HAKKIMDA

1959 yılında Trabzon’un şirin köyü Hamsiköy’de doğdum. Tahsil hayatımı Ankara ve Trabzon’da bitirdim. Hayatımı mühendislik yaparak kazanıyorum.

Bilimsel konulara ve görüşlere çok değer veren biriyim. Örneğin 1980 yılından beri Bilim Teknik Dergisini takip ediyor ve Tübitak’ın çıkardığı hemen her kitabı okudum. Mümkün olduğunca belgeselleri seyrederim.

Müslüman bir insanın aldığı temel dini eğitimi aldım ama gençliğimde dinleri merak etmiş ve özellikle Kuran’ı incelemiştim. O zamanlar Kuran’da olan çelişkiler ve bilim dışı söylemler beni dinden uzaklaştırmış ve gizli ateist olarak hayatıma devam etmiştim. Yine de birçok konuda yakın çevremi rahatsız eden görüşlerimi gizleyememiş ve kalplerini kırmıştım. Zamanla, geliştikçe o insanların dine olan ihtiyaçlarını anlamış ve onları yermekten vazgeçmiştim.

Hayatımda iki büyük dönüş noktası yaşadım. İlki; 2002 yılında Zeytinburnu, Bakırköy arasında çalıştığım anroşman inşaatında oldu. O güne kadar edindiğim bilgi birikimiyle dinlerin saçma olduğuna karar vermiş olmama rağmen o gün dinlerle bilimi bir araya getiren bir kitap yazmam gerektiğine karar vermiştim. Hatta o gün kitabın isminin “Dünya ve Ötesi” olmasına karar vermiştim bile. Oysa “ötesi” ile ilgili ne yazabileceğimi hiç bilmiyordum. İnsan inanmadığı bir şey hakkında kitap yazmaya nasıl karar verir, hâlâ kendime şaşıyorum. Üstelik o güne kadar kitap yazmayı rüyamda bile görmedim.

O gün yaşadığım durumu özetlemem gerekirse, sanki oraları sihirli gibi gelmişti bana. Gökyüzündeki bulutların dizilişi bir başka gözükmüştü gözüme. Sezgilerim, o günün benim için bir milat olduğunu söylüyordu. Bulutların dizilişi garibime gitmişti. Sanki ekmek dilimleri gibi Marmara’nın üstünden karaya doğru uzanmışlardı ama güneşin önünü hiç kesmemişlerdi. Sahil boyu Zeytinburnu Bakırköy arasındaki sayısız yürüyüşümde beynimde yağmur gibi fikirler oluşuyordu. Bu büyük değişikliğin ne olduğunu anlayamamıştım. Hatta bu duyguların verdiği hisle çevrede oturan insanlara “ne oturuyorsunuz dünyada yeni bir dönem başlıyor” demek istedim ama beni deli sanacaklarından emin olduğum için sesimi çıkarmamıştım. Aslında o günkü duygu yoğunluğunu beş yıl bir daha yaşamadım ama kitap yazma isteğim hiç dinmedi ve beş yıl boyunca bir sürü şeyler yazdım. Bana göre harika şeyler yazdım ama sonra bu bilgilerin asıl yazmam gerekenlerin temellerini oluşturduğunu anladım. Beni anlayan dostlarım ve özellikle şimdi Doktor olan oğlumla bu bilgileri paylaştım. Onların beni eleştirmeleri sayesinde bilgilerin ne harika şeyler olduğunu anlayabildim.

Bu bilgilerin bana sezgi olarak geldiğini söylemeliyim. Bir konuda düşünürken sorun olarak gördüğüm bölümlerin harika çözümlerini buldum. Çoğu zaman çözümü geçmiş ezoterik bilgilerin içinde gördükçe dinlerle daha çok ilgilenmeye başladım. Fakat dinlerle ilgilenmeye başlamam Dünya ve Ötesi adlı kitabımı yayınladıktan sonraya rastlar. Zaten kitabı yazarken, dinleri karıştırmadan yazmam gerektiğini biliyordum. Dinlerle ilgili olan bilgileri ikinci bir kitap olarak vermem gerektiğini düşünmüştüm.

