Videoyu izleyin fazla söze gerek yok. Antik insanlara teknolojik yardım yapıldığı çok açık…

Ben özellikle bazı şeylere dikkatinizi çekmek istiyorum. Lübnan Jerah kentinde bulunan bir taş akıl mantık dışı görünüyor.

antiktas5

Şekil 1 Bu sütunun nasıl bir teknolojiyle kesildiği tam bir muamma.

Şekil 1’de görülen sütun 4’lü bıçağı olan bir makineyle kesilmiş. Bu şehir M.S. 1.yy’da Romalılar tarafından kurulmuştur. O dönemlerde böyle bir aletin olduğunu düşünmek, epey uçuk görünür ama kabul etmekten başka çare yoktur. Belgeselde bu taşın kesilmesi için bir alet oluşturulmuştur. Fakat bahsedilmeyen şey taşları kesebilecek bıçağın, o dönemde yapılamayacak olmasıdır. Bu gün kullandığımız hızarlar, ileri teknoloji ürünüdür. Normal demirden bir hızarın, mermeri kesmesi mümkün değildir. Hele bakır gibi daha da yumuşak bir metalin mermeri kesmesi hiç düşünülemez. Hızara kum dökülerek kesildiği söyleniyor ama öyle bir durumda önce metal aşınır. Mermeri elle kesmek daha kolay olabilir. Çünkü hızar üretimi de kolay değildir. Demir ve bronz Sümer’lerden beri biliniyor olmasına rağmen, çelik 1740′ta Benjamin Huntsman tarafından bulunmuştur. Mermerleri kesmek için kullanılan yapay elmas ise ilk kez 1887′de Moisson tarafından geliştirilmiştir.

antiktas3

Şekil 2 Mısır’lıların da taşları kesebilen bir teknolojiye sahip oldukları gözükmektedir.

İnsanlık olarak, mermer ve granitleri 1800′lü yıllardan sonra kesebilmeyi başarmamıza rağmen, Mısırlıların bu işi 3000-5000 yıl önce başardığı görülmektedir. Şekil 2’deki taş, Mısır Karnak’ta bulunmuştur. Görüldüğü gibi hızarın bıraktığı iz gayet açıktır. Bu taşlar 5.000 yıllıktır ve o zamanın teknolojisinde böyle bir şeyin olması söz konusu bile olamaz. Hele bu taşın bazalt olduğu düşünülürse durum daha da garipleşir. Çünkü bazalt en sert kayaların başında gelir, yani kesilmesi en zor taşlardan biridir. Aynı bıçak, elmas takviyesi yapılarak 1/10 kadar daha az bazalt kesebilmektedir.

mermerkesme

Şekil 3 Üst modeldeki telin taşı kesebilmesi için ileri teknoloji ürünü olması gerekir.

Bu durum, bize Mısır ve Roma tanrılarının Atlantisli olduğunu ve gerekli teknolojiye sahip olduklarının delilidir. İleri teknoloji ürünü olan bu aletler ancak tanrıların var olduğu süre içinde var olabilirdi. Onlar dünyadan el etek çekince bu tür ürünleri geri zekâlı insanın yapabilmesi mümkün değildir. Ancak daha basit teknolojiyi devam ettirebilmişlerdir. Belgeselde anlatılan vinçler de aynı şekilde tanrıların eseridir. Hele geçmişte yapılan tanımlamalardan yararlanarak oluşturulan resim 3’deki mermer kesme aleti kesin delildir. Aslında resimdeki en önemli şey taşı kesmek için oluşturulan telin varlığıdır. Çünkü böyle bir teknolojiye ancak günümüzde ulaşabildik. Bu gün oluşturulan ileri teknoloji ürünü tellerle mermerleri kesebiliyoruz. Şekil 3’deki model ile gerçek mermer kesme aparatının benzerliği gözükmektedir. Modelde olamayacak şey, teldir. Çünkü bir telin mermeri kesebileceği ancak günümüzde öğrenilen bir şeydir. (Hatta günümüzde bile, birçok kişinin böyle bir durumdan haberi yoktur) Bu modeli tasvir eden antik mühendis Pliny telle mermerin kesilebileceğini bilemezdi; değil bilmek, hayal bile edemezdi. Ya aleti görmüştür ya da anlatılanlardan duymuştur.
Aslında insan eseri olamayacak teknolojiye sahip eserler dünyanın birçok yerinde vardır. Amerika Titikaka gölü yakınlarındaTiahuanaco antik şehrinde de ilginç taş işçiliği bulunmaktadır. Şekil 4’deki kaya bir iddiaya göre dünyanın ilk şehrine aittir. Üzerine yapılan çizgi ve delikler elle olamayacak kadar düzgün ve sıralıdır. Bu kayayı ancak bir makinenin yapmış olabileceği söylenmektedir. Bu taşın olduğu yerde çok daha ilginç kesilmiş taşlar bizlere farklı bir hikâye anlatmaktadır.

