmasıdır ki bunlar birer yer altı kütüphanesini işaret ederler. Kütüphaneler hakkındaki bilgileri buradan okuyabilirsiniz.

İslam inancında kıyamet alametlerinden biri deccalın çıkmasıdır. Fakat yanlış değerlendirildiği için deccali bir kişilik olarak algılarlar. Oysa deccal yaşanan sistemin adıdır.  Bu makaleyi okuyarak Deccal-İsa-Mehdi hakkında düşüncelerimi anlayabilirsiniz.

  • Dolaylı olanlar: Kıyamet ile ilgili dolaylı pek çok veri var ama bana göre en ciddi veri, bilincin yükseliyor oluşudur. Çünkü bilinç içinde olduğu bedeni bir gün terk etmesi gerekir. Yukarıda da bahsettiğim bu durumu anlamak için öncelikle Flynn etkisini okumalısınız.

Tüm bu verileri birleştirdiğimizde hep bahsettiğim gibi dünyanın bir bilinç tarlası olduğunu anlayabiliyoruz.

Gelelim en önemli soruya…

Kıyamet ne zaman kopacak? Bu konuda sizden fazla bildiğim bir şey yok. Sadece yakında kopacağını söyleyebiliyorum ama bu yakın kelimesi ne kadar yakın ya da uzak bilemiyorum… Benim; kıyametin başladığına inanmam, ilk kütüphanenin açılmasıyla olacaktır. O zamana kadar bende herkes gibi normal hayatımı yaşamaya devam edeceğim.

Seyfullah DEMİR