Bu arada Dünya ve Ötesi adlı kitabımı yayınlamadan önce gördüğüm bir rüya bendeki ikinci değişikliğin habercisiydi. Aslında kendi düşünceme göre kitabı bitirmiştim, hatta bir nüshasını Ergun Candan’a bile vermiştim ama o hiç ilgilenmedi.

 29.10.2007 tarihinde sabah gördüğüm rüya.

 

Bir odada geniş bir yatakta yatıyorum üstüm açık oda karanlık ama ben sanki görünmez bir lamba tarafından aydınlanıyorum gibi görünür vaziyetteyim. Odada biri daha var ama görünmüyor, hem karanlık tarafta tavana yakın duruyor hem de zaten bedeni yok.

Benim yattığım yatak aslında inisiye bilgilerini bana empoze eden bir araç. O bedensiz varlıkta yatağın fonksiyonları hakkında bana bilgi veriyor. Aslında rüyam boyunca hiç konuşmadı ama bana bir sürü şey anlatmış gibi oldu. Ben yatakta sere serpe yatıp bilgilerin vücudumu sardığını hissetmeye çalışırken (o anda hiçbir şey hissetmediğimi de belirtmeliyim) oda beni seyrediyor. Gözleri yok ama bana baktığını biliyorum. Yatağın büyük olduğunu söylüyorum oda bana “evet” diyor. Yatakla uğraşırken bir kenarını kaldırdım ve altında bir yatak daha olduğunu gördüm. Bedensiz varlığa dönüp burada bir yatak daha var dedim ama ağzımdan söz çıkmadı düşüncelerimle söyledim oda aynı şekilde bana “evet” dedi ve uyandım.

Bir ayrıntı da bedensiz varlıkla düşüncelerle konuşurken benim bütün düşüncelerimi okumadığını sadece ona hitap ettiğim düşüncelerimi duymuş olduğu ayrıntısıdır.

İşte bu rüyada üstte olan yatak Dünya ve Ötesi adlı kitaba denk gelmektedir. Aslında tüm kitaba değil ruh, zaman ve sonuç bölümüne denk gelir. Çünkü diğer bilgileri rüyadan önce edindim ve zaten dünyada vardılar. Rüyamdan sonra kitaba harika bilgiler ekledim.

Dünya ve Ötesi benim bilgi konusundaki gelişmemin bir göstergesidir. O zamanlar harika bilgiler olarak gördüğüm şeylerin bazıları sonradan demode oldu. Yeni bilgiler gelince o bilgilerin bir kısmı değişti. Yani alttaki ikinci yataktaki bilgiler birinci yataktaki bilgilerin bir kısmını değiştirdi. Böylece bilgileri daha kolay özümsedim. Onun içinde Dünya ve Ötesi adlı kitabım satmadı ve bende satılması için hiç emek vermiyorum.

Aslında ikinci yataktaki bilgiler henüz son bulmadı. Bu sitede ulaştığım son durum yazılıdır. Yani zaman içinde, bir kısmının değişeceği veya yeni şeyler ekleneceği kesindir. Onun için kitap çıkarmaktan vazgeçtim. Sürekli değişen bilgiler ancak nette insanlara sunulabilir. Değişen bilgiler değiştiği anda hemen servis edilebilir.

Dikkat çekmek istediğim konulardan biri. Benim vahiy aldığım gibi bir düşünce doğmasın. Sezgi konusunda yazdığım durumu anlamak gerekir. Yani aslında Einstein’ın aldığı sezgi gibi sezgi aldığımı anlatmak istiyorum. Yani bu durum bana özel bir şey değildir.

Bu anlattıklarımdan iki farklı durum anlaşılabilir. Kimileri benim yönlendirildiğimi, kimileri tesadüfen hayat çizgimde olması gerekenler olmuş olarak düşünebilir. Ben sezgilerin birçok insan tarafından kullanıldığını biliyorum. Ayrıca rüyalarında yol göstericiliği kanıtlanmıştır. Onun için bu durumların bana özel olarak değerlendirilmesini istemiyorum.