Sekil-21

Şekil 4 Taştaki çizgi ve delikler elle yapılamayacak kadar düzgün.

Başka yazılarımda da değindiğim gibi antik insanlar dünyanın her yerinde, kendilerinden beklenmeyen eserler vermişlerdir. Maçhi Piççhu, Sacsayhuaman, Ankor Watt, Piramitler ve Tiahuanaco bunların en önemlileridir. Bu şehirler, bizim pagan tanrıları diye bildiğimiz Atlantislilerden kalan ekiplerin insanoğlunu geliştirebilmek için kurduğu yerlerdi. O şehirlerde yanlarında götürdükleri bir miktar insanı, hem eğittiler hem de geliştirdiler. Bir Sümer tableti olayı güzel özetler. “Güzel olan ne varsa tanrıların lütfüyle yaptık” der. Onlara medeniyeti öğreten tanrılar, sonraları yerlerini insan krallara bıraktı. İnsan krallar da kendilerinin tanrı olduğunu ispatlamak istemişlerdir. Bu istek Mısır’da piramit geleneğini oluşturmuştur. Diğer kadim medeniyetlerde de her kral tanrılardan geldiğini ispatlama ihtiyacı içinde olmuştur. Çünkü tanrılar insanların var olma sebebiydi. Bugünkü dinlerdeki tanrı inancından çok daha ileri bir durum vardı. Çünkü tanrılar insanların arasındaydı ve insanlara göre çok üst varlıklar olarak görünüyorlardı. Teknolojinin nimetlerinden yararlanan tanrılar, geri tür olan insan için gerçekten tanrıydı. Hayalini bile kuramayacağı şeyleri yapan bu üstün canlılar, sabırla bildiklerini öğretmeye çalışıyordu. Üstelik ölümcül ceza verme becerileri de vardı. Memnun olmadıklarını yok edebiliyorlardı. Önceleri insanlar arasında olan bu tanrılar, sonraları ruhani dünyaya çekildi ama insanoğlunu yönlendirmekten hiç vazgeçmedi. Yerlerine bıraktıkları kralların devri bittikten sonra yönlendirme işlemine peygamberlerle devam ettiler.

Sekil-251

Şekil 5 Bağdat pilini insanlara öğretenler ilkel malzemelerle yapılabilmesi için gerekli bilgiyi de verdi. Acaba hangi cihazı çalıştırıyordu?

The following two tabs change content below.
Dünya denilen gezegende, resimde görülen beden içine sıkışmış bir varlık... Uyanmak için teskere bekleyen bir nefer... Tekamül denilen yolun ta! en başında olan bir yolcu... Kısacası HİÇ denecek kadar bile gelişememiş gariban... Ama yine de bu yola çıkmış olmaktan mutluluk duyan bir bilincim...

Latest posts by Seyfullah Demir (see all)