Eğer yaşadıklarımı normal görenlerdenseniz sorun yok. Fakat yönlendirildiğimi düşünenlerdenseniz, şunu iyi bilesiniz ki! Bunu yapan tanrı değil. Sadece bizden daha önce aynı gelişmeyi yaşayan ve bize yardım eden ama şimdilik göremediğimiz bir güç tarafından olmaktadır. Ve bu yönlendirmeyi ilk defa yapmıyorlar. Tarih boyunca hep yaptılar. Günümüzde de yapmaya devam ediyorlar. Örneğin Atatürk aynı şekilde yönlendirilmiştir. Çünkü kıyamette önemli bir rol oynayacak olan Türkiye Cumhuriyeti, hem doğulu hem de batılı bir yapıya bürünmesi gerekecekti. İşte Atatürk’le bu gerçekleştirilmiştir.

Hiç hoşlanmayacaksınız ama Hitler bile yönlendirilmiştir. (Hitlerin kendisi kesinlikle inanıyordu. Tam 42 suikasttan kurtuldu.) Savaşlar insanlığın gelişmesinde lokomotif güç olmuştur. Yani bu günkü bilimimiz Hitler’e çok şey borçludur. Savaşların etik olmadığını düşünebilirsiniz. Öyle gücü olanların savaşsız sorunları çözmesini bekleyebilirsiniz ama ne yazık ki düşündüğünüz gibi güçleri yok. Onun için en uygun yolu tercih etmeye çalışırlar. Hedefleri bizleri bedensiz (saf bilinç olarak) yaşayabilecek kadar geliştirebilmek. Nihai hedefin güzelliği için geçici bir süre kan ve vahşetin kol gezdiği bir dünyaya izin vermek çok abes gözükmemelidir. Bunu kendi çocuğunuzu yetiştirirken çok rahat bir hayat yerine hayatın zorluklarıyla karşılaşmasını sağlamaya benzer. O zorluklarla yetişen çocuk ilerdeki hayatında çok daha başarılı olur. Bizlerde dünya hayatındaki zorluklar içinde pişerek gelecekteki sonsuz hayata hazırlanıyoruz.

Günümüzde yaşayan insanların da birçoğu yönlendirilmektedir. Örneğin Burak Özdemir, Kuran’a yeni bir yorum getirerek insanların farklı düşünceleri görmesi ve onlara aşına olmalarını sağlayacaktır. Aynı şekilde Ergun Candan benzer bir misyonla insanlara ruhun varlığını anlatmaya çalışmaktadır. Sanırım bu tür insanlar her toplumda vardır.

Kendinin yönlendirildiğini düşünen herkes kendini seçkin kabul ediyor. Hitler, dünyanın kendi aracılığıyla yeniden şekilleneceğini düşünüyordu. Burak Özdemir, mehdi olduğunu sanıyor. Fakat mehdilik konusunda rakibi var. Adnan Oktar’da kendini mehdi sanıyor. Kendisi açıkça söylemiyor ama çevresindekilerin söylemlerine de karşı çıkmıyor.

Şunu kesinlikle söyleyebilirim. Eğer mehdi diye biri varsa bu kesinlikle bir dini yaymayacaktır. Tüm dünyanın kabul edeceği ortak bir sistem oluşturmak zorundadır. Yani tüm dünya bu kişiyi kabul etmek zorunda kalmalıdır. İslam dinini yayarak dünyaya hakim olunmasının hiçbir yolu olacağını sanmıyorum. Aksine dünyanın geri kalanını itecektir. Onun için çözüm dinsel değil bilimsel olmak durumundadır.

Tüm bu yeni düşüncelere açık bir kuşak gelmektedir. İndigo denen bu çocuklar, mevcut statikonun içine sığmayacak kadar geniş bakış açısına sahip ve tutucu değiller. İşte bu gençler insanlığın lokomotifi olacaklardır.

-Müjdeler olsun tüm insanlığa, gelişimimiz içinde en zor olan bölümü başarıyla bitirdik. Çok daha rahat ve sorunsuz bir yaşam bizi bekliyor…

Seyfullah Demir

The following two tabs change content below.

admin

Latest posts by admin (see all)

  • #1 Yazan: Turgut
    yaklaşık 1 yıl önce

    Selamlar,

    Cin konusunda Seyfullah Beye katılıyorum.
    Hakkı Yılmaz’da eserinde daha farklı yorumluyor “cin” kelimesinin anlamını.
    Hem Seyfullah bey hemde Hakkı hoca, cinlerin insanlardan farklı yaratıklar olmadığı konusunda gayet net ve mantıklı açıklamalarda bulunmuşlar.

    Diğer taraftan Allah’ın bahşettiği aklı, adam akıllı enine boyuna kullanmadan, hakkını vermeden kur’an hakkında iddiada bulunan arkadaşlara ricam olsun; aklınızı kullanın, kendinize sürekli soru sorun, eleştirmekten sorgulamaktan korkmayınki doğru yolu bulaşınız. Kur’an’ı 20’den fazla kere meal üzerinden hatmeden birisi olarak söylüyorum ; Seyfullah Demir aklını kullanarak en güzel ibadeti yerine getirmekle kalmıyor, bu dünyaya tekrar gelmesinin sebebini, bizlerle bilgilerini paylaşarak hakkıyla yerine getiriyor.
    Bu sebepten sürekli bilgisi ve derecesi artmakta…
    Yolunuz açık olsun, herkese selamlar.

  • #2 Yazan: Tarık
    yaklaşık 2 yıl önce

    Can Seyfullah,

    Sorduklarıma sadece ” Evet” diyen bir rehber vardı. Ötelerden gelen ulaklar vardı. Sonra bu ulaklar ete kemiğe büründü. Hala beraber yaşıyoruz. Gördüğün rüya değildi. Sende biliyorsun. Çok sevindim çok 🙂

  • #3 Yazan: Gerçeğin izinde
    yaklaşık 2 yıl önce

    Merhaba,
    Kitabınızı okudum ve bazı şeyler kafama takıldı.
    Musa belki bir maymunu andırıyordu gibi bir ifadeniz var.
    Geçmişten günümüze gelen birçok eski insan heykeli ve figürü var. Bu heykeller maymundan çok günümüz insan şeklini andırıyor.
    Eğer gerçekten musa dediğiniz gibi olsa idi maymun heykellerdende olması gerekmeZmiydi?
    Kuran sembolik bir dil ile yazılmış diyorsunuz.
    Peki Allah neden “net” olmak varken kimsenin anlamadığı yada zor anladığı bir dil kulkansın?
    Cinler bizim ruhlarımızdır diyorsunuz.
    Ayette cinlerin kuranı dinlediği ve muhammede uydukları anlatılıyor ve ayete göre sizin fikirlerinizin örtüşen bir tarafı yok bunu nasıl açıklarsınız?
    Teşekkürler

    • #4 Yazan: Seyfullah Demir
      yaklaşık 2 yıl önce

      Geçmişten günümüze gelen birçok eski insan heykeli ve figürü var. Bu heykeller maymundan çok günümüz insan şeklini andırıyor. demişsin.
      Benim düşüncem daha çok o zamanki tanrı diye tanıdıkları görevlilerin heykellerini yaptıkları için insan görünümü hakimdir. Zaten Çatalhöyükten ssonra insan bedenleri hakimdir. Göbeklitepede maymunsu yapı olabilir diye düşünüyorum. Göbeklitepeden elimize kalan bir heykel yada çizim yok. İnsanı temsil ettiği söylenen T şeklindeki taşlar var ama onlar da insandan çok insansı yapısındadır. Kısacası o maymunsu dönemde ki insandan heykel yapması bekliyor olma biraz garip olurdu. (Kendinle çelişiyorsun gibi bir şeyler söylemeden önce makalelerimi okumalısın)
      Bende size şunu sorayım. Demirin bulunmadığı dönemde yüzü sıfır traş olmuş yetişkin erkek heykelleri ne oluyor. O dönemlerde erkekler sakalsız olamayacağı için traşlı erkek figürü nasıl olabilir?

      Peki Allah neden “net” olmak varken kimsenin anlamadığı yada zor anladığı bir dil kullansın?demişsin.
      Kuran her çağa hitap edecek bir kitap olacak ise sembolik dille yazılmak zorundadır. yoksa her çağa hitap etmesi mümkün değildir. İnsanlık geliştikçe zekası artacak ve Kuran’ın sembolik dilini çözebilecek hale gelecektir. Belki Allah’ta vesile olacaktır. Bu gelişmenin getireceği doğal bir sonuçtur. İlahi olan kaynağın böyle bir yolu kullanması kadar normal bir durum olamaz.

      Ayette cinlerin kuranı dinlediği ve Muhammed’e uydukları anlatılıyor ve ayete göre sizin fikirlerinizin örtüşen bir tarafı yok bunu nasıl açıklarsınız? demişsin…
      Cinlerin peygamberi dinlemediğini söylediğimi hatırlamıyorum. Tarafgirlik hissiyle okuduklarınızı değerlendirdiğiniz için beni anlamakta zorlandığınızı düşünüyorum.

      Zaten o da sembolik anlatımdır. Orada anlatılan şey cin statüsündeki ruhların bir kısmı dünyaya geldiğinde Müslümanlığı kabul edeceği yada Müslüman olarak doğacağı anlamındadır.

      ayete göre sizin fikirlerinizin örtüşen bir tarafı yok” yargısını nasıl çıkardığınızı anlamadığım için cevap veremeyeceğim…

      • #5 Yazan: Gerçeğin izinde
        yaklaşık 2 yıl önce

        Tekrardan Merhaba Seyfullah Bey,
        Cevabınız beni gerçekten çok mutlu etti. Teşekkür ederim.
        Amacım fikirlerinizi eleştirmek değil sadece kendi bilgim ile kıyasladığımda aklıma yatmayan şeylerden söz etmektir. Beni, Gerçeği arayan biri olarak değerlendirmenizi rica ederim.
        1. Demirin bulunmadığı dönemdeki yüzü traşlı heykeller için cevabı kolaylıkla verebilirim.
        Bahsettiğiniz gibi herkesin sakallı olduğu bir dönemde sakalsız olmak bir ayrıcalık olur düşüncesi ile heykeltraşlar bu yönde bir çalışma yapmış olabilir ki bu heykelleri yapacak sanatçıların “sakalsız insan” düşünecek bir hayal gücüne sahip olmalı diye düşünüyorum.
        2. Sembolik dil konusunda size hak verdiğim düşünceleriniz olsa da sembollerin anlamının kişilerin zeka düzeyi geliştikçe anlaşılması Kurana amacının dışında anlam yüklemek olmaz mı?
        Peygamber zamanında cennet ve cehennem ile ilgili ayetleri okuyan ya da dinleyen biri cenneti ödül, cehennemi ceza makamı olarak anlayacaktır.
        Sizin anlattığınıza göre ise günümüz insanı cenneti, cehenneme gidemediği için bir tekamül okulu olarak algılamalı.
        Sizin düşünceniz doğru ise, peygamber zamanında inanan müslüman bir şekilde kandırıldı anlamı çıkar çünkü o insan cennete gitmek için Allahın istediği tarzda yaşadı fakat aslında tekamülünü yükselterek cehenneme gitti gibi bir anlam çıkıyor.
        Umarım anlatabilmişimdir.
        3. Cin suresinden anladığım cinlerin insan dışında ayrı bir tür varlık olduğudur. Siz sanırım öteki dünyadaki ruhlarımıza cin diyorsunuz.
        Bu yüzden bu konudaki fikrinize katılamıyorum.
        Hazır yeri gelmişken tekrar sorayım,
        Peygamber zamanında cinler benim anladığım tarza anlaşılıyorsa ve gerçek sizin dediğiniz gibi ise peygamber zamanında cinleri kurandan okuduğu gibi anlayanlar ne kaybetti ya da ne kazandı?
        Saygılarımla….

        • #6 Yazan: Seyfullah Demir
          yaklaşık 2 yıl önce

          Değerli kardeşim,

          Demirin olmadığı dönemdeki sakalsız heykele verdiğin cevap bence bu güne bakıp geçmişe cevap uydurmaktır. Çünkü geçmişteki insanlar soyut düşünemiyorlardı. Buna Flyn etkisi diyoruz. Ben kesinlikle senin gibi yorumlamıyorum, somut örnek olması gerekirdi… Gördüğün gibi her konuda hemfikir olmamız gerekmiyor. Ben bildiklerimi aklımın kestiklerini yazıyorum. İster inanırsınız ister inanmazsınız. Fakat yaklaşık 90 makalede anlatmaya çalıştığım şeyi birkaç yorumun içine sıkıştırmaya çalışınca pek çok delilden bahsetmeden çözüm oluşturmak zorunda kalıyorum. Haliyle söylediklerimin pek çok tarafı eksik kalıyor. Yukarıda da bahsettiğim gibi ben sakalsız heykelin flynn etkisi yüzünden olmaması gerektiğini düşünürken sen öyle düşünemezdin. Onun için aynı şeyden konuşmuyor oluyoruz. Cin mevzusu da aynıdır. Onun için her seferinde makalelerimden okuyun diye ısrar ediyorum. He! cin mevzusu çok kapalı bir anlatım olduğu için ikna olmamış olabilirsiniz ama onunda başka delilleri var. Örneğin evrenin yapısını anladığınızda kesinlikle cin, insan ve meleklerden başka bir mahlukatın olmadığını anlıyorsunuz. Ve zaten aslında hepsi aynı şeydir. Hepsi ruhun farklı görünümleridir.

          2. sorunuzda kandırılmaktan bahsediyorsunuz. Bu “çocuğum seni leylekler getirdi” yalanıyla aynı şeydir. Durumu anlayamayacak olan insana onun anlayabileceği bir sistem oluşturmak gerekirdi. O da mevcut sistemdir. Ve sen gerçek sistemi henüz anlayamamışken Peygamber zamanındaki insanın anlamasını hiç bekleyemezsin. Zaten Flynn etkisinden dolayı anlamalarını da beklememek gerekir.

          Cennet ve cehennem konusu da tıpkı cin konusu gibidir. Onları anlayabilmen için önce sistemin yapısını anlamalısın. Sistemi anladığında zaten artık bana ve yazılarıma ihtiyacın kalmaz. Her şeyi kendin çözebilirsin. Onun için bilimsel makalelerimin çok önemi var. Sistemi gerçekten anlamak isteyenler kesinlikle bilimsel makalelerimi anlamak zorundadır. Yoksa her şey sadece, inanca dayalı kalır. Bizler de şimdi yaptığımız gibi “ona katılmıyorum”, bu fikrin yanlış” gibi tanımlamalarla boğuşur dururuz…

  • #7 Yazan: naim
    yaklaşık 3 yıl önce

    Seyfullah bey,Kuran’in bir cok ayetlerini(veya aciklanmasi gerekli olan ayetleri) kendinize gore yorumlarsaniriz sevinirim.Yorumlariniz akil ve anlam ile cok guzel bagdasiyor…Tabiki bu zor sizin icin…yinede saygilar ve selamlar…

    • #8 Yazan: Seyfullah Demir
      yaklaşık 3 yıl önce

      Naim Kardeşim,

      Kuran sembolik dille yazıldığı için, ancak çözebildiklerimi yazdım. Diğer sembolleri de çözebilirsem yazarım. Yoksa yazmayı düşünmüyorum.

      • #9 Yazan: naim
        yaklaşık 3 yıl önce

        anladim, cevabiniz icin tesekkurler…

Henüz geribildirim yok